Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

İsçi sınıfının gündemi: GREVLER


"Sekiz yıldır zam, enflasyonu önlemenin aracı olarak gösteriliyor. Bu ekonomik koşullarda işçiler varlıklarını sürdürmenin zorunlu bir şartı olarak gelir artışlarını savunmak durumda iken, Türk-İş yetkilileri ücretlerin dondurulması kararının ortağı oldular".


Eylül ayında basının, partilerin gündeminde referandum vardı Oysa işçi sınıfının gündemi, referandum yanında ve undan daha önemli olarak grevler ve direnişlerdi. Şu anda grevdeki işçi sayısı 15 bin dolaylarında. 250 bin işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesi görüşmeleri uyuşmazlıkla sonuçlandı. 600 bin işçiyi kapsayan toplu iş sözleşme gülüşmeleri ise Ekim ayında başlayacak.
On binlerce işçi kendisi için çizilen "yasal" sınırları aşarak çeşitli biçimlerde protesto eylemlerine girişiyor. Yemek boykotlarının, yürüyüşlerin, fazla mesaiye kalmama, toplu viziteye çıkarak üretimi yavaşlatma hatta durdurma eylemleri, bu protesto eylemleri arasında.
Grev ve direnişler gündeme, artan önemiyle sınıfın dayanışmasını da sokuyor. Tekelci burjuvazinin MESS, KİPLAS, Tekstil İşverenleri Sendikası, Kamu-İş, Kamu-Sen gibi işveren sendikalarında birleşerek işçilere kendi kurallarını dayatmaları, işçi sınıfının mücadelesinde birliğe ve dayanışmaya olan ihtiyacı gün geçtikçe artırıyor.
1987'de hızlanan, 1988'de % 78'lere çıkan enflasyon ve zam dalgaları emek gelirlerinin satın alma gücünü iyice düşürmüştür, Özal’ın aksine açıklamalarına rağmen bu düşüşün devam edeceğinin işaretleri var. Referandumun ertesi günü beyaz eşyaya, çimentoya, margarine ve elektronik eşyaya değişen oranlarda zam yapıldı Tekel ve diğer zamlar kapıda.
Bu durumda, emek gelirlerinin daha da azalmasını engelleyebilmek için işçiler bu düşüşü göz önüne alarak toplu iş sözleşmelerinde haklarını daha kararlı savunmak zorundalar. Aynı durum, toplu iş sözleşmelerinin bağıtlandığı işyerlerinde ek zam istekleri olarak ortaya çıkacaktır.
Bütün bunlar önümüzdeki dönemde işçi sınıfının gündemini grevler ve direnişler olarak belirliyor.

YÖNETİCİLERİN ENFLASYONA BULABİLDİĞİ TEK İLAÇ: ZAM

Yaşanan ekonomik şartları öğrenmek, toplu pazarlık düzeninin işleyişi açısından önemli. Taraflar davranışlarını belirlemede bu koşulları dikkate almak durumundalar.
Sekiz yıldır izlenmekte olan "istikrar" politikasına rağmen değişen bir şey yok. Ekonominin kurmay heyetinden Kaya Erdem hâlâ "enflasyonla mücadelenin en temel prensiplerinden birisi gerekli fiyat ayarlamalarını (siz zam okuyun) gecikmeden yapmaktır." diyor. (Hürriyet gazetesi)
Sekiz yıldır aynı mantıkla zam, enflasyonu önlemenin aracı olarak gösteriliyor. Oysa emek gelirlerinin, satın alma gücünün düşmesinin sebebi olan "fiyat ayarlamaları" yani zamlar aynı zamanda sermayeye kaynak aktarımının önemli bir aracı. Çalışanların ücretlerindeki artış hiçbir zaman enflasyon oranı kadar olmadığından bu zamlarla emekçilerin cebinden alınan para sermayedarların kasasına akmaktadır. Birçok şirket için 1987 yılı kâr açısından altın yıl oldu.
1988 başında alınan 4 Şubat kararları, ekonomiyi bir önceki yılda girdiği çıkmazdan kurtarmak için verilen acı reçeteydi. Faiz oranlarının % 60’lara yükselmesi sebebiyle kredi maliyetlerinin artması, sürekli zamlar, satın alma gücünün azalması sonucu, ekonomide durgunluk hâkim oldu. İlaçlara rağmen "hastanın" durumu düzelmedi. İflâslar ve işsizlik arttı, yatırımlar azaldı.
Özal hükümetinin Şubat'ta kabul edilen 1988 yılı programında çalışma hayatıyla ilgili olarak alınması gerekli tedbirler öz olarak "ücret politikasının ekonomik ilkeyle birleşmesiyle" ve "çalışana yapılan ödemelerin esas ücretler ve bağlı sosyal yardımların sınıflandırılması" esasında ücretlerin dondurulması ve reel düşüşün savunulmasıydı. Bu, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunun ilk ilkesi olan "Yeni toplu sözleşme görüşmelerinde mevcut sosyal yardım zamlarının dışında yeni bir tür sosyal yardım kabul edilmeyecektir." maddesinin hükümet programına girmesinden başka bir şey değil.
Bu ekonomik koşullarda işçiler varlıklarını sürdürmenin zorunlu bir şartı olarak gelir artışlarını savunmak durumunda ü.en Türk-İş yetkilileri ücretlerin dondurulması kararının ortağı oldular. 6 Mayıs'ta Türk-İş Yetkilileri ile Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu Başkanı Kazım Oksay ve Kaya Erdem arasında yapılan görüşmeden sonra, ücret artışları 1988 için % 38-29,1989 için % 20-16 olarak ilan edildi. Oysa enflasyon oranı şimdiden % 82!


