“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Stalin Savunulmadan Marksizm Leninizm Savunulamaz

Stalin'in tarihi erdemleri inkâr edilemez. Bu erdemler büyük bir önder ve büyük bir devrimci olarak onun temel niteliklerini oluşturur. Stalin'e yöneltilen revizyonist iftiralar, onun muazzam kişiliğini ve daima parlayıp dünyadaki tüm Marksist-Leninistler için büyük bir ilham örneği ve savaş bayrağı olarak hizmet edecek olan anıtsal eserlerini lekeleyemez." (Enver Hoca)
Stalin'e ve onun eserine karşı tutum, dün olduğu gibi bugün de, Marksist-Leninistlerle tüm revizyonist ve oportünistler arasındaki temel ayrım çizgisidir. Stalin'e ve eserine yönelik her saldırı, doğrudan Marksizm-Leninizm’e, onun tüm temel ilke ve öğretilerine bir saldırıdır.
Stalin, Lenin'in sadık bir öğrencisi, en yakın mücadele yoldaşı Leninizm’in en kararlı ve usta bir savunucusuydu. O'nun tüm yaşamı parti ve sosyalizm davasına adanmış bir yaşamdır.
Stalin, henüz on beş yaşındayken Rus Marksistlerinin illegal grubuyla ilişkiye geçiyor, on yedi yaşında kendisi gizli bir Marksist grup kuruyor ve Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi kurulduğunda, ona hemen üye oluyordu. 1901 yılında Ekim devrimine kadar geçen 16 yıl boyunca, bir profesyonel devrimci olarak yer altında yaşıyor, 7 kez tutuklanıp zindana, sürgüne gönderiliyordu. O, hangi koşulla ve nerede olursa olsun her zaman tüm güç ve enerjisini partinin ve davanın hizmetine sunuyordu. Legal Marksizm’e, Menşevizme, tasfiyeciliğe, tüm revizyonist, oportünist akımlara karşı sürdürülen mücadelede Stalin'in safı, başından itibaren Lenin'in yanı oluyordu. Lenin'in görüşlerini savunuyor, ideolojik mücadeleye Lenin'in yanında katılıyordu. Yeni tip bir parti olarak Bolşevik partisinin yaratılmasında, Ekim Devriminin hazırlanması ve zaferinde Lenin'in yanı sıra Stalin'in oynadığı rol tartışmasızdır.
Stalin, Lenin'in ölümünün ardından, yaklaşık otuz yıl boyunca, Bolşevik partisini, Sovyet devrimini, devletini ve tarihin gördüğü uzun süreli ilk proletarya iktidarını yönetti. O, yaşadığı sürece, proletarya iktidarı hep güçlü ve yenilmez olarak kaldı, sosyalizmin inşası başarıyla sürdü. Sömürücü sınıfların olmadığı, insanın insan üzerindeki sömürüsünün ortadan kaldırıldığı bir toplum, tarihin gördüğü ilk sosyalist toplum, O'nun döneminde yaratıldı.
Stalin, Ekim Devrimi ile açılan yeni tarihsel çağda; sosyalizmin inşası, sosyalist ekonominin örgütlenmesi ve yönetimi, ilk çok uluslu sosyalist devletin ve proletarya iktidarının diğer organlarının yaratılması ve sağlamlaştırılması gibi yeni ve karmaşık birçok sorununun çözümü ile karşı karşıya bulunduğu bir dönem yaşadı. Sosyalist toplumun inşasının ne hazır formülleri ve ne de önceden yaşanmış deneyleri vardı. Sovyetler Birliği ilk deneydi. Yeni Sosyalist toplumun inşasın da "önceden bilinmeyen yollan bulma ve deneme, sosyalizmin yeni yasalarını teorik olarak bulma ve onları pratiğe geçirmenin büyük tarihsel yükü" Stalin'e düştü. Stalin, Marksist-Leninist öğretiyi büyük bir ustalıkla kullanarak bu öğretiyi geliştirip zenginleştirerek, sosyalist toplumun inşasında sorunları bütünlüklü olarak çözdü. O'nun önderliği ve yol göstericiliğinde Sovyetler Birliği'nde inşa edilen, sömürü ve baskının olmadığı sosyalist toplum, dünyanın tüm proleterleri ve ezilenlerine esin kaynağı oldu.
