“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Genel grev yaklaşırken

Sendikalar genel grev dedi, Türk-İş 'genel eylem' kararı aldı.
SHP'den genel greve destek sözü.
Bakan Çiçek: " Genel greve pabuç bırakmayacağız." ...
Günlük burjuva basında yer alan manşetler. İşçilerin genel greve duydukları ilgi artıyor. Artan bu ilgi, toplumun bütün örgütlü kesimlerini tartışmaya katıyor. Bu ortak ilgi, sınıf tutumları olarak farklılaşıyor.
Genel grev, işçilerin coşkularını, işverene ve devlete karşı tepkilerini dile getirdikleri ortak bir slogan. İlerleyen her gün, her saat daha fazla işçiyi genel grev tartışmasına çekiyor, işçiler 'genel grev!' diye haykırdıkça karşılarında hükümeti ve devleti buluyorlar. Bu slogan, artık sadece coşkuyla haykırılan bir slogan olmaktan daha fazla anlam ifade ediyor. Artık genel grev şiarı, nasıl bir genel grev? Kime karşı, kiminle? sorularının etrafında bir tartışmayı da mayalandırıyor. Gündeme giren bu tartışma, doğallıkla, "genel grevin koşulları var mı?", "taban hazır mı?" tartışmalarını gölgeliyor. Genel grevin koşulları hızla olgunlaşıyor. Toplu iş sözleşmeleri birer birer kilitleniyor. TİS'lerde taraflar çok net. Tarafsızlığı üzerine iç bunaltıcı demagojiler yapılan devlet, tereddütsüz bir şekilde tarafını ilan ediyor. İşçi karşısında örgütlü bir cephe, var: patron, hükümet ve devlet. Bu koşullarda, birleşmiş sınıfa, burjuvaziye karşı işyerleriyle sınırlı grevlerin etkisizliği işçilerce her geçen gün daha açık görülüyor. Burjuvazinin 12 Eylül saldırısıyla işçilerden koparıp aldığı ekonomik ve siyasal hak gaspları yeniden gündeme geliyor. Artık birleşmiş burjuva sınıfına karşı işçiler şu ya da bu fabrikanın işçileri olarak değil, birleşmiş işçi sınıfı olarak çıkmanın bilincine ermeye başlıyorlar.
Bu hareketlenme sadece işçi sınıfıyla sınırlı değil. Kentin çalışan yığınları gözlerini işçi sınıfına çevirmiş durumda. Bu kesimlerde yükselen sendikal özgürlük talebi somut girişimlere dönüşüyor. Memurlar % 15'lik artışa karşı hareketlenmeye başladı. Eğitim emekçileri binlerce kişilik katılımla sendika başvurusu yaptı. Sırada belediye memurları var, sağlıkçılar var... Ulusal hareketin sıcaklığı dalga dalga yayılıyor. En son cezaevlerine destek direnişlerinde görüldüğü gibi insansızlaştırılan merkezlerde eylem için yine de yüzler, binler bir araya gelebiliyor. Yüksek öğrenim gençliğinin 6 Kasım boykotu, öğrencilerin genel grevle birleşen eylemlere yöneleceğinin işareti. Küçük üreticilerin hoşnutsuzluğu kronik bir hal aldı.
Yukarıda anlatılanlar madalyonun bir yüzündeki görüntüyü ifade ediyor. Madalyonun arka yüzünde burjuvazinin işçileri tehditle, şiddetle boyun eğdirme; olmazsa reformcu kanallarda etkisiz kılma hesapları var. Kimliğinde işçi ya da sendikacı yazan, ama sadakatle burjuvaziye bağlı bir güruh var. İşçi sınıfına ve emekçi halka düşman bu cepheden farklı çözümler öneriliyor. Hükümet, "genel greve pabuç bırakmam'' diyor, "grev yaparsanız ben de işyerlerini kapatırım" diyor. Bazıları “bir şeyler verip susturalım, yoksa sosyal patlama olur" derken, bu cephenin işçi sınıfı içindeki uzantıları "artık zapt edemiyorum” diye feveran ediyorlar. Bütün bu farklılıklara karşın cepheyi birleştiren ortak nokta şu ki, genel grev kapıda, onu bir şekilde engellemek gerek.
Bu bakımdan Marksist-Leninist Partinin uzun bir zamandır ajitasyonunu yaptığı genel grev üzerinde durmak, amacından saptırma ve içini boşaltarak reformcu kanallarda boğma eğilimlerini teşhir etmek özel bir önem taşıyor.
Genel grev sınıfın sınıfa karşı birleşik eylemidir
İşçi sınıfı içinde genel grev eğiliminin gelişmesine eşzamanlı olarak burjuva revizyonist-reformist çevreler bu eylemi olabildiğince zararsız bir eyleme dönüştürmeye ve böylelikle burjuvaziye ve siyasal iktidara yönelen tehlikeyi 'savuşturmaya' çabalıyorlar. Sendika ağalarının, reformistlerin öngördüğü genel grev modeli kısaca şöyle ifade edilebilir: İşyerlerinin farklı sorunlarından doğan uyuşmazlıklar aynı tarihte grevle sonuçlanırsa, bu grevler şu kadar işçiyi kapsadığından genel bir grevdir.
Bu son derece hatalı, hatalı olmaktan da öte kötü niyetli bir anlayışın ürünüdür. Genel grev, işyerleriyle sınırlı taleplerden yola çıkan farklı grevlerin eşzamana denk gelmesi, bu grevlerin aritmetik bir toplamı olamaz. Çünkü genel grev bir işyerini aşan, bütün işçilerin ortak talepleri üzerinde şekillenen bir eylem biçimidir. Bu bakımdan da TİS bilincinden bir üst noktaya sıçramayı ifade eder. TİS'lerdeki uyuşmazlığın yol açtığı grevler, işyerindeki işçilerle işveren arasında cereyan eden ekonomik, en fazla idari maddelerdeki uyuşmazlığın ifadesi olan eylemlerdir. Elbette ki bu grevler de işçiler için önemli, bileyici eylemlerdir. Grev işçi sınıfının savaş okuluysa, bu grev de işçilerin savaşkanlığını geliştirir, onu yeni ve daha keskin savaşlara hazırlar. Ama işyerleriyle sınırlı grevi mevzi savaşına benzetirsek, genel grev de cephe savaşı anlamına getir. Burjuva çevrelerin genel grevi yukarıdaki şekilde formüle etmelerinin birinci nedeni genel grevin işçilerin sınıf olarak burjuvazinin karşısına çıkmalarından ve bilinçlerindeki sıçramadan duydukları korkudur.
Diğer bir neden ise, genel grevi "yasal bir eylem'' olarak sınırlama çabasının ifadesidir. Diktatörlüğün mevcut yasalarında genel grev diye bir hak yoktur. Fakat yukarıda formülleştirilen 'genel grev', işyerlerinde yasal prosedürün sonucu olduğundan yasaların dışına çıkamamış olacaktır. Gerçekte genel grev, 'kanun dairesinde' bir eylem olamaz. Zaten genel grevin ilk amacı da işçi sınıfının dayanışma ve genel grev hakkını yasallaştırmak olmalıdır. Eğer genel grev, adına yaraşır bir eylem olacaksa sadece TİS'leri kilitlenen işyerleri ile sınırlı olamaz. TİS'leri tıkanan tıkanmayan, grev hakkı olan olmayan yüz binlerce emekçiyi kapsamak zorunda. Bu işçi ve emekçilerin bir bölümünün grev hakkı yoktur. Milyonlarca emekçinin eylemine hiç bir yasal elbise uydurulamaz. İşçi sınıfı ve emekçiler, genci grev hakkını fiili bir genel grevle kazanmak göreviyle karşı karşıyadır.
