“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Tabanın Eylem Kararına Karşı Kristal-İş ve Cam-Holding İşbirliği

Cam holdinge bağlı bütün işyerlerinde işçiler huzursuzluk içerisindedirler.
Sözleşmeye sokularak güya güvence altına alınan haklardan bazıları bugüne kadar işverence uygulamaya konulmadı. Sözleşme ihlal edildi.
Sözleşmenin ihlal edilen maddeleri şunlardır: Geçici işçiler sorunu, akort sorunu, 1/12 sorunu, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu, yarım saatler sorunu, 8/17 vardiyasının cumartesi tatili sorunu, daimi işlerde müteahhit firma çalıştırma sorunu, az kadro ile çok üretim yapmak için işçilerin birden fazla işlerde çalıştırılması sorunu, işveren vekillerinin işçiler, üzerindeki keyfi baskıları, işçilerin dövülmesi sorunu...
İşçiler ihlal edilen bu toplu sözleşme maddelerine sahip çıkılması ve işverenin pervasızca hareketine dur denilmesi için sendikayı, işçi toplantılarında uyararak defalarca eylem kararı almaya zorladı.
Cam Holding işçileri, işyerlerindeki ve sendikalarında düzenledikleri birçok toplantılarda işverene karşı yapılacak eylemlerin mutlaka üretime yönelik olması gerektiğini tartışıyorlardı. İşçilerin genelinde bu düşünce ile ancak işverene geri adım artırılacağı inancı gittikçe pekişti. Tüm işyerleri geçmişte olduğu gibi işvereni etkilemeyen, modası geçmiş eylemlere başvurmanın kendi kendimizi kandırmak olacağının bilincindeydiler. Yemek boykotu düşüncesi artık işçilerde alerji yaratmaktaydı, öyle ki sendika toplantılarında yöneticiler yemek boykotu terimini ağızlarına alamaz oldular, işçiler tek bir şey düşünmekteydiler, haklarımızı almanın yolu, üretime yönelik toplu vizite eyleminden geçmektedir. Bu kararı şube yöneticilerine de kabul ettirdiler. Çünkü işçi topluluğunun inanmış, coşkulu, baskısı karşısında direnmeleri mümkün değildi. Artık işçiler şatafatlı laflara inanmıyorlardı. Bunun üzerine şube yöneticileri, genel merkez eyleme sahip çıkmasa da üretime yönelik eylemi yapmaya bütün işçiler önünde söz verdiler.
Topkapı şubesi, tabandan aldığı bu kararı genel merkeze götürdüğünde "sizin bu kararınızı bozuyoruz" yanıtını aldılar. Genel Merkez “Topkapı'ya bakarak eylem biçimi belirleyemeyiz, diğer fabrikalar Topkapı düzeyinde değiller" diyerek başkanlar kurulu toplantısı yapacaklarını, orada "geniş kapsamlı bir eylem kararı" belirleyeceklerini söylediler. Şişe Cam işçileri genel merkezin bu kararını teşhir etti. İşçiler genel merkezin ve başkanlar kurulunun alacağı eylem kararına güvenmemekteydiler. Çünkü üretime yönelik eylem kararı çıkmayacaktı. Öyle de oldu. Karar: YEMEK BOYKOTU.
İşçiler bu karara katılmakta tereddüt ettilerse de, Cam Holding karşısında işçilerin birliğini bozmamak için eyleme tam destek verdiler. Fakat bununla birlikte mutlaka ve mutlaka vizite eylemini gerçekleştirmek için sendikayı zorlayıp karar çıkartmayı isteme düşüncesi yaygındı. İşçiler hakları için işverene karşı eylem biçimini belirleyip hazırlanmışlardı bile. Fakat bu eylemin önünde bir engel vardı. Bu engel işçilerin inançsızlığı, geri bilinçliliği, eyleme hazır olmayışları değil SENDİKA BÜROKRASİSİYDİ. Sendika ağalarına bu eylemi kabul ettirmek için nasıl bir yöntem izleyeceklerini de tespit ettiler, karar: biz işçiler vizite kararını alıp eyleme geçelim, mücadelenin yükseldiğini gören sendikacılar ya eylemi desteklemek zorunda kalacaklar ya da tecrit olup sınıfın dışına düşecekler. Bu düşünce en çok kabul gören düşünceydi, işçiler eylem kararında gönül rahatlığı içinde olmalarına rağmen şube yöneticileri işçilerin coşkusu karşısında sevinirken, eylem esnasında karşılaşılacak sorunlar tartışıldığında "ya genel merkez sahip çıkmazsa" düşüncesini Demokles’in kılıcı gibi işçilerin başında sallamaktaydı. İşçilerin mücadelesiyle, sendika bürokrasisi arasında yalpalıyorlardı.
