“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

DÜŞÜNME VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN TCK ÖNTASARISI...

Orta öğrenim yıllarında gazeteciliğe ve gazete çıkarmaya başlayan Veli Yılmaz 71 direnişinde yer alması nedeniyle İstanbul THKO davasında yargılandı. Halkın Kurtuluşu gazetesi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yapan Yılmaz 80 Kasım'ında tutuklandı. TDKP Davasında yargılandı. Basın özgürlüğü denen ucubenin bir göstergesi olarak Türkiye ceza rekorunu elinde bulunduruyor: TCK’nin 142. maddesini 75 kez ihlalden 588 yıl 9 ay, 159. maddesini 141 kez ihlalden 147 yıl, 311 ve 312. maddelerini 25 kez ihlalden 12 yıl 9 ay olmak üzere hükmedildiği toplam 748 yıl 6 ay cezası Askeri Yargıtay 1. Dairesince onaylanarak kesinleşti. Daha birçok davası sürüyor.

İnsan hakları, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü siyasal demokrasinin en temel bileşenleri arasında yer alıyor.
Siyasal demokrasi istemi, aşağı yukarı bir yüzyıldan bu yana, Türkiye siyasal gündeminin birinci sırasını işgal ediyor, insan haklarının, basın özgürlüğünün, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün gerçekleştirilmesine yönelik istemler, bugün, ulusal planda, yüzyıllık bir siyasal birikimin üzerine oturuyor.
TCK'nin yeniden düzenlenmesi amacıyla hazırlanan ve geçtiğimiz haftalarda Adalet Bakanlığına sunulduğu açıklanan yeni Öntasarı, hem bir bütün olarak, hem de belirli maddeleriyle, Anayasa hükümlerinin ve bunların üzerine oturduğu siyasal mekanizmaların özellikleri ile birlikte, önümüzdeki dönemde de, ülkemizin siyasal gündemini belirleyen etkenlerin ilk sıralarında yer alacağa benziyor. Yeni Öntasarının içeriğine bakıldığında, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik istemlerin, siyasal demokrasi istemlerinin tartışılmasının, önümüzdeki dönemde daha geniş bir zemine yayılacağı söylenebilir.
Yeni Ön-tasarıda, kamuoyunda üzerinde en çok durulan maddelerle ilgili nasıl bir düzenleme yapıldığını. Komisyon Başkanının açıklamasından öğreniyoruz. Yeni Ön-tasarıda, TCK'nin 141 ve 142. maddeleri kapsamına giren suçların, 'tahminen' yarı yarıya düşürülmesi öngörülüyor. Ek olarak da Komisyon, 141 ve 142. maddelere karşı yaygınlaşan tarihi ve güncel siyasal antipatiyi yumuşatmak amacıyla olsa gerek, 141 ve 142 rakamlarını 325 ve 326 rakamları ile değiştiriyor. 141 ve 142 rakamlarının öngördüğü ceza miktarları yarı yarıya indirilerek siyasal yasaklar, propaganda yasakları yeni TCK Ön-taslağının 325 ve 326. maddelerine taşınıyor.
Öngörülen 'İndirim'in Temel Mantığı
Komisyon Başkanı, kendi içinde bir uyum ve denge sağlanması amacıyla, yeni Öntaslakta, 141 ve 142. maddelerde öngörülen suç niceliklerinin yarı yarıya indirildiğini açıklıyor. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu indirim, ulusal ve uluslararası kamuoyundaki birikimi ve potansiyeli belli bir düzeye indirme ve yumuşatma çabasının ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu yolla, siyasal iktidar, mevcut siyasal mekanizma ile 'liberal demokrat' çevrelerin istemleri arasında bir denge sağlamaya çalışıyor, öyle anlaşılıyor. Ceza miktarlarının yarı yarıya indirilmesi ile tepkilerin ve kamuoyundaki birikimin de yarı yarıya yumuşatılabileceğinin hesapları yapılıyor. 'Ceza indirimi' gibi ibarelerin erkenden açıklanması yoluyla, yeni Öntaslak, kamuoyunda sempati toplamaya çalışıyor. Böyle bir çabanın, belli ölçülerde sınırlı kalmak üzere, ürün vermesi de tamamen ihtimal dışı gözükmüyor.
Öyle ki, bugün, yeni Öntasarının bu biçimiyle yasallaşması durumunda dahi, tutuklu-hükümlü basın mensuplarının ve 141. maddeden yargılananların, bu hükümlerden belli ölçülerde yararlanabilecekleri şeklinde yorumlar yapılabiliyor.