Stalin'in Marksist-Leninist öğretiye katkısının olmadığı hemen hiç bir alan yoktur. Ama O, özellikle sosyalizmin inşası sorunlarında, Marksizm-Leninizm’in hazinesine paha biçilmez katkılarda bulundu.
Stalin'in adı, yeni tipte bir parti olarak Bolşevik partisiyle; Rusya'da proleter devriminin hazırlanması ve zaferiyle; proletarya iktidarının kurulup sağlamlaştırılması ve sosyalizmin inşasıyla; dünyayı kana bulayan Hitler faşizminin yenilgiye uğratılmasıyla iç içe geçmiştir.
Büyük bir enternasyonalist olarak, Stalin, sadece Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşası sorunlarıyla ilgilenmedi. O, uluslararası işçi ve Marksist hareketinin sorunlarına da büyük ilgi gösterdi. Uluslararası Marksist hareketinin güçlenmesinde, sosyalist bloğun yaratılmasında, O'nun katkısı ve oynadığı rol tartışmasızdır. Stalin'in dönemde, SB, dünyanın tüm sömürülen ve ezilenlerinin en yakın dostu, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin en yakın destekçisiydi.
Emperyalist burjuvazinin, dünya gericiliğinin, tüm revizyonist ve oportünistlerin Stalin'e olan büyük düşmanlıkları, O'nun adı ve eserini lekeleme çabaları bu nedenledir. Stalin düşmanlığı, devrime, proletarya iktidarına ve sosyalizme olan düşmanlıktır.
"Prestoroyka"lı, "glasnost’lu Gorbaçovcu dönemle birlikte yeni bir anti-Stalinist kampanya başlatıldı. Stalin'i ve eserini "mahkûm etmek" için, bilinen eski iftiralar "yeni kanıtlar" olarak piyasaya sürülüyor. Stalin "bir cani", Stalin dönemi "kapkaranlık bir dönem" olarak yeniden ilan ediliyor. Stalin döneminde "yasa tanımazlığın" hüküm sürdüğü, kitleler üzerinde terör estirildiği, yüz binlerce köylünün katledildiği vb. propaganda ediliyor. Proletarya iktidarına ve sosyalizme karşı yıkıcı faaliyetlerinden ötürü cezalandırılmış olan hainlerin itibarları tekrar geri veriliyor.
Daha sonra Zinovyev, Kamanev grubunun da saflarına katıldığı troçkistler, sosyalizmin inşasının tek ülkede mümkün olmadığı yolundaki görüşlerini, bir yanıyla, Sovyetler Birliği'nin geri bir ülke olmasına diğer yanıyla da proletarya ile yoksul köylülük arasında sağlam bir ittifakın mümkün olmayacağı tezine dayandırıyorlardı. Onlara göre köylülük proletarya iktidarının karşısında yer alacaktı! Proletaryanın yoksul köylülükle ittifakını bozmaya çalışan troçkistler, Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşasını, batının gelişmiş sanayi ülkelerinde devrimlerin olmasına bağlıyorlardı. Bunun anlamı acıktı: Proletarya iktidardan ve sosyalizmin inşasından vazgeçmeli, burjuvaziye yol vermeliydi. Burjuvazinin sanayi kurmasını ve batılı emperyalist ülkelerde devrimlerin olmasını beklemeliydi!
"Partimiz, Troçkinin 'Avrupa proleterlerinin doğrudan doğruya devlet-sel desteği formülünün Leninizm'den tam bir sapma olduğu görüşünü savunuyor. Çünkü ülkemizde sosyalizmi kurmayı, 'Avrupa proletaryasının doğrudan doğruya devletsel desteğine' bağlamanın anlamı nedir? Peki, ya Avrupa proletaryası önümüzdeki yıllarda iktidarı ele geçiremezse? Ülkemiz burjuvazisinin, batıdaki devrimin zaferini beklemeyi, ekonomimizin sosyalist unsurlarına karşı çalışmasından ve mücadelesinden vazgeçmeyi kabul edeceğine güvenilebilir mi? Troçki'nin bu formülünden, batıda devrimin başarıya ulaşmasında bir gecikme olması halinde, durumumuzun, ekonomimizin kapitalist unsurlarına derece derece teslimin ve daha sonra partimizin iktidardan vazgeçmesi sonucu çıkmıyor mu?" (Stalin, Troçkizm mi, Leninizm mi, S.287).
