Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Çernişevski ve Nasıl Yapmalı? Üzerine

“Nasıl Yapmalı”ya ilkel, yavan, zayıf demeye kimsenin hakkı yoktur! Yüzlerce insan bu kitabın etkisiyle ilerici olmuştur. Çernişevski ilkel ve yavan şeyler yazmış olsaydı bu hiç mümkün olabilir miydi? Örneğin benim ağabeyim bu kitaba vurgundu; ben de vurgunum "Nasıl Yapmalı"ya. Beni derin bir biçimde ikinci bir kez sürmüş çapalamıştır bu kitap. Sorabilir miyim ne zaman okudunuz siz "Nasıl Yapmalı?"yı Ağzı süt kokarken okuyanlara bu kitabın vereceği bir şey yoktur. Genç yaşlarda okunduğunda anlaşılamayacak denli derin düşüncelerle dolu ve çetrefildir Çernişevski'nin kitabı. Sanırım ilk kez 14 yaşımdayken okumaya çalışmıştım "Nasıl Yapmalı?"yı. Hiç bir yarar sağlamayan üstünkörü bir okumaydı bu. Ağabeyimin idam edilmesinden sonra Çernişevski 'nin romanının onun en sevdiği kitap olduğunu bilerek yeniden elime aldım "Nasıl Yapmalı?"yı ve bu kez birkaç gün değil birkaç hafta sürecek bir okumaya giriştim. Ancak o zaman anlayabildim derinliğini öyle bir iki atımlık değil, insana yaşam boyu yetecek bir baruttur bu kitap. Hiç zayıf bir kitabın böylesine güçlü etkisi olabilir mi?"
Bu sözler Lenin'in Nasıl Yapmalı'yı yerin dibine batıran Menşeviklere verdiği cevaptır. Yazıldığı dönemde büyük yankılar uyandırmış, dönemin devrimci gençliğinin eğitiminde büyük rolü olan bu değerli kitaptan bahsetmeden önce Lenin'in Nasıl Yapmalı'ya ilişkin düşüncelerini aktarmayı uygun buldum. Nedenini açıklayayım; sıradan bir okuyucu gözüyle değerlendireceğim bu kitabı ele alışımın amacı; kitabı eleştirel bir gözle okunduğunda odan sayısız yararlar sağlayacağını görecek olan okuyucuya sevdirmek, okumasını tavsiye etmektir.
Kitabın adı "Nasıl Yapmalı?" okuyucuya yöneltilmiş çarpıcı bir sorudur. Hem gündelik sorunlarımızda hem de yaşantımıza daha büyük anlamlar katan uzun erimli amaçlarımızı yerine getirmek için verdiğimiz mücadelelerde, özel yaşamımızda bizi derinden sarsan olaylarda; aşkta, mutlulukta, acıda, heyecan ve korkuda, kısacası yaşamın ta kendisinde insanoğlunun kendi kendine sık sık sorduğu önemli bir sorudur Nasıl Yapmalı? İşte "Nasıl Yapmalı" birçok romandan farklı olarak, hayatın insanı ve toplumu etkileyen aşk, evlilik, erdem, dostluk, kadın, mücadele, gibi çeşitli yönlerine, materyalist yaşam felsefesini içeren fikirleriyle cesaretle değinmiştir. Birçok romana bu temalardan yalnızca bir ya da ikisi konu olurken, konuyu işlemede, herhangi bir kişilik ya da tipi vermedeki başarısı romanın edebiyat şaheseri olması için yeterli olurken, Çernişevski hayatın çetrefilli sorunlarım kapsayan birçok konusunu eline yüzüne bulaştırmadan işleme cesaretini nereden almaktadır? Kendisine kulak verelim "Bende sanatsal yetenek denen şeyin damlası bile yok. Dili bile doğru dürüst kullanamadığımı görüyorsundur belki. Ama sen kafam takma bunlara ve beni yine de oku, güzel okurum! Yararını göreceksin beni okumanın. Gerçek, güzel şeydir, kendisine hizmet eden yazarın eksiklerini kapatır. Bende sanatsal yetenek denen şeyin damlası yok dediğime bakıp da sakın bundan senin büyük bildiğin yazarlarından daha kötü bir yazar olduğum ve romanımın da onların yaptıklarından daha zayıf olduğu sonucunu çıkarma. Bu değil söylemek islediğim. Ben sana hikâyemin, gerçekten sanatsal yeteneği olan insanların yapıtları yanında zayıf kaldığını söylüyorum, yoksa sen şu ünlü yazarların o çok ünlü yapıtlarıyla rahatça kıyaslayabilirsin bu romanı, hatta onlardan üstün tutabilirsin: böyle yaptığında yanılmış olmayacağına inanabilirsin. Her şeye karşın benim kitabımdaki sanat onların yapıtlarındakilerden daha üstündür bu yönden gönlün rahat olsun"
