“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Bir Yaşam, Bir Portre

Tarih: 2 Mart 1991, yer: Ankara Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Dal. TDKP yayın organı D. Sesi'nde açıklandığına göre Türkiye Genç Komünistler Birliği Ankara İl Sekreteri ve Türkiye Devrimci Komünist Partisi Ankara İl Komitesi üyesi İMRAN A YDİN işkencede can verdi. Polis iddiası: Kaçarken çukura düştü, başını taşa çarpıp öldü. 'Adli Tıp raporu: Pankreas kanaması. Ve gerçek: Yaşamı işçilikle ve sosyalizm idealiyle yoğrulan devrim ve sosyalizm savaşçısı, işkencede katledildi.
İlkokul öğreniminin ardından Sitelerde çırak olarak çalışmaya başlayan İmran Aydın, devrimci fikirlerle çırakken tanıştı, 12 Eylül'ün karanlık yıllarında sosyalizm yolunda büyük bir inançla çalıştı. Uzun yıllar boyunca devrimci çalışmasıyla işçilik yaşamını biramda sürdürdü. Site çırak gençliğinin tartışılmaz doğal önderi durumuna geldi. Öğrenci devrimciler, onun şahsında işçi devrimciyle tanıştılar, İmran Aydın, bütün devrimci yaşamında olduğu gibi, işkence hanede de sosyalizme ve devrime olan inancından en küçük bir taviz vermeden direndi, işkencede devrimci tavrın gelenekselleşmesinde bir köşe taşı oldu.
Aşağıda bir öğrenci devrimcinin İmran Aydın anısına yazdığı şiiri yayınlıyoruz.

1. Söyleşi
Bir parkın gölgesinde buluştu iki kişi.
Biri kızdı bunlardan, biri işçi.
Kıvırcıktı saçları işçinin
İnce uzun elleri vardı
Bir de derin gözleri
Yıpranmış çalışmaktan ince uzun elleri belli.

Bir yoldaş;
Ellerinden anladım işçi olduğunu demişti
Eller ki çok şey anlatır bize,
"Biliyorsunuz
insanlar sınıf damgalarını
taşırlar avuçlarının içinde"
demiş şair.

Bu bir komünist yoldaşın öyküsüdür
Taşır eller bizi yıllar ötesine.
Parkın gölgesindeki söyleşide;
Kıvırcık saçların, ince uzun ellerin sahibi
konuştu bir süre.
Dinledi yanındaki kız.
Sonra başladı anlatmaya
çalıştığı işleri saydı birer birer
kıvırcık saçlıya.
Sitede bir anket yaptım dedi
Bir İşçi cehennemiydi kızın orda gördükleri.
Anlattı birer birer.
Yaşlan on iki olup da sekiz gösteren çocuk çırakları.
Öğrenci kızın kitaplarda okuduğu sefaletle
Yaşamda gördükleri bambaşkaydı.
Dehşetti sefalet
Dehşetti tozlu atölye
Dehşetli bir deri bir kemik çocuklar
En çok oyun çağındaki.
Bu küçük işçilere acımıştı genç kız.
Kin duymayı yeni baştan öğrendim burada
dedi, kıvırcık saçlı işçiye.
Tıpkı "Vahşi fakat cana yakın
bir şarkı öğrenir gibi"

Öğrenci kız, bir ay süreyle diyar diyar gezdikleri bu sefalet ülkesinde sokak sokak gördüklerini anlattı. "Biz sürücü kursundan geliyoruz. Ehliyet almak için yazılmak ister misiniz?" diye sorduklarında; bir lokma ekmeği kazanmak için gün boyu çalışan işçilerin, bizimle alay mı ediyorsunuz diyen bakışlarını anlattı. Gülümseyerek dinledi anlatılanları genç işçi, bir süre sonra aldı sözü;
Biz de oralardayız
Karşılaşmadık hiç sizinle
İşçiyim ben de Site'de
Bizi daha küçücükken
ustaların eline verdiler
"eti senin kemiği benim" dediler.

Devam etti genç kız kaldığı yerden. Atölye patronlarını telaşa sardırmak için önemli kişiler gibi içeri girip "Niye bu işyerinin aspiratörü yok", "işçiler niye maske kullanmıyorlar?" gibi sorular sorduklarını anlattı. Güldüler biraz. İşçilerin yaşamını, çalışma koşullarını biraz olsun yakından görmenin kendisi için ne kadar öğretici olduğunu ekledi konuşmasının sonunda genç kız.
Ağır ağır, tane tane sözcüklerle
başladı söze genç işçi;
Görmek, duymak başka
Yaşamak bambaşka.
Kafasındaki işçi sınıfı hayalini,
bir kez daha yokladı genç kız
ne kadar uyuyor
gerçeğine diye.

