“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

1 Mayıs 1991

1991 1 Mayıs'ı, sermayenin, gericiliğin ve faşizmin günler öncesinden estirdikleri azgın faşist teröre, tehdit ve gözdağlarına, burjuva muhalefet partileri ve sendika ağa ve bürokrasisinin engelleyici ve sınıfı pasifize edici çabalarına karşın; başta İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde işçi sınıfının "birlik, dayanışma ve mücadele günü" olarak kutlandı.
Türkiye işçi sınıfı 1991 1 Mayıs'ını, İstanbul, Ankara, İzmir, Tunceli, Diyarbakır, Kocaeli, Mersin, Bursa, Zonguldak, Batman, Adana, Kayseri ve Tarsus'ta; işyerlerinde bildiriler okumaktan halaylar çekmeye, çeşitli sürelerle üretim ve işi durdurmaktan yürüyüş ve gösterilere, mitinglere değin çeşitli biçimlerde kutladı.
Kutlamaların en yoğun olduğu il yine İstanbul oldu, ’91 1 Mayıs'ında da. Belediye işçilerinin başı çektiği bu 1 Mayıs'ta, gösteriler İstanbul'da geçen yıla oranla cılız kalırken Tunceli'de gün boyu geniş kitle katılımıyla sürdü.

İstanbul'da 1 Mayıs kutlamaları

İlk gösteriler sabahın erken saatlerinde Kartal ve Pendik'te gerçekleşti. Kartal ve Pendik Belediye işçileri 1 Mayıs'tan önce yaptıkları toplantılarda, "yasal mitinge izin verilmesi halinde buraya katılma; izin verilmemesi halinde ise üretimi durdurarak sokağa çıkma" kararını almışlardı. 1 Mayıs sabahı Kartal Belediyesi işçileri işi bırakarak Fen İşleri'nde toplandılar. Yaklaşık 500 kişi, "Yaşasın 1 Mayıs", "İşçiler el ele genel greve", "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek", "İş- ekmek- özgürlük" sloganlarıyla iki yüz metre yürüdükten sonra işyerinin bahçesine dönerek burada marşlar, türküler ve halaylarla kutlamaya devam ettiler. Pendik'te de 200 kadar işçi 1 Mayıs sabahı erken saatlerden itibaren toplanarak, 1 Mayıs şehitleri için saygı duruşunun ardından "Yaşasın 1 Mayıs" pankartı altında "1 Mayıs hakkımız söke söke alırız" ye "İş, ekmek, özgürlük" sloganlarıyla yürüdüler. Anadolu yakasında belediye işçilerinin diğer kutlamaları Bağlarbaşı ve Ümraniye'de gerçekleşti. Bağlarbaşı'nda bin 200 Fen işçisi, yarım gün süreyle işi bıraktılar. Kadıköy'de İSKİ işçileri 1.5 saat süreyle gösteri yaparlarken, SUSER işçilerinin iskeledeki gösterisinde 10 kişi polis tarafından gözaltına alındı.
Aksaray'da: sabah 9.30'dan itibaren Belediye-İş Genel Merkezi'nin karşısında toplanan belediye işçileri, SUSER'liler ve öğretmenlerden oluşan 400 kişilik bir grup, "Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm-TDKP" pankartı altında "Yaşasın 1 Mayıs", "1 Mayıs engellenemez", "1 Mayıs hakkımız söke söke alırız" sloganlarıyla beş yüz metre kadar yürüdüler. Büyükşehir Belediyesi önünde saat 12.00'de yapılan ikinci gösteriye ise 200 dolayında belediye işçisi ve memuru ile öğretmenler katıldılar. "Yaşasın 1 Mayıs", "1 Mayıs engellenemez", "İşçi memur el ele, genel greve", "Memur sendikaları üzerindeki baskılara son", "Mühürleri sökeceğiz", "Yaşasın Partimiz TDKP" sloganlarıyla yürüdüler. Polisin saldırısı üzerine belediye binasına giren kitle, kutlamaya burada devam etti. Saat 12.00'de de Büyükşehir Belediyesi yemekhanesinde 500-600 kişinin katılımıyla bildiri okunarak 1 Mayıs marşı söylendi.
Geçen yıl 1 Mayıs gösterilerinin en önemlilerinden birinin yaşandığı Kazlıçeşme'de, deri işçileri bu yıl gösteri yapamadıysalar da tam gün üretimi durdurdular. Kazlıçeşme işçilerinin kararlı ve örgütlü mücadelesi karşısında uzun süre zor durumda kalan deri patronları, işçilerin birlik ve mücadelesini kırmak için geçici olarak üretimi durdurma ya da Tuzla'ya taşınma bahanesiyle işyerini kapatma gibi oyunlarla iki bine yakın işçiyi işten çıkardılar. Bölgede sendikasızlaştırma taktiği izleyen işverenler, sendikalı işçileri işten çıkarıp yerlerine sendikaya üye olmayan veya Bulgaristan'dan gelen işçileri işe alma yoluna gitmişlerdi. Ne var ki, deri patronları 1 Mayıs'ta deri işçilerinin mücadelesinin önüne geçemediler, bu işçilerin çalıştığı birkaç atölyenin dışında tam gün süreyle üretimin durdurulmasını engelleyemediler.