Başkanlar kurulu toplantısında yemek boykotundan 2 gün sonra vizite eylemi kararı da alınmasına rağmen, tüm sendikacılar Hipokrat yemini etmişçesine işçilere söylememekteydi. Bu gizliliğin sebebi: yemek boykotuyla işçilerin mücadele potansiyeli düşürülseydi kesinlikle vizite eylemine gidilmeyecekti. Fakat yemek boykotu işçiler içerisinde potansiyeli düşüreceğine, huzursuzluğu bir kat daha artırdı. Bunun farkına varan sendika bürokratları alıp da gizledikleri TOPLU VİZİTE kararını açıklayarak 20/21 çarşamba günü eylemin yapılacağını ilan etmek zorunda kaldılar.
Eylem günü Lüleburgaz, Çayırova, Topkapı, Sinop işyerleri tam katılımla eyleme geçtiler. Fakat coşkulu bir şekilde süren eylemin kontrollerinden çıkacağını düşünen yöneticiler, "hastaneye giden tüm işçiler İŞBAŞI kâğıtlarını alıp derhal işlerinin başına dönsünler" dediler. Bu çağrı işçilerde şok tesiri yarattı. Sendika işçinin sözleşmedeki vizite hakkını kullanmasını bile engelliyordu. Neden, işçilerin eylemlerinden korkuyorlar. Bu korkudur ki, vizite eyleminin diğer iki vardiyada yapılmasını engellemiştir. Eylemin kırıldığını öğrenen 3/11 vardiyası 2 saat işbaşı yapmayarak kararın değiştirilmesi için beklemişlerdir. Hâlbuki işçilerin almış olduğu kararı yarıda kestiklerinde işçilere danışılması gerekmez miydi? Genel Merkez "kararı ancak ve ancak biz veririz" diyerek seçimler döneminde ve geniş zamanlarda "söz ve karar sahibi işçilerdir" ilkesini işçileri kandırmak için sahtekârca savundukları bir kez daha görüldü.
"Sabancı'yla yan yana yaşamayı demokrasinin gereği sayan" politikanın savunucularının hâkim olduğu Paşabahçe eyleme katılmadığı gibi şube yöneticileri diğer fabrikaların eylem yaptıklarını işçilerinden bile gizleyerek işverenden kocaman bir aferini hak etmiştir. Paşabahçe şube başkanı Ahmet Okuyan ki, başkanlar kurulunda "daha ne kadar dayanacağız, kılıcımızı çekip işverene saldırmanın zamanıdır canlar..." derken de düpedüz ikiyüzlülüğün, sahtekârlığın, ihanetin ve ihaneti meslek edinmiş genel merkezin kuklalığının simgesini karakterize etmektedir. Sendikacılar "birlik birlik diye yırtınırlarken eylemlerde işçilerin birliğini bizzat kendileri bozmuşlardır."
Kristal-İş'te olup bitenleri, anlayabilmek için genel merkez kongresinde yöneticilerin ve Paşabahçe şubesinin oynadıkları oyunları hatırlamak gerekir. Hatırlanacağı gibi 10 yıllık faşist yasanın kadrine uğramış olan İbrahim Eren başkanlığı alamayınca izlediği politika şuydu, "öyle bir yönetim oluşturmalıyım ki, seçilenlerin hem tabanları olmasın hem de benim sözümden çıkmasın". Bu politika temelinde oluşturulan yönetim ister istemez kuklalıktan öteye gidemez. Herhalde Özal da Cumhurbaşkanlığına kendini seçtirirken ve başbakanı atarken Kristal-iş'in bugün "akıl hocalığını" yapan, yöneticilerini yöneticisi unvanını alan ve yüklü bir maaşla sendikada görevli olan İbrahim Eren'in bu politikasından feyiz almıştır. Gerçi körün köre diyeceği yok. Her ne kadar hasım gibi görünseler de her ikisi de bitişik kapı komşudurlar, aldanmamak gerekir.