2. Söyleşi
Başarması gerekenlerden söz açtığında işçi,
Genç kız inşallah deyiverdi.
Kıvırcık saçlının çatıldı kaşları bir parça
derinleşti alnındaki çizgi.
- İnşallahlar bırakır mı hiç, bir devrimci yapması gerekenleri? Biz feodal kökenden gelenler bile kullanmıyoruz böyle kaderci deyimleri. Size İse hiç yakışmıyor.
Bir keresinde sabahtan görüşüp akşam buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Görüştüklerinde kıvırcık saçlı "günün nasıl geçti bugün hocam" diye sordu.
Dakikalardaki en ufak aylaklığa bile paydos!
Günün bugün nasıl geçti sözü çınladı kulağımda bir kez daha. İmran Yoldaş usulcacık fısıldıyordu kulağıma, "bugün partin için ne yaptın?"

3. ve Son Görüşme
Aradan 4 ay geçti. Uzun bir süre görüşmediler. Selam yolluyordu genç kız gördükleriyle kıvırcık saçlı işçiye. Artık iyice öğretmeni bellemişti bu bilge işçiyi. Kız beklemeden ansızın karşılaştılar uzunca bir aradan sonra. Genç kız yaşantısından daha bir memnun, gururlu bir sevinçle selamladı işçiyi. Gözlük takmıştı kıvırcık saçlı bu kez.
O gece konuştular
Kavgadan, dostluktan
daha birçok şeyden...
İlişti bir ara gözleri genç kızın parmağındaki nişan yüzüğüne. Şakacıktan takıldı.
-Oo hocam bu ne hızlılık böyle. En son gördüğümde yoktu bu yüzük değil mi?
Sabah vakti Vedalaştı dostlar
birbirleriyle
Bir dahaki görüşmeye kadar
Kıvırcık saçlı bilmeden bir daha
görüşemeyeceklerini
Sarıldı genç kıza.
Kız da ne bilsindi bir daha görüşmeyeceklerini

Kıvırcık saçlı, bir de sarıldı yine uzun uzun bir yoldaşa daha. Ellerinden anladım işçi olduğunu diyen yoi-aaşla da vedalaştılar aynı şekilde.

Ölüm haberin
bir pazar sabahı
Bizi, uğursuz bir gazete kupüründe buldu.

Dostlarım;
Bir parti işçisi
Bir yiğit yoldaş öldü
Yaktı direniş meşalesini
Ankara sokaklarında
Adı İmran’mış
Hayatı Kavga ve İsyan
Aklım alırken ölümünü İmran Yoldaş
Yüreğim zor dayanır bu acıya.

Sonradan "nasılda sarıldı son görüşmemizde uzun uzun" diye anımsarken seni diğer yoldaşla; ikimiz de birbirimizi ağlatmaktan korkarak ısırdık dudaklarımızı.

"En fazla bir yıl sürer
yirminci asırda ölüm acısı"
dizeleriyle sitem yollamıştı
ölenleri unutanlara şair.

Kabullendik ölümünü
Kabullenmek gerek çünkü.
Tıpkı yaşam gibi gerçek ölüm de.
Yalnız unuttuk mu ki
Denizleri. Sinanları, Erdalları
Unutur muyuz hiç seni de.

Bir tümceyi okurken takılır aklıma
O ağırbaşlı halin, derin sıcak gözlerin.
Seni kaybedişimizin acısını duyarken bütün
derinliğiyle yüreğimizde.
İnançlı olmayı fısıldar anılardan canlanan yüzün.
Anılar ki geçmişteki köklerimizdir
Bizi geleceğe uzatan.
Ve biz daha büyük bir hızla
anılarımızdan, senden
güç alarak dalarız yaşamın
o cömert kucağına _
Dersimiz Devrim
Öğretmenimiz İmran.

Yaşamının ayrıntılarını bilmiyoruz
Kaç kardeştiniz
Bir sevdiğin var mıydı
Yoksa evli miydin
Anan baban hayatta mıydı?..
Anacığının ağıtını duyar gibi oluyorum
şu türkünün dizelerinde
"Bin bir çileyle büyüttüm oğlumu
Yemedim yedirdim bugüne getirdim
Cesurdu mertti, kaya gibi senti
Bir gün geldi ki vay vay vurdular onu"
Biz biledik mücadele azmimizi
Ölümünün hazin taşında.
Direnişinle anlaştın yüreğimizde
teselli bulduk avunduk bir parça.
Ancak kim avutabilir ki
bir oğul kaybetmiş anayı.

Bilmiyoruz yaşamındaki ayrıntıları
Adını da gazetelerden öğrendik.
Bilmesek de tüm bunları
Bildiğimiz tek şey var;
Adın İmran
Hayatın baştanbaşa Kavga ve isyan.
Bir şair için;
"Hayatı bir şiirdi.
Geriye kalan ise dipnottu"
denildiğini okumuştum.
İMRAN AYDIN'ın
Yaşamı ise Kavga ve isyandı
Geriye dipnot kalmamacasına yaşanan

Bir portre sunduk size yaşamdan dostlar!
Mesleği; bir işçi, kıvırcık saçlı
İnce uzun narin elli
İçinde güneşler yanan derin gözlü,
Bir parti işçisi
Adı İmran
Hayatı Kavga ve isyan

Çiğdem GÖKÇE

Nisan 1991