Genel grev, işçilerin işe gelmeyerek evlerinde oturdukları bir eylemle sınırlanmaz. Sokak gösterileri ve direnişlerle birleşen bir eylem olduğunda anlam kazanır. Kuşkusuz genel grevin esas gücünü, ana gövdesini işçi sınıfı oluşturmalıdır. Merkezinde bu olmakla birlikte diğer emekçi sınıfların da katıldıkları, değişik birimlerdeki eylemlerin sokakta birleşmesi genel greve daha yüksek bir nitelik kazandıracaktır.
Genel grev, tek tek işyerleri ve bu işyerlerinin talepleriyle sınırlı bir eylem değil, sınıfın sınıfa karşı, işçi sınıfının burjuvaziye karşı başvurduğu siyasal bir eylemdir. Genel grev sadece ekonomik talepler uğruna yapılsa dahi gene de siyasal bir eylemdir. Çünkü, genel grev gündemine aldığı taleplerden ve onu örgütleyenlerin iradesinden bağımsız olarak bir sınıfın (işçi sınıfı) başka bir sınıfa (burjuvaziye) karşı eylemidir. "Sınıfın sınıfa karşı mücadelesi" Marksist literatürde siyasal mücadele (Bu konuda geniş bilgi için: ÖD 14-15 “İşçi Sınıfının En Keskin Mücadele Araçlarından Biri Olarak Grev” başlıklı yazı.)) olarak tanımlanır.
Genel grev henüz tartışma aşamasındayken siyasal bir nitelik kazandı. Türk-İş Başkanlar Kurulu 'genel eylem' kararı alınca Devlet Bakanı Cemil Çiçek "Grev hakkının bir tehdit olarak kullanılmasına pabuç bırakmayacağız'' yollu tehditler savurdu. TİSK başkan vekili Nihat Yüksel: "Yasalarımızda yeri olmayan genel grev, sıkıntı yaratacaktır" dedi. Özal, tehdidini baştan savurmuştu. Kısacası burjuvazi sınıf olarak siyasal sözcüleriyle birlikte tavrını onaya koydu. Bırakalım genel grevi, tek tek ekonomik talepli, grevlerde bile burjuvazi sınıf tavrı gösteriyor, 'tarafsız' devlet, mahkemeleri, polisi ve yasalarıyla saldırıya geçiyor. En son Zonguldak TTK'daki uyuşmazlıkta hükümet siyasal tavrını ortaya koydu. En yetkili ağızlardan köpükler arasından şu tehdit savruldu: "Kamu-Sen çok bile vermiş, greve çıkarsanız ocakları kapatırım!"
Grev, işçi sınıfının savaş okuludur. Genel grev, işçi sınıfının burjuvaziyle cepheden savaştığı, zorluklarla ve fedakârlıklar bilincini suladığı bir yüksek okuldur.
Genel grevin hedefi ANAP hükümeti değil siyasal iktidardır.
Yukarıda, genel grev, siyasal bir mücadeledir dedik. Siyasal mücadele son tahlilde iktidar olma, iktidarı alma mücadelesidir. Bu bakımdan genel grev, proletaryanın iktidar mücadelesinin araçlarından birisidir. Hedefi de siyasal iktidardır. Ordusu, polisi, bürokrasisi, mahkemeleri ve parlamentosuyla siyasal devlet iktidarı. Proletarya partisi, genel grevle siyasal iktidarın alaşağı edebileceği gibi bir hayale kapılmadan genel grevi bir bütün olarak siyasi baskı aygıtına yöneltmeye çalışır.
Ekonomik talepler uğruna da genel grev örgütlenebilir, ama hiç bir durumda ekonomik taleplerle sınırlandırılamaz. Bu noktayı gözden kaçıran parti, bir devrim partisi değil, ancak bir reform partisi olabilir.
Bugün burjuvazi, bir yandan bütün gücüyle genel grevi engellemeye çalışırken, eğer genci grevi engellemeye güç yettiremezse, bu defa da onu en az zararla atlatabilmek için türlü dolaplar çeviriyor. Bu konuda burjuvazinin en büyük yardımcıları reformcu-revizyonist çevrelerdir. Kurulu reformist partiler, yıpranan ANAP hükümetine karşı burjuvazinin reformizm kartını oynamasını sağlama yolunda ellerinden geleni yapıyorlar. ANAP gider, kendileri hükümet olursa emekçilerin sıkıntıları bitermiş gibi propagandalarla emekçileri zehirlemeye çalışıyorlar. Kitlelerin eylemlerini kendi kanallarına aktarmaya çalışıyorlar. Gerçekte reformcu partiler, kitlelerin öfke ve eylemini umut ve reformlarda boğmaya çalışan gerici, burjuva partileridir.
İşçi sınıfının tercihi "ANAP gitsin SHP gelsin" olamaz. Bağımsız bir sınıf olarak işçi sınıfı kendi ikadarı için mücadele etmek, bunu bilince çıkarmak zorundadır.
Bütün enerjilerini işçi sınıfının mücadelesini engelleme yolunda harcayan Türk-İş ağaları, artık önünde duramaz hale geldikleri genel grev isteğini tarihi belli olmayan genel eylemle oyalamaya çalışırken bir yandan da genel grevin içini ovmaya, onu gerçek işlevinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Uygulama tarihi belli olmayan genel eylemin hedefi Hükümet olarak tanımlanıyor. Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada Ş. Yılmaz: "Eylemlerimizin hedefi iktidar (ANAP kastediliyor. ÖD) olacaktır. Çünkü bu iktidar, işçi meselelerine soğuk bakıyor..." Söylenen açık, işçi meselelerine 'sıcak bakan' bir hükümete ihtiyaç var: Ş. Yılmaz mücadele yoluyla hakları kazanmak yerme, hükümeti değiştirelim diyerek işçileri muhalefet partilerinin yedeğine çekmeye çalışıyor. Türk-İş'in partiler 'üstü' politikası, gerçekte burjuva partilerine yamanma politikasıdır.
Türkiye'nin son kırk yıllık tarihinde her renkten burjuva parti, hükümet oldu. Muhalefette iken işçi meselelerine sıcak bakan partiler, iktidar olduklarında bakışları soğudu. Zaten burjuva caniler tekelci burjuvazinin çözüm bekleyen sorunlarına çare bulmak üzere iktidara getirilirler. Burjuvazinin açmazlarına 'çare' bulmak temel görevi ile iktidara gelen partilerin işçi ve emekçi sınıfların çıkarlarını savunması beklenemez. Kırk yıldan biraz fazla süren çok partili sistem tam üç defa askeri darbe ile rafa kaldırıldı. En sonuncusunun sonuçlarını işçiler ve emekçiler hala yaşıyor. Hiçbir işkolunda işçiler, cuntanın 80'de gasp ettiği haklarını geri alamadılar henüz. İşçilerin 80 öncesindeki ekonomik ve siyasi kazanımlarına bakıp, o dönemin AP ve CHP hükümetlerinin işçi meselelerine sıcak baktığı sonucu çıkarılmamalıdır. Bu kazanımlar, isçilerin ve emekçilerin yürüttükleri mücadelenin ürünleridir. 80 öncesi dönemde iktidara gelen partiler de IMF ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin yönergeleriyle hizmet verdi. 24 Ocak kararları, AP hükümetince alındı, tekelci burjuvazinin bunalımını tümüyle halkın sırtına yıkmak amacıyla alınan bu kararlar, kitlelerin sert direnişleriyle etkisizleşti. Ancak Cunta tarafından tam anlamıyla, sonuçları bugün de devam edecek biçimde uygulandı.