Troçkistler, Leninizm’i, Marksizm’den koparmaya, Leninizm’in yerine troçkizmi geçirmeye çalışıyorlardı. Stalin önderliğinde Troçkizme karşı amansız bir mücadele yürütüldü, Troçkizmin anti-Leninist ve karşı devrimci yüzü açığa çıkarılıp mahkûm edildi.
Stalin, emperyalizm ve proleter devrimleri çağının Marksizm’i olan Leninizm’i, "genelde proleter devrimin teori ve taktiği, özelde ise proletarya iktidarının teori ve taktiği" olarak tanımladı. Her proleter devrimin esasının proletarya iktidarı olduğunu, ancak proletarya iktidarının kurulmasıyla birlikte devrimin sona ermeyeceği Leninist öğretisini ustalıkla savundu. Proletarya, sömürücü sınıfları ortadan kaldırmak, onların var olabilme temellerini kazımak, sosyalizmi inşa etmek, sınıfsız toplum yolunda ilerlemek için iktidarı alır. Devrimini yapıp iktidarı alarak proletarya, da ha henüz iki adım atmıştır. Ve açıktır ki, O ancak, proletarya iktidarına dayanarak ve onu sürekli sağlamlaştırarak bütün bu görevlerini yerine getirebilir.
Proletarya iktidarı, proletaryanın vazgeçemeyeceği en temel ve önemli araçtır ki, O ancak, proletarya iktidarına dayanarak ve onun sürekli sağlamlaştırarak bütün bu görevlerini yerine getirebilir.
Proletarya iktidarı, proletaryanın vazgeçemeyeceği en temel ve önemli araçtır. Proletarya bunu koruyup sağlamlaştırmadan, eski sömürücü sınıfların ve sömürünün ortadan kaldırılması, eski sömürücü sınıfların direncinin kırılması, kapitalist-emperyalist abluka ve saldırılar karşısında devrimin korunması, küçük burjuva duygu ve eğilimlere karşı mücadele edilmesi, proletarya ile yoksul köylülük arasında sağlam bir ittifakın kurulması ve sosyalizmin inşası mümkün değildir.
Proletarya ve halklara devrimi yasaklayan, sosyalist Ekim Devrimini satmak isteyen Troçkistlere karşı amansız bir mücadele yürütülmeseydi proletarya iktidarı korunup sağlamlaştırılamazdı.
Troçkistler, proletarya iktidarını zayıflatma ve yıkma ç abalarını esas olarak ekonomik inşa sorunlarında yoğunlaştırıyorlardı. Çünkü o dönem sosyalist inşa açısından can alıcı sorun, sosyalist ekonominin temellerinin atılmasıydı. Troçkistler tüm temel sorunlarda sosyalist inşayı baltalayıcı görüş ve önerilerle partinin ve proletarya iktidarının karşısına çıkıyorlardı. Diğer şeylerin yanı sıra, dış ticaret üzerindeki devlet tekelinin kaldırılmasını, ülke kapılarının emperyalizme açılmasını istiyorlardı. Yine devletleştirilmiş büyük işletmelerin devlet-özel sermaye ortaklığına açılmasını talep ediyorlardı. Onlar, bugün NEP politikasını da çarpıtarak, kapitalizmi basit bir geri dönüş gibi göstermeye, proletarya iktidarının burjuvazi ile "ittifakının" bir göstergesi olarak sunmaya çalışıyorlardı.
Sonraları, sosyalizmin burjuvazi ile birlikte inşa edilebileceği şeklindeki revizyonist görüşlerini "haklı" çıkarabilmek için Mao da, bu görüşleri Lenin'e ve NEP politikasına "dayandırmaya" çalıştı. Bugün de Gorbaçovcu modern revizyonistler de "perestroyka"larını, Lenin dönemindeki "NEP"e dönüş olarak ileri sürüyorlar. NEP, sosyalist ekonominin inşasında ileri atılabilmek için, dönemin özgül koşullarında zorunlu ve ama geçici bir geri adım olarak değil de, Lenin'in benimsediği temel ekonomik politika olarak propaganda ediliyor.
"Bu burjuvazi ile birlikte sosyalizmin inşa edilebileceği" şeklindeki görüşler, Marksizm-Leninizm’in değil, revizyonizm ve oportünizmin görüşleridir. Proletarya ancak, tüm temel üretim araçlarını kolektif mülkiyet haline getirerek, sömürücü sınıfları ve sömürüyü ortadan kaldırarak, bunun tüm köklerini kazıyarak sosyalizmi inşa edebilir. Stalin ve Bolşevik partisi, bu Leninist görüşü ısrarla savundu ve yaşama geçirdi.