BİTEN GREVLER - 1988 Eylül Başı İtibariyle
İşkolu            Grev sayısı    Süresi (Gün)    Katılan işçi
Gıda            6        233        1885
Petrol-Kimya        4        233        5060
Ticaret-Büro        2        80        1710
Kâğıt            1        80        220
Konaklama        1        3        20
Çimento-Toprak    2        127        2450
Kara taşımacılık    1        220        463
Metal            1        32        120
Ağaç            1        424        82
Madencilik        1        92        27
Toplam        20        1524        12037
Açıklama: Kaybolan işgünü hesaplanmamıştır. / Kaynak: Dergi ve ajanslardan hazırlanmıştır.

GREVLER ( 1988 - Eylül Başı İtibariyle)
Sendika        İşyeri                    Başlangıç        İşçi
T. Maden – İş/T     Türk Maden ST (4 işyeri)        5.7.1988        975
T. Laspetkim-İş/B     Ege Nil AŞ                26.4.1988        40
Laspetkim-İ.ş/B     Ege Plastik AŞ            28.4.1988        300
Petrol-İş/T        Doğu Galvaniz ve Plastik        17.9.1988        106
Öz Ağaç-İş/H         Sedir Mobilya                8.7.1988        -
Ağaç-İş/T         Elsan                    1.8.1988        50
Selüloz-İş/T        Motif Duvar Kâğıt            30.10.1987        65
Selüloz-İş/T         Adana Kâğıt                30.6.1988        101
Selüloz-İş/T         SEKA                    6.9.1988        10200
Basın-İş/T         Darphane ve Damga Mat.        23.06.1988        330
Otomobil-İş/B        Hurma Elektronik            4.7.1988        55
Otomobil-İş/B         Sace                    9.11.1987        90
Öz Demir-İş/H     TOE AŞ                15.8.1988        419
Türk Metal/T        Civas AŞ                15,7.1988        66
AÇIKLAMA: İki işyerine ait katılan işçi bilgileri bulunamamıştır. (T) Türk-İş; (H) Hak-İş; (B) Bağımsız

