“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Hukukçu gözüyle “Terörle Mücadele Yasası”

Terörle Mücadele Yasası'nın hukuki boyutları ile temel hak ve özgürlükler açısından yarattığı sakıncalar konusunda görüşüne başvurduğumuz İstanbul Barosu Avukatlarından Kamil Tekin Sürek'in görüşlerini sunuyoruz.
Terörle Mücadele Kanunu emekçilerin propaganda ve örgütlenme özgürlüğünü eskisine göre daha da kısıtlayan anti-demokratik bir düzenlemedir, özünü belirleyen düşüncenin kolayca, halfan en temel siyasi özgürlüklerine bile tahammülü olmayan faşist düşünce olduğunu söyleyebiliriz.
Bu yazıda Terörle Mücadele Kanunu'nun siyasi açıdan değerlendirmesini yapmayıp, TMK'nın uluslararası burjuva hukuk kurallarına bile ne kadar aykırı bir düzenleme olduğunu açıklamaya çalışacağım.
İlk cümlemizde bu metne özellikle yasa demeyip "düzenleme" dedik. Düzenleme dememizin nedeni, bu metnin uluslararası hukuk normlarına göre bir yasa özelliğine sahip olmamasıdır. Bir normun yasa sayılabilmesi için yeterince açık olma koşulu aranmaktadır. Kişinin hangi eyleminin suç sayılacağı ve bu eyleminin ne şekilde cezalandırılacağı açıkça, anlaşılır ve kesin bir biçimde yasada belirtilmesi gerekir. Bilmece gibi yasa olmaz. En iyi yasa yargıca veya idareye takdir yetkisini kısıtlayan ve yoruma ihtiyaç duyulmayan yasadır. Terörle Mücadele Kanunu bu bağlamda bir yasa bile değildir. Terör tanımı, terör suçu tanımı, metindeki suç sayılan fiillerin belirsizliği yasanın değişik zamanlarda ve değişik kişiler tarafından farklı yorumlanmasını getirecek bu da farklı uygulamaya yol açacaktır. Ayrıca bu yasada suç sayılan fiillere uygulanacak cezalar da belirsizdir.
Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terör tanımı son derece belirsiz bir şekilde yapılmıştır. Bu tanıma göre her türlü siyasi eylem terör eylemi sayılabilir. Terörü tarif ederken sadece cebir ve şiddet kullanılması ile yetinilmemiş "korkutma", "yıldırma", "sindirme", "tehdit" gibi kavramlar da terör tanımı içine sokulmuştur. Bu yasa ile mevcut hükümete veya siyasi iktidara yönelik her muhalif eylem cezalandırılabilir. Örneğin, komünist, devrimci, ulusal kurtuluşçu ya da sadece mevcut düzen karşıtı parti, örgüt veya kişiler genel grev çağrısı yaptıklarında, genel grevi örgütlemeye çalıştıklarında "korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle. Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, SİYASI - HUKUKİ - SOSYAL - LAİK, EKONOMİK niteliklerini değiştirmek" eylemini gerçekleştirdiği gerekçesi ile terör örgütü sayılabilir ve terör suçu işledikleri için cezalandırılabilirler. Bu örgütü kuran ve yönetenler 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis ve 200.000.000 TL. den 500.000.000TL.ya (yanlış okumadınız beş yüz milyon lira) kadar ağır para cezası ile cezalandırılabilirler. Üstelik metinde para cezası veya hapis cezası demiyor hem hapis cezası ve hem de para cezası ile cezalandırılıyor. Tabii bu kadar büyük para cezasını her terörist ödeyemeyeceğinden bu para cezası da hapis cezasına çevrilecektir. Para cezasının miktarı ne kadar yüksek olursa olsun hapis cezasına çevrildiğinde 3 sene hapis cezasını geçemeyeceği için de bu para cezaları uygulamada ek üçer sene daha hapis cezası şeklinde olacaktır. Uygulamada yöneticiler için ceza 8 seneden 13 seneye kadar olacaktır. Ama bu yasa ile demokratlık demagojisi yapacak olan siyasi iktidar 3'er senelerden söz etmeyerek ne kadar hafif cezalar getirdiklerini anlatacaklardır.
Terör örgütüne üye olanlar da 3 yıldan 5 yıla kadar ağır hapis ve 100.000.000 TL'dan 300.000.000 TL'ye kadar ağır para cezası ile cezalandırılabilir. Yine uygulamada bu ceza 6 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası olacaktır. Ve genel greve katılan herkes örgüt üyesi ya da yardım eden olarak bu ceza ile cezalandırılabilir.