Topkapı'da: Tümtis'e bağlı Ambarlar işyerinde ise 1000 kadar işçi iki saat süreyle işi bırakırken; Otomobil-İş'e bağlı Pancar Motor'da işçiler sabah 8.00'de işbaşı yapmayıp, sendikanın engellemelerine rağmen 7 saat süreyle üretimi durdurdular. Petrol-İş Sendikası'na bağlı Wyeth, Birleşik Alman, Elida Kozmetik, Plastik Kap ve Sarter Kablo fabrikalarında da iki saat süreyle üretim durduruldu. Wyeth'de fabrika bahçesinde sloganlı yürüyüş yapıldı; Birleşik Alman İlaç Fabrikası'nda da işçiler 1 Mayıs'ı yemekhanede yaptıkları konuşmalarla kutladılar.
Üç vardiya sistemiyle çalışılan Vatan Plastik'te, iki vardiyanın işçileri sendikacıya rağmen, üç saat süreyle üretimi durdururken; Kartal'da Teletrans adlı sendikasız bir işyerinde işçiler, 1 Mayıs kutlamalarıyla başlayan üç günlük bir direniş yaptılar. 1 Mayıs günü işçilerin üretimi durdurması üzerine işveren eylemi kırmak için dört işçiyi işten atıyor. İşçiler ikinci gün de direnişe devam edince işveren beş kişiyi daha işten atıyor. Direniş işçilerin birlik ve kararlığıyla üçüncü güne uzanıyor. Bu kez polis devreye giriyor. Sonunda işveren işçilerin kararlı tutumu karşısında pes ediyor ve attığı işçilerin hepsini de tekrar işe almak zorunda kalıyor. Kararlı tutum ve eylemleriyle güçlerinin farkına varan Teletrans işçileri, ücretlerine % 50 artış ile fazla mesai yapma zorunluluğunu da kaldırmayı işverene kabul ettiriyorlar böylelikle.
İstanbul'da, üretim ve işin yanı sıra eğitimin de durdurulması perspektifiyle İstanbul Üniversitesi ve Yıldız Üniversitesinde öğrenciler 1 Mayıs'ta okullarda forum ve yürüyüşler yaptılar. Yıldız Üniversitesi öğrencileri forum sonrasında 200 kişiyle yola çıkıp ateş yaktılar ve burada polisle çatıştılar.
Çeşitli dergi taraftarları siyasi gruplar, Saraçhane'de bir gösteri düzenledi. Bin dolayında kişinin katıldığı bu gösteride çeşidi pankartlar taşınırken, polis göstericilere saldırdı. Göstericiler, Eminönü yönünde dağılırken küçük gruplar halinde gösterilerini sürdürdüler. Polisin saldırısı sırasında, taşla ve copla yaralananlar oldu, çok sayıda kişi de gözaltına alınarak, Gayrettepe'ye götürüldü. Bu arada bazı polisler de yaralandı.
Bir başka gösteri de, Sultanhamam'da gerçekleşti. 200-300 kişilik bir grup, caddede yürüyerek sloganlar attı. Gösteri polisin müdahalesi üzerine kısa bir çatışmadan sonra dağıldı.

Diğer illerde 1 Mayıs
İzmit'te: 75 gün boyunca direnişte olan Maga işçileri, fabrikayı 1 Mayıs alanı ilan ederek 1 Mayıs'ı kutladılar. 1 Mayıs'tan bir hafta önce Kocaeli'ndeki tüm sendika şubelerine 1 Mayıs'ı Maga'da kutlama çağrısı yapan Maga işçileri, sendikaların ilgisizliğine ve hatta karşı propagandalarına rağmen, kendilerini ziyarete gelen 200 kadar emekçi kardeşleriyle birleşerek; işveren Ali Şen'in valilikten fabrikanın boşaltılmasını istemesi çabalarına ve diktatörlüğün 300 komandosuyla fabrikayı dışarıdan işgal etmesine rağmen 1 Mayıs'ı kutladılar.  
Tunceli'de: '91 1 Mayıs'ı, diktatörlüğün sıkıyönetim ve azgın saldırılarına karşı bütün Tunceli emekçilerinin ve halkının dişe diş mücadelesiyle saatlerce süren 1980 1 Mayıs'ının ardından, uzun yılların sessizliğini yırtıp attığı ilk kitlesel gösterilerin gerçekleştiği gün oldu. Tunceli'de ’91 1 Mayıs'ına damgasını vuran Kürt işçilerinin bir parçası olan Dersim işçileriydi.
1 Mayıs sabahı ilk gösteri belediye işçilerinden geldi. “Yaşasın 1 Mayıs", "Biji Yek Gulan" sloganlarıyla belediye işçilerinin yürüyüşüne, esnaf ve mahallelerin halkı çarşı merkezine doğru akmaya çalışarak cevap verdi.
İkinci gösteri lise öğrencilerin sloganlar atarak çarşıya doğru yürüyüşe geçmeleriyle oldu. Yürüyüş sırasında öğrencilerle polis çatıştı; gözaltına alınanlar oldu. Gösteriler bu kez Köy Hizmetleri işçilerinin yürüyüşüyle sürdü. Sağlık emekçileri de hastane bahçesinde 1 Mayıs'ı kutladılar. Tunceli'de 1 Mayıs kutlamaları, yalnızca sessizliğin hükmünü yıkmakla kalmadı; "Tunceli'de bir şey yapılamaz" düşüncesini yıktı ve kitlesel mücadelelerin de önünü açtı.
