Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

145. doğum yıldönümü vesilesiyle Lenin ve Leninist­Bolşevik parti görüşü

22 Nisan 1870’te Rusya’nın Simbirsk bölgesinde doğan Lenin (Vladimir İlyiç Ulyanov), – (ölümü

21 Ocak 1924­Moskova) –, RSDİP(Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi); daha sonra SBKP(B)‘nin

(Sovyetler Birliği Komünist Partisi­Bolşevik) öncülüğünde gerçekleşen Ekim Devrimi ve Sosyalist

inşanın lideri olarak ortaya koyduğu mücadele ve örgüt anlayışı ve marksist teorik­felsefi birikime

katkılarıyla, yüz yılı aşkın süredir dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarının, sermaye diktatörlüğünden

kurtuluş mücadelesine yol göstermeye devam ediyor.[1] Lenin’in anısına ve büyük eserine işaret

etmek üzere yazılan bu makale, O‘nun, Marx ve Engels’in devrimci çizgisinde, işçi sınıfı

hareketiyle sosyalizmin birliği için yorulmak bilmez ve kararlı çalışmasının en önemli ürünlerinden

biri olan, ve işçi sınıfı ve kent­kır yoksullarının siyasal demokrasi mücadelesinde gördükleri eğitim

ve kazandıkları deneyimle sosyalist siyasal mücadeleyi zafere ulaştırmaları için “olmaz ise olmaz“

koşul, araç ve silah olarak görülebilecek devrimci parti fikri ve parti çalışmasının içeriği gibi,

Lenin’in katkılarının belirli bir alanıyla kendini sınırlıyor.[2]

LENİN VE İŞÇİ SINIFININ LENİNİST DEVRİMCİ PARTİSİ

Toplumsal sorunların ve çözümlerinin tarihsel karekterine işaret eden Marx ve Engels’in devrimci

teorisini, onun, mekanist kaba formülasyonlar ve “ölü kalıplar” olarak değil canlı­devrimci ruhu

özümsenerek irdelenmesini ve somut koşulların gerçekçi somut tahliliyle uygulanmasını savunan

ve devrimci teori ile pratiğin birliğinde ısrar eden Lenin, materyalist diyalektik yöntemi parti

sorununa da uyguladı. Lenin, işçi sınıfının devrimci partisinin inşası, üye bileşimi ve faaliyetinin

içeriğine ilişkin düşünce, öneri ve planlarını ayrıntılı ve sistematik olarak, “Bir Yoldaşa Örgütsel

Görevlerimiz Üzerine Mektup“ (Ekonomizm Savunucularıyla Bir Konuşma), “Ne Yapmalı?“

(1902), “Bir Adım İleri, İki Adım Geri” (1904) adlı kitap ve makalelerinde, Parti Kongrelerine

sunduğu rapor taslaklarında, broşür ve mektuplarında açıkladı. Makaleleri ve mektuplarında,

1900’lü yılların başındaki Rusya’nın yerel dağınık, dar çevre örgütlerinin güç ve enerji kaybına

işaret ederek, ileri işçileri ve komünistlerinin gündemine Marksist militan bir merkezi partinin

kuruluşuna olan ihtiyacı ve bunun planını getiriyor; partinin programı, siyasal teşhir ve

ajitasyonunun içeriğine dair önerilerini açıklıyor ve merkezi bir gazetenin örgütlenmesi için

yapılması gerekenler üzerinde duruyordu. Örgüt sorununda Lenin’in üzerinde durduğu öncelikli

konu, Rusya’nın o günkü koşullarında dağınık­çok sayıdaki yerel devrimci grup ve çevrenin belirli

bir devrimci (demokratik ve sosyalist) programı olan merkezi bir partide birleştirilmesi ve bunun

için bütün ülke düzeyinde hareketin örgütlenmesinin, devrimci ajitasyon ve siyasal teşhirin aracı

olarak işlev görecek merkezi bir siyasal gazetenin yayımlanması idi.[3] İşçi kitle hareketi ile

sınıfın bilinçli öncü örgütü olarak proletarya partisi arasındaki ilişki ancak bu iki başlıca

merkezi görev başarıldığı ve mücadele ve örgütlenmenin bu iki temel aracı sağlamca

örgütlendiği ölçüde geliştirilip güçlendirilebilir ve devrimci hedefe bağlı olarak

ilerletilebilirdi. Çarlık otokrasisine ve burjuvaziye karşı giderek daha sert biçimler alan, grev ve

gösteriler şeklinde yaygınlaşan ya da sınıf güç ilişkilerine bağlı olarak saldırılar sonucu geriye

düşen, ardından yeniden yükselişe geçen kitle hareketini ve ihtiyaçlarını gözeten Lenin, her bir

durumda, ona uygun düşen, ancak her defasında mücadelenin örgütlü şekilde sürdürülmesi ve

ilerletilmesine hizmet eden araçların ve taktiklerin geliştirilmesine önem veriyordu. Mücadele,

siyasal bilince ulaşmış proleterlerin örgütlü gücü tarafından yönetilmedikçe zafere

ulaşamazdı. Bu ise partiyi, tüm organları ve üyeleriyle proletarya kitleleri içinde aydınlatma ve

örgütleme çalışması yürütme sorumluluğuyla yükümlü kılıyordu. Parti, işçi sınıfının en ileri

kesimlerinin –sınıf bilincine ulaşmış işçilerin ve sınıfın kurtuluşuna bağlanmış devrimci aydınların–

örgütü olarak her koşulda ve fakat koşulların ve hareketin durumuna göre araçlar ve biçimler

geliştirmede ustalaşarak, yığınların içindeki çalışmasıyla, yığınların en geniş desteğiyle kuşanmış

olarak, onlar içinde dal­budak salarak sağlamca örgütlenmeli; Çarlık gericiliğine ve burjuvaziye

karşı her türlü zorluğa dirençli ve gücünü dolaysız olarak işçi sınıfı ve emekçilerin geniş

kitlelerinden alan bir parti olarak inşa edilmeliydi. Çarlık despotizmi ve polisin yoğun saldırıları

altında illegal temelde örgütlenmenin zorunlu olduğu koşullarda Lenin, parti çalışmasının en

önemli ve başlıca aracı olarak tüm Rusya’yı kapsayan ve yine koşulların zorunlu kılması

nedeniyle o dönemde illegal olarak basılıp­dağıtılacak merkezi bir gazeteyi görüyordu. “Sadece

gazete için materyal temin edilmesi ve dağıtımın iyi yapılması gibi teknik bir görev bile” diye

yazıyordu Lenin, partinin tüm yerel birimlerinden birbirleriyle “canlı ilişki içinde bulunan,

meselelerin genel durumundan haberdar olan, tüm Rusya’yı kapsayan çalışmanın kısmi

fonksiyonlarını düzenli biçimde yerine getirmeye alışan, güçlerini şu ya da bu devrimci eylemin

örgütlenmesinde sınayan güvenilir insanlardan oluşan bir ağ kurulmasını zorunlu kılar.”[4] Bütün

ülke düzeyinde dağıtımı yapılacak, işçi ve halk yaşamının tüm sorunlarının yansıtıldığı, siyasal

teşhir ve ajitasyonu en canlı ve verimli tarzda yürütecek, bütün “işçi mahfilleri”ne girecek, işçilerin

okuyup­yazdıkları ve dağıtımının örgütlenmesinde sorumluluk üstlendikleri, örgütlenmenin ve

siyasal eğitimin aracı olarak işlev görecek “bütün Rusya’yı kapsayan bir gazete”, teşhir ve

ajitasyonun sistematik ve istikrar kazanmış şekilde yürütülmesini sağlayacak, işçilerin –ve halkın

öteki kesimlerinin– siyasal bilincinin gelişmesine yardımcı olacak, hizmet edecekti. Bütün ülke

düzeyinde yayımlanacak bu merkezi gazete yalnızca kolektif ajitatör olarak değil kolektif bir

örgütleyici olarak da rol oynayacak, amatörlüğün aşılması, güçlerin toparlanması ve eğitiminin

aracı olacak; parti örgütü için “iskele” işlevi görecek; kitlelere yönelik propaganda­ajitasyonun

merkezileştirilmesini sağlayacaktı. Nitekim, önceleri “Iskra”, sonraları (1912) ise Pravda,

Bolşeviklerin kitle çalışmasının ve işçi­emekçi kitlelerinin parti etrafında birleştirilmesinin aracı

olarak çok büyük ve önemli işlev gördüler. “Bir Yoldaşa Mektup“ta esasları ortaya konan bu

görüşlerini Lenin, “Ne Yapmalı?” adlı eserinde daha etraflıca ve sistematik şekilde geliştirerek,

proletaryanın devrimci partisinin örgütlenme esasları, kitleler içindeki çalışması; siyasal teşhir,

propaganda ve ajitasyon gibi sorunlarına açıklık getirdi.