Yayımlandığı dönemde kitaba gerici liberallerce ana konunun aşk ve kadın sorunu olduğu eleştirileri yüklenir. Kadın sorununun (kitaptaki olumlu kadın tipi Vera Pavlona’nın) önemli bir yer tuttuğu doğrudur. Ancak kitabın sadece kadın sorununu işlediği görüşü tamamıyla yanlıştır. Çünkü Çernişevski kamu hayatından dışlanan, toplumda kendisinden sadece sadık bir eş ve iyi bir anne olması istenen her yönüyle ezilen kadının durumunu ele alışıyla bize kadını ezen, hiçbir bilgi ve beceriyle donatmayan çarpık bir toplumun, 1860'larda gelişmemiş Rusya'nın tablosunu gözler önüne serer. Kadın ve toplum arasındaki köprüyü iyi kuran yazara göre bir toplumda kadının özgürlüğünün derecesi o toplumun özgür ve gelişmiş bir toplum olup olmadığının da göstergesidir. Çernişevki'nin Vera Pavlona'ya kitapta söylettiği bu fikirler O'na Rusya’da tip dünyasına adımını ilk atan kadın olmasını esinletir.
Kitapta evlilik iki insanın özgür iradeleriyle karar verdikleri bir sevgi bağı olarak ele alınır. Yakın arkadaşı Lupohov'un karısı Vera'ya âşık olan Kirsanov, dostunun mutluluğunu bozmamak için aradan çekilir. Bundan sonra romanın aşk cephesinde neler olacağını okuyucu kendisi görsün.
Liberaller gençlik üzerinde ahlak bozucu etki yarattığı, por-no edebiyatı yaptığı gerekçesiyle kitaba saldırırlar. Gerçekte saldırdıkları Sosyalist ahlak ilkeleri, kendi savundukları ise çökmekte, çürümekte olan bir düzenin çatırdayan temelleri arasından kötü kokular yayan, ahlaki yozlaşmanın ilkeleriydi.
Kitapta henüz toplumda sayılan az olan yeni insanları tanıyalım. Vera Pavlona korkunç bir aile baskısı altında yaşayan (ki kendisi içinde bulunduğu ortamı 'bodrum" diye adlandırır) anne ve babası tarafından kendisine biçilmiş bir gelecek hazırlanan binlerce genç kızımızdan biridir. Evlendirileceği zengin koca adayının kendisine hazırladığı felaketten hem sağduyusuyla hem de gelişen birtakım rastlantılar sonucu kurtulur. Bu rastlantılardan biri de yeni insanlardan biri olan Lupohov’la tanışmasıdır. Lupohov'la tanışması, Veroçka'nın yepyeni düşüncelerle tanışması, bir anlamda yeniden doğmasıdır. Lupohov'un Veroçka'ya anlattıkları onu böylesine derinden sarsan düşünceler neydi? Lupohov bütün insanların özgür, sömürülmeden mutlu bir biçimde yaşayacakları, yoksulluktan kurtulacakları bir dünyanın kurulmasının olanaklı olduğunu fısıldadı Veya'ya. Vera'nın gelişen düşüncelerini izleyelim; "Alalım George Sandı... Ne kadar iyi yürekli tertemiz kadın! Ama işte onda da her şey yalnızca bir düş! Charles Dickens'ı alalım. Onda bunlar var ama işte onun da sanki umudu yok, yalnızca arzu ediyor. Çünkü iyi yürekli bir insan ama bunların özellikle de böyle olmaları gerektiğini, kimsenin yoksul kimsenin mutsuz olmaması için özellikle böyle olması gerektiğini bitmezler?