Genel merkez kongresinde bir gerçek daha vardır. Kristal-İş'e demokratik bir anlayış getirmeye çabalayan sınıftan yana sendikacıların ve işçilerin varlığıydı.
İşte bugün, bu eylemlerde genel merkez, hem eylemleri yarıda keserek hem de Paşabahçe'yi eyleme çıkarmayarak işçileri bölüp eylemci tüm işçilere ve demokratik nitelikli sendikacılara karşı, devrimcilere karşı işverenle el ele vererek bir provokasyon politikası izlemektedir. Böylece bir taraftan sömürü ve zulüm düzenine sadakatini ispatlamış olacaklar, diğer taraftan da kendilerine karşı olan işçi, sendikacı ve devrimcileri işten attırmanın şartlarını yaratmışlardır. Provokasyonun öbür yüzünde ise işten atılmalara tepkinin yoğunlaştığını görünce "Cam Holdinge karşı Türk-İş yöneticilerini devreye koyduk, holding merkezinden gitmeyeceğiz vb." demektedirler. Bunlar timsahın gözyaşlarıdır. Timsah en lezzetli avını yerken gözlerinden sahte yaşlar döker.
Kristal-İş yöneticilerinin işçilere yönelik, "tabanın söz ve karar hakkını çiğneme", "uygulanan eylemleri yarıda kırma" vb. gibi uygulamalarını işveren çok kısa süre içerisinde değerlendirerek, Lüleburgaz'da 4'ü sendikacı 6 işçi, Topkapı'da 9 işçi, Çayırova'da 3 işçi derhal işten çıkartılarak saldırılarını başlatmıştır. Sendika, işçilerin işten çıkarılmalarının durdurulması, atılanların geri alınması için işçilerin üretimi durdurma HAK GREVİNE başvurma önerilerini hiçe sayarak, işçileri oyalayıcı yöntemlere başvurarak kimlerin yanında yer aldığını ortaya koymuştur. Kısaca, işçilere karşı Kristal-İş yöneticileri işverenle işbirliği içerisine, danışıklık dövüş içerisine girmişlerdir. Bu durum işçilerin gözünden kaçmamaktadır. Artık işçiler mücadelenin sendika tarafından engellendiğinin bilincinde. Çünkü işverenin yapamadığını sendika yapmaktadır.
Kristal-İş yöneticileri, işçilerin kamuoyuna seslerini duyurabilmek İçin "siyah çelenk koymak", "Açlık grevine başlamak", "işveren olumsuz davranıyor" vb. deme tavrıyla bir yere varılamayacağının, işçilerin sesine, isteklerine, ruh hallerine, kararlılıklarına kulak vererek anlamalıdır.
İşveren, işçileri işsizliğe, açlığa sürükleyerek hayasızca saldırırken bu saldırıya karşı verilecek cevabın ancak ve ancak ÜRETİMİ DURDURMAK olduğu ruh hali içerisindedirler. Paşabahçe de dâhil olmak üzere tüm Cam holding işyerlerinde üretim durdurulup hak grevine başvurulmadan işverenin geri adım atacağını düşünmek saflıktan öte akılsızlıktır, işçi işveren çelişkisini ve ilişkisini bilmemektir, ya da İşverenlerin safında yer atmaktır.
Eylem öncesinde, 1 işçi dahi atılırsa veya tutuklanırsa üretimi durdururuz diyen merkez yöneticilerine ve namus, şeref sözü veren şube yöneticilerine sesleniyoruz, 20 işçi atıldı, neden, şerefinizi ve namusunuzu korumaya çalışmıyorsunuz. Bunlar sizde o kadar değersiz veya ucuz mudur?
Bütün işçiler üretimi durdurmak İçin hem sendikanın karar almasını sağlamalı ve hem de gerekirse onları İHANETLERİYLE baş başa bırakarak işverene karşı en etkileyici eylemi koymalıdırlar, işveren ancak ve ancak üretim durdurulduğunda geri adım atacaktır. Başka yolu yoktur.

Ocak 1990