Ülkemizde iktidarın değişmeyen sahipleri işbirlikçi tekelci burjuvazi ve toprak ağalandır. İktidar aslında militaristlerin karanlık odalarından yönetilir. Parlamento, ülkede kurulu faşist diktatörlüğü maskeleyen kaba bir perdedir. Siyasal partiler de olsa olsa bu perde önündeki demokrasi figüranlarıdırlar. İşçi sınıfının sorunlarının hükümet değişikliği ile çözülebileceğini söylemek, burjuva partilerinin kuyruğu olmak, işçileri sömürü düzenine zincirlemek anlamı taşır.
Türk-İş yönetiminin sorunu hükümet değişikliği ile sınırlandırması şaşırtıcı bir şey değil. İşçilerin büyük bir bolümü de zaten bu ağaların niteliği hakkında bir fikre sahip. Peki, son yıllarda keskin çıkışlar yapan, Kürt sorununa sahip çıkar görünen Sosyalist Parti-Yüzyıl çevresine ne demeli? 80 öncesinde bütün sol çevrelerde tartışılmaz bir biçimde sıfıra inen itibarlarını onarabilmek için sol çıkışlar, tumturaklı laflar ediyorlar. Fakat kendilerini bulamaya çalıştıkları bu 'solcu', 'devrimci' ciladan arındırıldığında geriye herkesin malumu olan eski Aydınlık çizgisi çıkıveriyor.
Aylardan beri Yüzyıl dergisi, Türk-İş yönetimine alkış tutuyor. Türk-İş yönetiminin manevralarını ‘büyük eylem kararları' olarak lanse ediyor. Böylelikle işçi sınıfı içinde Türk-İş yönetiminin eylem yapacağı beklentisini yaratmaya çalışıyor. Burada da durmayan SP çevresi, genel grevin amacını "ANAP’ın yıkılmasını sağlamak" olarak ifade ediyorlar. SP’nin Eylem adlı gazetesinde (Sayı 10-11) bu fikirler Teori Dünyası köşesinde, teori adına yutturulmaya çalışılıyor. Eylem gazetesi önce "merkezi görev" tespiti yapıyor:
"Merkezi görev terimi ile kastedilen, diğer bütün görevlerimizin tabi kılındığı görevdir. Bugün merkezi görevimiz, ülkemizi ABD'nin dümen suyunda gerici ve emperyalist bir savaşa sürmek isteyen, her türlü darbe ve komplo girişiminin zeminini oluşturan Özal ve ANAP iktidarının yıkılmasını sağlamaktır."
Merkezi görev "ANAP iktidarının yıkılmasıdır" dendikten sonra sıra "kavranacak halka'ya geliyor:
"Kavranacak halka" merkezi görevin yerine getirilmesi yolunda belirli bir anda atılması gereken adımdır… Merkezi görevimizin yerine getirilmesi için bugün kavrayacağımız halka, işçi sınıfının genel grevini örgütlemektir."
Merkezi görev, "ANAP iktidarının yıkılması"; bu merkezi görevin yerine getirilmesi için kavranacak halka, "genel grevin örgütlenmesi". Yani ANAP iktidarının yıkılması için genel grev! SP'nin işçi sınıfına önerdiği budur. SP, 'teori' adına işçi sınıfının mücadelesini anti-hükümet platformunda ve düzen sınırlan içinde tutmaya çalışıyor.
Hükümet, egemen sınıfların ekonomik ve siyasal egemenliğinin gündelik sürdürücüsüdür. Hükümetin izlediği politikaların gerçek sahipleri burjuvalar ve tüm kurumlarıyla devlettir. Hükümetin politikaları egemen sınıfları tatmin etmez bir duruma geldiğinde, merkezi görev ANAP'ın yıkılması olamaz. Eğer SP’nin 'merkezi görevi' Mao'cu anlayışının yeni bir ifadesi değilse ve illa "merkezi görev" denecekse, bugün merkezi görevi ANAP'ın yıkılması değil, tekelci burjuvazi ve toprak ağalarının siyasal iktidarı olan faşist diktatörlüğün yıkılmasıdır.
Genel greve böylesine güdük bir amaç yükleyen SP-Yüzyıl'cılar genel grevi de Türk-İş'in ağalarının önderliğinde bir eylem olarak görüyorlar.
SP Yüzyılcıların teorileri, kof keskinlikten arındırıldığında meydana çıkan görüntü budur. "Kürtler için başımı veririm" diyen Perinçek'in keskin savunmaları biraz eşelenirse, onun, uğruna baş koyduğu Kürtlere en fazla bir özerklik reva gördüğü, kendi kaderini tayin etme hakkının bir gerçekleşme biçimi olan hakkını savunmadığı görülebilir.
Bu durumda büyük "ulusal sorumluluk"la hareket eden, "milli mutabakat" peşinde koşan TBKP'nin işçi sınıfına önereceği mücadelenin daha mahdut olacağı kendiliğinden anlaşılır. TBKP'nin "milli mutabakat" çağrılarına nihayet toplumun duyarlı kesimlerinden cevap geldi. Türkiye Odalar ve Borsalar" Birliği (TOBB) Yönetim Kurutu Başkanı Yalım Erez, "İşçi-işveren ilişkilerindeki gerginliği gidermek ve çalışma yaşamında milli mutabakatı sağlamak amacıyla'' "ulusal anlaşma" önerdi. Bu uzlaşma için her iki taraftan da (işçi-işveren) tavizler İsteniyor ve bu şekilde tatlıya bağlanması isteniyor. "Bu toplum kavga istemiyor. Çalışma yaşamında barış istiyor, çalışma hayatının grevlere tahammülü yok. Grev hem işçiye, hem işverene zarar veriyor. İşçiye enflasyonun üstünde bir zam verilmeli, ancak bu % 500’leri bulmamalıdır. Yoksa işletmeler kapanır."
Uzlaşma önerisi yabana atılır gibi değil! Elbette ki her uzlaşma tarafların karşılıklı tavizleriyle mümkündür. Milli mutabakat diyen TBKP’nin bunu dikkate alması gerekir.
Devrimi yakınlaştırmanın aracı: genel grev
Genel grev, yaygın olarak tartışılmaya başlanırken, doğalıkla. çeşitli kesimler, genel grevin nasıl bir eylem olduğu, neleri elde edip neleri çözemeyeceği konusunda eğilimlerini ortaya koydular. Burada, iki yanlış eğilimi eleştireceğiz.
Bu eğilimlerden birincisine göre genel grev etki gücü olmayan, işçi sınıfının taleplerinim elde etmede yetersiz bir mücadele biçimidir. Bu görüşü kanıtlayabilmek için de, bu görüş sahipleri, genel grevi yasal sınırlar içine hapsetmeye, onu yasak savma türünden bir eyleme dönüştürmeye çalışıyorlar, ardından dönüp, "Bakın genel grev hiç bir sorunu çözmeye yetmedi" diyebilmek için. Açık ya da örtülü bu düşünceyi savunan gerici sendika ağalarının, çeşitli reformcu çevrelerin amacı, sonucu fiyasko olan, içi oyulmuş bir genel grevle işçileri düş kırıklığına uğratmaktadır.