Troçkistlerin "tek ülkede sosyalizmin inşasının olanaksızlığına ilişkin görüşlerinin karşı devrimci özü, sadece teorik planda ortaya konulmadı, sosyalizmin inşası pratiğiyle de gösterildi.
Troçkistlerin ardından, ikinci önemli mücadele, partide bir sağ sapma olarak ortaya çıkan Buharin grubuna karşı veriliyordu. Buharinciler kırların sömürücü sınıfı olan kulakların (zengin köylüler) tasfiyesine karşı çıkıyorlardı. Kulakların "sosyalizme kazanıldığını", sosyalizmin tarımda onlarla birlikte "inşa edilmekte" olduğunu söylüyor; proletarya iktidarının işlevinin kulakları "eğitip", "ikna etmek" olması gerektiğini savunuyorlardı.
O dönem, SB'de tarımın kolektifleştirilmesi gündemdeydi. Ve açıktır ki tarımın kolektifleştirilmesi, sömürücü sınıfı olan ve o dönem kırsal alanda önemli bir ekonomik güce sahip bulunan kulakların tasfiyesinden geçiyordu. Kulaklar, aynı zamanda Sovyet toplumundaki son sömürücü sınıftı. Onların sınıf olarak ortadan kaldırılmasıyla birlikte sömürücü sınıflar ve sömürü ilişkileri bir bütün olarak tasfiye edilmiş olacaktı.
Kulakların tasfiye edilerek tarımın kolektifleştirilmesi, gericilerin ve revizyonistlerin Stalin'e en fazla saldırı yönelttikleri konulardan biridir. Ancak, bu saldın, gerçekler tümüyle ters yüz edilerek, yalan ve karalama temelinde yapılmaktadır. Köylülerin kolektiflere zorla üye yapıldıkları, yüz binlerce ve hatta milyonlarca köylünün topraklarından sürüldüğü, toplama kamplarına gönderildiği, katledildiği iddia edilmektedir.
Sovyetler Birliği'nde tarımın kolektifleştirilmesi, 1930'lu yıllarda, 2. Beş yıllık plan döneminde gerçekleşiyordu. 1930'lara gelindiğinde Sovyetler Birliği'nde tarım ekonomisinin ve sınıf ilişkilerinin durumu nasıldı? Bolşevik Partisi ve proletarya iktidarı, tarımın kolektifleştirilmesinde nasıl bir politika izledi''
Kulaklar, 1927 yılında kırsal alandaki toplam nüfusun % 10'unu teşkil ediyordu. Toplam ekim alanlarının % 30'u, tarım üretiminde kullanılan toplam üretim araçlarının % 35-45'i, toplam çalışma hayvanlarının da % 30-40'ı kulaklara aitti. 1928 yılında, kulaklara ait topraklarda 18,5 milyon insan çalışıyordu. Bunların büyük bir bölümünü az topraklı köylü üreticiler oluşturuyordu. 1929 yılma doğru gerek ekonomik alandaki gelişmenin ve gerekse de çıkarılan yeni iş ve vergi yasalarının vb. bir sonucu olarak, kulakların ekonomik gücü belli ölçülerde sınırlanmış, sayıları nispeten azalmıştı. Ancak, halen kırda mülkiyet ilişkilerini sürdüren enerjik bir güç olmaya devam ediyorlardı. 1930 yılında, toplam tarım ekonomisi içinde kolektif işletmelerin oranı oldukça düşüktü. 1939 yılına gelindiğinde, bu oran, % 3,9'a yükselmişti. Tarımda kolektifleştirmenin hızlandırılmasında ekonomik alandaki gelişmenin, bunun için gerekli alternatif koşulların hazırlanmış olması vb. gibi şeylerin yanı sıra, orta köylülerin arasında kolektiflere katılma eğiliminin güçlenmekte olması da dikkate almıyordu. Öncesinde, kolektiflere katılan orta köylüler, orta köylü nüfusunun % 1'ini dahi oluşturmazken 1929 yılında bu oran % 5'e yükseliyordu.