ULUSAL PASTADAN İŞÇİLERE DÜŞEN "PAY"
Yeni kazanımların elde edilebilmesi, işçi sınıfının mücadeleyi sahiplenmesi ve dünü sorgulayarak yeni güne başlamasıyla mümkün.
80 öncesinde toplu sözleşmeleri ücretlerde, yaşama ve çalışma koşullarında bir iyileşme getirdi. 77 80 arasında ücretlerin satın alma gücü, korunamamasına rağmen, diğer alanlarda dişe diş mücadelenin ürünü olarak önemli kazanımlar sağlandı. İşçi sınıfı Eylül rejiminden fazlasıyla payını aldı. Bir yandan örgütlülüğü dağıtılır, önder işçiler fabrikalardan atılır, kara listelere alınırken öte yandan grev silahı gasp edilerek ücretleri donduruldu.
Ulusal Gelir ve Ücretler tablosunda görüleceği gibi gerçek ücret endeksinin en hızlı düştüğü yıllar, toplu iş sözleşmelerinin, devletin ve işverenlerin sözcüsü durumundaki Yüksek Hakem Kurulu kararıyla olduğu yıllardır.
83'teki yeni düzenlemeyle getirilen toplu pazarlık düzeninin uygulanmasına başlandığı 84 ten itibaren imzalanan toplu iş sözleşmelerinde de geriye gidişe engel olunamadı. Ücret artışları zam ve enflasyonun çok gerisinde kaldı.
Ulusal gelir ve ücret endeksleri tablosunda çarpıcı bir şekilde görülen başka bir şey daha var. Gerçek ücret endeksi 1977'den itibaren sürekli düşer ve 1987 de 39.2'yi bulurken, kişi başına ulusal gelir endeksi özellikle 1983 ten itibaren sürekli artmış ve 1987 de 133,2ye ulaşmıştır. Bunun anlamı ulusal pasta büyürken bunu yapanların payının küçülmesidir.
Gelir dağılımının bu kadar adaletsiz olduğu koşullarda toplu iş sözleşmelerinde parasal taleplerle ilgili maddeler önem kazanıyor. Uyuşmazlık nedeni elan konular, işkolu ve işyerinin özgül konumlarına göre değişse de ekonomik talepler ve ücretlerin arttırılmasında yoğunlaşıyor.
Bunun sonucunda genel olarak diğer sendikadan biraz da olsa fazla parasal gelir sağlayan sendika, "işçiden yana mücadelesinde, kararlı ve iyi" olarak değerlendiriliyor.
Oysa en çok gelir artışı sağlayan toplu iş sözleşmesi de imzalansa, bunun gelir katkısı, enflasyonla kısa zamanda sıfırlanmaktadır. Bunu Yıldız Porselen fabrikasında bir işçi şöyle ifade ediyor: "Geçmişe bakarak iyi mi diyelim, geleceği düşünerek vay yandım mı diyelim?
Netaş örneğinde olduğu gibi, toplu iş sözleşmesi imzalanması sonrasında, tek tek ya da toplu işten atılmaları yaşayan işçi sınıfının, iş güvencesinin sağlanmasına yönelik maddelerin sözleşmelerde yer almasını sağlamakta ısrar etmesi acil ihtiyaç haline gelmektedir. Ekonomik durgunluğun hâkim olduğu, kapasite kullanımının azaldığı, yatırımların durduğu, işsizliğin arttığı şartlarda bu türden talepler giderek önem kazanmaktadır. Petrol-İş Sendikası Kartal Şube Başkanı Şakir Zengin "önümüzdeki dönem daha çok idari konuların, iş güvencesinin sağlanması gibi taleplerin önem kazanacağı kanısındayım." derken bu gerçeğe parmak basıyor.

TİS SON DURUM (1988 Eylül Başı İtibariyle)
Uyuşmazlıkta             Yürürlükteki     Yürürlükteki Grev
Bulunan İşyerleri         Grev Kararı     Uygulama Kararı
Sendika     Türk-İş        Bağımsız    Türk-İş        Türk-İş
İşyeri         6        87        11        4
İşçi Sayısı    208200    30000        1302        740
AÇIKLAMA: (X) Her TİS görüşmelerinde pek çok işyeri temsilen bir işveren sendikasıyla görüşülmekte olup, kaç işyeri temsil ettiği verilmemiş. / KAYNAK: Dergi ve ajanslarda hazırlanmıştır.

ULUSAL GELİR ve ÜCRETLER (1977 : 100)
Gerçek ücret    Kişi başı ulusal
Yıllar        Endeksi    gelir endeksi
1977        100        100
1978        87,7        100.7
1979        75,9        98,3
1980        56,6        95,3
1981        52,4        97,1
1982        50,2        99,6
1983        53,3        100,7
1984        50,6        108,8
1985        46,3        117,7
1986        44,0        127,9
1987        39,2        133,2
KAYNAK : '87 Petrol-İş, Tablo- 66

BİZE GÜLMEYİ UNUTTURAMAZSINIZ!
80 sonrası çözüm (!) sağlanan pek çok konudan biri çalışma hayatı. İşçi sınıfının iradesinin hiçbir biçimde etkili olmadığı çözümün kılavuzu ise tekelci burjuvazi. Çünkü yeni düzenleme ile getirilen TİSK-Türkiye Odalar Birliği-MESS'in istemlerinin cevaplandırılması. Grev yasakları, sözleşmeli personel uygulaması, toplu sözleşme yerine grup sözleşmesi ve iş gruplandırılması sisteminin da-yatılması ve işçi sendikalarının fonksiyonlarını yapamaz hale getirilmek istenmesi, zincirin halkaları olarak öne çıkıyor.
Toplumsal muhalefetin bastırıldığı ve kazanılmış hakların gasp edildiği koşullarda kabul ettirilen yasalarla 1984'te başlayan toplu pazarlık (!) döneminde yeni mevzuatla grev yapılabilirliği tartışılır ve başlangıçta grevsiz çözümler aranmaya çalışılır.
Bürokrat sendika yöneticilerinin "bu yasalarla grev yapılamaz." nakaratına karşılık işçi sınıfının tavrı tüm kısıtlamalara ve fiili engellemelere rağmen grevin yapılması yönündedir. Başarısızlıkla biten bir-iki grevden sonra Netaş'ta, Kazlıçeşme'de, Nakliyat ambarlarında yapılan grevler, Laspetkim-İş Mali Sekreteri Cemal Çelik’in de belirttiği gibi "yaşananlar, bu yasalara rağmen, grev yapılabileceğini ortaya çıkardı, örgütlü biçimde sürdürülen, güçlü bir dayanışma ağı ile desteklenen grevler işçi sınıfımızın başarı hanesine yazıldı."
Tüm-Tis Genel Teşkilatlanma Sekreteri Sabri Topçu aynı konuda "Bu yasalarla grev mümkün değil görüşünü kabul etmiyoruz. Çünkü işçiler kendi mücadele geleneğine sahip çıkmak ve geliştirmek zorundadır. Mücadele edilmeden hiçbir hakkın elde edilemeyeceği de ortadadır." diyor.
Yaşamın zorlaması ve geçen süre, yasalara rağmen grev yapılabilir diyenleri doğruladı. Halit Narin'in sevincini ifade ederek "20 yıldır biz ağladık onlar güldü, artık biz güleceğiz" demesinin üzerinden henüz birkaç yıl geçmişken, mücadele geleneğine sahip çıkan işçi sınıfı yine haykırıyor: "Bize gülmeyi unutturamazsınız."

