Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Düzenin orta direği sallandı

“Olayları çıkaranlar çiftçiler değildir. Zamanında anarşiye karışmış, olay çıkarmış insanlardır. Tütün alımı bin yerde yapılıyor. Neden en çok Akhisar'dan ses geldi?”
Bunları söyleyen Maliye ve Gümrük Bakanı Pakdemirli. Akhisar tütün üreticilerinin öfkelerini dile getirişini, kara ve demir yollarını kesip ANAP ilçe merkezini, Tekel ve tefeci-tüccar büro ve alım merkezlerini basıp kırıp döküşlerini bu cümlelerle değerlendiriyor. Manisa valisi, 'Siyasi yönü yok", 'üreticilerin öfkeleri" derken, üretici eylemlerinin zoru içermesi, silahsız da olsa şiddetin ortaya çıkması, Pakdemirli’ye "anarşi" tanımlaması yaptırıyor.
Özal'a, Çavuşesku'yu deviren darbeyi desteklemekte pek ileri gitmemesi gerektiği, “ihtilal” sözcüğünü fazla kullanmaması hatırlatılmış, örneğin Demirel, Çavuşesku'nun sonuna göndermeler yaparak Türkiye'nin durumunun da patlamalara gebe olduğuna şöyle bir değinmişti.
İşçilerin Mart-Nisan eylemleri, yalnızca geleceğin göstergesi değildi, bir şeyleri ortaya koyuyordu. Günler gebeydi. İşçiler yatıştırıldı sanıldı, öyle olmadığı biliniyordu, ama öyle gösterilmesi işe geliyordu. Sınıf içinde eylemci mayalanma boyutlandıkça boyutlanıyor, şurada burada durmak bilmeyen eylemlerle kendini açığa vuruyor. Ekonomik talepler eylemleri damgalıyor ama Yeni Çeltek işçilerini destekleme eylemlerinde olduğu gibi ötesine de geçiliyor. Türk-İş yöneticileri işçilerin arasına giremez durumda, her çabalarında yuhalanıyorlar, satış ve ihanet affedilmiyor, yanıtını buluyor. Genel grev şiarı hemen her işçi eyleminin temel bir sloganı durumunda. O, işçi hareketini gelişemez kılacağı hesabıyla kurulan “mevzuat” barikatı, toplu sözleşme ve grev yasaları yürüyen, direnen, greve çıkan işçilerin ayakları altında eziliyor. Yasaların çiğnenmesi, neredeyse şimdiden meşrulaştı. Sınıf Eylül’den bu yana katlandı durdu kendisine dayatılan yaşama-sürünmeye. Nereye kadar katlanacağı sanılıyordu? Savaş ve kıtlık yıllarının sloganı, "ekmek" sloganı, dayatıldı sınıfa. Ekmek talebiyle seslerin yükseltilmesi nereye kadar engellenebilirdi? Şimdi her fabrikadan, her işletmeden güçlü sesler yükseliyor, bu sesler eyleme dökülüyor. Sınıf Türkiye’de hiç bu derdi homurdanır olmamıştı. Hiç bu denli yığınsal olarak eyleme dönük olmamıştı. Ve üstelik burjuvazinin, diktatörlüğün çözümsüzlüğü, çıkışsızlığı, yakın geleceğinin karanlığı bu denli derinleşmemiş, koyulaşmamıştı. Burjuvazi hem ekonomik hem de siyasal açıdan karanlıkta ve bu karanlık yalnızca koyulaşmayı vaat ediyor.
Enflasyon baş belası. Para musluklarını kapatıyor olmuyor, açıyor olmuyor. Ve durgunluk. Para basılıyor, ekonominin olmayan dengesi iyice bozuluyor, alım gücü düşüyor, eldeki para işe yaramıyor; basılmıyor, bütçe daraltılıyor, ödemeler yapılamıyor, işçiler, üreticiler başkaldırıyor -şaşkınlık!
Artık "orta direk" edebiyatı yapılmıyor, yapılamıyor. "Orta direk" ve onun düzenin istikrar unsuru olduğu imajı artık propaganda edilemiyor, çünkü "orta direk", ara sınıflar, küçük üreticiler, köylüler, esnaf çökertildi, bir çöküşü yaşıyor ve toplumsal muhalefeti güçlendiriyor ayağa kalkıyorlar.