Tarımın kolektifleştirilmesi, kulakların tasfiyesi ile birlikte yürüyordu. Gericiliğin ve revizyonizmin propaganda ettiği gibi, köylü terör estirilerek değil, ikna temelinde, bizzat pratikte de büyük üretimin yararlılığı gösterilerek, orta köylülüğün kolektiflere üye yapılma politikası savunuldu ve izlendi.
Bu dönem boyunca hiç hata yapılmadı mı? Kolektifleştirmenin başlangıç döneminde parti ve proletarya iktidarının politikasını doğru kavrayamayan bazı parti ve devlet görevlilerinin, az da olsa, bu konuda hatalar işledikleri görüldü. Yer yer, gönüllü olarak kolektiflere üye olmak istemeyen ona köylülerin zorla üye yapılmaya çalışılması tutumlarına girildi. Ancak ne Stalin ve ne de parti ve proletarya iktidarı, orta köylülüğün kolektiflere zorla üye olmasını savundu. Tersine böyle görüş ve tutumlar ortaya çıktığında, Stalin ve parti tarafından şiddetle eleştirildiler.
"(...) biliyoruz ki, Türkistan'ın birçok bölgesinde, şu sıra kolhoza girmek istemeyen köylüleri silahlı kuvvetleri işe karıştırmakla tehdit ederek, sulama suyundan ve mamul maddelerden yoksun bırakmakla tehdit ederek, SSCB'nin geri bölgelerine 'yetişmek ve onları asmak' için birtakım girişimler yapılmıştır.
Bu astsubay Prişibev 'politikası' ile özgür katılmaya ve kolhozları kurarken yerel özellikleri dikkate almaya dayanan parti politikası arasında ortak ne olabilir? Besbelli ki bu iki politika arasında ortak hiç bir şey yoktur ve olamaz.
Bu çarpıtmalar, kolhoz hareketinin bu bürokratik kararnameler yoluyla ilan edilmesi, köylülere karşı bu yakışıksız tehditler kimin işine yarıyor? Düşmanlarımızın işine yaramıyorsa, başka hiç kimsenin." (Stalin, Leninizm’in Sorunları, s.274).
Parti ve proletarya iktidarı, bir yandan, az da olsa ortaya çıkan böyle hataları eleştirirken, yanı sıra da kolektifleşme hareketine yardımcı olacak bir dizi önlemler aldı. Kolektifleşmede işlenen hataların düzeltilmesi, zayıflıkların giderilmesi ve kolektifleşmeyi hızlandırmak amacıyla, kırsal kesime 25 bin denenmiş, tecrübeli proleter devrimci, 110 bin uzman, yararlılığı gösterilerek, orta köylülük kolektiflere üye ediliyordu.
Kulaklar, sömürücü bir sınıf olarak j varlıklarının ve imtiyazlarının ortadan kaldırılmak istenmesine büyük bir direnç gösteriyorlardı. Buharincilerin "sosyalizmin inşasına katılıyor" dedikleri kulaklar, kilise çevreleri ve tüm karşı-devrimci güçlerle birlikte büyük ve güçlü bir kampanya başlatıyorlardı. Kolektifleştirmenin "tüm köylülüğün sonu olacağı" propagandası ile köylülüğü kışkırtıp proletarya iktidarına karşı ayaklanmaya çağırıyorlardı.
Kulaklar, sadece propaganda ile yetinmiyorlardı. Ellerinde bulunan hayvanları, üretimi baltalamak için özellikle de çekim hayvanlarını öldürüyorlardı. Şehirlerde gıda ürünleri sıkıntısı yaratıp halk içerisinde proletarya iktidarına ve izlenen ekonomik politikaya karşı hoşnutsuzluk ve huzursuzluğa yol açmak amacıyla, ellerindeki tahılları gizlice stok ediyorlar, yanı sıra sabotaj eylemlerine girişiyor, silahlı çeteler kurup suikastlar düzenliyorlardı.
1931 yılında kolektiflere ait 271 tahıl deposu yakılıyordu. Kolektif üyelerine ve özellikle de parti üyelerine karşı suikastlar, silahlı saldırılar düzenliyordu. 1931 yılında çok sayıda parti üyesi bu tür saldırılar sonucu öldürülüyordu.