GREV VE DİRENİŞLER YAYILIYOR
Eylül ayı grev ve grevlere hazırlık ayıydı.
Darphane ve Damga Matbaasında, TOE'de, Sace'de, Civas AŞ'de devam eden grevlere, Denizli Cam ve Seka katıldı. 250 bin civarında işçi grev hazırlıkları yapmakta.
Eylül ayı direniş ayıydı aynı zamanda.
Genel Maden İş Sendikasıyla Türkiye Taş Kömürü Kurumu Genel Md. arasında 19 Temmuzda başlayan ve uyuşmazlıkla sonuçlanan toplu iş sözleşmesinin uzamasını protesto eden 2000-3000 merkez atölyesi işçisi PTT merkez şubesine kadar yürüyor, kendilerini açlığa mahkûm eden maaş bordrolarını Kamu-Sen adresine postalıyorlardı.
Denizli Cam'da grev pankartını işyerine asan işçiler kente yürüyüşe geçiyor, jandarma müdahalesine rağmen kente ulaşıyorlardı.
Kazlıçeşme'de bir işçinin iş kazası sonucu ölmesi üzerine 1500 işçi, işveren temsilciliği önünde toplanarak durumu sloganlarla protesto ediyordu.
Kristal iş ile Cam İşverenleri Sendikası arasında gelecek yıl sözleşmeleri sona erecek işçiler için varılan anlaşmayı uygulamayan İstanbul Cam Sanayinde işçiler toplu viziteye çıkarak üretimi durduruyorlardı.
Teksif Sendikası ile Tekstil İşverenleri sendikası grup sözleşmesi uyuşmazlığı kapsamına giren işyerlerinde işçiler pasif direniş eylemlerine başlıyor. Aksu'da fazla mesaiye kalmıyor, yemek boykotları yapıyorlardı. Zeytinburnu Ağır Bakım ve Tamir Fabrikası işçileri Zeytinburnu PTT'si önünde toplanıp konuşma yaparak ücret bordrolarını Milli Savunma Bakanlığı’na gönderiyorlardı.
Ücretlerini alamayan İETT şoförleri toplu viziteye çıkarak, korna çalarak durumu protesto ediyor. Yenimahalle ve Altındağ belediyesinde 1500 işçi işbaşı yapmıyordu.
Otomobil-İş Sendikasına bağlı işçilerin MESS'e karşı mücadelesi ise sendikanın koyduğu sınırları da aşarak sürüyor.
Metal işçileri geçmişte de MESS dayatmalarına karşı yoğun mücadele sürdürdüler. Bugün yine aynı dayatmalara karşı direnişlerini yükseltiyorlar. Sakal bırakma, yemek boykotu, fazla mesaiye kalmama gibi protesto eylemleriyle başlayan direnişler yürüyüşlerle devam ediyor.
Tabandan gelen; fabrikalara 10 dakika geç gidilmesi ve üretimin etkilenmesi önerilerini kabul etmeyen Otomobil-İş yöneticileri, işyerlerine bir kilometre kala servis arabalarından inilmesi, kaldırımlarda sessiz yürünmesini kararlaştırmıştı. Taban sendika yöneticilerinden ilerde olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Çeşitli merkezlerde toplanan Kave, Boronkay. İzsal, Demirdöküm, Pancar Motor, Makina Kalıp, Erka işçileri toplu yürüyüşe geçtiler. Polis Topkapı ve Mecidiyeköy'de işçilere müdahale etti. Pancar Motor ve Makina kalıp işçilerinin yolu Mithatpaşa karakolunun önünde kesildi. İşçilerin kimlikleri toplandı ve çok sayıda işçi gözaltına alındı. Ertesi gün gözaltına alınan işçiler serbest bırakıldı.
Bütün bu eylemler bugün tabanın sendika yöneticilerinden daha ilerde olduğunu ve önümüzdeki dönemde bürokrat sendika yöneticilerini ileri adımlar atmak için zorlayacağını gösteriyor. Bu gelişmeyi gören Cimse-İş İstanbul şube başkanı Süleyman Yıldız "Sendikaların başında olanlar koltuklarından korkmasalar daha çok şey yapar. Taban yöneticilerden ileri." diyor.