Bu eserinde Lenin, işçi sınıfı partisinin örgütlenme ilkelerini, proletaryanın tüm diğer kitle

örgütleriyle ilişkilerini; siyasal bilincin ve sosyalizm görüşünün kitleler içinde güç kazanmasının

yaşamsal önemi ve bunun araçlarını ele alıyor; parti çalışmasının içeriğine açıklık getiriyor; bu

çalışmanın ve örgütlenmesinin biçimleri ile kitle hareketinin olanakları ve ihtiyaçları arasındaki

diyalektik ilişkiye işaret ederek partinin kitleler içinde en yaygın ve açık çalışma olanaklarını ve

araçlarını genişletmeyi gözeten bir tutumla güç kazanması için gerekli olanları ortaya koyuyordu.

Partinin kitleler içinde böylesine güçlü­yaygın ve sağlamca yerleşmesi ve örgütlenebilmesi ve

böylece hareketin “bir bütün olarak istikrarlılığını sağlayabil”mesi için “güçlü bir devrimciler

örgütünün sağlam temellerinden işe başla”mak büyük önem gösteriyordu. O, diğer yandan,

ekonomizmin ve oportünizmin işçi hareketi içinde yol açtığı tahribatı somut örneklemeler eşliğinde

sergileyerek, işçi sınıfının tarihsel devrimci görev ve sorumluluğunu başarıyla yerine

getirebilmesinin siyasal sınıf bilincine ulaşması ile bağlı oluşuna dikkat çekiyor; bunu da,

proletarya partisinin en önemli görevi olarak saptıyordu. “En geniş siyasal ajitasyon”un ve “her

yönlü siyasal teşhirin yürütülmesinin” parti çalışması ve eyleminin “mutlak olarak zorunlu ve

başlıca görevi olduğu”na dikkat çeken Lenin‘in kendi ifadesiyle, “Ne Yapmalı?“, “... Grev

hareketiyle, ekonomik mücadelelerle iç içe geçme“nin, “sonunda ‘Ekonomizm’ olarak bilinen garip

bir soysal­demokrat oportünizmine“ yol açması karşısında, “o zaman egemen akım olan

ekonomizm“in örgütsel faaliyetlerinin “doğasıyla görüş farklılıklarının sistematik bir muhasebesi“;

ve “mücadele için kendiliğinden ayağa kalkan gerçek devrimci sınıftan kopuk olarak hiçbir anlamı

olamayacağı“ bilinciyle kurulacak ve inşa edilecek devrimci örgütün ‘ilkeleri’nin altını çizmek üzere

kaleme alınmıştı. Parti, işçi sınıfı hareketiyle sosyalizmin(sosyalizm bilinci/bilimi) birleşmesinin

ifadesi; bunun örgütü­aracı­olmalıydı! Lenin, örgütsel dağınıklık, çevrecilik, kendiliğindenliğe

tapınç, ekonomizm, subjektivizm ve sağ­sol oportünizme karşı mücadeleyi partinin Marksist-
devrimci ideolojik sağlamlığı için zorunlu sayıyor; her türden zorluğa, devlet baskısı ve polis

terörüne karşı mücadelenin başarısını, işçi sınıfı ve kent ­kır yoksullarının siyasal özgürlük ve

sosyalizm için mücadelesinde görüyor; onların, sınıfın kurtulu için sermaye düzenine ve

hakimiyetine karşı savaşım kararlılığı gösteren ileri ve sınıf bilinçli unsurlarından oluşmuş bir parti

örgütünün yaratılmasını savunuyordu.

1902’de kaleme aldığı ve 1907’de bizzat kendisinin “belirli bir tarihsel durumla”, partinin gelişim

sürecinde geride bırakılmış­aşılmış “belirli bir dönemiyle bağıntısından koparılmaması”nı istediği

“Ne Yapmalı?”da Lenin, Bolşevik parti öğretisinin temel kıstaslarını ortaya koyarken,

demokratik merkeziyetçi bir sınıf partisi, parti üyeliği­ve kadroları, vb. gibi sorunlar etrafındaki

tartışmalarda, partiyi “devrimci teoriyle silahlanmış işçi sınıfının öncü örgütü” olarak

tanımlayarak, temel bir parti kriterinin altını ısrarla çiziyordu. Bu eser, tüm Rusya işçi sınıfının

devrimci partisi için verilen mücadelenin başarıyla yürütülmesi ve sonuçlanmasında yol ve yön

gösterici işlev gördü. Lenin’in “Ne Yapmalı?”da –ve örgüt sorunuyla ilgili diğer çeşitli

makelelerinde– partili mücadele ve parti üyeliğinin kıstasları olarak ortaya koyduğu “üyelik

koşulları“, 1903 Kongresi’nden itibaren, “Bolşevik”­“Menşevik” ayrımı ve bölünmesinde, ayırdedici

rol oynadılar. Lenin‘in, uyglanmasında ısrarlı olduğu bu “kıstas(lar)“a göre; işçi sınıfının

devrimci­Marksist partisinin her üyesi, parti proğramını kabul etmek, partinin bir organı­

örgütünde fiili olarak görev almak ve partiye üyelik aidatı ödemekle yükümlü idi. Lenin

tarafından savunulan üyelik normları, Menşevik lider Martov’un en sadık ve kararlı savunucusu

olduğu “partiye yardım eden herkesin, her grevci işçinin parti üyesi sayılması“; hatta onlara

“kendini parti üyesi ilan etme hakkının tanınması” görüşünün karşısında, partinin demokratik

merkeziyetçi; alt organların üst organlara, tüm partinin merkez komitesine ve parti kongreleri

kararlarına tabi olduğu, devrimci­proleter disiplin içinde örgütlenmesi ve çevrecilikten

kurtulmasında, bağlayıcı kurumsal güvence oluşturdu(lar). 1898’deki ilk kongresinden başlayarak,

dağınık ve iç mücadelelerle geçen grup ve çevre örgütlenmelerinin yerine demokratik

merkeziyetçi işlerliğe sahip tek partinin inşa edilmesi için verilen mücadele içinde kurulan parti,

1902’ den 1912 yılına dek, kitle hareketinin yükselişi­düşüşü; durgunluğu ve kabarması, otokrasi

ve halk arasındaki mücadelenin düzeyi ve seyri tarafından etkilenen fraksiyonel –burada aslında

iki ayrı parti söz konusuydu–, ve oldukça çetin geçen yıpratıcı­bunaltıcı iç mücadeleler

sonucunda, 1912’deki Bolşevik­Menşevik resmi ve kesin ayrılmasıyla yeni bir sürece girerek

Lenin’in Bolşevik çizgisinde yoluna devam etti. İşçilerin ve kent­kır yoksullarının içinde giderek

güçlenen örgütlenmesiyle önderlik yeteneğini daha da geliştirdi. Lenin tüm bu süre boyunca

partide ortaya çıkan ya da partinin önüne çıkan sorunları, ortaya çıkış nedenleri, etkenleri ve

çözüm yollarıyla ele aldı; partiye, çalışmasında ve örgütlenmesinde yol gösterdi. Bu sorunların

çözümü için yol gösterici fikirler geliştirirken işçi hareketinin durumu, mücadelesinin gelişme

düzeyi, sınıflar arası ilişkilerin seyri, hareket noktasını oluşturuyordu. Onun görüşlerinin işçi

kitleleri ve sınıfın mücadelesine bağlanmış aydınlar içinde giderek artan şekilde etkili olmasıyla

birlikte, parti örgütünün Bolşevik sağlamlaştırılması gerçekleştirildi; “işçi sınıfının kendiliğinden

ekonomik mücadelesi içinde sosyalist siyasal karakter kazanacağı; kendiliğinden hareketin bu

kendiliğindenliği içinde ve kendiliğinden olarak sosyalizme ulaşacağı” şeklinde ifade

edebileceğimiz ekonomist akım etkisiz kılındı ve Menşevizm yenilgiye uğratıldı.

PARTİ ÜYELİĞİ SORUNUNDA LENİN


Parti örgütlenmesinin esaslarına ilişkin görüşlerini ana noktalarıyla “BirYoldaşa Mektup”ta açıklayan

Lenin, bu yaklaşımını “Ne Yapmalı?“ ve “Bir Adım İleri İki Adım Geri“ adlı eserlerinde geliştirdi.

“Bir Yoldaşa Mektup”ta, “Genel olarak örgütlenme derecesine ve özel olarak da örgütün gizliliğine

ilişkin olarak ana çizgileriyle şu kategoriler düşünülebilir” diyerek, yaklaşımını şöyle özetliyordu:

“1) devrimcilerin örgütleri; 2) olabildiği ölçüde yaygın ve çeşitli işçi örgütleri (belli koşullarda, öteki

sınıfların belli öğelerini de kapsamına alacağını düşünerek, kendimi işçi sınıfıyla sınırlıyorum).