Şu anda yüzlerce yıllık hapis cezalarıyla hükümlü olarak, çeşitli cezaevlerinde tutulmakta olan, 30'u aşkın yazı işleri müdürüyle ilgili olarak, verilecek bir örneğin, 'ceza indirimi' sonucunu yeterince açıklayabileceğini sanıyorum
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesince verilen 24 Ekim 1984 tarih ve 1982/867 Esas ve 1984/396 Karar sayılı kararla TCK'nin 142. maddesine muhalefetten hükmedilen ceza. Askeri Yargıtay 1. Dairesinin 11 Mart 1987 tarih ve 1987/1-123 sayılı kararıyla onanıyor. Böylece TCK'nin 142. maddesine 75 kez muhalefet iddiasıyla verilen ceza toplam 588 yıl 9 ay olarak kesinleşiyor.
Bu ceza ister toplam üzerinden, isterse tek tek bileşenleri üzerinden indirilsin, yarı yarıya bir indirimle, verdiğimiz örnekteki ceza miktarı, yeni Ön-tasarıya göre -aylık kesirini hesaba katmazsak- 294 yıla bağlanıyor.
Kaldı ki sorun, sadece 142. maddeden de ibaret değil.
142. maddeden verilen cezalar tümüyle ortadan kaldırılsa bile, basın mensuplarına TCK'nin 159. ve 311-312. maddelerinden hükmolunan ve kesinleşen basın cezaları, yazı işleri müdürlerini daha uzunca bir süre demir parmaklıklar arkasında tutmaya yetiyor.
TCK'nin 311-312. maddeleri üzerinde özel olarak durmasak bile, yeni Öntasarının 159 madde ile ilgili nasıl bir düzenleme getirdiği, bu aşamada önemli gözükmüyor. Ama açık ki, TCK'nin 159. maddesi, en hafif deyimiyle, hükümetlerin elinde demoklesin kılıcı işlevini görüyor, en liberal eleştirileri dahi engelleme amacına hizmet ediyor. 159. maddenin Tek Parti Yönetiminde, tek parti yönetimini, her türlü eleştiri ve muhalefet karşısında, korumak amacıyla düzenlendiği, bu şekliyle, mevcut sistemin çoğulculuğuna dahi 'cevaz' vermediği hep yazılıp çiziliyor. 159. madde, devrimci-demokrat basın-yayın organlarının yasaklanması ve devrimci propagandanın engellenmesi, engellenmeye çalışılması için, savcıların elinde yasal bir dayanak noktası oluşturuyor. Ve sıkıyönetim askeri mahkemeleri TCK'nin 159. maddesine dayanarak, sadece devrimci propagandayı değil, mahkeme salonlarında yapılan siyasi savunmaları dahi, toplam yüzlerce yıla varan hapis cezaları ile cezalandırıyor.
Yukarıda örnek olarak aldığımız kararda, TCK'nin 159. maddesinden kesinleşen hapis cezası toplamı, bu maddenin 141 kez ihlal edilmesinden dolayı, 147 yılla bağlanıyor. (311-312. maddelerden kesinleşen hapis cezası toplamı da 13 yıla ulaşıyor).
Görünen o ki, açıklandığı kadarıyla TCK Ön-tasarısında 141 ve 142. maddelerdeki 'ceza indirimi" olayı, büyük ölçüde, kamuoyunda mevcut demokratik birikimi yumuşatma amacına ve siyasi cezalar arasında 'adalet' sağlama yolu ile 'demokrasi' görünümünün unsurlarını çoğaltma çabasına hizmet ediyor. Belirli nicel değişiklikler yardımı ile demokrasi vitrini kurulmaya çalışılıyor, işkenceye Karşı Uluslararası Sözleşmelere atılan imzaların da, böyle bir vitrinin zenginleştirilmesine hizmet ettiği anlaşılıyor. Ama vitrinin arkası, asıl dükkân eklentileriyle birlikte temel işlevini sürdürüyor, devrevi krizden belki de hiç etkilenmeyen tek sanayi kolu olarak işkence sanayi, neredeyse tam kapasite ile çalışıyor, işkenceye uğrayan, işkencede katledilen insan sayısındaki nicel düşüş, elbette ki işkence olgusunu ortadan kaldırmıyor. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü hakkının fiilen kullanılmasının, şu veya bu ölçüde cezalandırılması arasında sadece bir nicelik farkından sözedilebilir. Her iki durumda da, söz konusu olan, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü hakkının yasaklanması ve cezalandırmasıdır.
Yeni madde numaraları bir niteliğin kendini yeniden ortaya koymasın1, bir niteliğin sürmesini, sürdürülmesini ifade ediyor. Sistem, kendi hukuk zırhını, temel yasaların ve diğer yasal-fiziki düzenlemelerin yanında ve onlarla paralel ve uyumlu bir biçimde, artık, 141 ve 142 rakamlarının yerine, 325 ve 326 rakamları ile sürdürmek istiyor.
Düşünce ve örgütlenme hakkının cezalandırılması, ancak, engizisyon hukukunda yer alabiliyor.