"Enflasyondan kaçış" için tütün taban fiyatı düşük tutuldu. Geçen yıla göre % 36 artırıldı ancak, ama enflasyon oranı % 100 dolayındaydı. Tüm üreticiler tütünlerini maliyetinin altında ellerinden çıkarmaya zorlandı. Öyle Pakdemirli'nin dediği gibi yalnız Akhisar'da ses çıkmadı. Kırkağaç, Selendi, Cumaovası'nın köyleri dalgalandı, yollar kesildi, tekeller taşlandı, zor yalnız Akhisar'da girmedi köylü "siyasetine". En büyük patlama Akhisar'da oldu, doğru. Ve Akhisar 80 öncesi devrimci çalışmanın, köylü hareketinin güçlü olduğu bir yöreydi. Ama Pakdemirli bilmeli ki, egemenler bilsinler ki, devrimci hareket, köylü eylemliliği geçmişte yalnızca Akhisar'da yoktu.
Ezildi, beli kırıldı sanılan her şeyin bir tarihi var artık. Devrimci hareketin de yığın hareketinin de. Ve devrimci hareket toparlanıyor, yığınlar da yeniden ayakta. Hem de arkalarında koca bir tarihle. Şöyle ya da böyle bir birikimle, derslerle. Devrimci hareketin 80 öncesi girmediği fabrika, köy, kasaba yoktu Türkiye'de. Ve hemen her fabrika, okul, köy, kasaba yığınsal eylemlere sahne olmuştu. Bu, elbette bir etkendir ve rolünü oynayacaktır. İnsanlar yaşadılar bu ülkede ve gördüler, öğrendiler, dersler çıkardılar. Eylül kararlılığının tüm yaşanmışları yaşanmamış kılabileceği, kıldığı hesapların tutmadığı ortada bugün. Ve ezilenler bu yaşanmışlıktan da güç alarak sokaklara çıkıyor.
Barışçıllığın ve yasallığın aşılma zorunluluğunu gericilik dayattı, burjuvazi davet etti. Şimdi kaldırdıkları taşın altında kalıyorlar. Akhisar ve diğer Ege köylüleri hem yaşadıklarından öğrendikleriyle, hem de bıçak kemiklerine fazla dayandırıldığı için barışçıllığı ve yasal sınırları aştılar. Pakdemirli taban fiyatlarını yüksek tutmaya baksın! Buğday, pamuk, fındık, çay vb. vb. üreticileri sıralarını bekliyorlar çünkü. Ekonomi ve politikanın bu çerçevesinde daha çok yollar kesilecek, daha çok yerler basılacaktır. Tütün üreticilerininki sadece bir uyarıydı. Bu uyarıdan da öğrenen başkaları daha ileri gidecekler.
İşçilerin Mart-Nisan eylemleri emekçilere bir çıkış yolu önerişiydi. Kabul gördüğü anlaşılıyor, yolundan yürünüyor, hem de aşılarak. Şimdi köylüler örgütlenme ihtiyacı içindeler, açıkça söylüyorlar bunu; işçilerin sendikası var, bunun gibi bir şey gerek bize de diyorlar. Aslında işçilerin de örgüte ihtiyacı var. Sendikalar yetmiyor, ayak bağı oluşturuyor, barikat oluyorlar ezici çoğunlukla. Ve işçiler bunun da farkında, yeni örgüt biçimleri geliştiriyorlar.. Yığınsal ve giderek birimlerdeki tüm yığını kucaklayan örgütler. Ve işçi hareketi ile köylü hareketi yan yana birbirini güçlendirerek ilerlemeye başladığında alınacak önlem zor bulunur. Kürt köylüleri zaten baştan çıkmış durumda, bir de Akhisar köylülerinin haberciliğini yaptığı Batının köylüleri hareketlendi mi, korku dağları bekler. Üstelik hareketlenmenin koşulları ileri eylem biçimlerini çağırma yönünde.
Yakın gelecek gebe. Gereken, örgüt ve siyaset. Sınıf bilinci, siyasal bilinç ve siyasal hareket. Geleceğe hazırlanmak, geleceği hazırlamak can alıcı önemde. Yığınlar hazırlanıyor. Kendiliğindenliğin aşılması can alıcı sorun.
Burjuvazinin geleceği karanlık. Gidişin sonu yok. Nereye varacak? Devrimci hareketin gücü nereye yeterse oraya. Düzen partileri de, ne SHP ne DSP ve DYP bu mayalanma ve kabarışı saptırabilme umudu ve alternatifini sunmuyor çünkü. Mart-Nisan işçi eylemlerinin gösterdiğini Akhisar köylüleri de yineledi: Burjuva partilerini de dışlıyor yığın eylemleri. Kendiliğinden kabarış çok güçlü, öfkesi gelişken ve onda içkin düzen dışı yönelim küçümsenmeyecek düzeyde. Sonuç, Marksist ve devrimci hareketin gücü, gelişme potansiyeli ve becerisine kalıyor.

Mart 1990