Ama onların yazdıkları da bu değil mi? Hayır onlar yalnızca acıyorlar ve her şey in şimdi nasılsa öyle kalacağını düşünüyorlar Özgür ve mutlu bir insan olmak istemek neden tuhaf olsun! Böyle bir istek duymak ne müthiş bir buluş, ne de göz kamaştırıcı bir kahramanlıktır."
Kısa sürede Vera da bu yeni insanlar arasına katılır. Çernişevski'nin romanındaki bu yeni insanlar Vera, Lupohov, Kirsanov, Rahmetov temiz dürüst çalışkan insanlardır. Bu yeni insanları Stendhal, Hugo gibi yazarların kitaplarındaki temiz ve iyi yürekli romantik devrimcilerden ayıran özellikleri onların kişiliklerini belirleyen atılganlıkları, hayattaki bir işi tamamlamadan bırakmayan eylemci çalışkanlıklarıdır. Kişilerin yaşama yön veren eylemliliği taşıyan çizgisi, sosyalist insanın gerçekçi maddi tohumlarını bize verir. Lupohov da. Vera da, Kirsanov da, ayakları yere basan; yaşamdan neler beklediklerini bilen, boş hayaller peşinde koşmayan insanlardır.
Lupohov ve Kirsanov arasında geçen bir konuşmayı onları daha yakından tanımanız açısından aktardım.
"-Rezilin rezili bir ailenin çok aklı başında, ciddi bir kızları var. Ailesinden kaçıp kurtulmak için mürebbiye olmak istiyor. İşte onun mürebbiye olarak çalışabileceği bir yer arıyorum.
-Kız için iyi biri dedin değil mi?
-Evet
-Eh madem öyle ara bakalım.
Konuşmaları burada bitti. Hey gidi bay Kirsanov ve bay Lupohov! Bu dünyada neye iyi deneceğini hala anlayamamışsınız! Anlayamamışsınız; çünkü baksanıza sizin, bay Kirsanov, kızın güzel mi çirkin mi olduğunu ne sorduğunuz var ne de soracağınız. Size gelince bay Lupohov isin bir de böyle bir yanının olabileceği aklınızın ucundan bile geçmiyor. Bay Kirsanov ise "iyi de kardeşlik, ona mürebbiyelik bulma işine kendini böylesine kaptırdığına göre besbelli kıza aşıksın?" falan gibi bir şeyler söylemiyor. Gördüğümüz gibi bir insanın kötü budunundan kurtuluşu söz konusu oldu mu o insan güzelmiş, hatta dünya güzeliymiş ya da çirkinmiş falan gibi şeyler asla akla gelmiyor. Hele hele aşkmış meşkmiş böyle şeylerin kimsenin aklının ucundan bile geçmediğini söylemeye gerek bile yok. Böyle bir şeyin düşünülebileceğini bile düşünecek insanlar değil onlar. Zaten en iyi yanları da bu; herkesin en çok kafa yoracağı bir şeyi akıllarından bile geçirmediklerinin farkında değil ikisi de"
Kitapta en önemli sima özel insan Rahmetov'dur. Rahmetov tipinde bir komünistin genel çizgilerini bulabiliriz. Lenin sadece Rahmetov’u yaratmış olduğu için bile Çernişevski’nin büyük bir şey başardığını söyler, ideallerini gerçekleştirmek için hiçbir güçlükten yılmayan cesur, fedakâr, özel yaşamı devrimci mücadelenin çıkarlarına bağlı Rahmetov karşılaşacağı güçlükler karşısında yılmamak, iradesini çelik gibi sağlamlaştırmak için çivili bir tahtanın üzerinde bile yalar. Fiziksel güç edinmek için jimnastik yapar, büyük güç isteyen kaba işler de çalışır ve özel olarak beslenir.