Bu dönem, aynı zamanda, troçkistlerin ve eski politik grupların da "canlandıkları", açık saldırıya geçtikleri dönemdir. Bunlar, mülklerine el konulan sulaklarla, eski sanayici ve tüccarlarla, çarın eski generalleri ve polisleriyle işbirliğine girişerek, karşı devrimi örgütlüyor, kargaşa yaratmak ve proletarya iktidarını yıkmak için hareket geçiyorlardı. Ülke çapında bu hainler tarafından örgütlenip yönetilen çok sayıda sabotaj ve suikast yapılıyordu. Çok sayıda parti ve devlet görevlisi, bunların örgütleyip yönettikleri silahlı saldırılar sonucu öldürülüyordu. Bolşevik partisi Polit-büro üyelerinden S. M. Kirov ve W. W. Kuibschew, yine MK üyelerinden Vlenschinski ve M. Gorki, "Stalin'in kurbanları" olarak gösterilmeye çalışılan bu katiller çetesi tarafından katlediliyorlardı. Sadece 1935 yılında bin sabotaj yapıyorlar, 100'ün üzerinde parti ve devlet görevlisi suikastlara ya da terör eylemlerine kurban gidiyordu.
Tabii ki, bütün bunlar karşısında parti ve proletarya iktidarı sessiz ve hareketsiz kalamazdı. Sosyalizmde, proletarya iktidarını yıkmak için örgütlenme, silahlı çeteler kurup sabotaj ve suikastlar düzenleme "özgürlüğü" yoktur. Karşı devrimin tüm güçleri birleşmiş olarak harekete geçmişlerdi. Sıra, partide ve proletarya iktidarındaydı. Ve parti, sosyalizmi yıkmak, kapitalist sömürü düzenini geri getirmek isteyenleri ezmek için, tüm kitle örgütlerini ve devlet organlarını harekete geçiriyor, güçlü bir kampanya başlatılıyordu. Karşı-devrimin tepesine proletarya iktidarının demir yumruğu indiriliyordu. Yasaları çiğneyenlere, sabotaj eylemlerine girişenlere, silahlı çeteler kurup suikastlar düzenleyen, terör çetelerine karşı sert önlemler alınıyordu. Böyleleri başka yerlere sürülüyor, tutuklanıyor ve işledikleri suça göre cezalandırılıyorlardı.
Bu dönem boyunca, proletarya iktidarı tarafından başka yerlere sürülen kulakların sayısı 30 bindir. 20 bin kulak da kendiliğinden yerlerini terk ederek başka bölgelere kaçmışlardı.
1935-38 yılları arasında, ülke çapında tutuklanıp yargılananların toplam sayısı 140 bindir. O dönem, Sovyetler Birliği'nin nüfusu 180 milyondu. Yargılamaların yapıldığı dönemin bir kaç yıl öncesinde sömürücü sınıflara mensup olanların sayısı ise 6 milyon civarındaydı. Bu bile, yargılanıp işledikleri suça göre cezalandırılanların kimler olduğu konusunda bir fikir vermektedir. İşte bir örnek:
"Bir belge, Leningrad'da 16 Mart 1936'ya kadar tutuklanan ve Sovyet düşmanı faaliyetlerinden ya da, yabancı güçler hesabına casusluk yapmış olmaktan yargılanmış olan 1094 kişinin; 544'ünün eski çarlık ordusu ve beyaz ordunun generali, 142'sinin eski çarlık memuru, 133'ünün eski çarlık polisinde görevli, 41'inin prens, 109'unun kont ve baron, 68'inin eski çiftlik sahibi, 35'nin eski sanayici ve 19'unun eski tüccar olduklarını göstermektedir." (N. Homberg, Barışçıl Karşı Devrim, s.30).
"Suçsuz" yere cezalandırıldıkları söylenenler işte bunlardır. Zinovyev'ler, Kamenev'ler, Buharin'ler ve yandaşları, bu güçlerle ve Hitler faşizmiyle, Alman emperyalizmiyle işbirliği içerisinde, Sovyet sistemini yıkmaya çalıştıkları için cezalandırıldılar. Yoksa, Stalin'in "muhalifleri" oldukları ya da farklı görüşlere sahip bulundukları için değil.
Yargılamalar kamuoyuna açık olarak, somut delil ve belgeler temelinde yapıldı. Yargılananlar, dış elçilik görevlilerinin de izledikleri mahkemelerde, suçlarını kendi ağızlarıyla itiraf ettiler.
