Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Maddelerle iç güvenlik paketi

“İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen yasa tasarısının resmi adı “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Kanunu Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”.
Kanun Tasarısı’nın 132 maddesi var. AKP Hükümeti döneminde bir normal yasa düzenlemesi olarak kullanılagelen “Torba Kanun” şeklinde hazırlanmış bir yasa tasarısı. İçinde “güvenlik” meselesi ile ilgisi olmayan pek çok düzenleme de var.
Paketin 1. Maddesi’nde üst ve araç araması ile ilgili değişiklik var. Eski düzenleme 1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 4/A maddesinin 6. Fıkrası’nda “Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez.” denilerek üstü ve aracı aranan kimsenin elbisesinin çıkarılmasının istenemeyeceği, aracının görülmeyen yerlerinin, örneğin torpido gözünün açtırılamayacağı belirtiliyor. Tasarıda ise, kolluk amirinin sözlü emri ile “el ile dıştan kontrol hariç, kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümleri” de aranabilecek. Bu değişiklik ile bir mitinge giden kişi ve araçların “ince arama” denilen yöntemlerle didik didik aranması amaçlanıyor. Tabii, bu yetki ile polis miting vb. yere gitmeyen kişileri de istediği zaman durdurup üstünü (elbiselerini çıkartarak) ve araçlarını (bütün kapalı yerleri açtırarak) arayabilecek. Bu maddeyle, burjuva demokrasilerinin özel önem atfedilmiş bir “değeri” olan “özel hayatın gizliliği” ve “masumiyet karinesi”ayaklar altına alınıyor; miting-gösteri olsun-olmasın, istendiği her durumda, herkes, tabii ki en başta muhalifler, toplumun yönetilen sömürülen yığınları istendiği gibi aranıp “elden geçirilebilecek”tir. İnsanların “masumiyet ve masuniyet”ine saygı gösterilmemesi “polis devleti”nin en belirgin unsurlarındandır.
Tasarının 2. Maddesi’nde 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 13. Maddesi’ndeki “Yakalar ve gerekli kanunî işlemleri yapar” bölümü; “eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar” biçiminde değiştiriliyor. Bu değişiklikle 1940-1950’lili yıllarda her 1 Mayıs günü öncesi bazı kişilerin gözaltına alınması gibi; Gezi Gösterileri ya da 1 Mayıs gösterisi gibi gösterilere katılmak isteyen kişiler önceden ev ya da işyerlerinden alınabilecek veya gösteri alanına giderken sokakta alınabilecek ya da son iki yıl 1 Mayıs günü olduğu gibi DİSK binasında beklerken alınıp örneğin Pendik’te bir yere bırakılabilecek, bir kapalı spor salonunda akşama kadar tutulabilecek. Şüphesiz bununla da sınırlı kalınmayacak; istenen istendiği yerde polisçe, “gösteri” türünden bir eylem ya da bu eylemle ilintililik bahane edilerek, yakalanacak ve hakkında “gerekli kanuni işlemler yapılacak”tır!
Tasarının 4. Maddesi’nde “d) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek ya da toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara Molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde”silah kullanmaya yetkilidir bölümü ekleniyor. Böylece, Gezi Gösterileri benzeri gösterilerde topluluğun içinde bir kişide Molotof benzeri bir şey ya da sapan gördüğünde polis topluluğa gerçek mermilerle ateş edebilecek. Gezi Direnişi’nde sekiz, 6-7 Ekim gösterilerinde elli civarında insanın bu yasal düzenleme yokken öldürüldüğü düşünülürse, bundan sonra yapılacak gösterilerde polis tarafından öldürülebilecek insan sayısını düşünmek korkutucu olacaktır.