SENDİKA ÜST YÖNETİCİLERİ DAYANIŞMAYA İLGİSİZ
Türk-İş Bakanlar Kurulu 3 Mart 1988 tarihinde yaptığı olağanüstü toplantıda iş sözleşmesi, uyuşmazlık, grev ve her türlü eylemde sendikaların birlik beraberlik ve dayanışması yönünde ilke kararı aldı. Kararın alınmasından çok uygulanması önemli. Uygulamada ise, görünen oldukça farklı. Çimse-İş şube sekreteri Süleyman Yıldız anlatıyor: "Çimse İş Genel Başkanı Kamu-İş'in dayatmalarına karşı 26 fabrikada direnişe geçmeyi düşündüklerini söyleyerek, Türk-İş ten destek istedi. Buna olumlu cevap gelmedi. 113 grevde kaldık, Türk-İş'ten greve gelen olmadı. Biz de farklı davranamadık. Herkes kendini kurtarmaya çalışıyor.” Basın-İş Şube Başkan Yardımcısı Ali Haydar Koçintar'ın söyledikleri de aynı: "Darphane ve Damga Matbaası Grevine de 1. Bölgeden uğrayan yok."
Sendikaların ilgisizliğine rağmen tabanda dayanışmanın güçlendirilmesi doğrultusunda girişimler var. Grevlerle dayanışma toplantıları, dayanışma geceleri yapılıyor. İşyerlerinde dayanışma komitelerinin kurulması dayanışmanın örgütlü ve somut hale gelmesinin bir yolu olarak ortaya çıkıyor. Bunun, mücadelenin boyutunu genişletmesi yönünde etkisi olacağını görmek mümkün.

YOL SAHİBİ YÜRÜMEYE BAŞLIYOR.
Yasal meşruluk, kişi ya da grup davranışlarının yasaya uygunluğudur. Yasaya rağmen meşruluk ise toplumsal mücadelenin gelişmesine paralel olarak davranışların yasaya rağmen toplumda kabul görmesidir. İnsanlık tarihinde, tüm ileriye dönük kazanımlar, yasaya rağmen meşruluğun ürünüdür. Yasaların işlevi ya da işlevsizliği sınıfsal mevzilenmeye bağlıdır. Yeniden düzenlemeye gidildiğinde, değişim ileri ya da geri olması sınıfsal güç ilişkilerine göre belirlenir.
Yeni Sendikalar toplu iş sözleşmesi Grev ve Lokavt yasası 80 öncesine göre geri düzeydedir. Fakat birkaç yıllık uygulama sonucu sınıfa giydirilmek istenen elbise dar geldiğinden sökülmeye başlamıştır. Yıldırıcı resmi terörün geriletilmesi ve bugünkü bürokratik sendikal örgütlülük içinde bireyin yalnızlığından kurtulması ve işçi sınıfının kendi gücünü görmesi temelinde yasaya rağmen meşruluğun gelişmesi devam edecektir.
11 Mart yemek boykotu öncesinde resmi ağızlar "yemek yememe eylemi yasal değildir." diyerek gözdağı veriyorlardı. Ülke çapında eylemin başarıyla gerçekleşmesinden sonra aynı ağızlar taşkınlığa yol açmadan disiplinli olarak yapmışlardır." Demek zorunda kalmışlardır. Dün birden fazla kişinin dilekçe vermesi soruşturma, cezai kovuşturma nedeni iken, bugün topluca yürünüyor, sloganlar atılıyor, üretim durduruluyor. Engeller geri tepti. Yol sahibi yürümeye başlıyor...