Partiyi bu iki kategori meydana getirir.“ Sonraki ayrıntılandırmalarında; sözünü ettiği işçileri

“parti program ve tüzügünü kabul eden ve partiye katılmak isteyen işçiler“ olarak tanımladı. Bu

örgütlere, “Ayrıca ­diye ayırarak­ şunları ekliyordu: 3) partiyle ilişiği olan işçi örgütleri; 4) partiyle

ilişiği olmayan ama fiilen onun denetim ve yönetiminde bulunan işçi örgütleri; 5) işçi sınıfının,

sınıf savaşımının büyük ölçüde kendini gösterdiği olaylarda, belli bir oranda sosyal­demokrat

partinin kısmen yönetimi altına giren örgütlenmemiş öğeleri.“

Lenin, II. ve III.Parti Kongreleri’ndeki Tüzük tartışmaları bağlamında, “Bu, aşağı­yukarı, benim

sorunu nasıl ele aldığımı gösterir.”[5]diyerek, “Bir Yoldaşa Mektup“ta açıklanan görüşlerine

yeniden atıfta bulunur. Buna göre, geniş yığınlara yönelik “ve bu yüzden de olabildiğince gevşek

ve gizlilikten uzak bulunan işçi birlikleri gibi, işçilerin kendi kendilerini eğitme çevreleri ve illegal

yazını okuma çevreleri gibi, sosyalist ve demokratik çevreler, nüfusun bütün öteki kesimleri

arasında sosyalist ve demokratik çevreler, vb., vb. gibi .. çevreleri, sendikaları ve örgütleri her

yerde kurma“ ihtiyacı ve bunların “olabildiğince çok sayıda“ olmaları ve olabildiğince farklı

işlevleri yerine getirmeleri gerekliliği; “bunları devrimciler örgütüyle birbirine karıştırmak, aralarındaki

sınır çizgisini silmek“ için neden olamazdı. Bu, “saçma ve zararlı olur”du. Parti, işçi hareketiyle

kopmazcasına bağlı olacak, işçi­emekçi kitleleri içinde; onların taleplerini savunarak kesintisiz bir

ajitasyon sürdürecek, kendiliğinden hareketin daha ileriden ve etkili tarzda gelişmesine destek

olacak, sermaye ve gericilik karşısında ortaya çıkmış “işçi birlikleri”ni etkisi altına almaya

çalışacak; ancak, “işçi birliklerindeki sosyal­demokrat öğelerle (sosyal­demokrat partiye mensup

olanlarla) sınıf bilincine tam ulaşmamış, siyasal yönden etkin olmayan kişileri” birbirine

karıştırmamayı da bilecekti. “Herhangi bir parti örgütüne mensup olmayan parti üyelerinin

denetim altında tutulmasının yalnızca bir kurgu (fiction) olduğu”nun yadsınamayacağına dikkat

çeken Lenin, o günün ağır illegalite koşullarında, henüz “bir örgütün üyesi olamayan ama

yayınları dağıtan” işçilerin bir örgüte girmelerinden yana olduğunu söylüyor, ve “hatta bu

örgütlerden çoğunun partiye ait olabileceğini ve olması gerektiğini” belirtiyordu.[6]

Parti­sınıf ilişkisine, ve bunun partiye üyelik sorunuyla bağına dikkat çeken Lenin, Martov’un

“görünüşte geniş proleter kitlelerinin çıkarlarını” savunmak üzere önerdiği, “partiye yardım eden

her işçinin parti üyesi olması” düşüncesini reddederek, parti üyesinin parti program ve tüzüğünü

kabul etmesi ile birlikte “parti örgütlerinden birinin üyesi” olmasında ısrar etti; partiye katılmak

isteyen işçilerin partiye kazanılmasını parti görevi olarak niteleyen Lenin, “partinin sınır çizgisi”nin

belirsiz kalmasına karşı çıkarak, partiye girmek istemeyen ve fakat bir biçimde yardım eden

öğrenci, sempatizan­taraftar ya da başka­ kişilerin partiye doldurulmasının, partinin yıkımı ve

yenilgisine yol açacağı uyarısında bulundu. Martov ve Akselrod’u, “Belirsiz, sıkıca birleşmemiş bir

parti örgütünü savunmaları“; “her profesöre, her lise öğrencisine, ‘bir greve katılmış herkese‘

kendisini parti üyesi olarak adlandırma hakkı verme“ye çalışmaları ve parti üyesinden, “partinin

tanıdığı örgütlerden birinde çalışması“ isteminde bulunan parti tutumuna karşı “düşmanca

tavırları“[7] nedeniyle; Akselrod’u, “ilkesel örgüt sorunlarını bir oportünist gibi“ değerlendirdiği

için[8] eleştiriyor; bu anlayışın,“her parti üyesinin partiden sorumlu olduğu ve partinin her parti

üyesi için sorumluluk taşıdığı”anlayışına zarar verdiğine dikkat çekiyor; L.Troçki’yi, “partinin,

tamamen (ya da neredeyse tamamen) parti “denetimi ve önderliği altında" çalışan, fakat bütün

olarak “partiye dahil olmayan ve zaten dahil olmaması gereken işçi sınıfının muazzam kitlesinin

sadece öncü müfrezesi, önderi olduğunu” unutmakla suçluyordu. “Proletaryanın sınıf

savaşımının her görüntüsü​nü yönlendirme”k parti üyeleri için tartışma götürmez bir

görevdi. Parti, işçi sınıfının kapitalistlere karşı ücret, işgünü, çalışma koşulları gibi taleplerle

yürüttükleri mücadele içinde yer almaksızın, onun mücadelesinin “her görüntüsünü

yönlendirme“yi başaramazdı. Ancak buradan hareketle ne parti ile sınıf “özdeş“ sayılabilirdi ne

de “öncüyle, ona eğilimli yığınlar arasındaki fark“ unutulabilirdi. “İşbirliği yapanlarla mensup

olanlar arasındaki, bilinçli ve faal olanlarla yalnızca yardım edenler arasındaki fark“ silinip

atılamazdı. “Örgütsel gevşekliği haklı göstermek için, örgütü örgütsüzlükle karıştırmayı haklı

göstermek için, bizim bir sınıf partisi olduğumuzu öne sürmek, hareketin ‘derinliği’, ‘kökleri’ sorunu

gibi felsefî ve toplumsal­tarihsel olan sorunu,... teknik ve örgütsel bir sorunla” karıştırmak

olacaktı, vb.

III. Parti Kongresi’ni değerlendirmelerinde tartışmayı sürdüren Lenin, “Martov’un belirsiz

formülasyonunun ilkesel savunusunun yanlışlığı“ üzerinde yeniden durarak, “İnsanın kendisini

‘parti örgütlerinden birinin denetimi altında‘ parti üyesi olarak ataması için çalışmaya gerek

yoktur, çünkü bu formül kuru gürültüdür,...” diye, bu tutumu birkez daha aşağılıyor; parti yerel

komitelerini, bu “kuru gürültü“yle uğraşma yerine, “işçiler arasında daima ve sürekli olarak“,

partiye katılacak “mümkün olduğunca çok sayıda işçi örgütü kurmanın gerekliliği düşüncesinin

propagandasını“ yapmaya; sosyal demokrat işçilerin bu örgütlerini “parti örgütü olarak

onaylama“ya ve bu arada “her türlü gereksiz gecikme ve mızmızlanmalar“dan kaçınmaya

çağırıyordu.[9]

Bu çok çeşitli grup, topluluk, altkomiteler vb. den, “bazıları Rus Sosyal­ Demokrat İşçi Partisine

katılma isteğini açıkça öne sürecekler ve yönetim kurulu tarafından onaylanırsa, partiye katılacak“,

“Böylece (ya yönetim kurulunun buyrultuları çerçevesinde ya da onunla anlaşmaya vararak)

belirli ödevler yüklenecekler, parti organlarının buyruğuna uymayı kabul edecekler, bütün parti

üyelerinin sahip olduğu aynı haklara sahip olacaklar, ve kurul üyeliği için aday olabileceklerdir vb...

Bazıları RSDİP’ne katılmayacaklar, parti üyelerince kurulan grupların ya da şu veya bu parti

grubuyla ilişkisi olan toplulukların statüsüne sahip olacaklardır vb..”diyerek, detaya ilişkin

açıklamalarla sorunu netleştiriyordu.

Lenin için parti sorunu, sermayeye karşı mücadelesinin her biçimi ve görüntüsünde işçi sınıfının

hareketini yönlendirebilir, yönetebilir bir devrimci sınıf örgütü; sınıf bilinçli ileri işçilerin örgütü

olmayı başarması sorunuydu. Tartışmanın merkezi önemdeki sorunu buydu.