Bir devrimcinin disiplinli bir yaşam sürmesi gerektiği, çivili tahta üstünde yatma gibi Rahmetov’un kendisine işkence etmesine varan acımasızlığıyla biraz abartılsa da; bir devrimcinin karşılaşacağı güçlüklerin gerçek bir habercisidir.Rahmetov'un yaratıcısı Çernişevski de mücadele eden her devrimci gibi sayısız kere tutuklanmış ve kendini savunma hakkı dahi tanınmadan ömür boyu sürgüne mahkum edilmiştir.
Üniversitede okurken Kirsanov’la tanışan Rahmetov "ilk akşam Kirsanov'un ağzından çıkan her sözü çölde yanmış bir insanın sonunda kavuştuğu suyu içişi gibi dinledi, ağladı, yok olması gerekenleri lanetleyici, yaşaması gerekenleri yüceltici haykırışlarla ikide bir onun sözünü kesti. Peki, hangi kitaplardan başlayayım okumaya?" hummalı bir okuma faaliyetinden sonra istediği sistematik bilgiye ulaştığını görünce bu doludizgin okuma temposunu yavaşlatır ve kitap okumaya öteki işlerinde artakalan zamanlarda vakit ayırır. Okuyucumuz bu öteki işlerin ne olduğunu kolayca kestirebiliyor tabi ki. Ancak Çernişevski o dönemdeki ağır sansür koşullarından dolayı Rahmetov'un örgütlenmeyle uğraştığına (Rahmetov sık sık seyahatler yapan ertelenmez işleri olan bir gezgincidir) atıfta bulunarak temkinli bir dil kullanıyor. Rahmetov'un okuma yöntemine de göz atalım: "Her konunun kendi temel yapıtları vardır ve bunların saf" yıları pek azdır, geri kalan yapıtlar yalnızca bu çok az sayıdaki yapıtta en özlü biçimde anlatılmış olan şeyleri yinelerler, geveler ve iğdiş edilmiş olarak yeniden önümüze sürerler. Thackoray'ın "Gösteriş Dünyası"nı büyük bir keyifle okuduktan sonra aynı yazarın Pendennisini okumaya başladı. Ama daha 20. sayfaya gelmeden kitabı kaldırıp attı: "Gösteriş Dünyası"nda diyeceğini demişsin seni daha fazla okumanın da gereği yok! Benim okuduğum kitaplar beni yüzlerce başka kitap okumaktan kurtaran kitaplardır." "Gördünüz mü okumayı!"
Çernişevski devrimci aydın Rahmetov’ların halk yığınlarını örgütlemesi sonucu onların girişkenliğiyle feodal Rusya’yı temelinden sarsan bir devrim düşlüyordu. Rus köylüsünün çıkarlarını ifade eden bir devrim onu köylü sosyalizmine götürür. Çernişevski'nin düştüğü politik hataları değerlendirebilmek için (bu bizi Nasıl Yapmalı'da yansıyan yanlış fikirleri de anlamaya yöneltecektir.) Narodnizmin Rusya'da nasıl doğduğunu ve o dönemdeki Rusya’nın koşullarını bilmek gerekir. Narodnizm ilk doğduğunda köylülüğü toplumun temellerini kökünden değiştirmek için savaşmaya iten bir devrim amaçlıyordu. Sosyalist bir devrimde köylülüğün öncü güç olarak temel alınması, kır ekonomisinin (komünal sistem) burjuva niteliğinin görülmemesi, Çernişevski’nin de içine düştüğü temel hata olmuştur. Bu temel hatanın aşılması ancak kapitalizmin Rusya'da gelişmesinin getirdiği sanayileşme, meta ekonomisi ve yeni bir sınıf olarak proletaryanın doğuşu ve proletaryanın devrimin biricik temel gücü haline gelmesiyle mümkün olacaktır. Kapitalizmin gelişmesiyle büyüyen proleter yığın kırın parçalanmasına yol açacaktır. Kırın parçalanmasıyla köylülüğün büyük bir kısmı aşın yoksullaşırken bu yoksullaşmadan palazlanan bir avuç "kulak" doğar. Yoksullaşan köylü yığını gözlerini işçi sınıfına çevirmek durumundadır. Kapitalizmin öncelikle Avrupa'da gelişme seyri izlemesi, Marx'ın fikirlerinin Avrupa'da yayılması Çernişevski'yi çağdaşı Marx'ın materyalizmine ulaşmaktan yoksun bırakmıştır. Tarihin itici gücü olarak her zaman kitleleri gören Çernişevski kapitalizmin yarattığı işçi sınıfının üretimdeki rolünü yakalayamamış, sınıfsal bir bakış açısına sahip olamadığı için ancak işçi sınıfı öncülüğündeki bir devrimin gerçek sosyalist bir devrim olacağını görememiştir.