Diğer yanlış eğilim ise genel greve olması gerektiğinden daha büyük işlevler yükleyerek onu adeta bir devrim gibi ele almaktadır. Bu görüşlerinin doğal bir sonucu olarak da bu günden hükümet programları yapmaları şaşırtıcı değildir. Bu görüşü çelişkili ve tutarsız bir tarzda savunanlardan biri Troçkist Sosyalizm dergisidir.
Marksizm-Leninizm’in temel tezlerine ve Stalin'e yöneltilen saldırılar ve küfürler eşliğinde Troçkist zehirlerini kusan 'Sosyalizm' yazarları, orta sayfada "Genel grev, ...her derde deva evrensel bir ilaç değildir" derken, başyazıda genel greve olmadık görevler yüklüyorlar.
'Sonun Başlangıcı' başlıklı başyazıda öncelikle ANAP hükümetinin çatırdadığı, gidici olduğu ifade ediliyor. "Evet, ANAP Hükümeti çöküyor, ama rejim kendini sürdürüyor." deniyor ve ardında şunlar ekleniyor:
"ANAP hükümetinin gidiş biçimi önemlidir. Burjuvazinin bir kesiminin bir başka kesimini... tasfiye etmesi, durumda emekçiler lehine köklü bir değişiklik yaratmayacaktır. ... O halde ANAP hükümetiyle birlikte bir sömürü ve baskı rejimi de gitmelidir. Bu ise ancak işçi ve emekçi yığınların demokratik ve sosyalist atılımıyla olanaklıdır. Türkiye'nin zorbalıktan, şiddetten, devlet teröründen, dışa bağımlılıktan ve kapitalist sömürüden arındırılmış bir rejime ihtiyacı vardır. Bu nasıl gerçekleşir? Bugün işçi sınıfının elindeki yegâne ve en önemli silah Genel Grevdir. Kısa süreli de olsa birleşik, kararlı ve etkili bir genel grev, çalışan halkın katılımıyla oluşturulacak bir Kurucu Meclisin ve bu meclise dayalı bir İşçi-Emekçi hükümeti'nin yolunu açabilecektir." (abç)
Konunun anlaşılır hale gelmesi için uzunca aktarmak zorunda kaldık. Özetlersek: ANAP çöküyor. Ağırlığımızı koyarak, iktidarın başka bir burjuva kliğin eline geçmesini engelleyerek aynı zamanda bir sömürü düzenini ortadan kaldırabiliriz, bunun başaracak yegâne araç da genel grevdir. Buradan genel grevin her derde deva olduğu sonucu çıkmazsa ne çıkar? Hükümet devirip yenisini kurmanın aracı olan şey derde deva olmaz mı? Denebilir ki, elbette her genel grev, devrimi yakınlaştırır. Bu anlamda da "işçi emekçi hükümetinin yolunu açar." Fakat burada ANAP'ın çöküşü çok yakın görülüyor. Bu hükümetin yerine de işçi-emekçi hükümeti geçirileceğinden genel grevden beklenen, çöken ANAP'a alternatif hükümetin yolunu açmaktır. Troçkistlerimize bakılırsa, 'Türkiye'nin ... kapitalist sömürüden arındırılmış bir rejime ihtiyacı var.' "Kapitalist sömürüden arındırılmış'' toplumun sosyalizm olduğu biliniyor. O halde ANAP gidecek, sosyalizm gelecek! Peki nasıl? Genel grevle. Hem de öyle çatışmalı, uzun süreli bir genel grevle de değil, "kısa süreli" bir genel grevle. Haklarını yemeyelim, Sosyalizm yazarları, genel grev doğrudan işçi hükümetini getirir demiyorlar, yolunu açar diyorlar. Genel grevden sonra nasıl bir yolla hükümetin yıkılacağı muğlâk bırakılmış. Gerçi "işçi ve emekçi yığınların demokratik ve sosyalist atılımı" gibi bir ifade var. Bu "demokratik atılım" ayaklanmaya yorulsa bile Sosyalizm dergisinin saçma düşünce yapısı haklı çıkmaz. Yazıda daha pek çok eleştirilecek yer, lastikli ifade var. Konuyu dağıtmamak için değinmeden geçelim. İşçi sınıfı "sosyalist öncüden yoksun”; ama bu arada hem öncüsüne kavuşuyor, hem de genel grevle (meğerse genel grev nelere kadirmiş!) sosyalizmin yolunu açıyor. Sosyalizm dergisine de kabineyi ve hükümet programını oluşturmak kalıyor.
Peki, o zaman, aynı derginin "Genci grev her derde deva değildir” demesi ne anlama geliyor? Belki şöyle bir tahmin yürütülebilir: Genel greve devrimden daha büyük işlevler yükleyenler var, Sosyalizm dergisi onları uyarıyor: bu kadarı da olmaz diye.
Ülkemiz işçi sınıfının gündemine giren genel grev, mevcut duruma göz atıldığında, ne bir kurucu meclis doğuracaktır, ne de bittiği gün koşullar ve işçi sınıfı genel grev öncesine aynen benzeyecektir. Genel grevin oluş tarzını ve kazanımlarını belirleyen şey, çalışan taraflar arasındaki çelişmenin sayısız faktörün etkisiyle aldığı biçim, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyi, Proletarya Partisinin önderlik ve müdahale gücü vb. olacaktır. Genel grevin ayaklanmaya dönüştürülebileceği durumlar olabileceği gibi, sadece bazı ekonomik kazanımlarla yetinen genel grevler de olabilir. Hatta bir genel grev hiç bir somut sonuç sağlamış bile olmayabilir. Fakat her durumda Proletarya Partisi, genel grevin önüne siyasal talepler koymakta, mücadeleyi, işçi sınıfının kendisi için sınıf olma mücadelesine çevirmeye çalışmakta, grevleri sosyalist sınıf bilinciyle eğitmekte bir an olsun tereddüt edemez. Genel grev, işçi sınıfının çok çeşitli mücadele araçlarında birisidir. Sınıfı bütün olarak harekete geçirdiği için de daha ileri mücadele biçimlerine dönüşme potansiyelini içinde taşır. Ama tek mücadele aracı değildir. Bu bakımdan genel grevi mutlak gizemli güçler taşıyan mücadele biçimi olarak öne çıkarmak, diğer mücadele araçlarının yerine geçirmek doğru değildir.
Mevcut koşullarda örgütlenecek bir genel grev, bir yandan, ekonomik ve siyasal kazanımlar elde etmenin ve bunları kalıcı kılmanın aracı olacak, öte yandan işçi sınıfının bilincinde bir sıçrama yaratacak, işçiler güçlerinin bilincine varacak; bu süreçte dostunu düşmanını daha iyi tanıyacak: kısacası genel grev, İş-Ekmek-Özgürlük mücadelesinin daha üst boyutlara yükselmesinin bir aracı olabilir ve olmalıdır. Genel grev, aynı zamanda, politik parti ve gruplarının program ve taktiklerinin çetin günlerde sınanmasını sağlayacak, proletarya partisine, bu mücadeleyi planlı politik mücadeleye dönüştürmenin de olanaklarını sunacaktır.