Diyarbakır'da: 1 Mayıs öncesi yoğun gözaltı ve operasyonlara, tüm tehdit ve saldırılara rağmen işyerlerinde iş yavaşlatıldı; Dicle Üniversitesi öğrencileri okulu boykot ettiler, polisin tüm tedbirlerine rağmen Dağkapı, Bağlar, Melik Ahmet ve Balıkçılar semtlerinde gösteriler gerçekleşti.
İzmir'de: 1980 sonrasının ilk yasal 1 Mayıs kutlaması Belediye-İş Sendikası'nın girişimiyle İzmir'de yapıldı. Geniş katılımı engellemek amacıyla Konak Balık hali için verilen miting izni son anda açıklanmasına rağmen, 15 bin işçi, emekçi ve öğrenci 1 Mayıs'ı kutladı.
Belediye işçileri, deri işçileri, Kutlutaş'ın, Aliağa-Alpet'in, Petkim'in işçileri, Tümtis ve Selüloz-İş sendikalarına bağlı işçiler, Eğit-Sen'li öğretmenler, Tüm-Sağlık Sen'li sağlık emekçileri ve öğrenciler sabahın erken saatlerinden itibaren üretim ve işi durdurarak yürüyüş kollan halinde Konak Meydanı'na geldiler. Balık Hali'nde kapalı bir toplantı şeklinde planlanan kutlama, İzmir'in işçi ve emekçilerince daha baştan bu görünümden çıkarılarak bir mitinge ve gösteriye dönüştürüldü.
Grev yasağı kapsamında bulunan ve toplu sözleşmeleri YHK'da bulunan  Aliağa-Alpet işçileri sabah 8.00'de üretimi durdurarak miting öncesinde işyerinde 1 Mayıs'ı kutladılar. Kutlutaş ve İNAKO Ambarlar işçileri de önce üretimi durdurup 1 Mayıs'ı konuşmalarla kutlayarak sonra Konak'a doğru yürüyüşe geçtiler.
İzmir'in fabrikalarından ve çeşidi semtlerinden Konak 'a gelen işçiler Önce Balık Hali'ne girdiyseler de "işçiler alanlara" sloganıyla dışarı taştılar. "1 Mayıs hakkımız söke söke alırız", "1 Mayıs'ta alanlardayız", "İş, ekmek, özgürlük; kahrolsun faşist diktatörlük", "işçi-memur el ele, genel greve", "Çankaya'nın şişmanı işçilerin düşmanı", "Biji Yek Gulan", "Faşizme ölüm, halka hürriyet" sloganlarıyla, marşlar ve halaylarla binlerce işçi ve emekçi coşkusunu ve mücadele isteğini haykırdı. Miting 1 Mayıs Marşı'nın söylenmesinin ardından Konak vapur iskelesine doğru yapılan yürüyüşle sona erdi.
Ankara'da: Belediye-İş Sendikası, işçilerin 1 Mayıs'a sahiplenmesi karşısında, yüzü iyice açığa çıkmış Türk Metal ve Yol-İş gibi sendikalardan "farkını" göstermek için 1 Mayıs'ı kutlamak amacıyla toplantılar düzenledi. 1 Mayıs günü EGO Garajında yapılan toplantıya 3 bin dolayında işçi katıldı. Belediye-İş Sendikası'nın, işçilerin eylemlerini sabote etmek için İnönü ve SHP’sinden yardım almasına karşın, işçiler toplantıya kendi damgalarım vurdular. İnönü'nün ve belediye başkanlarının konuşmalarını keserek ve protesto ederek coşkulu slogan atan işçiler, İnönü'nün kendilerinin iktidara gelmesi halinde 1 Mayıs'ı yasallaştıracaklarını söylemesi üzerine "1 Mayıs hakkımız söke söke alırız", "Kahrolsun faşist diktatörlük" ve "İş, ekmek, özgürlük" sloganlarıyla cevap verdiler. Geçtiğimiz yıl Ankara'da 1 Mayıs Türk-İş'in üç dakikalık bildirisinin okunmasıyla geçiştirilirken; bu yıl işçiler "kutlama"yı gelecek militan eylemlere yol açacak bir gösteriye dönüştürüyorlardı.
Mersin'de 600 liman işçisi sendika bürokratlarına rağmen işi durdururken, Bursa'da işçi ve öğrencilerden oluşan bir grup Ankara Yolu'nu trafiğe kapatarak gösteri yaptılar. Adana'da da, çimento işçileri iki saat süreyle üretimi durdurdular; sağlık emekçileri hastane içerisinde yürüyüş yaptılar.

Dünyada 1 Mayıs
"Sosyalizm öldü", "elveda proletarya" diyenlere; "yeni dünya düzeni"yle proletarya ve halklara yeni saldırı dalgalarını başlatan emperyalizme, dünya işçi sınıfı 1991 1 Mayıs'ında yaşadığını ve mücadele ettiğini gösterdi. 1 Mayıs'ta, Sovyetler Birliği'nden Polonya'ya, Japonya'dan İtalya'ya, Filipinlerden Fas'a kadar dünyanın birçok yerinde işçi sınıfı emperyalizme ve sömürüye karşı sesini yükseltti.
Hemen hemen Avrupa'nın tüm başkentlerinde 1 Mayıs gösterileri yapıldı. Batı Avrupa'da düzenlenen gösterilerin en kitleseli Atina ve Madrid'de gerçekleşti. 250 bin işçi ve emekçi Madrid'de işsizliğe karşı taleplerle yürüdü; Atina'da ise on binlerce emekçi muhafazakâr hükümetin politikasını protesto etti. Japonya'da bir milyon dolayında emekçi 1 Mayıs'ı kutlarken, İtalya'nın Milano kentinde göstericiler ile polis çatıştı. Fransa'da dört ayrı gösteri ile 1 Mayıs kutlanırken, ırkçı-faşist lider Jean-Marie Le Pen taraftarlarıyla 1 Mayıs'ı protesto gösterisi düzenledi.
