“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Sendika ağaları koltuklarını savunuyor

Geçtiğimiz haftalar, Türk-İş'e bağlı bazı sendikaların kongrelerinin yapıldığı haftalardı. Bu yüzden de sendikalar cephesinde bir yanıyla koltuk kavgası kızışırken, bir yanıyla da ağalar statükoyu korumak için aralarında işbirliği yaptılar, Türk-İş genel kurulu için hesaplarını gözden geçirdiler.
Türk-İş'e bağlı, Petrol-İş, Belediye-İş, TÜMTİS, sendikalarının genel kurulları, Harb-İş'in İstanbul Şubesi Genel Kurulu ve şimdilik "bağımsız" Otomobil-İş'in genel kurulları geçtiğimiz haftaların başlıca sendika genel kurullarıydı.
Bir kitle örgütünün genel kurulu deyince, hele bu kitle örgütü sendika gibi işçi sınıfının örgütlenme ve direnme merkezi olan bir örgütse, akla o örgütün önceki genel kuruldan bu yana bütün faaliyetinin delegelere açıkça sunulup hesap verildiği, delegelerin geçmiş faaliyetin temelinde gelecekte izlenecek çizgiyi tartışıp karara bağladıkları, salt bu nedenle bile konuların canlı tartışmalara sahne olduğu, kısacası; işçi sınıfının mücadeleciliğinin ve devrimci tutumunun salonların havasını doldurduğu bir faaliyet gelir. Ama ne yazık ki yapılan kongrelerde bu özellikleri bulmak zordu.
Bu kongrelerin ortak özelliği; biçim açısından, alışılmış; "kardeş sendikaların" çiçek-çelenkleriyle donanmış salonlarda, burjuva örgütlerinin en gelenekçisine taş çıkartacak protokol kuralları ve "misafir" sendikacıların, "tanınmış" kişilerin diplomat kibarlığı ile yaptıkları konuşmalar, en sağdaki partilerden devlet büyüklerine, en kaşarlanmış işçi düşmanları da dâhil işçi sınıfına karşı her kesimden masajların okunup rutin bir biçimde alkışlandığı ve kuralına göre, yeri geldiğinde, delegelerin (ne yazık ki çok büyük çoğunluğu için böyle) sendika ağalarının isteğine göre el kaldırıp indirdiği toplantılar olmasıydı. Yıllardır birer kongre kurdu olmuş sendika ağaları daha sendika kongresi öncesinde kongreyi salt bir seçme-seçilme faaliyetine indirgediklerinden iyi niyetli, gerçekten sınıfın iyiliğini düşünen delegeler bile bu göstermelik seçim havasından kurtulamamakta, sendikal faaliyeti kongrenin tartışma gündemine getirememektedirler.
Kongrelerin sendikal faaliyetin tartışıldığı alanlar olmaktan çıkarılması, daha kongre raporlarının hazırlanmasında başlamaktadır. Rapor sendikacılar tarafından "iyi yazmakla ünlenen" bir "uzmana" havale edilmekte ve işçilerin gözünü boyayacak ama içi kof bir kağıt yığını, rapor diye sunulmaktadır. Buna, eski yönetimi öven protokol konuşmaları ve sendika ağalarının diğer sendika ve çevrelerdeki müttefiklerinin söyledikleri eklenince delegelerin "acaba yanlış bir yere mi geldik, bu bizim sendikanın değil de başka bir sendikanın kongresi mi? " diye sormaları pek garip karşılanamaz.
Böyle bir hazırlık dönemine, geçmişin alışkanlıkları da eklenince yapılan kongreler, bir hesap verme ve gelecekte izlenecek mücadele çizgisinin belirlendiği değil, salt "seçime" indirgenmiş toplantılar oldu. Kulisler, ayak oyunları kuşkusuz sendika ağalarının artık vazgeçemeyeceği "mücadele yöntemleri"ydi.
Ancak, yukarda sözü edilen olumsuz havanın kongrelere egemen olmasına karşın, değişen, yeni, geleceğin ipuçlarını veren kimi çıkışlar da yok değildi.
Profesyonel sendikacı olmayan delegelerin, hemen bütün kongrelerde, eski yöneticilere yönelttikleri eleştirilerin başında sendikanın, işçileri kendi sınıf çıkarlarını öğrenecek biçimde eğitmemeleri geliyordu. Birçok "devrimci siyasal grup"un bile, sendikaların işçilere siyasal bilinç vermek gibi bir görevi yoktur dediği düşünülürse, işçilerin bu isteğinin önemi daha iyi anlaşılır. Bir Tüm-tis delegesinin şakayla karışık "sendikacılar yerlerini alacağımızdan korktukları için bizi eğitmiyorlar' demesi şaka da olsa gerçeğin önemli bir yanıydı.
Profesyonel sendikacı olmayan delegelerden gelen diğer ortak bir istek de tabanın sesinin sendika kongrelerinde ve T İ S görüşmelerinde yansıması için sendika tüzüklerinin daha demokratik bir biçime kavuşturulmasıydı. Örneğin, Belediye-İş sendikasının 143 bin üyesine karşılık, sadece 238 delegesi vardı ve bu delegelerin yaklaşık yüzde 80'i profesyonel sendikacıydı. İşçiler bunu kongrede dile getirip bugün 700 işçiye bir delege olan biçimin hiç olmazsa 200-300 işçiye bir delege olacak şekilde değiştirilmesini istediler. Haklı gerekçeler de ileri sürdüler, ama ne yöneticiler ne de profesyonel sendikacı delegeler (işlerine gelmediğinden olacak) bu isteği duymazdan geldiler. Petrol-İş kongresinde ise delegelerin işyeri temsilcilerinin atama ile değil seçimle yapılması isteğini sendika ağaları reddettiler. Ama teklifin verilmesi bile bir olumluluktu.