TCK Ön-tasarısını Hazırlama Komisyonu, hukuk adına, umudunu, engizisyon-vari yöntemlerin sürdürülmesine bağlamış gözüküyor
141 ve 142. Maddelerin İşlevi:
Bugün yer küresinin birçok köşesinde ve ülkemizde, ortaçağın Engizisyon ve Şeriat hukuku ve Engizisyon yöntemlerin hukuk tarihinin ve siyasal tarihin önemli dersleri arasında yer alıyor. Ama bugünkü yaşamın canlı pratiğine bakıldığında, Engizisyon hukukunun, Engizisyon-vari yöntemleri birer tarih olduğunu söyleyebilmek mümkün gözükmüyor.
Elbette ortaçağdan bu yana, insanlık önemli aşamalardan geçti. Yeni ilişkiler, yeni sosyal ilişkiler yeni bir hukuk sistemini gerekli kıldı. Yeni sınıfın egemenliği ve tarihsel rolü, sınıfsal konumu, yeni yasalarla, yeni bir hukuk sistemi ile sarıldı. Yeni ekonomik ilişkilerin belli bir gelişim seyri içerisinde eski ilkel, çıplak sömürü, yerini, daha ince yöntemleri içeren 'özgür insan'ın sömürüsüne bıraktı.
Ve hukuk da yöntem ve biçim değişikliği ile, yeni sistemin zırhı olarak yeniden şekillendi. Ama özü, belli bir toplumsal sistemin siyasal-sosyal-tarihsel 'ebediliğini' koruma amacı değişmedi.
Hukuk ekonomik, sosyal, siyasal planda egemen olan sistemin yasallaştırılmış iradesi olma işlevini sürdürdü, sürdürüyor.
Dün ortaçağın Engizisyon hukuku insanları düşüncelerinden dolayı yargılıyor, ateşe atıyordu. Dini dogmaların dışına çıktıkları, dünyayı ve toplumu yerleşmiş, gelenekleş-miş düşünce kalıpları ile, dini ideoloji ile değil, doğanın ve toplumsal gelişmelerin yasaları ile açıklamaya çalıştıkları için, 'kurulu toplumsal nizam'a ve onun tortulaşmış geleneklerine karşı çıktıkları için, bilim adamları ve düşünürler Engizisyon mahkemelerinde yargılanıyor, yakılıyordu. Çökmekte olan feodal düzen, feodal dini gelenek ve ideolojiler, kendi vahşiliğini ebedi hukuk olarak ilan eden siyasal mekanizma aracılığıyla ayakta tutulmaya çalışıyordu.
Dün feodal sisteme, feodal değerlere ve değer yargılarına aykırı her bir çıkışın, her bir düşünce kırıntısının bedeli, insan bedeninin fiziken ortadan kaldırılması şeklinde somutlanıyordu.
Bugün de özü itibariyle, fazlaca bir şeyin değişmediği görülüyor. 'Kurulu nizam'ın ekonomik-toplumsal-siyasal-ideolojik kurumlan, yapıları karşısında, toplumsal gelişmeyi savunmak, insanın 'toplumsal özgürlüğü'nü savunmak, gene işkence ile, ölüm cezası ile, yüzlerce-binlerce yıllık mahkumiyet kararları ile karşılanıyor.
Düşüncenin, düşünce özgürlüğünün, basın ve örgütlenme özgürlüğünün karşısına 'kurulu nizam'ın siyasal hukuk zırhı çıkarılıyor. Düşünce özgürlüğü, TCK'nin 141,142, 159 vb. maddelerinin ördüğü duvara çarpıyor.
TCK'nin 141, 142 ve 159. maddeleri ve sayısız yasa ve yasa maddesi sosyal sınıf gerçeğini, sınıflar arası mücadele olgusunu, sosyal sınıf gerçeğine yönelik propagandayı yasadışı ilan ediyor. Mevcut yasalar ve hukuk sistemi, siyasal anlamda, 'bir sınıfın başka bir sınıf üzerinde tahakküm kurmasını' yasaklıyor. Ama bu düzenlemenin bizzat kendisi, 'bir sınıfın başka bir sınıf, sınıflar üzerinde kurduğu tahakkümün acı bir itirafından başka bir anlama gelmiyor. Hukuk sistemi yasal yasaklar da, Ceza Yasasında ifadesini bulan egemen sınıf 'tahakküm'ünü her türden 'aykırı' düşünce ve çıkışa karşı korumanın, ekonomik, siyasal, sosyal sistemin yasal zırhını, egemen sınıfın yasallaştırılmış iradesini oluşturuyor.
TCK'nin 141 ve 142. maddeleri bu yasal zırhın önemli unsurları arasında yer alıyor. Yeni Öntaslak 141 ve 142'nin bu işlevini, 325 ve 326. maddelerle sürdürmek istiyor.
Ama nereye kadar?

Eylül 1988