Doğu Almanya'yı yutan Batı Alman emperyalizminin, işçiler ve emekçiler için ne getirdiğini, kapitalizmin işsizlik, sömürü ve hayat pahalılığı olduğunu kavramaya başlayan doğu Alman işçileri ‘91 1 Mayıs'ında Batı Alman kardeşleriyle birlikte 1 Mayıs'ı kutladılar. Almanya'da yapılan binden fazla yürüyüş ve gösteriye yabancı işçiler ağırlıklı olmak üzere toplam 600 bin işçi ve emekçi katıldı.
Filipinlerin başkenti Manila'da 30 bin kişinin katıldığı 1 Mayıs gösterisi ülkedeki ABD üslerinin kapatılması isteğinin ileri sürüldüğü anti-emperyalist ve anti-Amerikan bir niteliğe büründü.
Emperyalizme entegre olma yolunda birbirleriyle yanşan Doğu Avrupa'nın revizyonist-kapitalist ülkeleri, işçi hareketlerine sahne oluyor. Polonya ve Bulgaristan'da on binlerce işçi kapitalizme ve onun müzmin hastalıklarından olan kitlesel işsizliğe karşı talepler haykırdılar. Sovyetler Birliği'nde ise, revizyonizm tarafından haklan birer birer gasp edilen işçi sınıfı, Stalin'in şahsında sosyalizme ve Marksizm-Leninizm'e yönelik saldırılara ’91 1 Mayıs'ında Kızıl Meydan'da Lenin ve Stalin'in posterlerini taşıyarak ye; özelleştirmelere, işsizlik ve hayat pahalılığına karşı protestolarını yükselterek, Gorbaçov'u ve kapitalist ekonominin çıkarları uğruna onunla birlikte madencilerin grevini kıran liberalizmin bayraktarı Yeltsin'i protesto ederek cevap veriyorlardı. "Sosyalizm öldü" diyen emperyalizmin uşağı ideologlara, "bütün kötülüklerin sorumlusu Stalin'dir" diyen hain ve döneklere karşı, sosyalizmin ilk anayurdunun işçileri, sosyalizmin değerlerine ve sosyalizmin önderlerine sahip çıkıyorlar.

Diktatörlük, burjuva muhalefet, sendika bürokrasisi ve 1 Mayıs

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, diktatörlük işçi sınıfına ve emekçi halka günlerce öncesinden tehdit ve gözdağı vermeye çalıştı; saldırılarda bulundu. 1 Mayıs öncesi İstanbul başta olmak üzere çeşidi kentlerde yoğun bir gözaltı furyasına girişti. Böylelikle 1 Mayıs günü eylem yapabilecek, eyleme katılabilecek insanları, işçi ve gençliğin öne çıkmış unsurlarını toplayarak 1 Mayıs kutlamalarını engelleyebileceğini uman diktatörlük bir yandan da topluma büyük gözdağı vermeye çalıştı. Büyük fabrika ve okul çevrelerinde güvenlik önlemleri artırıldı. Basın ve radyo-TV aracılığıyla 1 Mayıs'ın yasadışı olduğu; kutlanmaya kalkışılması halinde yasalar neyi gerektiriyorsa yapılacağı sık sık vurgulandı. İstanbul'dakiler yetmezmiş gibi çevre illerden takviye polis getirildi. 1 Mayıs günü Taksim, Kazlıçeşme, Merter ve daha birçok yer panzerlerle, kurt köpekleriyle, polis ve askeriyle kuşatıldı. Yine gün boyu yoğun terör estirildi. Gösteri yapan işçi ve emekçilerin üzerine silahla, copla gidildi. 1 Mayıs öncesi ve 1 Mayıs günü binden fazla insan gözaltına alındı. Kültür Bakanı N. K. Zeybek, Newroz'u olduğu gibi, 1 Mayıs'ı da yozlaştırmak ve içini boşaltmak, etkisizleştirmek için Hıdrellezle birleştirerek kutlanması "çalışmalarını" başlatacaklarını açıkladı.
Halkın öfke ve tepkesini nötrleştirmek için "Özal Hanedanı”na çatan ve diktatörlüğe toz kondurmayan; "terörle mücadelede hükümetle işbirliğine her zaman varız" diyerek işçi ve emekçilere karşı saldırılara desteklerini açıktan sunmaktan çekinmeyen burjuva muhalefet partileri, ‘91 1 Mayıs'ının diktatörlüğe zarar vermemesi için işçi ve emekçileri yatıştırmaya çalıştılar.
Demokrasi havarisi kesilen Demirel ve DYP'si geçen yıldan farklı olarak, bu yıl 1 Mayıs yasakçılığı konusunda hükümeti eleştirme yoluna bile gitmediler, konuyu mümkün olduğunca sessiz geçiştirmeye çalıştılar. Reformist SHP ve lideri İnönü ise, 1 Mayıs'ın bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlandığını; "ara dönemde 1 Mayıs'ın ülkemizde bayram olarak kutlanmasının kaldırıldığını ve bunu bugün yalnız ANAP'ın savunduğunu" belirterek,"kendileri iktidara geldiklerinde 1 Mayıs'ı yasallaştıracakları"nı söyleyerek, işçi sınıfı ve emekçilere har zaman olduğu gibi beklemelerini ve yasaların dışına çıkmamalarını teskin ediyor, hareketsiz kılmaya çalışıyordu.