Tüzük üzerine ayrılığın, başlangıçta, “parti için bir ölüm­kalım sorunu” olacak kadar hayati

sayılmayabileceğini; partinin, “Tüzükteki yetersiz bir madde yüzünden” yok olmayacağını; ne var

ki, Martov ve destekçilerinin ısrarlı çabalarıyla ve Akselrod’un, Martov’un tüzüğün birinci

maddesine dair temel yanılgısını “oportünist bir teori haline” getirmesiyle ve demokratik

merkeziyetçi örgüt disiplininden kaçan tutumuyla, “göreceli ufak bir ayrılık”ın, “çok büyük önem

kazanmış” hale geldiğini belirten Lenin, Akselrod’un uzlaşma­“pazarlık” teklifini, “genel olarak

pazarlığa karşı olmadığı”nı belirterek yanıtlıyor ve verebileceği ödünü şöyle açıklıyordu: “işçi

örgütleri konusunda, eğer kuşku varsa (yukarda kanıtladığım gibi, her ne kadar böyle bir

kuşkuya, yer yoksa da) kendi birinci madde metnime şöyle bir not eklemeyi kabul ederdim: ‘Rus

Sosyal­Demokrat İşçi Partisinin program ve tüzüğünü kabul eden işçi örgütleri, parti örgütleri

içinde olabildiği ölçüde çok sayıda yer alırlar.’ İşin aslını konuşmak gerekirse, böyle bir

tavsiyenin yeri kuşkusuz, tüzel tanımlamaları kapsaması gereken tüzükte değil, açıklayıcı

yorumlar ve broşürlerdedir (ve tüzük hazırlanmadan çok önce broşürlerimde böyle açıklamalar

yaptığımı esasen belirtmiştim); ama böyle bir not, en azından, yoldaş Martov’un metninde var

olduğuna kuşku bulunmayan şeyleri, [örneğin­ç.] dağınıklığa yol açabilecek yanlış fikirlerin

zerresini, oportünist savların zerresini ve ‘anarşist kavramlar’ı içermezdi.”[10]

“Parti’ye girenlerden sınıf bilinci talep ettik, Parti’nin gelişmesinde sürekliliğin muazzam öneminde

ısrar ettik, disiplini öğrettik ve tüm parti üyelerinin parti örgütlerinden birinde eğitilmesini talep

ettik” diye ısrarla vurgulayan Lenin, işçi hareketinin canlandığı, gericiliğe karşı ileriye atıldığı

devrimci dönemde, “tüm sosyal­demokrat işçileri yanınıza çağırın, onları yüzler ve binler

halinde Parti örgütü saflarına sokun. Onların delegeleri merkezi mercilerimizin saflarını yeniden

canlandırsınlar, genç devrimci Rusya’nın yeni ruhu bu delegeler sayesinde buralara aksın”[11]

diye, çağrıda bulunuyordu.(abç)

Lenin’in, bu tartışmalar bağlamında ortaya koyduğu görüşlere, “görünürde işçi sınıfından yana“

Martovcu itiraz, parti­sınıf ilişkisinin oportünist yorumuna dayanıyordu. Lenin’in eleştiri ve

uyarıları, “sosyal­demokrat işçilerin” partiye katılmasının ve parti örgütlerinden birinde yer

almasının önüne engel çıkarmanın dayanağı yapılamazdı. O‘nun, parti program ve tüzüğünü

kabul eden ve partiye katılmak isteyen ileri işçilerin “parti denetimi ve disiplini altında eğitimi” için

teşvik edilmelerini, parti ve üyesinin görev ve sorumluluğu olarak belirleyen vurgusu, ve bu görev

ve sorumluluğun, asla savsaklanmaması gereğine ilişkin dikkat çekici uyarısı oldukça açıktı ve

aksi bir tutuma yolu kapatıyordu. Parti, eğer sınıfın “en sağlam üyelerinden” oluşmuşsa, devrimci

teoriyle donanmış ve sınıf mücadelesi yasalarının bilgisine ve “devrimci hareketin tecrübesi”ne

sahip ise, işçi ve emekçilerin bütün öteki örgütlerine yol gösterebilir; onların eylemini belirli bir

hedef doğrultusunda birleştirmeyi başarabilirdi. Eğer “bütün koşullar ve dönemlerde politik

mücadele içinde sınanmış sıkı bir örgüt mevcut değilse” amaca ulaşmak üzere proletaryanın

güçlerini aydınlatıp birleştirmek ve düşmanın palanlarını bozarak saldırılarını püskürtmek olanaklı

olamazdı. Devrimci sınıf partisinde, alt organlar üst organlara, bütün parti merkezi organa ve

kongre kararlarına; azınlık çoğunluğa, parça bütüne tabi olmaksızın örgüt birliği sağlanamazdı.

Örgüt içi demokrasi “otorite yokluğu” anlamına gelmezdi. Parti üyesinin sorumluluğu ve görevleri

ile hakları arasındaki ilişkinin ele alınmasında en önemli “ölçü“, partinin kitleler içindeki

çalışmasında gösterilen başarı, üstlenilen görevin yerine getirilmesinde sahip olunan yaratıcı

inisiyatif ve kararlı tutum olmalıydı. Görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenin “haklar”

üzerine tiradı, lafazanlık olurdu. Parti görevleri ve disiplini açısından bütün parti üyeleri eşit olmak

durumundaydılar. Demokratik­merkeziyetci örgütlenme “ilkesi”nin gereklerinden biri olan “seçim“

yoluyla görevlendirme, ülke koşullarından soyutlanarak, demokratik kuralların uygulanabilir olup

olmaması gözetilmeksizin mutlaklaştırılamazdı. Çarlık Otokrasisi altındaki Rusya koşulları

nedeniyle, “demokrasinin ikinci özelliği olan seçim konusunda“ kendilerinin iyi durumda

bulunmadıklarına işaret eden Lenin, “politik özgürlüğün olduğu ülkelerde“ bu koşulun son derece

doğal olduğunu; burjuva siyasal özgürlüklerin olmadığı koşularda ise polis­jandarma baskısı

nedeniyle bunun uygulanmasının zorluk gösterdiğini belirtiyordu.[12]

Parti üyeliği ve sorumluluğu kişinin “durumuna göre“ uyarlanacak ya da “yapabildiği kadarıyla“

katkısına daraltılacak gevşek bir ilişki biçimine indirgenemezdi. Bu türden bir ‘esneklik‘, parti

görev ve sorumluluklarının savsaklanmasına; merkezi disipline sahip ve her koşulda mücadele

edebilir örgüt inşaasının darbe yemesine yol açarak, işçi sınıfının mücadele potansiyeli, enerjisi

ve yeteneğinin devrimci sınıf örgütünde somutlanması olanağını baltalardı. İşçi sınıfının parti

olarak örgütlenmesi ya da işçilerin en sağlam, en fedekar, en bilinçli öğelerinin parti olarak

örgütlenerek işçi kitleleri ve emekçilerin parti etrafında birleştirilmesini başarıyla

gerçekleştirmeleri, parti sorumluluğu ve bilincinin kitlelerin geri düzeyine düşürülmesini değil,

aksine proleter ve emekçi kitlelerin partinin mücadele ve örgüt çizgisi düzeyine çıkarılmasını

(yükseltilmesi) gerektirirdi. Bu anlayışın bulanıklaştırılması, işçilerin sınıf düşmanlarına karşı

savaş kapasitelerini zedeleyerek örgütlerini zayıf düşürecek; onları burjuva ideolojisinin etkisine

açık tutacaktır. Oysa, işçi sınıfı, ancak siyasal sınıf bilincine sahip olursa ve sınıf partisi bunun

için işçi­emekçi kitleler içinde kesintisiz bir çalışma sürdürür ise sömürüden kurtuluş mücadelesini

zafere ulaştırabilir. İşçi sınıfının sömürüden kurtuluş mücadelesine ancak böyle bir parti önderlik

yeteneği gösterebilir ve sınıf örgütlerinin “her biçimini yönetmeye yetenekli önderlerin

yetiştirilmesi” için, “en iyi okul” görevini yerine getirebilir. Parti, “proleterlerin sınıf birliğinin en

yüksek biçimi” olup, proleter sınıfın bağrında yer alan ve bu sınıfın örgütleri arasında asıl

yönetim gücünü oluşturan örgütü; proleter sınıf mücadelesinin tüm yönlerinin

merkezileştirilmesiyle sınıfın “partisiz bütün örgütleri”ni ve onları yöneten öğelerini sömürüden

kurtuluş hedefinde birleştirmeye yetenekli tek örgütüdür. Ne var ki “öncü ile ona eğilim gösteren

kitleler arasındaki farkı gözden kaçırmamak” gerekliliği, partinin, “işçi sınıfının öncüsünün

milyonlarca işçiyle olan birliğinin bir ifadesi” olması gerçekliğini karartmamalıdır. Bu özelliği,

parti için hayati önem taşır. Partili olmayan işçi­emekçi kitleleriyle güçlü ve geniş bağlara sahip

olmayan bir partinin varlığını sürdürmesi, sınıfın parti olarak örgütlenmesinin ifadesi ve

cisimleşmesi olması ve mücadelenin yönlendirici kurmayı görevini başarıyla yerine getirmesi

mümkün olmaz. Sınıfın partisine güveni ve desteği, sınıf partisi olmanın/olabilmenin tayin edici

koşuludur ve bu da ancak sınıf hareketiyle dolaysız ve süreklilik gösteren bir ilişki içinde olmayı

başararak, sınıfın taleylerinin savunusunda kararlılık göstererek sağlanabilir. “Proletarya ­diyordu

Lenin­ ancak, Marksizmin ilkelerine dayanan ideolojik birlik, ezilen milyonları, işçi sınıfı ordusuna

dönüştürecek olan bir örgütün maddi birliğiyle sağlamlaştırıldığı zaman, yenilmez bir güç

olabilir...” Bu, Partinin “çelikten birliği” ve sağlamlığının da başlıca koşuludur. Parti, eğer işçi sınıfı

ve emekçiler içinde “dal­budak salmış” bir örgütlenmeye sahip ise ve demokratik merkeziyetçi

örgüt ilkesini tutarlılıkla uygulayabiliyorsa, kitle gücüyle donanmış güçlü bir mücadele örgütü

olacaktır.