Lenin "ilk Rus sosyalistleri" olarak adlandırdığı Çernişevski, Herzen, Belinski gibi Narodnikleri diğerlerinden, Halkın Dostları Kimlerdir kitabın da bahsettiği Rusya’da kapitalizmin gelişmesini yadsıyan, çarlığa karşı devrimci savaşımı reddeden, kapitalist meta ekonomisinin silip süpürüp attığı kır ekonomisini hala savunan Narodniklerden ayırır. Çernişevski bütün hatalarına karşın bir devrimi savunuyordu, ilerleyen süreçte kapitalist gelişmenin berraklaştırdığı gerçekleri görmemekte direnen ötekileri ile ilk Rus sosyalistleri arasındaki ayrımı Lenin şöyle koyuyor "Köylülüğü sosyalist devrim için modern toplumun temellerine karşı harekete geçirmek üzere hesaplanmış olan bir politik programdan modern toplumun temelleri korunurken köylülüğün durumunu "iyileştirmek" düzeltmek üzere hesaplanmış olan program doğmuştur."
Nasıl Yapmalı'da halka bilinç taşıyanlar Rahmetov, Lupohov ve Kirsanov köken olarak halk içinden çıkma insanlar değildi. Örneğin, Rahmetov'un ailesi soylu bir aile, babası yüksek bir memurdu. Devrim mücadelesinde bilinç taşıyan gelişmiş beyinlerin aydınların ön plana çıktığını görüyoruz. Toplumların çıkar karşıtlığına dayalı sınıflara bölünmüşlüğünü tam kavrayamayan Çernişevski, halkın bilincinin geriliğinin nedenini bu sınıflara bölünmüşlüğe bağlar. Sınıfın niteliğini değil onun gerilğini ön plana çıkaran bu görüş onu aydının toplumsal gelişmelerdeki rolünü abartmaya iter, kitleler ise aydının bilinçlendirmesi sonucu direktifleri yerine, getiren devrim sahnesinde basit birer figüran rolüne indirgenirler. Oysaki biz biliyoruz "insanların eylemlerini bilgileri belirlemez her zam an. insanların eylemlerini belirleyen hiç bir zaman sadece bilgileri değildir; aynı zamanda ve asıl olarak konumlandır. Varlık bilinç tarafından değil, bilinç varlık tarafından belirlenmektedir." Bugün birçok bakımdan geri kafalı, örneğin kızına başını örttüren, birçok kör inancı olan bir işçi, sınıfının çıkarı gereği devrimci bir eyleme, örneğin bir greve katılabilir; bu demektir ki "yığın adamı" "entelektüele" oranla bir bakıma geridedir şüphesiz; ama bir başka bakıma da gene hiç şüphesiz ki aynı "entelektüel"den kat kat ileridedir.
Çernişevski sosyalizmin gelişmiş bir teknoloji ve bu teknolojinin donanımları, gelişmiş en yetkin teknikle kurulabileceğini gören çağının nadir kafalarındandır. Nasıl Yapmalı'daki köy komünü tasvirinde de bu gayet açık biçimde gözlenir; bir bölüm aktarıyoruz.
"Kemlerde yasamak isteyen pek yok Bu yüzden kent sayısı eskiye göre çok düştü.
•iyi ama ya ben kentte yaşamak istiyorsam?