Burjuvazinin has temsilcilerinden TİSK Genel Başkanı Refik Baydur da, "işçilerin 1 Mayıs'ı bayram olarak kutlamalarını üretimi aksatmamaları koşuluyla sakıncalı görmediklerini belirterek; içerik ve ideallerinden yalıtılmış ve törenlere sığdırılan bir 1 Mayıs'ın burjuvaziye korku vermediğini, tersine onlar için kabul edilebilir bir şey olduğunu ifade ediyordu.
Burjuvazinin has uşakları sendika ağaları da bu direktif doğrultusunda ellerinden geleni artlarına koymaktan geri kalmadılar. 1 Mayıs'ı yine salonlarda kutlama ve bildiriler okumayla geçiştiren ve sınıfı eylemsizliğe hapseden sendika ağaları, 1 Mayıs'ın kutlanmasının toplu sözleşmelere zarar vereceği demagojisiyle ve sınıfı eylemsizliğe hapsettiler. İnisiyatifleri dışında gelişen-gelişebilecek olan eylemleri önlemek için de işçi önderlerini polise ihbar etmeye kadar ihanet batağına saplandılar. 1 Mayıs'ı "komünist bayramı değildir" diyerek ideolojik içeriğinden koparmaya ve etkisiz bir "işçi bayramına çevirmeye çalışan Hak-İş de, Türk-İş gibi, bir panelle işi geçiştirmeye çalıştı. 1 Mayıs'tan ve işçilerin mücadelesinden çekinen gerici Hak-İş patronları, paneli 1 Mayıs günü yapmaktan bile korktuktan için, bir gün önce yaptılar.
141,142'nin kalkmasıyla yeniden açılması tartışılan DİSK'in iki trilyonluk malvarlığının peşinde koşan revizyonistler, Türk-İş'i 1 Mayıs'ı geçiştirmekle eleştirerek radikal görünmeye çalıştılar. DİSK'in başına çöreklenen ağalar, 12 Eylül 'de sendikanın kapısına kilit vurarak cuntanın önünde diz çökenler kendileri değilmiş gibi, şimdi Türk-İş'i sözde eleştirerek, işçi kitlelerinin üzerinde yanılsamaya yol açmaya ve böylelikle kendilerini işçi hakları savunucusu göstermeye çalışıyorlar; bütün düşündükleri DİSK'in malvarlığı değilmiş gibi.

1991 1 Mayıs'ının Ortaya Çıkardığı Bazı Gerçekler
1991 1 Mayıs'ı ülke genelinde, üretim ve işin durdurulması, gösteri, miting vb. eylemlerle işçi sınıfının bir "birlik, dayanışma ve mücadele günü" olarak kutlanmakla birlikte, sömürücü sınıfların ve diktatörlüğün saldırılarının dizginlenip püskürtülmesinde ve daha ileri mevzilerin elde edilmesinde bir dönemeç olma özelliğini kazanamadı. 1991 1 Mayıs'ı, ‘90 1 Mayıs'ına oranla karşılaştırıldığında; ülke genelinde yaygın gösterilerin gerçekleşmesine karşın üretim ve işin durdurulması bakımından ‘90 1 Mayıs'ının gerisinde kaldı.
‘90 1 Mayıs'ında 1 milyonu aşkın işçi işi ve üretimi durdururken, bu yıl katılım bu oranda gerçekleşmedi ve üretim ve işin durdurulması daha kısa sürelerle oldu. Buna karşın 90 1 Mayıs'ında gösteriler esas olarak İstanbul'la sınırlı kalırken; bu yıl, İstanbul'un dışında uzun yıllardan sonra ilk kez Tunceli'de ve İzmir ve Diyarbakır'da ve diğer illerde de gerçekleşti. ‘91 1 Mayıs'ında gerek üretim ve işin durdurulmasında ve gerekse gösterilerin odağında hizmet sektöründe çalışanlar başı çektiler; belediye işçileri eylemlerin merkezindeydiler. Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs kutlamalarının odağında yer alan İstanbul, üretim ve işin durdurulması ile gösteriler açısından geçen yılın bir hayli gerisinde kaldı.
Tüm bunlara rağmen ‘91 1 Mayıs'ı; burjuvazinin ve faşizmin azgınlaşan ekonomik ve siyasal saldırılarına karşı sınıfın güçlerini yeniden toparlayarak örgütleme ve, yeni ve daha ileri mevziler elde etmek için mücadeleye seferber etmede dönemeç olma işlevini beklendiği gibi sağlayan bir gün olarak yaşanmadıysa da; sermayenin, gericiliğin ve faşizmin tüm yasaklama ve tehditlerine, sendika ağalarının ihanetçi ve engelleyici tutumuna rağmen bir başarısızlık olarak yaşanmadı; sınıf tarafından çeşitli biçimlerde kutlandı. Ve sınıf mücadelesinin seyri bakımından bazı derslerin, görev ve sorumlulukların ortaya çıkmasını sağladı.
1991 1 Mayıs'ının, tüm koşulları mevcutken mücadelede yeni bir dönemeç olma özelliğini kazanamadığının nedenleri üzerinde bazı yönleriyle durmak gerekiyor.