PARTİ –KİTLE İLİŞKİSİ VE PARTİ ÇALIŞMASININ İÇERİĞİ

Lenin’in, işçi sınıfının örgütlenmesi­kitlesel örgütleri ve partisi üzerine görüşlerinin asıl hareket

noktası ya da irdelemelerinin temelinde yatan asıl sorun, işçi sınıfının sömürülen bir sınıf olma

durumunun son bulması için nasıl bir örgüte ve mücadeleye ihtiyaç olduğuydu. Daha 1900’ün

başında, “Hareketimizin en acil görevleri“ başlıklı makalesinde şöyle yazıyordu: “Sosyal-
demokrasi, işçi hareketinin sosyalizmle birliğidir, onun görevi, işçi hareketine tek tek bütün

aşamalarda pasif bir şekilde hizmet etmek değil, hareketin tümünün çıkarlarını temsil etmek, bu

harekete onun nihai hedefini ve politik görevlerini göstermek, hareketin politik ve ideolojik

bağımsızlığını korumaktır. Sosyal­demokrasiden kopuk işçi hareketi parçalanmak ve kaçınılmaz

olarak burjuvalaşmak zorundadır; eğer işçi sınıfı sadece ekonomik mücadele yürütürse politik

bağımsızlığını kaybeder, öteki partilerin bir uzantısı haline gelir ve şu büyük vasiyete ihanet

eder: ‘İşçi sınıfının kurtuluşu ancak işçi sınıfının kendi eseri olabilir.‘"

Partinin eylemi ve örgütsel­politik (ve ideolojik) çizgisi; işçi sınıfının, halkın tüm diğer ezilen

kesimlerinin karşı karşıya olduğu siyasal baskının her türüne karşı mücadele içinde eğitim görerek

siyasal sınıf bilincine ulaşması ve sosyalizm mücadelesini zafere ulaştırması için tayin edici

öneme sahiptir. Lenin’in parti ve çalışmasının niteliği üzerine ekonomistlerle tartışmalarının

bağlandığı yer de burasıydı. İşçilerin bilinçli ileri kesimlerinin örgütü olarak partiyi, sendikal

mesleki örgütlerinden daha farklı işlevle yükümlü gören Lenin bundandır ki, işçi sınıfının siyasal

sınıf bilincine ulaşmasını asıl görev edinen bir parti çalışmasında ısrar ediyor; sınıfa siyasal

bilincin “verilmesi” ya da “taşınması”nın ise, ancak işçi hareketiyle kesintisiz bağ içinde, işçi-
emekçi kitleleri içinde yürütülecek çok yönlü siyasal teşhir, ajitasyon ve propaganda aracıyla

mümkün olacağını ve bunun da bilimsel bilgiye sahip partili işçi ve aydınlar tarafından yerine

geterilmesi gerektiğini belirtiyordu.

Lenin, Rus sosyal­demokrat hareketinde –ki bu hareket o günün Rusyasında (1900’lerin

başı)parçalı, dağınık çevreler halindedir, ve ileri işçilerin de içinde yer aldığı bu grup ve çevrelerin

liderliğini yapanların örgüt ve mücadele sorunlarına bakış açıları arasında önemli farklılıklar

bulunmaktadır– ortaya çıkan ekonomist akıma karşı yürüttüğü mücadele bağlamında,

"kendiliğindenlik unsuru"nun “aslında bilinçliliğin tohum halinden başka bir şey olmadığını”

belirterek, ilkel işçi isyanlarının da “belli bir bilinç uyanışını” ifade ettiğini; bu tür isyanların,

işçilerin, “kendilerini ezen rejimin yıkılmazlığına olan eski inançlarını” yitirmelerinin ve birlikte

karşı koyma gereğini hisetmelerinin göstergesi olduğunu belirtiyordu. “Sistemli grevler”i, “sınıf

mücadelesinin tohumlarını, ancak sadece tohumlarını” içeren; işçilerle “işverenler“ arasındaki

çıkar karşıtlığına uyanışını gösteren gelişmeler olarak gören Lenin, bu durumun, işçilerin “sosyal-
demokrat bilinçten yoksun” oldukları gerçeğini ortadan kaldırmadığına; “işçi sınıfının kendi

gücüyle ancak ve yalnız trade­unionist bilince, yani sendikalarda birleşme, işverenlere karşı

mücadele etme, hükümetten işçiler için gerekli şu ya da bu yasayı çıkarmasını talep etme vs.

gerekliliği inancına ulaşabileceğini“ [13] gösterdiğine dikkat çekiyor; bunun da sınıf bilincinin

sınıfa dışarıdan götürülmesini zorunlu kıldığını belirtiyor ve ekonomist akımın temsilcileri

–Martinov ve diğerleri– ile tartışmaları kapsamında şöyle yazıyordu: “Siyasal sınıf bilinci, işçilere,

ancak dışarıdan verilebilir, yani, ancak iktisadi mücadelenin dışından, işçilerle işverenler

arasındaki ilişki alanının dışından verilebilir. Bu bilgiyi elde etmenin mümkün olduğu biricik alan,

bütün sınıf ve tabakaların devletle ve hükümetle ilişkisi alanıdır. Onun için, işçilere siyasal bilgi

vermek için ne yapmalı sorusuna yanıt, pratik içindeki işçilerin ve özellikle ekonomizme eğilim

gösterenlerin çoğunlukla yeterli buldukları, ‘işçiler arasına gidilmelidir’ yanıtı olamaz. İşçilere

siyasal bilgiyi verebilmek için, sosyal­demokratlar nüfusun bütün sınıfları arasına gitmek

zorundadırlar; onlar askeri birliklerini bütün yönlere sevketmek zorundadırlar.”[14] Lenin bu

açıklamasını, bilinçli olarak yapılmış bir basitleştirme ve ‘kaba formül’leştirme olarak niteleyerek,

nüfusun bütün kesimleri içinde propaganda ve ajitasyonun devrimci önemi ve anlamı üzerinde

duruyor, bunun, ihmal edilemezliğine işaret ediyordu. “Biz­diyordu Lenin ­teorisyenler olarak,

propagandacılar olarak, ajitatörler olarak ‘nüfusun bütün sınıfları arasına gitmeliyiz.”

O’na göre, bunun gerçekleşebilmesi için parti önüne “işçilere, onların çıkarlarıyla kapitalistlerin

çıkarları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı göstermek; proletaryaya, gerçekleştireceği sosyal

devrimin tarihsel önemini, niteliğini ve koşullarını açıklamak; bütün tezahürleriyle proletaryanın

mücadelesini yönetebilecek” bir düzeye gelmek­yükselmek görevini koymalıdır.[15] ”Eğer

işçiler, hangi sınıfı hedef alıyor olursa olsun, her türlü zorbalık ve baskı, zor ve suiistimal

olayına tepki göstermeyi, hem de herhangi bir açıdan değil de sosyal­demokrat açıdan tepki

göstermeyi öğrenmemişlerse, işçi sınıfının bilinci gerçek bir politik bilinç olamaz. Eğer işçiler,

somut ve ayrıca mutlaka güncel politik olaylar ve olgular temelinde diğer toplumsal sınıfların

her birini entelektüel, moral ve politik yaşamlarının bütün tezahürleri içinde gözlemlemeyi

öğrenemezlerse; nüfusun bütün sınıf, katman ve gruplarının yaşam ve faaliyetlerinin bütün

yönlerinin materyalist değerlendirmesini pratikte uygulamayı öğrenemezlerse, işçi kitlelerinin

bilinci gerçek sınıf bilinci olamaz. İşçi sınıfının dikkatini, gözlem yeteneğini ve bilincini yalnızca

ya da hatta esas itibariyle işçi sınıfı üzerinde yoğunlaştıranlar sosyal­demokrat değildir, çünkü

işçi sınıfının kendisini tanıması, onun modern toplumun bütün sınıfları arasındaki karşılıklı

ilişkilere dair yalnızca teorik düşüncelerle değil­daha doğrusu, teorik olmaktan çok, politik

yaşamın deneyimleri temelinde edinilmiş düşüncelerle kopmaz biçimde bağlıdır.”[16] Sınıf

bilinçli işçi, “...proletaryanın öteki kitleleri önünde, proleter hareketin koşullarını, gidişini ve

genel sonuçlarını gören bir öncüllüğe sahip”[17] olan işçidir. Sosyalist siyaset, başlıca olarak

bütün işçilerin –ve onların şahsında tüm sömürülen ve baskı altında tutulanların– sermayeye

bağımlılıktan kurtulmasını; emeğin sermayeye bağımlılığının son bulmasını içeren siyasettir ve

bu özelliğiyle sendikalist­ekonomist politikalardan ayrışır. Siyasal özgürlükler için mücadele ve

sosyalist dünya görüşü işçi kitleleri içinde ve emekçilerin saflarında yaygınlaşıp, proleter ve

emekçi yığınların en bilinçli ve dövüşmeye kararlı unsurları parti örgütünde biraraya