Sermayenin ekonomik ve siyasi alanda işçi sınıfına saldırısı
GRUP SÖZLEŞMESİ
Grup sözleşmesi biçim olarak, birden fazla işvereni temsilen işveren sendikası ile işçi sendikası üst yöneticileri arasında tek bir sözleşme metninin görüşülerek kabul edilmesidir. Öz olarak ise, sermayenin, güçlerini birleştirerek, ekonomik ve siyasi alanda işçi sınıfına saldırısının sistemleştirilmesi ve işçi sendikalarının fonksiyonsuz kılınmasıdır.
Tek tek işyerlerinde gerçekleştirilen toplu iş sözleşmelerinde, işçiler, sendikaları aracılığıyla, doğrudan işverenin kendisi ya da vekili ile görüşürler ve böylece kendi iradelerini görüşme sürecine sokarlar. Kendi taleplerini en iyi kendileri bildikleri için onları en iyi savunan o işyeri işçileri ve temsilcileri toplu sözleşmelerde etkin bir rol oynarlar. Grevin başlamasında ya da bitmesinde karar -eğer gerici sendika yöneticileri tarafından bir ihanete uğramamışlarsa- işçilerindir. Bu açıdan tek tek işyerlerinde yapılan toplu iş sözleşme, grev ve direnişleri, işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşulların düzeltilmesinde ve burjuvaziye karşı mücadelesinde önemli avantajlar sağlar.
70lerde metal işçileri bu konuda önde gidiyordu. Hak arama grevlerinin yanında, siyasi ve dayanışma grevleri, hatta -açıkça ilan edilmemiş biçimlerde ve tam bir genelliğe ulaşamamış olmakla birlikte- genel grevler hayata geçirilebiliyordu. Sınıf bilinci hızla yükseliyordu. Bu durum, sermayedarlar için tehlike çanları anlamına geliyordu. Bu yüzden grup sözleşmeleri ilk olarak metal işkolunda MESS tarafından dayatılmaya başlandı. Metal işverenleri, MESS aracılığıyla, işçi sendikalarını işlevsizleştirmek, işçileri doğrudan toplu sözleşme sürecinin dışına iterek mücadelenin ateşini söndürmek, ücretleri aşağıya çekmek için paçaları sıvadılar.
1978'de tabandaki muhalefete rağmen, Türkiye Maden İş Sendikası "Avrupai bir sistem olduğu" ve "eşit işe eşit ücret ilkesindeki gedikleri kapayacağı" gerekçesiyle, bir grup sözleşmesi imzaladı.
12 Eylül'den hemen sonra grup sözleşmesi Yüksek Hakem Kurulu tarafından MESS ve TİSK ilkelerinin hayata geçirilmesinin somut bir ifadesi olarak diğer işkollarına da genelleştirildi.
Bu tür sözleşmelerle ne amaçlanmaktadır?
1) Tekelci burjuvazinin gücünü birleştirmek.
2) TİSK ilkelerini hayata geçirmek
3) İşçi sendikalarını işlevsizleştirip onları derneklere dönüştürmek.
4) Toplu iş sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlığa gidilmesi ve çok sayıda üye ile greve çıkılması durumunda, sendikayı mali yönden zayıflatmak.
5) Grev oylamasını birden çok işyerinde kullanmak suretiyle, bazılarında greve hayır yönünde karar alınması halinde işçilerin potansiyelini kırmak.
6) İşçileri toplu iş sözleşme sürecinin dışına ilerek, iradelerinin sözleşmede yansımasını engellemek ve onları edilgen duruma sokmak.

İŞ GÜVENCESİ SAĞLANMASI GİBİ TALEPLERE ÖNEM VERİLMELİ.
Petrol-İş Sendikası Kartal Şube Başkanı Şakir ZENGİN
’80 sonrası yoğun terörün olduğu şartlar yaşandı... Geçen yıl Petrol-İş’in 63 işyerinde sürdürdüğü grevlerden bir kısmı bölgemizdeydi. Ekonomik ve idari talepleri görüşmeden, karşı işveren sendikasının grup iş sözleşmesini dayatması üzerine anlaşılamadı ve bunun üzerine greve gidildi. ’84 sonrasında yaşanan ekonomik koşullar sonucu olarak, toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık konusu olan talepler genellikle ücret artırımlarına yönelikti ve bu ’87 yılına kadar böyle gelindi. Ancak bundan sonrasında uyuşmazlık konusu olacak taleplerin ücret artırımları olacağını sanmıyorum. Daha çok idari konuların, iş güvencesinin sağlanması gibi taleplerin önem kazanacağı kanısındayım.

