Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Cuntayı korkutan genç adam

Erdal EREN dokuz yıl önce, 13 Aralık 1980 tarafından idam edildi. Faşist cunta Erdal EREN'in şahsında tüm halka korku ve gözdağı vermek istedi. Cunta baskı ve zulüm kurumlarına direnmenin, boyun eğmenin karşılığının ne olduğunu bir kez daha göstermek için Erdal EREN'i seçti. Erdal EREN bir protesto gösterisinde çıkan çatışmada Zekeriya ÖNGE adlı inzibat erini öldürmekle suçlandı; göstermelik bir yargılama sonucunda idama mahkum edildi. Erdal EREN'in yaş küçüklüğü dikkate alınmadan ve en basit hukuk kurallarının bile kabaca çiğnenerek idamına hükmedilmesi yurt içi ve yurt dışında kamuoyunda geniş tepkilere yol açtı. Erdal EREN mahkemeler, zindanlar, işkenceler ve nihayet darağacı karşısındaki baş eğmez tavrıyla ve yüksek moraliyle, emekçiler, demokratlar ve devrimciler için güç ve gurur kaynağı oldu.
Erdal EREN'in idamı birçok yönden tartışma konusu oldu. Tartışmaların ağırlık noktasını Erdal'ın yaşının küçüklüğü, yargılamanın aceleye getirilmesi, usul hukuku kurallarına riayet edilmemesi ve maddi olguların Erdal'ın, öldürme olayını gerçekleştirmediği gerçeğini ortaya koyduğu halde bunun görülmek istenmemesi gibi konular oluşturdu. Maddi olgular ve Erdal EREN'in kendisi öldürme suçlamasını reddediyordu ama faşist yargı organları ve onlarla bağlantılı hareket eden kukla tanıklar söz konusu öldürme fiilini ısrarla E. EREN'e yıkmaya çalışıyorlardı. Cunta ve onun güdümündeki yargı organı daha önce bir kaç kez Yargıtay’dan geri dönen idam kararının bir an önce infaz edilmesi için sabırsızlanıyorlardı. E. Eren'in deyişiyle, "ilahlar kurban istiyordu." Sonuçta cunta, Erdal EREN'i büyük bir el çabukluğuyla idam etti.
Gericilik ve faşizmin işlerine gelmediği zaman burjuva hukuk normlarını takmamalarında şaşılacak bir şey yoktur. Yalnızca takmamakla kalmayıp, diğer burjuva kurumların yanında sözde hukuk kurallarını açıkça çiğneyerek ülkede bütün güç ve yetkileri elinde toplayan en büyük ve üstün otoritenin kendileri olduğunu kanıtlamak istedikleri de muhakkak. Erdal'ın asılmasının başka bir anlamı da, cuntanın, baskı ve zulme boyun eğmedikleri, insanlık onurundan taviz vermedikleri sürece, direnenler genç de olsa bir şey fark etmeyeceğini ve onları da nasıl bir sonun beklediğini göstermek istemesinde yatmaktadır. Faşist cuntanın gençlere karşı tavrı Erdal'ın idam edilişinde en açık şekilde ifadesini buldu ama onunla sınırlı değildir. Faşist cunta Erdal EREN gibi daha binlerce genci zindanlarda yıllarca çürüttü ya da idama mahkûm etti; bu gün de çok sayıda gencin idam edilmesi gündemdedir.
Ancak şu bilinmelidir ki, eli kanlı faşist cuntanın ne idam kararları ne de diğer zavallı cezaları halkı ve devrimcileri yıldırmaya yetti. Aksine işkencelerde, zindanlarda, idam sehpalarında kararlı ve boyun eğmez tavırlarını sürdüren devrimciler mücadeleci tutumlarıyla buralarda da kitlelere ve yoldaşlarına moral verdiler. Çünkü ölüm onlar için mücadelenin bir parçası ve vesilesinden başka bir şey değildi. O halde mücadelenin bu anında da zalimlere bir ders vermek ve onların hesaplarını boşa çıkarmak gerekiyordu.
Faşizmin en ağır cezası, Erdal EREN'in korkusuzluğu, küçük kara gözlerinde zalimlerle alay eden gülümseyiş, yoldaşlarına, devrim ve sosyalizm ülküsüne son anına kadar gösterdiği sarsılmaz bağlılık karşısında acıklı bir biçimde iflas etti. Erdal EREN, Deniz GEZMİŞ, Yusuf ASLAN, Hüseyin İNAN ve diğer devrimcilerden aldığı idam sehpasını savaş alanına çevirme geleneğini kararlı bir biçimde devam ettirdi. Acz içine düşen bizzat faşizmin kendisi oldu.
Erdal EREN'in işkencede, zindanlarda, cellât karşısında genç yaşına karşın gösterdiği olağanüstü direniş ve kararlılık örneği derin bir sempatiyle karşılandı ve hayranlık uyandırdı. Ve birçoklarının şaşkınlık içinde olduğu karanlık günlerde güçlü bir ışık kaynağı oldu, direnenlerin yolunu aydınlattı.

Aralık 1989