gelmedikçe, ‘ücretli kölelik sistemi’ne son verme mücadelesi başarıya ulaştırılamaz. Bundandır

ki, Lenin başta olmak üzere Marksistler, “işçi sınıfı hareketinin kendiliğindenliğinin her türlü

putlaştırılmasının,’bilinçli unsurun’sosyal­demokrasinin rolünün her türlü küçümsenmesinin,

bunu küçümseyenin onu isteyerek yapıp yapmamasından bağımsız olarak, işçiler üzerinde

burjuva ideolojisinin etkisini güçlendirmek anlamını taşıdığını”[18] vurgulaya gelmişlerdir. Bu,

kuşku duyulmaması gerekir ki, işçi­emekçi kitlelerinin ‘kendiliğinden‘ hareketinin dışında

durmak­kalmak anlamına gelmez. Aksine, yığın hareketinin içinde olmaksızın ve parti, kitlelerin

her türlü mücadelesinin tüm görüngülerinin yönlendirilmesinde başarı sağlamaksızın, işçilerin,

güncel politik olaylar ve olgular temelinde diğer toplumsal sınıfların entelektüel, moral ve politik

yaşamlarının “b ü t ü n yönlerini gözlemlemeleri”ne; “nüfusun b ü t ü n sınıfları ve gruplarının

yaşam ve faaliyetlerinin bütün yönlerinin materyalist tahlili ve materyalist değerlendirmesini

pratikte uygulamayı” öğrenmelerine katkıda bulunulamaz, yardım edilemez ve öncülük

edilemez. İşçi sınıfının kendi durumunun bilincine varması, çünkü, ancak kendisi dahil tüm

toplumsal sınıfların birbirleriyle ve devletle ilişkileri alanında yaşanan tüm siyasal­iktisadi ve

sosyal olay ve gelişmelerin anlamı ve boyutlarının, onun nezdinde hem düşünsel yönden hem

de pratik deneyimleriyle açıklık kazanmasına bağlıdır.

Parti bunun içindir ki, işçi sınıfının bu sınıf bilinciyle hareket edecek bir düzeye yükselmesini

tüm çalışmasının merkezi sorunu ve görevi olarak belirler. Bu ise, marksizmin, sosyalist dünya

görüşünün işçi kitleleri içinde yaygınlaştırılmasıyla mümkündür. “Devrimci teori olmadan

devrimci hareket de olamaz“ diye vurguluyordu Lenin. Parti, halkın mücadelesindeki “öncü

savaşçı rolü“nü, ancak devrimci teoriyle donanmış; bu teorinin yol göstericiliğinde hareket eden

devrimci bir sınıf partisi ise, yerine getirilebilir. Sosyalizm bilimini bir bilim olarak ele almak ve

işçi kitleleri içinde yaygınlaşmasını sağlamak partinin görevidir. İşçi sınıfının sömürüden

kurtuluşu için mücadele ekonomik­politik cephelerde olduğu gibi teorik­ideolojik cephedede

verilmeli; her türden burjuva ideolojisinin işçi hareketi içindeki ve üzerindeki etkisinin kırılması

sağlanarak, sınıfın kendi devrimci partisinde birleşmesi başarılmalıdır. Engels, “Alman

hareketinin gücü“nün, sermayeye karşı bu üç tür mücadelenin “ortak merkezli saldırı“ şeklinde

sürdürülmesinde olduğunu söylemişti.[19] “Proletarya kitleleri içinde sosyalist düşünceleri ve

politik öz bilinci sağlamlaştırmak” ve “işçi hareketiyle kopmaz şekilde bağlı” devrimci bir parti

örgütlemek; işte en temel partisel ve devrimci görev budur. “İşçi sınıfının politik gelişiminin ve

politik örgütlenmesinin ilerletilmesi” için, halkın tüm kesimleri içinde siyasal teşhir, ajitasyon ve

propagandanın yoğunlaştırılmasına ve bunun için de artan sayıda devrimci militanın

görevlendirilmesine ihtiyaç vardır. Politik propaganda, ajitasyon ve örgütlenmenin içerik ve

kapsamını daraltan; işçilerin dikkatini yalnızca onların kendi kısmi ya da daha genel sorunlarına

çekmekle yetinen tutum ve anlayışlardan uzak durmak büyük öneme sahiptir.

LENİNİST PARTİ VE OPORTÜNİZM­ DEVRİMCİ MARKSİZM

MÜCADELESİ


Lenin’in devrimci parti ve mücadele anlayışı 1900’lerin başından bu yana, işçi sınıfının

mücadelesini asıl hedeflerinden saptıran oportünist akım ve partilerle devrimci Marksizm arasında

uluslararası alanda süren mücadelenin ayrım noktalarının belirginleştirilmesinde “köşe taşı“ işlevi

gördü. İşçi sınıfı ve komünist partileri bu anlayışla hareket ettikleri ülkelerde proleter kitlelerin ve

halkın öteki kesimlerinin desteğini sağladılar; siyasal özgürlük ve sosyalizm mücadelesini

ilerletmek yönünde önemli başarılar kazandılar. Lenin’in, parti ­ve devlet­ görüşü, Marx­Engels’in

kuramından, onların doğrudan katılmalarıyla gerçekleşen I. Enternasyonal’in deneyimiyle birlikte

Komün derslerinden esinleniyor, ondan güç alıyordu. Lenin II. Enternasyonal partilerinin en

önemlilerinin sosyal­şoven çizgiye kaymalarına karşı, devrimci Marksist çizginin hakim olması ve

uluslararası işçi hareketinde egemen olması için büyük bir çaba gösterirken, Birinci Enternasyonal

ve Komün’ün mirasıyla birlikte, II. Enternasyonal’in devrimci döneminin deneyiminden de

yararlandı. III. Enternasyonal’in kuruluşu bu deneyimlerin sonuçları üzerinden gerçekleştirildi.

O’nun bu büyük çabası ve mücadelesi, III. Enternasyonal’in teorik­örgütsel çizgisinin

belirlenmesinde de yönlendirici işlev gördü.

Devrimci­Marksist çizgi ile reformist sosyal­şoven çizginin mücadelesi Alman partisi başta olmak

üzere Avrupa partileri içinde de ciddi bölünmelere yol açtı. Bununla birlikte, bu partilerin devrimci

döneminde ve bölündükleri koşullarda da devrimci çizgide ısrar edenlerin öncülüğündeki işçi ve

emekçiler, Büyük Ekim Devrimi’nin zafere ulaştığı dönemde çeşitli ayaklanmalara girişmiş, ancak

tekelci gericiliğin ağır darbeleri altında yenilgiye uğratılarak geriye atılmışlardı. Buna rağmen hem

kendi mücadelelerinin kazanımlarına dayanarak hem de sosyalizmin Sovyetler Birliği’ndeki

inşasından güç alarak kapitalizme ve tekelci gericiliğe karşı mücadele içinde kitlelerin

küçümsenemez bir kesiminin desteğine sahip kitle partileri haline gelmişlerdi. Alman Komünist

Partisi’nin 1930’lu yıllarda altı milyon civarında oy desteğine sahip olması bunun göstergelerinden

sadece biriydi. İkinci Dünya Savaşı ve Hitler Faşizminin ’dünyayı kana bulaması’, halkın çıkarlarını

esas alan devrimci çizgideki kararlılıklarını sürdüren partilerin, onlar, –militanlarının önemli bir

kesimini antifaşist savaşta kaybetmelerine rağmen–, Fransa gibi bazı ülkelerde iktidar “ortağı”

olacak düzeyde­ güçlü kitle desteğine sahip olmalarına engel olamadı.[20] Fransız, İspanyol ve

İtalyan partileri, Hitler, Musolini ve Franko faşizminin darbeleri altında büyük güç yitimine

uğradıkları savaş koşulları sonrasında da, savaşın yol açtığı yıkımın umutsuzluğa, açlık ve

işsizliğe ittiği işçi­emekçi kitlelerinin sosyal­ekonomik hakları için mücadele içinde yeniden güç

toplayabildiler. Sovyetler Birliği’nin, faşizmin yenilgiye uğratılarak dünya halklarının faşist­militarist

barbarlıktan kurtuluşunda oynadığı belirleyici rol ve bunun sağladığı prestij, bu ülkelerde ve bütün

ötekilerde işçi sınıfı ve partilerinin moral güç kaynaklarının en önemlileri arasındaydı.