Bu davaları yakından izleyenlerden biri de, dönemin Sovyetler Birliği'ndeki ABD büyük elçisi Davios'tir. ABD büyük elçisi, Hitler Almanya'sının Sovyetler Birliği'ne saldırıyı başlattığı 1941 yılında bu davalarla ilgili olarak şunları yazıyordu.
"Rusya'da Almanlarla işbirliği yapan bir 'iç taarruz" yoktu. Hitler'in 1939 yılında Prag'a yönelik saldırısı, Henlein-Örgütü tarafından askeri eylemlerle destekleniyordu. Benzer şeyler Norveç'in işgalinde de söz konusu olmuştu. Rusya'nın sunduğu manzara; Südet Alman Henlein'lerinden, Slovakyalı Tiros'lardan, Belçika'lı Degrelles'lerden ve Norveç'li Quislingen'lerden temizlenmiş bir manzaraydı..."
"(...) Dava raporlarını ve tuttuğum şahsi notları tekrar okuduğumda tespit ettiği ki, Rus 'Quislingen'lerden elde edilen itiraf ve açıklamalar, Alman beşinci kolunun bugün artık bildiğimiz metotlarının aynen tümünü ortaya koyuyorlardı..." (Saers/Kahn, Sağcılar ve Troçkistler Bloğunun Sovyetler Birliği'ne karşı Komplosu, s.329).
Bunlar, sosyalizmin ve Stalin'in "dostu" olarak değerlendirilemeyecek, anti-komünistliğinden hiç kimsenin şüphe duyamayacağı biri tarafından söyleniyor.
Dünya gericiliği ve revizyonizm, sömürücü sınıflara ve Hitler faşizminin Sovyetler Birliği'ndeki beşinci kolu olan "Henlein"lere "Quislingen"lere yaşam hakkı tanımadığı için Stalin'e en iğrenç iftiralarla saldırıyorlar. Dünya proletaryasının büyük öğretimini ve önderi Stalin'i "cani" olarak göstermeye ve karalamaya çalışanların sahip çıktıkları 'Rus Quislingen'leridir.
Marksizm-Leninizm düşmanları, Stalin'i, parti içinde demokrasiyi ve eleştiri, öz-eleştiriyi "ortadan kaldırmış" olmakla, parti iç sorunları "idari yöntemlerle" çözmekle suçlamaya çalışırlar. Bu suçlamaları yöneltenler, Leninist parti öğretisini reddedenlerdir.
Bolşevik partisi içinde, Troçkist-Zinovyev bloğuna ve Buharincilere karşı verilen mücadele yıllarca sürdü. İdeolojik-politik nitelikte olan bu mücadele süresince, Troçkistler ve Buharinciler görüşlerini parti içinde savunup, görüşlerini partiye ve parti platformlarına sunma olanağına sahip oldular. 1920'li yılların ortalarında Troçkistlerin görüşleri, üç defa parti içerisinde oylamaya sunuldu. 750 bin parti üyesinin bulunduğu o dönem, Troçkistlerin aldıkları en fazla oy, 4 bin civarında oldu.
Stalin, parti içi mücadeleyi Marksist-Leninist ilklere uygun olarak ele aldı ve yürüttü. Bu ilkeli ve kararlı mücadelenin sonucudur ki, parti, Troçkistlerin ve Buharincilerin değil, Stalin'in ve Bolşeviklerin görüşleri etrafında kenetlendi.
Ancak, Stalin'in revizyonizm ve oportünizme karşı mücadeleyi, ideolojik mücadeleyle sınırlamadığı tümüyle doğrudur. Parti içerisinde farklı çizgi ve hiziplerin varlığına izin verilmesi, Leninizm’in görüşleri değildir. Leninist parti öğretisinin kararlı bir savunucusu ve geliştiricisi olarak Stalin, komünist partisinin, ancak, saflarını revizyonist unsurlardan temizleyerek güçleneceğini savundu. Örgütsel önlemlere başvurmayıp, revizyonist ve oportünistlerin varlığına izin verildiği takdirde, bunların, partinin sonu anlamına geleceğini devamlı ısrarla vurguladı.
"İdeolojik mücadele ile partinin içindeki oportünist öğelerin 'yenilebileceği'ni, parti çerçevesi içinde bu öğelerin 'üstesinden gelinebileceği'ni savunan teori, partiyi felce ve kronik sakatlığa mahkûm etmenin belirtisi olan çürük ve tehlikeli bir teoridir, proletaryayı devrimci partisinden, emperyalizme karşı mücadelesinde başlıca silahından yoksun bırakmakla tehdit eder.'' (Stalin, Leninizm’in Sorunları, s,97).