Türk-iş ve genel grev
Körfez krizi ve TİS'lerde tıkanmayla birlikte tabandan yükselerek Türk-İş'in bürokratik duvarlarına çarpan sıcak dalga, Türk-İş yönetimini sürekli ertelenen eylem kararları almak zorunda bıraktı. 24-25 Eylül'de toplanan Türk-İş Başkanlar Kurulu kararları, "Yeni bir mücadele dönemi başlatıyoruz" olarak ilan edildi. Bu "yeni mücadele döneminin" eylem biçimlerinin neler olacağı tespit edilmemiş, bu iş 30 Ekim’deki Olağanüstü Başkanlar Kuruluna ertelenmişti. 30 Ekimin sonuç bildirgesi daha radikaldi; Türk-İş "Genel eylem kararı" almıştı. Üretimden gelen güç kullanılacaktı, bu belirlenmişti. Fakat bu gücün ne şekilde ve ne zaman kullanılacağı, Aralık'ta şube başkanlarının da katıldığı toplantıda kesinleştirilecekti.
Görüldüğü gibi, Türk-İş yönetimi türlü hile ve cambazlıklarla eylem kararı almamakta, almak zorunda kaldığı kararlar için de tarih saptamamaktadır. Ayrıca genel grevin içini tümüyle boşaltmakta, bunu yasal bir eylem düzeyine indirgemektedir. Türk-İş yönetim kurulu üyesi M. Başoğlu eylemlerinin amacının AN'AP'ın gitmesini sağlamak olduğunu açıkladı. Ş. Yılmaz da eylem programının içeriğini şöyle açıklıyor "İşçiler ve sendikaları, eylemlerini olabildiğince yasal sınırlar içinde ve toplu biçimde gerçekleştirmekten yanadırlar. Hazırlanan eylem programımızın içeriği budur."
Ş.Yılmaz ve çevresindeki gerici sendika ağalan, eylem karan alınmaması için ellerinden geleni artlarına koymayacaklarda. Eğer bunda başarılı olamazlarsa, bu defa da eylemin hedefini güdükleştirmeye, onu pasif ve yasal bir çizgiye çekmeye çalışacaklarda. Kırk yıllık genel grevi 'genel eylem' olarak değiştirmek ve içeriğini muğlâklaştırmak bu hesapların sonucudur.
Tük-İş yönetiminin bu tavrı, her geçen gün daha çok işçi tarafından kavranmaktadır. Burada özelikle genel grevi savunan sendikaların tavrına da değinmek istiyoruz.
Türk-iş içindeki sendikaların önemli bir bölümü "taban hazır değil" gerekçesiyle genel greve karşı çıkarlarken, 10'u aşkın sendika merkezi gündeme gelen sorunların ancak genel grevle çözülebileceğini ifade ediyor. Başta Türk-İş Başkanlar kurulu olmak üzere çeşitli platformlarda bu görüşlerini dile getiren sendikaların sayısı (Türk-İş içindeki) 10'dan fazla. Genel grevi savunan sendikaların üye sayısı, Türk-İş in toplam üye sayısının dörtte birinden az değil.
Eğer bu sendikalar genel grevi sadece Türk-İş'e muhalefet etmenin aracı olarak, Türk-İş yönetimini yıpratmanın aracı olarak görmüyorlarsa, yapabilecekleri (bugün yapmadıkları) çok şey vardır. Eylemler, söyleme uygun olmalıdır.
Bu sendikalar, tabanlarında genel greve hizmet eden örgütlenmeler yaratmazlarsa, diğer sendikaların tabanındaki genel grev eğilimlerini geliştirmeye çalışmazlarsa, genel grevin önüne engeller çıkaran sendika yönetimlerine açık bir tutum alarak teşhir etmezlerse, ... Başkanlar Kurulunda yürüttükleri muhalefet fazla bir anlam ifade etmeyecektir.
Sonuç olarak, diğer bütün eylem biçimleri gibi, genel grevin de kendi başına mutlak bir içeriği yoktur. Genel grevin varacağı boyutları, neden olacağı başka eylemleri belirleyen şey, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, çatışan güçler arasındaki çelişmenin sayısız faktör altında aldığı biçimdir.
Proletarya Partisi, eylemin önüne siyasal talepler koymaya, siyasal bu mücadele aracı olan genel grevi, burjuva çerçeveden kurtarıp sosyalist siyasal mücadelenin aracı haline getirmeye çalışır.
Fakat proletaryanın eylem ve düşünce alanına ilgi duyan tek güç proletarya partisi ve devrimci güçler değildir. Her türden gerici güç, bu eylemi etkisiz kılmaya, onu güçten düşürmeye çalışır. Bu bakımdan eylem süreci, proletarya partisiyle burjuva akımlar arasındaki bir çarpışmaya da sahne olacaktır.
Genel grev proletarya öncüsünün damgasını taşıdığı oranda, proletaryanın planlı siyasal mücadelesinin bir aracı olacaktır.


EKLER

Petrol-İş Genel Başkanı MÜNİR CEYLAN :
“Taban genel greve hazır değildir demek sınıfa inançsızlıktır!”


ÖD- Niçin Genel grev? Genel Grev hangi sorunların çözümü için gündeme getirildi?
Yanıt- Doğru cevap verebilmek için gerilere gitmek gerekiyor. 12 Eylül darbesi özünde demokrasiye karşı yapıldı. Demokratik hakları ortadan kaldırmak, anti-demokratik bir ortam yaratmak amacıyla. Mevcut Anayasa 12 Eylül anlayışının ürünüdür.
Bu yasalarla sendikaların işlevlerini yerine getirmeleri önünde engeller oluşturuldu, sendikalar dernek düzeyine düşürüldü, işyerlerindeki sendikasızlaştırma girişimleri desteklendi. Tüm bu uygulamalara karşı Türk-İş, işçiler bu koşullara reva değildir yönünde demeçlerle yetindiler. Sağcı ve teslimiyetçi bir politika izlendi. Bu politikalar işçi sınıfının sorunlarını çözmede yetersizdir, iktidarın ve egemen çevrelerin işçi sınıfının haklarına saygı gösterebileceğine ben inanmıyorum. Bu anayasa nasıl egemenlerin yaşamı için zorunluluksa, demokratik haklar ve kurumlar da bizim yaşamımız için o kadar gerekli ve zorunludur.
Demokrasiye ivme kazandırabilmek, temel hak ve özgürlükleri çağdaş bir düzeyde kullanabilmek adına, insan hakları ihlalleri, işkence ve özellikle Güneydoğu'da, Kürt halkı üzerinde, sürgün ve devlet terörünün ortadan kaldırılmasını yaşamsal önemde görüyoruz.
Kısacası, 12 Eylül'ün doğrudan sonucu olan bu olumsuzlukların kaldırılması için işçilerin birleşip mücadele etmesi gerekiyor. Bunun yolu da işçilerin an büyük silahı olan üretimden gelen gücün kullanılması, genel grevin hayata geçirilmesidir.
ÖD- Sizin olmasını dilediğiniz genel grev nasıl bir eylem? Hedefi nedir bileşenleri kimler?
Yanıt- Önce işçilerin öncü olarak bu işe girişmesi gerekiyor. Fakat eylemin tam bir genel grev niteliğine dönüşebilmesi için diğer tüm çalışanların da bu eylemde yer alması gerekiyor. 12 Eylül hukuku sadece işçilere yönelik bir girişim değil. Diğer tüm çalışanları da hedefleyen bir darbedir. Bu anlamda diğer tüm emekçi kitlelerin de işçi sınıfı önderliğinde birleşip genel grevi hayata geçirmeleri gerekiyor.