Buna rağmen savaş koşullarının yarattığı tahribat, işçi hareketinin kapitalizm koşullarında

ekonomist­sendikalist, sağ­sol oportünist, Troçkist eğilimleri temsil eden çeşitli fraksiyonların

faaliyetine ve etkisine açık olması, işçi aristokrasisi ve oradan da güç alan bürokratik anlayışların

bu partilerin saflarında güç kazanmasıyla birlikte, işçi ve emekçilerin geniş kesimlerinin desteğine

sahip olan bu partiler, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nde, Stalin’in ölümünü de

fırsat bilerek ilan edilen “yeni yol”un kapitalizme açılan bir yol olmasından da “esinlenip-
etkilenerek”, devrimci hedeflerden uzaklaşma ve burjuvaziyle uzlaşma yoluna girdiler. Faşizmin

yenilgiye uğratılmasının ardından içine girilen dönemin sosyopolitik ortamından ve sosyalist

Sovyetler Birliği’nin sosyalizmin inşası ve antifaşist savaşa öncülüğüyle uluslararası alanda sahip

olduğu devrimci prestijinden güç alarak yığınlarla ilişkilerini geliştiren söz konusu partilerin, sistem

içi reformist kazanımlarla yetinen bir çizgiye kaymalarıyla birlikte, Marksist ­Leninist parti

anlayışından uzaklaşıldı ve liberal parlamentarist “sosyalist” ve “komünist” partilere dönüşmelerin

yolu hızla açıldı. Bu yönelimi ve sonuçlarını Enver Hoca “Kruşçevciler” ve “Eurokomünizm-
Antikomünizmdir” adlı eserlerinde irdeleyerek, işçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerini ve onların sınıf

bilincine ulaşmış ileri kesimlerini devrimci uyanıklığa çağırdı. Ancak ne devrimci­sosyalist eleştiri

ve uyarılar ne de kitlelerin geniş kesimlerinin desteği, bu partileri (İtalyan, İspanyol ve Fransız)

girdikleri revizyonist­reformist ve burjuvaziyle uzlaşma çizgisinde ilerlemekten; düzen sınırları

içinde reformist taleplerle sınırlı bir mücadele proğramının ötesine geçmeyen çizgiye

savrulmaktan; sosyal reformizm, parlamentarizm ve revizyonizm hattına yerleşmekten

alıkoyamadı.

İşçi ve halk hareketine ve uluslararası komünist örgütlenmeye bu büyük darbelere rağmen,

aralarında bizim ülkemiz işçi ve emekçilerinin kurtuluş davasına adanmış Marksist­Leninistlerin de

bulunduğu işçi sınıfı devrimcileri ise, emperyalist ve işbirlikçi gericiliklere, burjuva sınıf hakimiyeti

ve kapitalist sömürüye karşı mücadelenin devrimci örgütlerini oluşturmak –bazı ülkelerde yeniden

yaratmak– için yürüttükleri mücadeleyi kararlılıkla sürdürerek, bir süre önce 20. Kuruluş

yıldönümü nedeniyle ülkemizde bir araya gelen Marksist­Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nı

oluşturarak yola devam ettiler. Bugün proletaryanın devrimci mücadelesi ve parti sorununu bütün

bu süreçlerden geçerek günümüze gelen uluslararası hareketin deneyimleri üzerinden

değerlendirmek gerekir.

Bu değerlendirme, kaçınılmaz olarak, iktisadi­sosyal ve siyasal koşullardaki değişimi; burjuvazinin

ulusal ve uluslararası güçleriyle işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar “bloku” arasındaki ilişki ve

çelişkileri ve bunlar tarafından şekillenen mücadelenin düzeyi dikkate alınarak yapılacaktır.

LENİNİST PARTİ GÖRÜŞÜNDE ISRAR EDİLMEDEN SINIF PARTİSİ

BAŞARIYLA İNŞA EDİLEMEZ


Parti fikri ve teorisi, işçi sınıfının sömürüden kurtuluş mücadelesi tarafından yönlendirilir

ve içeriğini bu mücadelenin ihtiyaçları ve gereklerinden alır. Partinin, sosyalizm ile işçi

hareketinin birliğinin ifadesi olarak şekillenmesi, mücadelenin bu gerekleri ve bağlandığı

hedef tarafından belirlenir. Partinin niteliğini belirleyen, gizli ya da açık; legal veya illegal;

yasal­yasadışı olması değil, programının içeriği, politik eylemi ve bağlandığı hedeftir.

Örgütün biçimi siyasal koşullar ve sınıf güç ilişkilerine bağlı olarak değişkenlik gösterirken,

programatik hattı ve mücadelesinin niteliği, hangi sınıfın ve politikanın temsilcisi olduğuna

açıklık getirir.

İşçi sınıfının iktisadi, politik­ideolojik mücadelesinin içsel bağı ve ‘bütünlüğü’, farklı tipte ve

bileşimdeki örgütlerinin hem gerekliliğini hem de zorunlu ilişkisini açıklar. Farklı nitelikteki

mücadeleler farklı örgütleri gereksinir(ler). Sendikalar kapitalistlere ve hükümetlerine karşı

mücadelenin gerekliliği bilinciyle hareket eden işçilerin mümkün en geniş kitleselliğe sahip yığın

örgütleri olmak durumunda iken, siyasal örgüt olarak parti, işçi sınıfının sosyalizm bilincine

ulaşmış ileri kesimlerinin demokratik merkeziyetçi bir işlerliğe ve disipline sahip daha dar, daha

sağlam bir örgütü olmalıdır. “İşverenler”e ve hükümete karşı mücadelenin ve mücadelede

birleşmenin gereğini anlayan her işçinin sendikal örgüte katılması bu örgütleri güçlü kılar. Parti

örgütü ise, sendikal örgüt gibi “lose” (gevşek) olamaz. Lenin’in, sorunu tartıştığı dönemin

Rusya’sında Çarlık otokrasisi, sendikaların en geniş işçi kesimlerinin örgütleri olarak

şekillenmesinin önüne dahi bin bir türlü engel çıkarmış, işçileri gizli işçi birlikleri kurmak zorunda

bırakmış, partiyi de illegal temelde örgütlenmek; “gizli” ve “dar” örgütler şeklinde faaliyet yürütmek

durumunda bırakmıştı. Ancak, sendikal ve siyasal örgütler arasındaki bu örgütlenme ve üye

bileşimi farklılığını yalnızca Çarlık despotizmi altındaki Rusya koşullarına özgü gerekliliklerin

ürünü saymak doğru olmaz. Siyasal özgürlüklerin var olduğu ülkelerde sendikal ve siyasal

örgütlenme olanaklarının daha geniş olmasına ve bu durum, faşist vb. gibi ülkelerde olduğundan

daha farklı örgüt biçimleri ve çalışma tarzlarını kaçınılmaz kılmasına rağmen sendikal örgütler ile

partinin, ‘örgütlenme kriterleri’, çalışmasının içeriği ve kapsamı yönünden farklılıklar göstermesi

gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Bu farklı tür örgütlerin darlığı­genişliği ya da üye bileşimleri,

ülkelerin koşullarıyla bağlı bazı özgünlüklerine karşın, “evrensel” özellik gösteren “öncü

örgüt”­“kitle örgütü” bağlamına sahiptirler. Bu ayrımlar gözardı edilemez ya da önemsiz

görülemez. Çünkü; “Sosyal­demokrasinin siyasal mücadelesi, işçilerin işverenlere ve hükümete

karşı iktisadi mücadelesinden çok daha geniş ve karmaşık bir mücadele”[21]dir. Parti,

“proletaryanın kurtuluş mücadelesinin tümünü yönetebilecek bir devrimciler örgütü” olmayı

başarmalıdır. Kitleler içindeki çalışması, sendikalar dahil sınıfın tüm öteki örgütleri içindeki

çalışmayı da kapsayacak; işçi ve halk hareketinin yükseliş içinde olduğu, partiye doğru

yönelişlerin ivme kazandığı durumlarda ve yığın hareketinin geriye çekiliş durumunda, farklılık

gösteren araç, biçim, yöntem ve taktikleri geliştirecek; emekçi kitlelerin sermaye ve gericiliğe karşı

seferber edilmesi ve mücadelede en ileri olanlarının parti örgütünde birleşmeleri için daha fazla

çaba gösterecektir. Böylece daha geniş emekçi kesimler bir araya getirilecek, sınıf düşmanına

karşı donanım artırılarak mevziler güçlendirilmiş olacaktır. Halkın girişkenliğinin yükseldiği

koşullarda işçilerin enerjisini partiye “akıtmak”, işçileri partide birleştirmeye yoğunlaşmak, devrimci

gelişme ve pratik çalışmanın deneyimini eğitimin dayanağı yapmak gerekir. Hareketin geriye

çekilişi ve işçilerin en acil, en “dar”, gündelik iktisadi taleplerle mücadelesinin dahi ya lokal­yerel

bazı örnekleriyle sınırlı kaldığı ya da işkolları düzeyini aşmadığı koşullarda, olabildiği kadarıyla bu

mücadelenin geliştirilmesi ve birleştirilmesi için ajitasyon –ekonomik talepler için olduğu gibi,

siyasal talepler için de– büyük önem gösterir. İşçilerin partisi, kendisiyle sınıfın ana kitlesini

birbirinden uzaklaştıracak belirlemelerden ve taktiklerden uzak duracak; işçilerin eğitimi ve

devrimci örgütünün sağlamlaştırılması için çaba gösterecek; faaliyetin iktisadi mücadelenin

eklentisine indirgenmesine; siyasal ajitasyon ve propagandanın içeriğinin ekonomizm ve işçi

sınıfının ekonomik talepleri ­bu talepler bağlantılı siyasal taleplerle sınırlı tutulmasına karşı

devrimci uyanıklığı diri tutacak, kitle kuyrukçusu beklentici tutumları reddedecektir. İşçi ve

emekçilerin mücadele sonucu hakim sınıflar cephesinde açtıkları gedikler ile elde edilen

mevzilerin durumu, sadece siyasal teşhir ve ajitasyonun yürütülüşü ve hangi taleplerin öne