SINIF, ZORLU SINAVA HAZIRLANMALIDIR
Deri-İş Sendikası Kazlıçeşme Şube Başkanı Ali GÜNDOGDU:
"...1984 ve 85lerde bu yasalarla grev yapılamayacağı, başta sendikacılar düzeyinde olmak üzere genelinde hakim bir mantıktı. 1985 de Tersane ve Kazlıçeşme grevleri yapıldığı dönemde, macera olarak değerlendirildi. Uzun uğraş sonucu Netaş. Kazlıçeşme, Migros ve Anbarlar grevleri en ileri muhtevalı grev yapmak cesaretini göstermek olmuştur. Bu grevler, hak alma yolunda yetersizliklerine rağmen ekonomik düzeyde olumlu sonuçlanmıştır.
Toplu İş sözleşmesi - Grev ve Lokavt Kanunu, grev oylaması, grev sırasında üretimin sürmesi vb. grevi kırmaya yönelik hükümlerin yeraldığı anti-de-mokratik yasalardır... Geçen yıl Kazlıçeşme'de yaşadıklarımız: yarı mamul derilerin dışarı çıkarılamayacağı ve satılamayacağı yasada açık hüküm olarak var olmasına rağmen bu yarı mamul deriler Bölge Çalışma Müdürlüğü ve polis gözetiminde dışarı çıka-karılarak satımı sağlanmıştır. Bu durumu engellemeye çalışan grev gözcüsü ve diğer işçi arkadaşlar ve sendikacılar bir çok defa gözaltına alınmıştır. Bunun üzerine sendikamız Bölge Çalışma Müdürlüğü'nden görüş istemesine rağmen yarı-mamul derilerin satışı devam etmiştir. Hatta (izcilikle yarı mamulü dışarı çıkarıp satan KOŞAR işvereni Aklattın KOŞAR, gözcü arkadaşlarımızla kavga etmiş ve görüşüne başvurduğu Bölge Çalışma Müdürlüğü ve mahkemenin kararı kendisine gösterildiğinde "yasaları tanımam" diye tavrını belirtmiştir. Çıkan tartışma sonrasında sendikadaki yönetici arkadaşlarımız bir ay tutuklu kalmıştır.
Şu anda sınıfımız için en önemli sorunlardan biri de işçiler arası dayanışmanın sağlanmasıdır. Bu durumun olumsuzluğu halen aşılmış değildir. 87'Ier-den bugüne kadar iyi dayanışma örneği Netaş ve bizim grevlerde gösterilmiştir. Ama yeterli olduğu söylenemez. Nedeni, yasaların sendikalarda sınıf gereği davranış içerisinde bulunmayı engellemiş olmasıdır. Eksikliklerimize rağmen, ders çıkarılacak bu tür mücadele araçlarının el kin kullanımı, sınıf bilinçli işçilerin özellikie işçiler arasında çalışmalarıyla gerçekleşebilir. Yoksa diğer mücadele biçimleri gibi, şube. sendika merkezi ya da konfederasyona bağlanırsa sendikal bürokrasi içinde mevcut gücün erimesine neder.olacaktır. Sınıf zorlu sınav için hazırlanmak durumundadır.


İŞÇİLER KENDİ MÜCADELE GELENEKLERİNE SAHİP ÇIKMAK ve GELİŞTİRMEK ZORUNDADIR
TÜMTİS Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Sabri Topçu
Bu yasal mevzuatla grev mümkün değil görüşünü kabul etmiyoruz. Çünkü işçiler kendi mücadele geleneğine sahip çıkmak ve geliştirmek zorundadır. Mücadele verilmeden hiçbir hakkın elde edilmeyeceği de ortadadır.
Topkapı nakliyat ambarlan grevine, İşveren Sendikalarının gündeminde olan ilke kararlarından Nak-İş İşveren Sendikası herhangi bir taviz vermek istemediği için gelinmiştir. İşveren Sendikası eski sözleşmede bulunan idari maddelerin aynı kalmak koşuluyla yalnız ücret ve sosyal haklar konusunu görüşmeyi ilke karan olarak getirmiştir. Biz Sendika ve işçiler olarak idari ve demokratik haklarında önemli ve sözleşmeyle alınması gereğine inandığımızdan işçilerin en doğal haklan olan çalışma koşulları, disiplin kurulu temsilciler ve teminatı, iş güvenliği, fazla mesai gibi konularında görüşülmesi gerektiğini savunduk. Bu konulara İşveren Sendikasının olumlu yaklaşımı olmadığından grev noktasına gelindi.
Bilindiği gibi grev ve kanunsuz lokavt uygulanan işyerlerinde herhangi bir üretim faaliyeti değil de nakliyecilik söz konusu olduğundan işverenler bu nakliyecilik faaliyetini şehrin çeşitli cadde ve sokaklarında grev kırıcılığı yaparak gerçekleştirmeğe başladılar. Grev kırıcılığı yapan işyerlerinin kanunsuz lokavt yaptıklarını Mahkeme kararıyla, tespit ettirmiş olmamıza karşın işverenlerin grev kırıcılığını engellemek mümkün olmadı. Arkasından Gümrük Bakanlığı'nın gümrüklü inallarının depolanması için yaptırılan sundurma tesisi grev kırıcılığı yapılmak tı/.ere kullanılarak taşıma buradan yapılmaya başlandı. Yapılan greve sahip çıkan işçiler her gün grev yerinden uzaklaştırılmak islendi. Çözülen işverenlerle tek tek sözleşme imzalayarak çalışmağa başlayan Ambarlar, Belediye tarafından ruhsatsız gerekçesiyle mühürlenerek kapatıldı.
Yukarıda özet olarak sayıları bütün bu grev kırıcı faaliyetler işçilerin birlikte ve kararlı mücadelesi sonunda önlenerek grev başarıya ulaştırıldı. İşveren Sendikası dağılmaya mahkûm oldu. 7.5 aylık grev içerisinde işveren sendikasının yönetimi değişti, ilke kararlan kırıldı ve ülkemizde yapılan grevli veya grevsiz bütün Toplu İş Söyleşmeleriyle sağlanan haklardan çok daha ileri haklar elde edilerek teklif tasarımızın tümü kabul ettirilmek koşuluyla Toplu İş Sözleşmesi imzalandı.
Grev suresinde diğer Sendikaların grevimize duyarlı yaklaşımlarını göremedik, ancak üyemiz, işçilerin ve diğer işçilerin daha duyarlı olduğunu gördük.