Stalin, proletaryanın öncü partisinin; proleter ideoloji ve disipline sahip örgütlü bir birlik, farklı çizgi ve hiziplerin varlığıyla bağdaşmayan tam bir irade ve eylem birliği olarak tanımladı. Ancak bu özelliklere sahip bir partinin, proletaryaya ve emekçi kitlelerine devrim mücadelesinde, proletarya iktidarının kurulup sağlamlaştırılması ve sosyalizmin inşası mücadelesinde önderlik edip yol gösterebileceğini savundu.
Stalin'i, parti içerisinde burjuva ideolojisine ve revizyonist oportünist unsurlara yaşam hakkı tanımadığı, liberal her tutuma acımasızca saldırdığı için suçlayanlar, proletaryayı öncüsünden yoksun bırakmak isteyenlerdir. "Çok sesliliği", "çok kantlılığı" savunup Leninist parti modelini "anti-demokratik" olmakla suçlayanlar; Marksizm-Leninizm’in yerine burjuva ideolojisini geçirmek, proletarya ve emekçi kitlelerin mücadelesini kapitalist sistemin içerisine hapsetmek isteyenlerdir.
Revizyonist ve oportünistler, Stalin döneminde parti gibi, toplumda da demokrasinin yaşamadığını, tüm özgürlüklerin ortadan kaldırıldığını propaganda ediyorlar. Bu konuda da, Stalin'i "yargılamaya" çalışıyorlar. Sömürücü sınıfların ve sömürünün ortadan kaldırıldığı, işçi ve emekçilerin gerçek demokrasiyi yaşadıkları Stalin dönemi, Sovyetler Birliği'nde "özgürlükleri" ellerinden alınanlar, baskı görenler, eski sömürücü sınıfların kalıntıları ve sömürü düzenini geri getirmek isteyenlerdi.
Kaldı ki, "Stalin Anayasa'sı" olarak da adlandırılan 1936 Anayasası ile birlikte, eski sömürücü sınıfların mensuplarına, eski soylulara vb. bile seçme-seçilme hakkı tanındı. "Tam eşit olmayan seçimler yerine eşit seçimler" kararlaştırıldı. Stalin, 1936 Anayasa'sının bu konuyla ilgili bölümünün tartışılmasında şunları söylüyordu:
"13. Son olarak, bir de, az çok öze değin bir değişiklik var. Anayasa tasarısının 135. maddesine getirilen değişiklik. Köy pazarlarının, eski beyaz muhafızların, tüm eski soyluların ve halk yararına birleşme yapmayan kişilerin seçim haklarından yoksun bırakılmasını, ya da hiç değilse, bu kategorilerden bireylere seçilme hakkı vermeksizin, yalnız seçme hakkı vermek suretiyle, seçim haklarının sınırlandırılması öneriyor. Bu değişikliğin de geri çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sovyet iktidarı, çalışmayan ve sömürücü unsurları, ömürleri boyu değil, geçici olarak, belli bir dönem boyunca seçim haklarından yoksun bıraktı. (...)" (Stalin, Leninizm’in Sorunları, s.647).
Stalin'i savunmak ve savunmamak, devrimi ve sosyalizmi savunmak ya da savunmamakla özdeştir. Stalin'i savunmak ya da reddetmek, proletarya j devrimini ve proletarya iktidarını savunmak ya da reddetmekle eş anlamlıdır.
Bu, o kadar açıktır ki, Stalin'e saldırıya geçen tüm hain ve dönekler, bununla eş zamanlı olarak, Marksizm-Leninizm’in tüm temel ilke ve öğretilerini de ret ve inkâr etmişlerdir. Ya proletarya iktidarını yıkmak, sosyalizmin yerine kapitalizmi geçirmek; ya da, proletarya ve emekçi yığınları devrim ve sosyalizm mücadelesinden geri tutmak için Stalin'e saldırılmıştır.
Modern revizyonistlerin "Lenin'e dönme" demagojisi ardından "Stalinist dogmatizme" açtıkları savaşın teoride ve pratikte ne anlama geldiği bütün tüm sonuçlarıyla birlikte çok daha açık görülmektedir.

Ocak-Şubat 1989