çıkarılacağı üzerinde değil, açık­gizli; legal­illegal örgütlenme ve çalışmanın biçim, araç ve

yöntemleri açısından da önem taşır. Hareketteki ve koşullardaki değişim; hareketin geriye çekildiği

ve devrimci kalkışmalara giriştiği dönemlerde, savaş koşullarında, barışçıl dönemlerde ya da

proletaryanın iktidarı koşullarında farklı biçim, araç ve yöntemler kaçınılmazlık gösterir. Örgüt

biçimleriyle çalışma araç ve yöntemleri çünkü, isteme bağlı değişkenlik gösteren tercih sorunları

olmayıp sınıf­güç ilişkileri ve siyasal­sosyal koşullarla bağlıdırlar. Buna karşın, koşullardaki

değişim ve işçi­emekçi hareketindeki yükselişler ve düşüşler, partinin niteliğinin değiştirilmesinin

nedeni olamaz; “partiye katılanların sınıf bilinçli olmaları”, “her parti üyesinin parti örgütlerinden

birinde yer alarak” parti disiplini ve eğitiminden geçmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

Enternasyonal proleter örgütlenmenin uluslararası deneyim ve birikimi üzerinden kurulan ve

inşasını sürdüren parti ve örgütlerin önündeki en önemli sorun, günümüzde de, işçilerin partide

örgütlenmesini daha ileri bir düzeyde gerçekleştirmek için daha yoğun çaba göstermek ve

çalışmada “ustalaşmak”; proletarya ve emekçilerin mücadelelerini birleştirmek ve yükseltmek; işçi

sınıfının siyasal sınıf bilincine ulaşması için halkın tüm kesimleri içinde siyasal teşhir, ajitasyon ve

propagandayı yaygınlaştırmak; bunu başarmak üzere kitle iletişim araçlarını yetenek ve yetkinlikle

kullanmak vb.gibi olmaya devam ediyor.

Lenin, “hareketin temel gücü”nün büyük işletmelerdeki işçilerin örgütlenmesinde yattığını özellikle

vurgulamıştı. Bu vurgu ve “her işletmenin kalemiz olması” şiarında ifadesini bulan devrimci

sorumluluk, fabrika ve komplekslerinde, sanayi havzaları ve bölgelerinin irili­ufaklı birimlerinde

çalışmada yoğunlaşmayı; sınıfın çıkarları ve mücadelesinin ihtiyaçlarına uygun araç ve yöntemleri

geliştirmede ‘ustalaşma’yı; işçi ve emekçilerin arasında olup­giden her şeyin bilgisine sahip olmak

için onların en geniş kesimlerinin içinde yer alarak, mümkün en çok sayıdaki işçi ve emekçiyi

olabilir tüm özellikleriyle tanımayı olanaklı kılacak; ve böylece hangisinin hangi işi ne denli

başarıyla yapabileceğine dair isabetli kararlar verebilecek verilere sahip olarak, verimli ve istikrarlı

bir çalışmayı sürdürmeyi zorunlu kılıyor. Yaşamlarını ve ‘neslin devamı’nı sağlamaları,

emekgüçlerini kapitaliste belirli bir ücret karşılığı satmalarına bağlı olan ve üretim araçlarının

mülkiyetinden yoksun bırakılmış işçilerin bu nesnel durumu, onları hakim sınıf ve hükümetlerine

karşı mücadeleye en yatkın toplumsal özne ve sınıfın bireyi haline getiriyor. Kapitalistlere ve

hükümetlere karşı iktisadi mücadele içinde dost ve düşmanlarını gözlem ve pratik deneyim

aracılığıyla tanıyan işçilerin bu durumu, devrimci siyasal teşhir, ajitasyon ve propaganda ile

siyasal bilincin ve sosyalizm biliminin onların saflarında yaygınlaştırılması için uygun zemin

oluşturur. Makalenin ilk bölümlerinde, Lenin’in üzerinde önemle durduğu üzere işçinin sömürüden

kurtuluş isteği duyması ve sosyalizme içgüdüsel yatkınlığı, onun, kendiliğinden hareketi içinde ve

iktisadi mücadelesinin sınırları dahilinde siyasal sınıf bilinci edinmesini sağlayamamaktadır.

Hareketin ve mücadelenin bu kendiliğinden hali içinde işçiler felsefi­iktisadi ve tarihsel­sosyal

bilimlerin bilgisini edinemezler. Bunun önemli bir nedeni de, burjuva ideolojik kuşatma altında ve

eski çağlardan devralınmış önyargı ve düşüncelerin etkisinde –dini ideoloji burada özel bir yer

tutar– olması; bu etkinin kırılması için politik­ideolojik mücadelenin zorunluluk göstermesidir.

Çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi; daha iyi ücret ve sosyal haklar, daha kısa süreli

işgünü ve siyasal özgürlükler için mücadele, onun siyasal mücadele yerine ikame edilmesini ya da

“önce işçileri ekonomik mücadele içinde kazanırız sonra yavaş yavaş onları sosyalizme çekeriz!”

anlayışını doğrulamaz. İşçi sınıfının devrimci dünya görüşünün kitleler içinde yaygınlık kazanması

ve işçi­emekçi hareketini kuşatan burjuva emperyalist ideolojinin –ki o hakim ideolojidir ve kendini

bin türlü araç ve yöntemlerle her an her gün yeniden üretmektedir– etkisiz kılınması için, onun

kendiliğinden hareketi içinde yer alarak ve ilişkinin kesintisizliğini sağlayacak yöntemler ve araçlar

geliştirerek yazınsal ve görsel yayıncılık olanaklarının (işçi­emekçi gazetesi, politik ve kültürel

dergiler ve diğer yayın olanakları) daha yetkin, etkili ve yaygın kullanılması şarttır. İşçilerin politik

bilinç edinmeleri ve onların sınıf bilincine ulaşmış olanlarının parti örgüt ve organlarında yer alarak

parti çalışmasının şu ya da bu yönüne ilişkin sorumluluk üstlenmeleri ancak, böylesine kapsamlı

ve ısrarlı bir çalışma aracıyla gerçekleştirilebilir. Bu çalışma içinde, işçi kitleleriyle en fazla bağa ve

saygınlığa sahip ileri­öncü işçileri tanıyacak, ve parti ve işçi örgütlerinde görev almalarına

yardımcı olmak için somut verilere sahip olacak; fabrika, işyeri ve semt bağlantılarının kurulması

ve geliştirilmesinin çok çeşitli yolları ve araçlarını bulmuş olacağız.

İşçi ve emekçilerin bilinçli ileri kesiminin bir parti olarak örgütlenmiş olduğu koşullarda,

mücadelenin ve hareketin ihtiyaçları ile parti çalışmasının verdiği yanıt arasındaki açı ne denli

daralır ise, parti çalışmasının devrimci­sosyalist bir çalışma olarak zayıflık ve zaaflarından

arınması ve yığınlar içinde giderek genişleyen ve ‘derinlemesine niteliksel özellikleri güç kazanan’

bağlar oluşturması o denli kolaylaşır. Uluslararası deneyim, Leninist parti görüşünü doğru olarak

anlamış ve özümsemiş; bu anlayışta sebat etmiş ve ısrarlı olmuş proletarya partilerinin, işçi

kitleleri ve emekçilerin mücadelesini geliştirme ve yönetme yeteneği kazandıklarını göstermiştir.

Bir tekrar olması pahasına, yeniden Lenin’e başvurursak; Lenin proletaryanın sınıf partisinin

dağınık, gevşek ve çevreci bir şekilsizlikle etkisiz kılınması anlayışlarına karşı mücadele

ederken, parti “ilkesi”ni en açık, en net şekilde ortaya koymuştu. Bu netlik Bolşevik Partisi’nin

proleter ve emekçi kitlelerinin mücadelesini iktidar mücadelesi olarak yönlendirip­yönetmesinde ve

devrimin başarıya ulaştırılmasının “yönetici kurmay”ı olmasında dolaysızca rol oynadı. Leninist

Parti fikri ve teorisine yön veren, işçi sınıfının sömürüden kurtuluşu; emekgücü sömürüsünün

ortadan kaldırılması ve sömürüsüz toplumun kurulması­inşası hedefiydi. Lenin, bu kapsamdaki bir

mücadelenin ancak, sınıf bilincine ulaşmış proleterlerin –ve sınıfın davasına adanmış aydınlar–

bir parti olarak örgütlenmesi tarafından yönlendirilebileceğini ve başarıya götürülebileceğini

açıklığa kavuşturdu. Onun öğretisi, işçi sınıfı ve emekçilerin sömürüden kurtuluş mücadelesine ve

bu mücadelenin devrimci parti ve örgütlerine ışık tutmaya devam ediyor. Lenin’in eserinden

öğrenmek onun teori ve pratiğinden öğrenmektir; bu ise onu pratiğe ve teoriye uygulamakla

mümkündür.