DEMOKRATİK TALEPLERİMİZİ ÖNE ÇIKARMAYI ŞİMDİLİK BAŞARAMADIK
Laspetkim-İş Mali Sekreteri Cemal Çelik
12 Eylül geldiğinde binlerce işçi grevdeydi. Bu işçiler grev çadırlarını sökerek işbaşı yaptılar. Sendikal faaliyetler durdurulduğundan 1984’e değin grev olmadı. 1984 yılında yapılan grev sayısı yalnızca 4'dür. Çünkü yeni yasalarla grev hakkı kullanılamaz duruma getirilmişti. Burada kitleleri politikadan, sendikalardan soğutmaya çalışan propagandanın önemini de vurgulamak gerekir, özellikle sarı sendikalar anti-demokratik yasaların ardına sığındılar ve "bu yasalarla grev yapılamaz." dediler. Örgütsüz olduğu için başarıyla bitemeyen bir ya da iki grevi de görüşlerini kanıtlamak için kullanmaya kalkıştılar. Bu noktada salt ekonomik amaçlı bile olsa grev yapmak büyük önem taşıyordu. Çünkü işçi sınıfı bakımından moral ve güç kaynağı demekti. Nitekim bağımsız sendikaların, Türk-İş içindeki demokrat nitelikteki sendikaların yapmış olduğu başarılı grevler bu yasalara rağmen grev yapılabileceğini ortaya çıkardı örgütlü biçimde sürdürülen, güçlü bir dayanışma ağı ile desteklenen grevleri işçi sınıfımızın başarı hanesine yazıldı.
İlk grevlerimizden biri olan Goodyear'da işveren sendikası KİPLAS ilke kararlarından ödün vermek istemiyordu. Pazar gününü tatil olmaktan çıkarmaya çalışıyor, fazla mesainin isteğe bağlı olmasını kabullenmiyordu. Goodyear grevi KİPLAS'ın dayatmacı tutumunun belli ölçülerle de olsa aşılmasını sağladı. Ardından gelen Pirelli, Lassa grevleri ile işçiler KİPLAS'a karşı önemli haklar kazandılar. Enflasyon karşısında ücretlerinin gerilemesine engel olmaya çalıştılar. Ancak bir bütün olarak değerlendirdiğimizde gerek işkolumuzda gerekse diğer işkollarında grevlerin henüz ekonomik nitelikte olduğu, demokratik taleplerimizi öne çıkarmayı başaramadığımız söylenebilir.
Grev sırasında işçilerin topluca grev yerinde bulunmaları yasak. Hiç kuşkusuz bu, grevde geçen sürenin işçiler ve sendika bakımından eğitim amaçlı kullanılmasını önlemeye yönelik. Ancak yaptığımız grevlerde işçi arkadaşlar grev yeri yakınındaki kahvelerde bir araya gelerek, sohbetlerini sürdürerek, bu olumsuzluğu gidermeye çalıştılar. Yasal engellemelerden başka işverenin keyfi tutum ve davranışlarıyla da karşılaştığımız oldu. Örneğin Egeplas'ta işveren taşeron aracılığıyla üretimi sürdürmeye kalkıştı. Yasal yollara başvurarak engelledik. Noramin'de işyerini kapatmakla tehdit etti. İşçiler bu tehditlere kulak asmadılar, grevi haklarını alana kadar sürdürdüler.
İşçi sınıfımız bu koşullarda başarılı grevler yapabilmek için dayanışmanın gereğini kavramış durumda. İzmit'te yaptığımız grevlerde yalnızca işçilerin değil, küçük esnafın da desteğini gördük. Ancak hiç kuşkusuz bunları geliştirmek gerekiyor. Dayanışma maddi olmaktan çıkıp somut eylemliliğe dönüştürülmelidir.

Ekim 1988