Tasarının 5. Maddesi’nde dinleme ile ilgili değişiklik yapılıyor. Eski (mevcut ) durumda emniyet müdürü ve istihbarat müdürü yirmi dört saat hakim izni olmadan dinleme yapabiliyor, yirmi dört saat içinde hakime bildirmek ve izin almak zorunda. Yeni düzenlemede yirmi dört saat kırk sekiz saate çıkarılıyor. Polis iki gün boyunca hakim izni olmadan dinleme yapabiliyor. Eski durumda izin verecek hakim polisin yetki bölgesindeki ağır ceza mahkemesi üyesi iken, yeni durumda bütün Türkiye için tek bir hakim, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hakimi oluyor. Bu hakimin özel seçilmiş hakim olacağını tahmin etmek için çok zeki olmaya gerek yok herhalde. Tasarının altıncı maddesinde aynı dinleme kuralları Jandarma teşkilatı için de getiriliyor. Kendisinin dinlendiğinden şikayet eden AKP ve hükümetinin geldiği yeri göstermesi bakımından ibret vericidir: Hakimsiz-yargısız polisle dinleme.. Gerektiğinde, 48 saat sonra “kafa dengi” tek “hakim”in kararıyla dinlemenin meşrulaştırılması! Kendilerine geldiğinde dinlemeler delil bile olmayacak, “montaj”, “dublaj” sayılacak, ama halka geldiğinde, hakimsiz dinlemeler bile hukuk kapsamına girecek!
Tasarının 7. Maddesi’yle 1983 tarihli 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23. Maddesi’nde değişiklik yapılıyor. 23. Madde: “Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak” yapılan gösterileri yasaklıyordu. Değişiklikle, gösteri yapmak isteyen topluluğun içinde havai fişek, Molotof, demir bilye ve sapan vb. bulunduranlar olduğu takdirde de gösteri yaşadışı sayılıyor. Kanunun eski (mevcut) halinde belirtilen hususlar dışarıdan görülebilen ve gösteriyi düzenleyenlerin müdahale edebileceği hususlardır. Elbette bu hususlar da gösteri hakkına aykırıdır, fakat yeni düzenleme ile diğer göstericilerin görmeyeceği şekilde, birilerinde bilye, sapan ya da Molotof kokteyli bulunması gösteriye katılan herkesi bağlayan bir suç unsuru sayılıyor. Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi bu madde ile gözardı edilmektedir. Çeşitli gösterilerde gözaltına alınanlar yargılanırken polisin getireceği ve kimden alındığı belli olmayan bir iki sapan ya da bir avuç bilye bütün göstericilerin yasadışı gösteriye katıldığına kanıt sayılacaktır. Bu durumda iktidarın muhalif gösterilere saldırması ve yakaladıklarını ağır cezalarla cezalandırması sıradan olaylar haline gelecektir.
Tasarı’nın 8. Maddesi’nde ise, 2911 sayılı Kanun’un 33. Maddesi’nde değişiklik yapılıyor. 33. Madde’nin eski hali: “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine 23 üncü maddenin (b) bendinde sayılan silah veya araçları taşıyarak katılanlar, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Silah veya aracın ateşli silah ya da patlayıcı veya yakıcı madde olması durumunda, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Silah veya aracın bulundurulmasının suç oluşturması halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da ilgili hakkında kanun hükümlerine göre cezaya hükmolunur” iken, yeni düzenlemeyle, “Ateşli silah veya havai fişek, Molotof ve benzeri el yapımı olanlar dahil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar… hapis cezası ile cezalardırılırlar” şeklinde değiştiriliyor. Yeni düzenlemede havai fişek, Molotof, taş, sopa, demir ve lastik çubuk taşıyanlar ve yüzlerini gizleyenler iki buçuk sene hapis gibi ağır bir ceza ile cezalandırılıyor. Bu ceza paraya çevrilemiyor ve ertelenemiyor. AKP Hükümeti anlaşılan Gezi, 1 Mayıs vb. gösterilere katılıp da yakalananları uzun süreyle hapishanede tutmayı istiyor.