İşçi hareketinin dönemsel zaafları ve 1 Mayıs
1 Mayıs ‘91’in önemli bir "dönemeç" olamamasında, işçi hareketinin geçmişinden gelen bünyesel zaafları ile dönemsel zaafları etkili oldu. Biz esas olarak dönemsel zaaf ve nedenler üzerinde duracağız.
İşçi sınıfının sermaye ve faşizme karşı birleşik gücünün harekete geçirilmesini engelleyen ve mücadelesini zayıflatan bünyesel zaaflarının başında, sendikal hareket üzerindeki gerici, faşist, reformist ve revizyonist burjuva siyasal akımların ve sendika ağaları ve bürokratlarının egemenliğinin kırılamamış olması geliyor. Fazla gerilere gitmeksizin, sendika ağaları ve bürokrasisinin 1 Mayıs öncesi ve 1 Mayıs'ta yaptıklarına bir bakmak, bu gerçeği anlamaya yetecektir.
İşçi hareketinin Özellikle 1990 yılının son aylarında sağladığı gelişmelerin ardından; 3 Ocak genel eyleminin etkisizleştirilmesinde, toplu sözleşmelerin birbiri ardınca satılmasında, grevlerin ve Zonguldak direnişinin bitirilmesinde sendika ağaları etkin rol oynadılar. Peşi sıra, Körfez Krizi'nin yarattığı koşullardan yararlanan sermayenin ve faşizmin sınıfa yönelik ekonomik ve siyasal saldırılarına karşı sendika ağaları, sınıfın direnişini örgütlemek bir yana, 300 bin işçinin işten atılmasına ve kitlesel kıyımlara göz yumdular. Salon toplantıları ve bildiri okunmasıyla sınıf eylemsizliğe iten Türk-İş yönetimine karşı, "sol" muhalefet yürüten sendikalar da 1 Mayıs'ın sınıf tarafından yaygın ve militan bir tarzda kutlanması için gerekli çabayı göstermediler. Yasal miting için başvuruda bulunan "sol" muhalefet sendikacılar, izin verilmeme olasılığı yüzde yüze yakın olduğu halde, 1 Mayıs'ın yasaklamalara rağmen sınıf tarafından güçlü bir şekilde kutlanması için tek bir adım bile atmadılar. Üstelik yasal mitinge izin verilmesi halinde, miting ve gösteriler için hiç bir hazırlığa dahi girişmediler.
Sendika ağaları ve bürokrasisinin işçi hareketi üzerindeki egemenliğinin bir sonucu ve aynı zamanda bu egemenliğin sürmesinde önemli bir etken olan ikinci bünyesel zaaf, işçi sınıfı hareketinin hala ekonomik mücadelenin sendikalist parlamentarist sınırlan aşamamasıdır. İşçi sınıfının her grevinde, her eyleminde ve her ileri atılışında sendika ağalan siyaset yasakçılığını işletiyorlar; "siyaset yapmadıkları", "siyasal amaçlarının olmadığı, yalnızca ekmek mücadelesi verdikleri" demagojisine başvuruyorlar ve ekmek mücadelesi ile özgürlük mücadelesinin birbirine taban tabana karşıt göstererek, sınıfı, geniş işçi yığınlarını siyasetin, siyasal mücadelenin dışında tutmaya çalışıyorlar. ‘91 1 Mayıs'ında da aynı şeyleri yaptılar. Özellikle kamu kesiminde 600 bin işçinin toplu sözleşmelerinin olduğu bu dönemde, işçileri hareketsiz kılmak için bir yandan eylemleri Mayıs sonrasına, Haziran ayına ertelerken, öte yandan da 1 Mayıs'ta eylem yapmanın sözleşmelere "zarar" vereceği propagandasını yaptılar. Ve böylelikle 1 Mayıs öncesi direnişte bulunan sözgelimi donanma ve tersane işçileri "aniden" hareketsiz kılınıyordu.
Zonguldak direnişinin, toplu grevlerinin bitirilmesi, toplu sözleşmelerin satılması, 3 Ocak genel eyleminin sendika ağalarınca pasifize edilmesi. Körfez Krizi ile gelen ağır ekonomik ve siyasal saldırılar ve 300 bin işçinin işten atılması ve bunun yarattığı moral ve psikolojik etkenler işçi hareketinin geçici ve nispi bir cephe yenilgisi almasına ve bunun devam etmesine yol açtı. Sendika ağaları da bu durumdan olabildiğince yararlanma yoluna gittiler; nefes alma olanağı buldular ve yeni manevralar için elverişli zemin buldular. Nitekim geçici cephe yenilgisi ve bunun saflarda yarattığı moral bozukluğu mutlak bir şey değildi. Yenilgi sürekli ve içinden çıkılmaz değildi sınıf için ve sınıf teslim olmuş veya kabuğuna çekilmiş değildi. Sınıf, daha sözleşmelerin bitirilmesi ve işten atmaların hemen ertesinde yeni unsurlarıyla grevlerden fabrika işgallerine değin uzanan yeni bir direniş başlatıyor ve mücadelenin yükselmesinin yolunu açacak yeni bir hareketlenme içine giriyordu. 1 Mayıs öncesi ve 1 Mayıs sonrası donanma ve tersane işçilerinin, Tekel ve Çay-Kur, Erdemir ve Yarımca işçilerinin, 1 Mayıs'ta mitinge katılan binlerce işçinin eylemleri, sınıfın mücadele istek ve potansiyelini gösteriyor.