Burada şunu da belirtmek gerekiyor. Genel Grev, Türk-İş Başkanlar Kurulu'ndan karar çıktığında hemen hayata geçirilebilecek bir şey değil.
Bu uzun bir çalışmayı, örgütlenmeyi gerektirir. Diğer emekçilerin, işçilerin iş bırakmasıyla hemen genel greve katılabileceklerini düşünmüyorum.
ÖD- Genel Greve taban hazır mı?
Yanıt- Benim son yıllardaki Gelişmelerden (Toplusözleşmeler TİS sonucundaki), yurt çapındaki araştırmalarımdan edindiğim izlenim şu: işçiler, artık sorunlarının TİS'lerle çözümlenemeyeceğini kavramış durumdalar. İşçiler, salt TİS sendikacılığı anlayışıyla hareket eden anlayışın sorunlarını çözmeye yetmediğini gördüler. İşçiler deneyleriyle şu özlü mesajı açılıkla veriyorlar: Artık bizi sözleşmeler kurtarmaz. Sağ ya da sol sendika demeden bütün işçiler şunu hep birlikte haykırıyorlar: İşçiler el ele genel greve, işçiler artık mevzi grevlerle bir yere varılamayacağını görüyor.
Tabanın hazır olmadığı görüşüne katılmam mümkün değil. Tabanın hazır olmadığını söylemek, inançsızlığın, güvensizliğin, sorunları bilerek göz ardı etmenin işaretidir, ipe un sermektir.
Ayrıca istatistiklere bakarsak: 1980 ile 89 arasında çalışanların MIHI gelirden aldıkları pay % 35'lerden %15'lere düşmüş. Üretim içindeki işçilik maliyeti % 30'dan % 9'a düşmüş. Rakamları işçi sınıfının pratik hayatına indirgersek, bunlar genel grev gerekçesi değil de nedir? Genel grev için daha ne olması gerekiyor. Genel Grevin koşulları var mı, yok mu? Cevabını rakamlar gösteriyor.
Aslında genel grevin koşulları sadece şimdi değil yıllar önce de vardı. Bugün bu sloganın tartışılır duruma gelmesinin nedeni, tadanın yönetimler üzerindeki etkilerini artırmalarının sonucudur. Taban bizim söylediklerimizi aştı. Artık bize düşen bu eylemi sağlıklı koordine etmek, doğru hedeflere yöneltmektir. Bir görev de diğer emekçi kitleleri eyleme katmaktır.
Burada söylediklerimiz, olağanüstü hal uygulamaları gösteri yasağı, DGM uygulamaları vb. akla getirilirse anayasal suç olarak görülüyor. Zaten bu nitelikte çağrılarımızdan dolayı hakkımızda açılmış davalar var. Bizim sorunumuz, bu sınırlar içinde ne yapabileceğimiz değil yaptıklarımızın evrensel hukuk kurallarına uyup uymadığı sorunudur.
ÖD- Genel grevi yasak savma türünden bir şey olarak ele alanlar var ve tıkanan TİS'lerde üst üste gelen grevleri 'genel grev' olarak gören anlayışlar var. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?
Yanıt- TİS tıkanmaları sonucu grevdeki işçi sayısını 800 binlere, 1 milyonlara çıkararak bu eylemin adına genel grev demek doğru değil. Bu yasal grevlerle elde edilecek sonuç, bugüne kadar elde edilenlerden çok daha iyi bir sonuç olmayacaktır. Belki yapılacak TİS'lerden daha iyi sonuçlar almaya yarayabilir. Petrol-İş'in yaptığı sözleşmeler basına da ‘flaş sözleşme' diye geçti. Ama sözleşmeden bir kaç ay sonra işçilerin durumlarının tekrar kötüleştiğini ve bir yığın sıkıntı yaşadıklarını gördük. Bu nedenle şimdiye kadar TİS'ler sıkıntılarımızı nasıl azaltmadıysa, bundan sonraki sorunlarımızı da çözemez. TİS'leri genel grevden kesin bir şekilde ayırmak gerekiyor. Biz genel grevi siyasal kazanımlar anlamında (anayasa vb.) kullanıyoruz. Eylem yarım gün ya da bir gün olabilir (bana göre bir günden az olmamalı.) Ama biz genel grevi yalnızca bir günlük eylemler olarak alır, mesajı da o şekilde verirsek, ertesi gün her şeyin sütliman olacağı düşüncesiyle hareket edersek, egemenler de o bir günün sonuçlarına katlanır, sorunlarımız da çözülmeden kalır. Genel grevi iktidara bir ihtar eylemi olarak ele almak, eğer bunun sonucu gelmezse bundan sonra bu eylemelerin devam edeceği mesajını vermek olmalı.
ÖD- Aralıktaki genişletilmiş toplantıdan neler bekliyorsunuz?
Yanıt- Toplantının biçimi, kimlerin konuşacağı henüz açıklanmadı. Bunun için çok fazla şey söyleyemeyeceğim. Bu belirsizliğe rağmen şunu söyleyebilirim. Alınan bir başkanlar kurulu kararı var. Orada 800'ü aşkın şube başkanını konuşturmak ve alınan eylem kararının tarihinin saptanması için uğraşmak gerekiyor;
ÖD- Türk-İş'ten genel grev kararı çıkmadığı durumda ne yapmalı?
Yanıt- Başkanlar kurulunun oybirliği ile aldığı bir karar var. Biz bütün gücümüzle bu kararın nitelikli ve kısa bir zamanda hayata geçmesi için çaba gösteriyoruz. Bu aşamada söyleyeceklerimiz bu çerçevede olmalıdır. Geçmişte alınıp uygulanmayan kararlar gibi bu karar da (Kazaya uğrarsa) Türk-İş açısından çok kötü sonuçlar getirecektir. Bu aşamada içinde bulunduğumuz yapıyla bir şeyler yapma, bir yerlere varma konusu bizim için öncelikli olduğundan fazla bir şey söylemiyorum. Fakat bunun hayata geçmesinin sonuna kadar takipçisi olacağız. Bu sorun günlük işlerimizden çok daha önemli yer tutacak.


Otomobil-İş Topkapı şube başkanı KAMİL YILDIRIM

Bağımsız Otomobil-İş'e bağlı Topkapı şubesinin 3500 üyesi var. Pancar Motor, Elka bu şubenin örgütlü olduğu işyerlerinin başında geliyor.
Genel Grev şiarına katılıyorum. Bu çağrının sahibi öncelikle tabandır. Tabanın genel grev çağrısına gerek biz, gerekse de dışımızdaki sendika yöneticileri olumlu cevap vermek zorundalar. Günümüzde dayatılan sorunları lokal eylemlerle çözmek mümkün değil. 12 Eylül'den sonra bir NETAŞ grevi yaşandı; kitlesel ve büyük bir grevdi. Demir-Çelik ve SEKA grevlerini yaşadık. Yaşadığımız bu grevlerden çıkardığımız derslerle, biz, gündemdeki sorunların genel grevle çözülebileceğini görüyoruz.
Genel grev, siyasal yelpazenin iki tarafından da destek buluyor ve geniş bir kitle desteğine sahip durumdadır. Peki, genel grev bugün bütün sıkıntılarımızı çözebilir mi? Bu soruya cevabım olumsuzdur. Bu olumsuz cevabımın nedeni örgütsüzlük ve önderlik sorununda yatıyor.
