Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

TÜMTİS grevlerinde grev kırıcıları iş başında

Burjuvazi işçileri grevden caydırmak için bütün yasal "önlemleri" almış olmasına karşın uygulanan grevleri grev kırıcıları aracılığı ile yenilgiye uğratmaya çalışmayı da ihmal etmiyor; özellikle küçük iş yerlerinde grev kırıcılığının en ilkel en çarpıcı biçimlerini denemekten geri durmuyor: Grev kırmakta ustalaşmış, "ilerici" sendika avukatları mı olur, grev sözünü duyunca kırmızı görmüş boğa gibi gözü dönen yargıç mı olur, işçi topluluğu görünce saldırmaya koşullandırılmış jandarma nu olur ne bulursa grev kırıcılığının aleti olarak kullanıyor. TÜMTİS Sendikası'nın bu yıl orsalarından itibaren uygulamaya soktuğu grevler bu bakımdan ilginç olaylara sahne oldular. İşyerlerinin küçük olması ve grevlerin Tuzcuoğlu gibi bir taşımacılık tekelinden İncirlik Üssü'ndeki kadim dostumuz, velinimetimiz Amerikalılara uzanan etkili çevrelerin çıkarlarını etkileyen eylemler olması, idarenin, yargının, askeriyenin pek "saygın" elemanlarının bile sıradan grev kırıcıları gibi rol oynamalarına yol açtı.
Grev Kırıcı "İlerici" Bir Sendika Avukatı
Bir sendika avukatı; mantıksal olarak düşünüldüğünde, bir grev ve toplu sözleşme sırasında (ya da herhangi bir hukuki bir sorun olduğunda) kapitalistlerin yasalarının boşluklarından yararlanarak yapacağı manevralar konusunda sendikacılara ve işçilere yasal yolların ne olması gerektiği konusunda danışmanlık yapan kişidir. Tabi ki bu sendikaların gerçek işçi sendikası olması durumunda böyledir. Eğer sendikalar, bizim ülkemizde olduğu gibi sınıf işbirlikçisi bir çizgi izlemeyi gelenekselleştirmişse; ister istemez sendika avukatı dendiğinde, (az sayıdaki iyi niyetli sendika avukatı bu nitelemenin dışında tutuyoruz) işçileri grevden caydırmak için yasal engelleri aşılmaz gibi büyüten, grev başladığında ise; yasalar dışına çıkılmamasını neredeyse hükümet adına denetleyen bir görevli gibi birisi akla gelir. Ama bu seferki, hem kendisi hem de sendikası "ilerici" olarak ün yapan bir Avukat: Otomobil İş Sendikası'nın avukatı, Bekir EKİNCİ. Bu sayın avukat, sadece bir işçi sendikasının avukatı değil, aynı zamanda Tuzcuoğlu Nakliyat’ın Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın hem mütevelli heyetinde hem de avukatı. Yani, Bay Avukat Vehbi Koç'a karşı işçi haklarının, TÜMTİS'e karşı da Tuzcuoğlu Nakliyat'ın haklarını savunuyor. Sadece hak savunsa yine iyi, Bay Avukat düpedüz grev kırıcılığı yapıyor: Tuzcuoğlu'nun Ankara işyerinde, grevde hiç işçi olmadığı, grev gözcüsü sendika temsilcisi Ramazan Gezgin ve Zeki Olkun işyerinde çalışmadığı (Z. Olkun sendika üyesi) gerekçesi ile uygulanan grevin kaldırılmasını isteyerek, 30.6.1989'da Ankara İş Mahkemesinden grevi kaldırtma kararı alıyor. Sendikanın itirazı üzerine Yargıtay mahkeme kararını bozuyor. Gelin görün ki avukatımız Tuzcuoğlu'na hizmette kusursuz olmayı aklına koymuş; gidip, grevlere ihtiyati tedbir koymakla ünlü (ki 24 bin çelik işçisinin grevine "ihtiyati tedbir" koyan da aynı iş mahkemesidir) bir yargıcın görevli olduğu mahkemeyi bulur.
Ucu Amerikalılara Dokununca Herkes Grev Kırıcısı Oluyor...
TÜMTİS Sendikası'nın Adana işyerinde uyguladığı grev de grev kırıcıların eylemlerine sahne oldu. Depodaki Amerikan askerlerine ait elbiselerin alınması için Bölge Çalışma Müdürü'nden, Vali'ye, Jandarma Komutanı'na sayısız görevli, yasa, hak tanımadan; grevi kırmaya, jandarmayı işçilere saldırtmaya kadar varan uygulamalara girişmişlerdir. Kim bilir, içlerinden Amerikalıların gözüne girecek kadar dikkat çekenler bile vardır.
Depodaki, Amerikan askerlerine ait elbiselerin alınması için Bakanlık aracılığı ile Vali devreye sokulmuş; konu mahkemede olduğu halde, mahkemenin ne diyeceği bile beklenmeden Valilik idari müdahalede bulunmuştur.
Grevci işçiler jandarma zoruyla baskı altına alınmaya çalışılmış; bu da yetmemiş, görevli mahkeme Adana İş Mahkemesi'nde dava sürerken, yetkisiz bir mahkeme olan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden "malların Amerikalılara teslimi doğrultusunda karar alınmıştır.
Hızını alamayan grev kırıcılar; grev kırıcı uygulamalarına karşı, grevdeki işçilerin "pasif mukavemette bulundukları" gerekçesiyle (belki de pasif mukavemette bulunmamak gerekirdi) dava açmışlar, işçilerden Ali Şahin’i yargıca hakaretten tutuklatmışlardır.

Aralık 1989