Böyle olmakla birlikte, ‘91 1 Mayıs'ının ‘90 1 Mayıs'ına göre geride kalması sendika ağalarının sınıfı eylemsizliğe itici ve engelleyici çabalarının dışında başka faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor. Bu faktörlerden, ‘90 1 Mayıs'ından farklı olarak ‘91 1 Mayıs'ının sınıfın yükselen hareketi üzerinde gelişmemesi geliyor. 89 Baharının yaratıcısı 600 bin kamu sektörü işçisi, toplu sözleşmeleri için eyleme Mayıs öncesinde değil, Mayıs sonrasında başladı. 1 Mayıs kutlamaları, toplu sözleşme taleplerinin kabulü için baskı oluşturabilecekken, kamu kesiminde çalışan işçiler sendika ağalarının etkisiyle eylemsizliğe girdi.
Körfez Krizi'nin ardından 300 bin işçinin işten atılması sınıfta moral bozucu ve güçleri bölücü bir etki yarattı. Atılma korkusu belli bir sinmeye yol açtığı gibi; atılanlar içinde öncü ve ileri bilinçli işçilerin ağırlıklı olması, sınıfın ileri kesimleriyle geniş yığınları arasındaki bağların zayıflamasına ve sınıfın sendika ağalarının etkisinde daha çok kalmasına ve inisiyatif geliştirememesine de sebep oldu.
‘91 1 Mayıs'ında hareketi zayıflatan bir başka etken, sanayi proletaryasının 1 Mayıs eylemlerinde öncü olamamasıydı. Bu yıl gerek işin ve üretimin durdurulmasında ve gerekse gösterilerde hizmet sektöründe çalışanlar, özellikle de belediye işçileri motor güç durumundaydılar. Belediye işçilerinin aktif mücadele içerisine girmesi kuşkusuz iyi bir şeydir. Fakat onlar 1 Mayıs'ta sınıfın diğer kesimlerini peşlerinden sürükleyememişlerdir. Zaten bu, belediye işçilerinin sahip oldukları nesnel konumdan ileri gelen bir durumdur. Üretim sektöründe asıl bir yer tutan ve direnişleriyle bütün işçi sınıfı etkileyen ve genel grevin temelini atan madenciler sözgelimi ’91 1 Mayıs'ında ileri atılabilseydiler veya metal, petrol ve petro-kimya işkollarında çalışan işçiler hareketlenmiş olsaydı, bunlar sınıfın ana gövdesini de peşlerinden sürükleme olanağını hayata geçirebileceklerdi; bu şansa sahiptiler.

1 Mayıs'ta İki taktik
Marksist-Leninistler ‘90 1 Mayıs'ında olduğu gibi, bu yıl da, diktatörlüğün saldırılarının püskürtülmesi ve yeni mevzilerin kazanılması için; sendika ağalarının "bildiri okunması ve salon toplantıları yapılması" şeklindeki yasak savıcı, engelleyici ve sınıfı pasifize edici taktiklerine karşın; sınıfın ve bütün emekçilerin, gençliğin tüm güçlerinin birleştirilmesini sağlamak amacıyla 1 Mayıs'ta üretimini, işin ve eğitimin durdurulması ve her fabrikanın, her işyerinin, her okulun ve her sokağın 1 Mayıs alanı haline getirilmesi taktiğini savundular ve bunun hayata geçirmek için çalıştılar. Sınıfın üretimdeki yerinden kaynaklanan devrimci rolünü dikkate alan bu taktik, işçi sınıfının gücünü ancak birleşerek gösterebileceği ve burjuvazinin saldırılarına karşı ancak birleşerek karşı koyabileceği toplumsal gerçeğinden hareket ediyordu.
1991 1 Mayıs'ı, işçi sınıfının üretim içindeki yerinden kaynaklanan devrimci rolünü ve sınıfın ancak birleşerek gücünü gösterebileceği ve burjuvaziye karşı savaşabileceği basit ve temel bir toplumsal gerçeği kavramayan "Taksim"ci anlayışın; sınıf hareketini ve işçi sınıfının güç ve devrimci niteliğini göz ardı ederek hareketi daraltıcı ve zayıflatıcı yönünü ortaya çıkardı. Sınıf hareketi karşısında sağa savrulmanın ifadesi olan "Taksim"ci taktik ve anlayışın iflasını kanıtladı. ‘90 1 Mayıs'ında 1 milyonu aşkın işçinin üretim ve işi durdurarak, yer yer sokak gösterileriyle eylemlerini taçlandırarak, 1 Mayıs'ı mücadelesini yükselttiği bir güne çevirme başarısını göstermişti. Buna karşın, Taksim'de kayda değer bir gösteri yaşanmamış ve yüzlerce insan hiç bir şey yapmaksızın sokaklardan, yollardan toplanmıştı. Taksimciler ile sınıf arasındaki kopukluk bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştı. Geçen yıl yaşananlardan ders almayanlar, bu yıl da ısrarla "Taksim"cilikte diretiyorlardı. Her ne kadar, "İstanbul dışında üretim durdurulsun; alanlara çıkılsın" diyorlarsa da "İstanbul'da Taksim" diyerek sınıftan kopuk küçük burjuva çizgiyi izliyorlardı. Bütün ülkede 1 Mayıs'ın başarısını Taksim'e çıkıp çıkmamaya bağlıyorlardı. Ama geçen yıl yaşananları da göz önünde tuttuklarında, Taksim'e giremeyeceklerini anladıklarından yeni Taksim'ler peşinde koştular. Zevahiri kurtarmak için de, "Taksim Meydanı, 1 Mayıs mücadelesinin en önemli alanı haline gelmiştir. Ama artık 1 Mayıs Taksim'le sınırlı değildir. O gün ülkenin her yanı değişik direniş, gösteri ve eylemlere sahne oluyor"; ya da "Fabrikalardan alanlara, alanlardan Taksim'e, İstanbul'da Taksim'e" dediler. Ancak bu zevahiri kurtarmaya yetmedi. Çünkü sınıf mücadelesinin içeriğini, 1 Mayıs'ın politik anlamını fizik-mekânlara hapsedenler (her ne kadar Taksim'in tarihsel ve simgesel anlamı üzerine gerekçelendirmeler yapılsa da), diğer illerde olduğu gibi İstanbul'da da, bu kez farklı fizik-mekânlarda "Taksim”ci taktiği uyguladılar. 1 Mayıs'ın yığınsal bir mücadele ve direniş günü olması için üretimin, işin ve eğitimin durması için hiç bir çaba sarf etmediler; bu yöndeki eylemleri baltalamaktan başka. Aynı mantık ve anlayışla Taksim yerine Sultahamam ve Saraçhane'de yapılan eylemlerin dışında kitlesel bir hareket gerçekleştirmediler.