'öyleleri de var: tıpkı sizin Petersburg’unuzda Paris'inizde Londra'nızda olduğu gibi... Engel olan yok ki, canın öyle istiyorsa hay hay sürekli kentte yaşa. Ancak insanların yüzde doksan dokuzu sana kız kardeşimle gösterdiğim biçimde yaşıyor. Çünkü böylesi onların adeta hoşlarına gidiyor.
Bir yapı. Bugün ancak en önde gelen birkaç başkentte bulunabilecek büyüklükte bir yapı. Ya da hayır bugün hiçbir başkentte, hiçbir yerde benzeri olmayan büyüklükle bir yapı. Yapının dön yanında ekinler çayırlar bahçeler... Tarlalarda çalışanlar şarkı söylüyorlar. İyi ama ne yapıyor onlar tarlalarda? İşleri nasıl da hızlı yürüyor. Elbette hızlı yürüyecek çünkü onların yerine bütün işleri makinalar yapıyor. Ekini biçen, demetleyen, demetleri taşıyan hep makinalar. İnsanlar makinaların yanında duruyorlar ya da üzerlerine çıkmış onları yönetiyorlar. Ne güzel şeyler yapmışlar kendilerine böyle."
Köy komününün tasvirinde dile getirilen insanlardaki gönüllü köylerde yaşama isteği hemen dikkatleri çekiveriyor. insanlar adeta şehirleri terk ediyorlar. İlerleyen süreçte kapitalizmin gelişmesi sanayileşme merkezleri olarak kentleri toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkarmıştır. (Sanayinin yoğun olduğu kentlerdeki sanayi-şehir proletaryası sosyalist devrimin asıl gücünü de oluşturacaktır.) Çernişevski kapitalist gelişmenin üretimin yoğunsallaştığı kentlere önemli bir yer kazandıracağını göremediğinden, kentleri boşalmış, özgür ve mutlu köylerde yaşayan bir insanlar topluluğu hayal ediyor.
Çernişevski, eksiklerine rağmen, çağdaşı olan diğer yazarlarla karşılaştırıldığında, Çernişevski'nin ötekileri çok geride bıraktığı kolayca görülebilir.
Gonçarov'un Oblomov'u ile Çernişevski'nin "Nasıl Yapmalı?" sı aynı dönemle yazılmış iki kitap, özellikle Oblomov tipini büyük bir başanyla vermiş, bu yönüyle değerli bir kitap vermiş olan Gonçarov'u çağının koşullarını bu koşulların yarattığı maddi olguları kavrama, çağını yakalayan devrimci aydın açısından Çernişevski’yle karşılaştıralım, öncelikle Gonçarov'un Oblomov tipini ele alalım. Oblomov ve Oblomov'un kişiliğini biçimlendiren bir yaşam biçimi olarak beliren Oblomovculuk 18. yüzyılın sonlarına doğru çökmekte olan Rus feodalizminin bir ürünüydü. Temiz yüreği, dürüst kişiliği, gerçekleştirmek isteyip de ruhunu ve bedenini saran uyuşukluktan ötürü bu ideallerini bir türlü gerçekleştiremeyen gerçek bir aristokrattır Oblomov. Oblomov'un tembelliği toplumsal bir tembelliktir. Rusya’yı kara bir bulut gibi saran, gerçekte tarihin, toplumları hızla dönerek ilerleten tekerleğinin gerisinde kalan, gelişen iktisadi faaliyete ayak uyduramayan sınıfın tembelliğidir. Bu tembellik nasıl ortaya çıktı? Tarıma dayalı kapalı köy ekonomisi şehirlerde gelişen iktisadi faaliyetin ihtiyaçlarına cevap vermemekte, gelişen meta ilişkileri meta üretim alanının genişlemesi sonucuna yol açmaktadır. Üretimin merkezi haline gelen, uyanan şehirlerden yeni bir sınıfın temsilcisi burjuvazi doğar, işte Oblomov'un yakın arkadaşı Sholtz çalışkan, dinamik girişimci işadamı özellikleriyle bu "yeni" sınıfın temsilcisidir. Gonçarov'un bize sunduğu yeniçağın insanı Sholtz tipik bir kapitalist olarak karşımıza çıkıyor. Gonçarov’da mevcut olan toplumsal düzenden hoşnutsuz olarak daha ileri bir toplumu düşlemiş. Ancak ileri bir toplumun altın çağın kıstaslarını görmediğinden; bir devrim ülkesinde, ondan hayli uzak kalmıştır.