Sendika ağlarının iddialarının aksine, eğer inisiyatif tanınırsa, işçilerin sendikalarda olup bitene seyirci kalmadığı, sorunlarını çözmede çok kararlı davrandıklarını da TÜMTİS kongresi gösterdi. Türk-İş'teki büyük sendikalarda profesyonel sendikacı delegelerin oranı yüzde 80'lere varırken, TÜMTİS'te bu oran yüzde iki buçuktu. Tek başına bu bileşim bile kongrenin havasındaki bürokratik baskıyı azaltıcı bir rol oynuyordu. Tartışmaların daha canlı olmasında başlıca bu bileşim etkiliydi. Seçimlerde de öyle oldu, ayak, oyunlarıyla sonuç alacaklarını sananlar yanıldı. Delegelerin eski yönetimleri eleştirirken dile getirdikleri bir gerçek de sendikalarda yüzde 40'lara varan üye kayıplarıydı. Son 2 yılda Otomobil-İş 30 bin, Petrol-İş ise 15-25 bin üye kaybetmişti, delegeler sendika ağalarına bunun nedenini soruyordu, ama pek yanıt veren olmadı. Delegelerin en çok sorduğu sorulardan biri de Türk-İş'in aldığı eylem kararlarının neden yaşama geçirilmediğiydi. Sendika ağaları bunu da Şevket Yılmaz ekibini suçlayarak atlatmaya çalıştılar. Tıpkı, Petrol-İş kongresinde 1 Mayıs'la ilgili tutumu eleştirilen Petrol-İş yöneticilerinin oportünistçe bir özeleştiri ile durumu geçiştirmeleri gibi.
Belediye-İş, özellikle de Petrol-İş kongreleri "Genel Grev" tartışmalarının gündeme geldiği kongreler oldu. 2821-2822 sayılı yasanın yeniden düzenlenmesi için genel grev önerisi Türk-İş Kongresine sunulmak üzere Petrol-İş Genel Kurulu kararı haline getirildi.
Belediye-İş Kongresinde ise delegeler Güneydoğu'daki belediyelerin 18 aydır işçilere ücret ödemediğini belirterek, bunun bir genel grevle aşılması gerektiğini dile getirdiler. Ancak sendikacılar bu öneriyi “işçilere tam destek verilmesi" gibi ne idüğü belirsiz bir biçime çevirerek Genel Kurul'dan geçirdiler.
Petrol-İş kongresinde Kürt sorununun dile getirilmesi ve Güneydoğu'dan sürgün edilen delegelerce alkışlanması olumlu bir gelişmeydi. Diğer bir olumluluk ise; kongre raporu ve geçmiş faaliyetin sınıf sendikacılığı bakış açısından eleştiren bir broşürün Genel Kurulda dağıtılmasıydı. Sendika ağalarının Glasnost ve Perestroyka övgülerine muhalefetin "oy kaybederiz" kaygısıyla sessiz kalması ise kimilerinde sınıf sendikacılığı sözleri ve keskin slogancılık arkasında uzlaşmacılığın sürdüğünü gösteriyordu.
Bir süreden beri siyasal gündemin ön sırasında yer alan ulusal sorunun sendika genel kurullarında hak ettiği yeri almaması en önemli eksiklik olarak görülüyordu. Sendika raporlarında sendika ağalarının konuya yer vermeleri beklenemezdi. Ama özellikle Türk kökenli işçilerin sorunu gündeme getirmesi tarihsel bir görevdi. Gerçi Belediye-İş ve Petrol-İş kongrelerinde muhalefet delegeleri konuya değindiler, ama onlar da Kürt kökenli delegelerdi. Bu konuda daha duyarlı, olması gereken Türk kökenli delegelerin bir çıkışı olmadı.
Revizyonistlerin ağırlıkta olduğu Otomobil-İş Kongresi ise revizyonistlerin niteliklerine uygun olarak başlayıp bitti. "Çelik-İş'le birleşmek" gibi önemli bir karar bile darbeci bir biçimde, hiç tartışmaya fırsat verilmeden ve ne olduğu da pek anlaşılamadan kongreden geçirildi. Var olan sorunlar ve sendikanın içinde bulunduğu krizi çözmek için ciddi bir hazırlığı olmayan muhalefet ise revizyonist ağaların ayak oyunları karşısında pek bir varlık gösteremedi. Sadece nedenini yanlış değerlendirdiği "oy artışı" ile teselli buldu.
Türk-İş'in büyük kongresine bir ay kadar bir zaman kalırken bağlı sendikaların kongreleri de sona eriyor. Sendika ağalarının öyle derme çatma muhalefetlerle alt edilemeyeceğini, uzlaşmacı olmayan programlar etrafında sınıf içindeki tüm güçleri birleştiren bir stratejinin izlenmesi zorunluluğunu bir kez daha göstererek...

Kasım 1989