Marksist-Leninistler, ülkemizde tarihsel bir anlamı olan ve ‘77 1 Mayıs'ıyla simgeleşen, M. Akif Dalcı'nın şehit düştüğü, G. Beceren'in yaralandığı Taksim Meydanı'nın kazanılmasına karşı değiller. Ama Taksim'in kazanılması, sınıfın ve bütün emekçilerin üretimdeki devrimci konum ve güçleri harekete geçirilip birleşik bir mücadelenin sağlanmasıyla olanaklı olacaktır. Bugün, sınıftan kopuk ve ona dayanmayan; 1 Mayıs'ı işçi sınıfının burjuvaziye karşı birleşik mücadelesinin bir aracı, proletarya ile burjuvazinin karşılıklı olarak güçlerini sınadıkları ve yeni çatışmalara, mücadelelere hazırlandıkları, devrim ile karşı-devrimin karşı karşıya geldiği cephesel savaş günleri olarak değil; yalnızca devletin militarist gücü ile devrimciler arasında bir çatışma günü olarak gören anlayış, Taksim'de özgür 1 Mayıs'ların kullanmasının yolunda olmaktan çok uzaktır. Bugün "Taksim-ci"lik, sınıfa karşı inançsızlığın ve sorumsuzluğun; keskin ve sekter eylem ve tavırlar arkasında sınıf hareketi karşısında TKP'nin, sınıfa yukardan bakan üst-tabaka devrimciliği kötü mirasının etkisinden kurtulunamamışlığın ve reformist-sendikalizmin sağcılığında kalmasının bir ifadesidir. Ve yine; "Taksim"ci anlayış ve eylem çizgisi savunucuları, böyle olmakla, sınıf mücadelesinin kesintisiz sürekliliğinden uzak, tüm güç ve çalışmanın esas olarak bir gün ile sınırlı tutulması anlayışına da karşılık geliyor. 1 Mayıs 1991'de, yalnızca Marksist-Leninistler üretimin, işin ve eğitimin durdurulması ve her fabrikanın, her okulun, her sokağın 1 Mayıs alanı haline getirilmesini savundular, bunun için çalıştılar. 90 1 Mayıs'ına göre, hareketin daha geri bir düzeyde kalması, Marksistlerin taktiğinin doğruluğunu ortadan kaldırmıyor; tam tersine yeni görevlerin sorumluluğunu dayatıyor. ‘91 1 Mayıs'ında da Marksistler yapılan eylem ve gösterilerin önemli bir bölümüne ya doğrudan damgalarını vurmuş veya etkili olmuş; faaliyetleriyle dolaylı rol oynamışlardır.

Bir Kez Daha...
‘91 1 Mayıs'ı; işçi hareketinin, ‘89 Bahar Eylemleri ve özellikle ‘90 Aralık grevleri ile 3 Ocak genel grevinin ve Zonguldak direnişinin de yadsınamaz bir şekilde ortaya koyduğu ve sınıf hareketinin geleceği açısından yaşamsal öneme sahip bir olgusal gerçekliği bir kez daha kanıtlamıştır. Bu gerçek, -içinde bulunduğumuz bu dönemde, sınıf ile sendika ağaları ve bürokrasisinin arasındaki çelişki ve ayrılıkların en fazla açığa çıktığı ve işçi kitlelerinin sendika ağaları ve bürokrasisinin etkisinden en fazla uzaklaştığı bu dönemde bile- sendikaların işçi hareketi üzerindeki başlıca örgütsel otorite oldukları gerçeğidir. Ve yine; sınıfın ekonomik talepler uğruna mücadelenin, ekonomizmin sendikalist-parlamentarist yolunun dışına çıkamadığı gerçeğidir. Ve bu durum, Marksistler açısından sınıf mücadelesinin geleceği bakımından belirleyici olacak bir görev ve sorumluluğu, sendikalarda çalışmanın önemini ve sınıfın mücadelesinin siyasal alana çekilmesi zorunluluğunu gösteriyor. Sınıfın, yeni TİS mücadelesi, atılmalara karşı direnişleriyle yeniden gündeme giren genel grev ve genel direnişlere doğru yol almada bu görevler daha da yakıcı önem taşımaktadır.

Haziran 1991