Eğer örgütsüzlüğe son verilemezse ve doğru bir önderlik yapılmazsa sendikalar ile diğer kitle örgütleri arasında birliktelik sağlanamazsa genel grev eylemi bir saman alevinden farksız olacaktır. Fakat bir saman alevi olsa bile bu eyleme büyük değer veriyorum çünkü bu eylem bir gelenek başlatacaktır. Yoksa ilk elde büyük kazanımlar sağlanabileceğini sanmıyorum.
Genel grev, sadece bir günlük işe gelmeme eylemi değil, işçilerin ve diğer kitlelerin hükümet ve işverene karşı başlattığı yasadışı direnişi olmalıdır.
Genel grevin gündemine ekonomik taleplerle birlikte, işten atılmalar, sendikasızlaştırma vb. dışında zulme ve işkenceye, ülke zenginliğinin çok uluslu şirketlere peşkeş çekilmesine, işsizliğe karşı talepler de alınmalı.
Genel grevle bir hükümet değişikliği gündeme gelebilir. Bu olumludur. Ama işçilerin hükümeti kuruldu anlamında değil. Genel grevle işçilerin hükümeti bile değiştirebileceğinin delili olması nedeniyle değer veriyorum buna.


Deri-İş Kazlıçeşme Şube Başkanı Ali Gündoğdu:
Türkiye işçi sınıfı en hareketli dönemini yaşıyor
Bugün Türkiye işçi sınıfı hareketi ekonomik, sosyal ve siyasal alanda en hareketli dönemini yaşıyor.
Özellikle son on yıldaki sermaye saldırıları, devlet, siyasal iktidar ve gerici baskı yasaları, işçilerin istemleri önündeki temel engeldir. Bu gerçeği bugün artık her işçi görür ve tanışır olmuştur. Bu durum yaşamdaki grevde, sendikalaşmada TİS'lerde fabrikadaki direnişlerde tepkisini sokakta göstermeye çalışan işçi ve emekçilerin karşısına dikilen militarist saldırılarda kendisini göstermekle işçi emekçilerin bilincine kazınmıştır. Eğer bugün her toplantı gösteri mitingle işçiler, memurlar, gençler, işçiler el ele genel greve, ya da, işçi memur el ele genel greve, diye ısrarla haykırıyorsa bu bir tepkinin ifadesinden başka bir şey değildir.
Sermaye sınıfı ve siyasal iktidarın sömürü ve baskıları sadece işçi sınıfını etkilemiyor. Köylünün toprak talebi ve ürün bedeli talebi, memurun sendikal örgütlenme istemi, gençliğin özerk üniversite talebi Kürt halkının baskı ve sindirmeye karşı özgürlük mücadelesi bütün toplumun hoşnutsuzluğunu ve öfkesini dışa vurmasıdır. Emekçi toplumun değişik kesimlerinden gelen bu parçalar halindeki rahatsızlık bugün kendisini genel grev ile bütünleştirmek istemektedir. Tabiidir ki işçi sınıfı ve emekçi halktan yükselen bu eylem şiarı ciddi bir organizeye ihtiyaç duymaktadır. Ve genel grevin önünde işçi sınıfından gelmeyen birçok engel bulunmaktadır.
Ülkedeki sermayenin kurum ve kuruluşları işçi sınıfı hareketinin böylesi bir eylemine karşı şimdiden yeni saldırılara hazırlanmaktadır. Cumhurbaşkanının fazla hak isteme talebine karşı işyerlerini kapatma tehdidi, hükümetin KİT'Ierdeki TİS'leri uyuşmazlıkla sonuçlandırması ve TİSK'in yeni tehditli "tedbirlerinin" genel grevin tartışıldığı bir döneme denk düşmesi tesadüf değildir. Diğer taraftan başta TÜRK-İŞ olmak üzere sendikaların genel grevi oyalama "genel eylem" gibi kararlarla gösterdikleri iki yüzlülükler mücadelenin önündeki engellerdir.
Genel grevle işçi ve emekçilerin tüm sorunlarının halledileceği mantığı sınıf bilinçli işçilerin anlayışı olmamıştır, olmamalıdır. Ancak genel grevi küçümsemek de sınıfa inanmamaktır. Zaten bugün bile yüz binlere varan işçiyi kapsayan TİS'lerin grev aşamasına gelmesi, yerel grev ve direnişlerin yaygınlaşması, memurun sendikal mücadelesi, gençliğin akademik mücadelesi kendiliğinden bu eylemin yol göstericisi olmaktadır.
Yapılacak genel grev şu talepleri içermelidir. Başta bugünkü anayasa olmak üzere ona bağlı tüm yasa, tüzük, yönetmelik ve kararnamelerin iptal edilmesi, işçi ve emekçilerin taleplerine cevap veren düzenlemeler sağlanması, tüm emekçi kesimlere ekonomik ve siyasi örgütlerini serbestçe kurabilme özgürlüğü, faşist gerici baskılara neden olan kurum ve kuruluşların kaldırılması, işçi ve diğer emekçilerin kitle örgütlerinin kendi üye ve mensuplarının dışında hiç bir kurum ve kuruluşça denetlenmemesi uluslararası temel insan hakları normlarının ülkemizde koşulsuz olarak uygulanması. İşte genel grev böylesi talepleri hedefleyen kısa vadeli istemlerin elde edilmesinin bir aracı durumundayken uzun vadede sömürü ve baskısız bir ülke özlemi mücadelesinde işçi sınıfının ve emekçi halkın yol göstericisi olacaktır.
Genel grev mücadelesinde esas görev sınıfın öncü güçlerinin bu eyleme öncülük etmesinden geçiyor. Gerek genel grevin örgütlenmesinde gerek bu mücadele ile sağlanacak istemlerin doğru tespiti özellikle genel grev sonrası yeni mücadele biçimlerine şimdiden işçi ve emekçileri hazırlamak öncü gücün sırtında olduğu hiç unutulmamalıdır. Aynı şekilde başta işçi sendikaları olmak üzere tüm demokratik mevzileri genel greve hazırlamak her işçinin ve her emekçinin bugünden itibaren esas görevi olmalıdır. Yapılacak bu eylem çalışan, düşünen, üreten tüm emekçilerin önemli bir zaferi olacaktır.


Hava-İş Genel Başkanı Atilay AYÇİN
"işçi sınıfının tepkisi spor salonlarına kapatılmamalıdır!"
Sivil havacılık işkolunda örgütlü olan Hava-iş sendikasının genel merkezi İstanbul'da, İzmir ve Ankara'da iki şubesi var. Sendikanın üye sayısı 11 bin civarında.

ÖD- Niçin genel grev?
Yanıt- İşçi sınıfı ve halkın sorunları, 12 Eylül'den bu yana daha da arttı. Çalışma hayatı ile ilgili anti-demokratik yasaların ortadan kaldırılması, sendikalar yasasının değiştirilmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, YÖK Yasasının değiştirilmesi ve özerk demokratik üniversitenin yaratılması, kısaca halka baskı getiren bütün anti'liklerin ortadan kaldırılması ve 12 Eylül’ün günümüze kadar uzanan tüm uygulamalarının kaldırılması gibi önemli sorunlar var. Bu sorunların çözümü yönünde adım atabilmek için önemli bir organize güç olan, Türk-İş'in genel grev kararı alması üzerinde duruyoruz. Varolan sorunlar ancak mücadeleci bir anlayışla çözülebilir. Bunun yolu da Türk-İş'in genel grev Kararı alması ve bu konuda somut adımlar atmasından geçiyor.