Tasarı’nın 10. Maddesi 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7.nci Maddesi’nin ikinci fıkrasının (a) bendini yürürlükten kaldırıyor ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkrayı ekliyor. “Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz.” Madde metninden kolayca anlaşılacağı gibi, bu düzenleme sonrası PKK bayrağı ya da Öcalan posteri taşınan her gösteride yakalanan göstericiler üç sene hapis cezası ile cezalandırılabilecek. Gösteride Molotof vb. kullanılmışsa bu ceza en az dört yıl olacak. Ötesinde; atılan zehirli gaz vb.’den korunmak amacıyla yüzünü örtmeye çalışmak, örneğin kağıt ya da bezden doktor maskesi takmak “terör örgütü” üyeliği nedeniyle “yüzünü gizlemek” sayılacak ve seneleri bulacak cezalara konu edilecek. Amaç ortadadır: Gösteri yapılamaz, düşünce toplu halde ifade edilemez olsun!
Tasarı’nın 13. Maddesi ile diğer suçların yanı sıra; toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan suçlar; Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan suçlar, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33 üncü Maddesi’nin Birinci Fıkrası’nın (a) bendinde belirtilen suçlar ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’na dayanılarak ilan edilen sokağa çıkma yasağını ihlal etme suçlarında gözaltına alma süreleri ve biçimi değiştiriliyor. Tümünde az-çok hakim gözetiminden keyfiliğe geçilmektedir.
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91 inci Maddesi’ne Üçüncü Fıkrası’ndan sonra gelmek üzere, aşağıdaki fıkra ekleniyor.
“(4) Suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması hâlinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhâl ve her hâlde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmazsa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alınan kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır.” Bu değişiklikle AKP, gözaltı süresini, tek kişide bir günden iki güne, toplu gözaltında ise üç günden dört güne çıkarıyor ve gözaltına alma yetkisini savcıdan polise devrediyor. Böyle bir düzenleme, polis tarafından gözaltına alınacak kişi ya da kişilerin hakkında isnat edilebilecek hiçbir suç olmasa da polis tarafından en az bir gün nezarethanede tutulabileceği anlamına geliyor. Polisin, muhaliflere gözdağı amacıyla bu yetkisini de sık sık kullanacağı tahmin edilebilir.
Tasarının 14. Maddesi ile yukarıda sözünü ettiğimiz cezaların ağırlaştırıldığı 2911 sayılı Gösteri Yasası ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. Maddesi hükümlerine aykırı davrananlar, yani gösterilerde yakalananlar katolog suçlar kapsamına alınıp tutuklanıyor. Tutuklu yargılanması isteniyor ki, bu tutukluluk en az bir iki sene olacak. Bir gösteriye katıldı diye insanların bir yıl hatta daha fazla tutuklu kalması gösteri yapma hakkını büyük ölçüde kısıtlayacaktır. İnsanları gösteri yapma, gösteriye katılmadan caydıracaktır.
Tasarının 15. Maddesi valilere sıkıyönetim komutanı yetkisi veriyor. Valiler örneğin 6-7 Ekim gösterileri gibi durumlarda istediği kişi veya kurumun aracına el koyabilecek, sokağa çıkma yasağı ilan edebilecek, okulları kapatabilecek vb. Bu uygulamanın ilk örneğini muhtemelen bu sene 1 Mayıs gösterilerinde göreceğiz.
Tasarıda birkaç maddede araç kiralayanların takibi ve kaydının tutulması üzerine düzenlenmiş. AKP araç kiralayanları adım adım izlemek istiyor. Bu düzenleme de elbette seyahat özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hak ve özgürlüklerine aykırı.
Tasarı’nın 51. Maddesi’ne kadar olan bölümü ise polis teşkilatına ilişkin. AKP “Paralel Devlet” dediği Gülenci polislerin polis içinde çok sayıda ve örgütlü olduklarını tespit ettikten sonra Gülenci olduğunu saptayabildiği bütün polisleri görevlerini ve görev yerlerini değiştirerek dağıtmış, yine Gülencilerin yönettiğini düşündüğü polis kolejlerini kapatmıştı. Bu pakette, polis teşkilatını yeniden düzenliyor ve Gülenci polislere fiilen uyguladığı yaptırımların yasal dayanağını oluşturuyor.