Sayısız çiftliğe ve köylülere sahip Oblamov'a bu fikir hiç de garip gelmez. Gonçarov övgü yağdırdığı Sholtz'un sınıf özelliklerini doğru dürüst kavrayabilmiş değildi; insanlara mutluluk, getirecek sosyalist bir toplumun özelliklerinden de bihaber olduğu ve kapitalizmi bilinçsiz olarak savunduğu için onu gericilikle değil olsa olsa dar görüşlülükle suçlayabiliriz. Feodal Rusya'nın bağrında gelişen yeni toplum düzenini maddi olgularıyla kavramaya çalışmadan iyi bir toplum hayali besliyor. Çernişevski Sholtzların gerçek yüzünü çok iyi bilir, Sholtz'un tam tersine Vera'nın annesi Mariya Aleksiyevna karşımıza ahlaksız, kötü yürekli, kurnaz ama kafası hep hileye çalışan tefeci bir tip olarak çıkar. Mariya Aleksiyevna'ya bu özellikleri kazandıran yaşadığı toplumsal koşullardır. Bur da önemli olan birinin iyi yürekli birinin kötü yürekli olması değildir. İkisi de aynı, gelişmekte olan "yeni "sınıfın temsilcisi görünen bu iki tip, Gonçarov'da sınıf özelikleri kavranamadığından ayakları yere basmayan kof bir iyi yüreklilik ön plana çıkartılarak sunulur. Gerçekte bu iyi yüreklilik Mariya'daki kötü yürekliliğe eşdeğerdir, insanları sömüren bir toplumun temsilcisi Mariya Aleksiyevna kötü yürekli olurken yine aynı toplumun temsilcisi Sholtz nasıl iyi yürekli olabilir? Sholtz'un hiç bir ideali sosyalizmle örtüşmez. Bir de Çernişevski'nin Vera Pavlona'sına kulak verelim; Tıpkı yaşam gibi, Çernişevki'de, insan da sürekli bir gelişme halindedir, özel insan Rahmetov'a göre Vera. Lupohov gibi insanlar daha sıradan tiplerdir. Vera'nın doktor olmaya soyunduğunu biliyoruz, ancak o bununla yetinmez ve, ilerleyen süreçte devrimci çalışmaya onun da katıldığını, şu sözlerinden anlıyoruz;
"Ama senin benim gibi kartal olmayan insanlar özel birtakım duygularıyla boğuşup dururken başkalarını nasıl düşünecek. Yüreği özel duygularından kaynaklanan acılarla burkulan bir insan inançlarının peşinden nasıl koşabilir! Hayır! insana özel bir iş gerek, tüm yaşamını bağlıyacağı, zorunlu, vazgeçilmez bir iş, öyle bir iş ki, bütün gönül akışlarından, heveslerinden, çok daha önemli olsun, yalnız böyle bir iş insana güç verir insanı dinlendirir. Ben işle böyle bir iş istiyorum kendime"
Toplumsal gelişmenin tarihsel zincirini oluşturan halkalardan sosyalist halkayı yakalamayı Çernişevski başarmıştır. Tarihi gelişmenin eksik kavranışında teorik olarak idealist fikirlerinin ve Feuerbach materyalizminin kabalığı etkili olmuş, teorik boşluğu kapitalist halkanın eksik kavranması oluşturmuş, ancak Çernişevski pratik devrimci faaliyeti içinde Rus demokrasisi ve sosyalizm mücadelesine önderlik ederek, Feuerbach materyalizmini pratik olarak aşmıştır. O Feuerbach gibi köyde yalnızlığıyla baş başa bir filozof değil, devrimci çalışmalarıyla kitleler arasına kök salmayı başaran bir devrimciydi.

Ağustos 1990