ÖD- Sizce genel grev nasıl bir eylem olmalı?
Yanıt- Genel greve bir günlük eylem ya da boykot olarak bakmak yanlış. "Yaptık, bitti" mantığıyla yaklaşılamaz. Genel grev, salt işçi sınıfının ekonomik talepleriyle sınırlı olamaz. Yanı sıra siyasi ve diğer kitlelerin taleplerine de sahip çıkan bir eylem olmalı (buna Doğu'daki devlet terörü, işkenceler ve cezaevi sorunları da dâhildir) Bu noktada işçi sendikalarının diğer demokratik kitle örgütleriyle birlikte mücadele platformu yaratması gündeme gelir. Fakat bu söylenenler, Türk-iş'in bugünkü yapısı ve yönetimi ile hayata geçirilemez.
ÖD- Bu dönemde Türk-İş içinde "taban hazır mı, değil mi?" tartışmaları yoğunlaştı. Sizce genel greve kimler hazır, kimler 'hazır' değil?
Yanıt- İşçi sınıfı tabanının genel greve hazır olmadığını söylemek doğru değildir. "Taban hazır değil" diyenler, bunu söylemekle kendilerinin hazır olmadığını açığa vuruyorlar.
ÖD- Türk-iş'ten genel grev kararı çıkmadığında yapılması gereken nedir?
Yanıt- Yapılması gereken, genel grevi savunanların bu düşüncelerini hayata geçirmesi olmalıdır. Türk-İş yönetimine muhalif sendikaların alacağı ortak tavırla bu düşüncenin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türk-İş'ten genel grev kararı çıkmadığında muhalefet bir eylem kararı alabilir mi? Bunu bugünden kestirmek mümkün değil.
Şunu görebiliyoruz: Türk-İş yönetimi yapılabileceklerin en azını yapıyor. Başkanlar kurulunda çıkartmaya çalıştıkları kararlarla işçi sınıfının tepkisini spor salonlarına kapatmak istiyorlar. İşçisiz kentlerde etkisiz mitingler yapmak istiyorlar.
ÖD- Genel grevin hedefi sadece ANAP'ı alaşağı etmek mi?
Yanıt- Hayır. Bu, işçi sınıfının bağımsız mücadele anlayışına ters düşer. İşçi sınıfının mücadelesinin burjuva partilerin peşine takılmasına karşıyız. İşçi sınıfı, yasal burjuva partilerinin değil, gerçek öncüsünün önderliğinde düzen sınırlarını aşan mücadelesiyle başarıya ulaşabilir. Yükselen mücadelenin daha üst boyutlara sıçramasını engelleyebilmek için, burjuvazi düzen sınırları içinde yeni çözümleri (ANAP yerine başka bir burjuva partisini) hayata geçirmeye, halkın tepkisini yatıştırmaya çalışıyor. Bu durumlarda sınıfın öncüleri (sınıf henüz öncü partisine sahip değildir.) uyanıklığı elden bırakmamalıdır.
ÖD- Genel grev önündeki yasal engeller?
Yanıt- Genel grev hayata geçtiğinde, zorlukların bilincinde olması gereken öncüler, mücadele sonunda ödenmesi gereken bedelleri ödemeye hazır olmalıdırlar.


TÜMTİS Sendikası Genel Başkanı Sabri TOPÇU:
"Genel grevin amacı hükümet değişikliği değil, siyasal haklar kazanmaktır."


Tüm-Tis'in Ankara, İzmir, İstanbul ve Adana'da dört şubesi var. Üye sayı 6 bindir.
ÖD- Niçin genel grev?
-Genel grevi Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunlarına, anti-demokratik kurum ve uygulamalara karşı, işçi sınıfının bir eylemi olarak görüyoruz. Sözünü ettiğimiz sorunların, genel grev olmadan çözülmesi mümkün değildir, genel grev yapmadan Türkiye'nin demokratikleşme sürecine girmesi mümkün görünmüyor.
Bana göre Türkiye’de, genel grevin objektif koşulları var. Demokrasi ve özgürlüklerin olmayışı, can alıcı bir sorun haline gelen işten atılmalar, ücret düşüklüğü; kamu çalışanlarının kötü ücretleri ve sendikal yasaklar, çiftçinin, tütüncünün talepleri... Bütün bunlar genel grevin objektif nedenleridir, aynı zamanda kapsadığı güçlerin de ifadesidir.
ÖD- Genel grevden ne gibi sonuçlar bekliyorsunuz?
- Genel grevle her şeyin bir anda çözüleceğini düşünmüyorum ve bu eylemi de olup biten bir şey olarak değil, devam eden, sürekli ve çeşitli mücadelelerin parçası olarak görüyorum.
Emekçi sınıflar arasında en örgütlü sınıf olan işçi sınıfının eylemi diğer emekçileri de peşinden sürükleme gücüne sahiptir. Belki genel greve en başta işçiler katılacak, ama giderek bütün emekçiler destek verecek ve belki de fiilen katılacaklardır.
ÖD- Genel grevin amacını, hükümeti sandığa gitmeye zorlama olarak çizen görüş kamuoyuna pompalanıyor. Siz ne dersiniz?
- Genel grevin amacı seçim ya da hükümet değişikliği değil, siyasal özgürlüklerin kazanılmasıdır. İşçiler kendi haklarını ancak kendileri mücadele ederek kazanabilir, onları siyasal iktidarlara karşı koruyabilirler. İşçilerin kendi güçleriyle kazandıkları haklar ancak kalıcı olabilir.
ÖD- Türk-İş'in aldığı 'genel eylem' ve Aralık’taki toplantı için neler söyleyebilirsiniz?
-Kitlelerde ve kamuoyunda Türk-İş yönetimine karşı bir güvensizlik var. Kimse Türk-İş yönetiminin genel grev yapacağına inanmıyor. Aralık’taki toplantıda bir eylem tarihi saptanması söz konusu. Bundan ne çıkacağını öngörmek zor. Fakat tabandaki büyük tepki ve kaynamayı göz önüne almak zorundalar. Türk-İş eylem yapmak zorunda. Bu birkaç saatlik iş bırakma olabilir, daha pasif eylemler olabilir; ama bir karar çıkar sanıyorum. Tabii ki bu bizi tatmin eden bir şey değil. Eğer oradan bizi tatmin eden bir karar çıkmazsa genel grevi savunan sendikaların yapacakları önemli şeyler olmalı.
Türk-İş, işçilerin önüne pasif bir eylem çıkarırsa", sendikalar birlikte hareket etme imkânı bularak tabana inmek zorundalar. Türkiye'nin gündeminde olan anti-demokratik uygulamaları (mevcut yasalar ve anayasa başta olmak üzere) hedef alan program yaparak temsilcileri ve işçileri kapsayan il il salon toplantıları, paneller vb. yapmalılar; Türk-İş yönetimi ve eyleme katılmayan sendikaların tavrı teşhir edilmelidir. Sonuçta da diğer sendikalar tabanındaki işçilerle bütünleşerek koşullara uyan eylem biçimleri saptayıp uygulamalıdırlar.
Genel grevi savunan sendikalar ve tabana en yakın olan şube başkanları genel grev, genel eylem için hep birlikte ses çıkarmalı, Türk-İş yönetimini, etkili bir eylem çıkararak tarih saptaması için zorlamalıdırlar.

Aralık 1990