Tasarı’nın 51. Ve 52. Maddeleri ile yapılan değişiklikler Jandarma teşkilatının Genelkurmay’dan alınıp İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını getiriyor.
Tasarı’nın 60-62. Maddeleri Sahil Güvenlik Teşkilatının da İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını düzenliyor.
Tasarı’nın 68. İle 125. Maddeleri arası nüfus kayıtları, kimlik kartları, ikametgah kayıtları, yabancıların kaydedilmesi vb. düzenliyor. Bu düzenlemeler de tüm bilgilerin elektronik ortamda kaydedilmesi ve takip edilebilmesini içeriyor.
“İç Güvenlik Paketi” adıyla kamuoyunda bilinen bu “Torba Yasa”nın özü; en kısa ifadeyle “Büyük Birader sizi gözetliyor” rejiminin tesisi için ileri bir adım atılmasıdır. Çipli kimlik kartları ve elektronik kimlik bilgileri paylaşımı sistemi ile bütün devlet daireleri yurttaşın adresini, kimliğine ait bilgilerini, nüfus kayıtlarını, araç kiraladı ise araçla nerelere gittiğini, mavi kart uygulaması ile günlük hareketlerini ve harcamalarını kontrol edebilecektir. Yeni dinleme düzenlemesi ile iki gün hakim izni olmadan dinleyebilecek, iki günden sonra özel seçilmiş tek hakimin izni ile yine dinleyebilecektir. Bir süre önce yapılan düzenleme ile facebook, twitter vb. sosyal medyada istenilmeyen haber ve bilgi paylaşıldığında yine idari tedbirlerle kısa sürede bu yayınları durdurabilecektir. Yeni getirilen yasaklarla ise, gösteri yapmak adeta imkansızlaşacak, buna rağmen gösteri yapmak isteyenler 2-5, 3-4 sene gibi ağır cezalarla cezalandırılacaktır. Bu kişiler ayrıca tutuklu yargılanacak ve cezaları ertelenemeyecektir. HSYK tarafından bir süre önce kurulan “ihtisas Mahkemeleri”, DGM ve Özel Yetkili Mahkemelerin yerine almıştır. Bu mahkemelere atanan özel hakimler AKP Rejimine muhalif olanlara ağır cezalar verecektir ki, bunların içinde Çarşı Grubu mensupları da vardır.
Özetle, “paket”le düşünmek serbest bırakılmaktadır; yeter ki, herhangi bir iletişim aracıyla yayılmasın, birkaç kişi bile olsa toplantı ve gösterilerde bir araya gelerek ifade edilmesin; söylenmesin, aktarılmasın ve hele toplu halde katiyen ifade edilmesin! Yarın onunla ilgili bir “paket” de getirilmezse sadece “tefekkür” özgür bırakılmaktadır!
Açıkça anlaşılmaktadır ki, AKP, Gezi, 1 Mayıs ve 6-7 Ekim gösterilerini bir daha yaşamak istemediği gibi, tamamen keyfine göre bir “yakala-yargıla-ceza bas” sistemi kurma peşindedir. İnsanların tek tek ya da toplanarak düşüncelerini ifade etmelerinin gözaltı, tutuklama vb.’lerle önünü kesip sokağa çıkmalarını engellediğinde, savcı ve hakimleri bile devreden çıkararak memurlarını sıkıyönetim komutanı yetkileriyle donattığında, sosyal medyayı etkisiz kıldığında, yönettiği “yandaş medya” denilen büyük propaganda ağı ile üstünü örttüğü/örteceği soygun ve talan düzenini sonsuza kadar devam ettirebileceğini düşünmektedir.
Bin Ali de böyle düşünüyordu, ama olmadı. Türkiye’de de AKP’nin sömürü, talan, baskı ve tek adam diktatörlüğünün ilelebet devam etmesi mümkün değildir.