Örneklere devam edersek, 1 Mayıs günü Taksim Meydanında 500.000 kişi toplanıp sosyalizm lehine ya da iktidar aleyhine sloganlar haykırıp gösteri yaparsanız ya da 1 Mayıs günü bir parti veya sendikanın çağrısı ile yüz binlerce işçi işi bırakıp sokaklara dökülürse böyle bir eylemle burjuvaziyi korkutacağınız için terör eylemine katılmış olursunuz, terör suçlusu olarak yargılanırsınız. Yukarıdaki hapis cezaları ile cezalandırılırsınız. Bu yasa ile burjuvaziyi korkutmak bile yasaklanmıştır.
Yine TMK 1. maddede terör eylemi olarak "devlet otoritesini zaafa uğratmak" amacıyla girişilecek eylemden söz ediliyor. Hukuk teorisine göre her suç (siyasi veya adi) devletin yasalarına karşı her fiil, devletin otoritesine karşı bir fiildir. Trafik kurallarına uymamak bile devlet otoritesini zaafa uğratan bir fiildir. Diğerlerini bir tarafa bırakırsak ne gibi muhalif eylemlerin bu yasanın "devlet otoritesini zaafa uğratma" kısmına girebileceğine bir bakalım.
Zonguldak işçilerinin grevi, 3 Ocak Genel Grevi, Ereğli işçisinin işten atılmaları protesto yürüyüşleri, Öğrenci boykot ve okul işgalleri, yasadışı gösteriler vb. devlet otoritesini zaafa uğratmak olarak değerlendirilip, olay terör eylemi, failleri terörist ve failler birlikte terör örgütü olarak cezalandırılabilir.
Eskiden Türk Ceza Kanunu 141. maddede "sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye" yönelik faaliyetler sürdüren örgütler suçlu sayılırdı. Şimdi devlet otoritesini zaafa uğratan, "kamu düzenini bozanı, hatta "genel sağlığı bozmak amacıyla" faaliyet yürüten örgütler terör örgütü sayılıyor. Bu tür faaliyetler için örgüt oluşturulur mu dememek lazım çünkü bu tür faaliyetleri yapan iki kişi ise bunlar bu yasaya göre örgüttür.
Terörle Mücadele Kanunu'ndan önce TCK 141-142. maddelerden yargılanan insanlar düşünce suçlusu sayılır ve toplumda belli bir saygınlığa sahip olurdu. Şimdi bunlar terörist sayılıyor. Eskiden yetkililer kamuoyuna "bizde fikir suçlusu yok onlar terör suçlusu" derlerdi. Şimdi düşünceler terör kanunu ile cezalandırıldıkları için bu yalanlar yasa ile doğrulanacak.
Bu yasa tam bir göz boyama yasasıdır. Yasa ile cebir ve şiddet yoluyla düzen değiştirme çabaları cezalandırılmıyor, esas olarak tüm muhalif hareketler cezalandırılmak isteniyor. Çünkü Türk Ceza Kanununda 146. madde anayasayı zor yoluyla değiştirme girişimini, 168. madde bu amaca oluşmak için silahlı çete ve 171. madde ise bu amaca yönelik ittifak kurmayı cezalandırıyor. Bu yasa maddeleri hala yürürlüktedir.
Terörle Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu'nun 141-142. maddeleri kaldırılmış fakat bu maddelerdeki fiiller TMK'da yeniden düzenlenmiştir. Böylece daha önce suç sayılan fiiller aslında kaldırılmadığı gibi TMK ile yeni birçok fiil de suç sayılmıştır. Üstelik suç sayılan fiiller de belirsizleştirilerek siyasi iktidarın istediği kişiyi cezalandırabilme olanakları genişletilmiştir. Burjuvazi ve onun siyasi iktidarı olanaklarını genişletmiştir ama burada imzaladığı bütün uluslararası anlaşmalara, mevcut Anayasaya ve diğer yürürlükteki yasalara da aykırı bir yasa ortaya çıkmıştır. Olsun o kadar kusur kadı kızında da olur. Örneğin TMK 1, 2 ve 7. maddeleri suçta kanunilik prensibi ile uyuşmadığı için Anayasanın 38/1 maddesine ve insan Haklan Evrensel Beyannamesinin 11. maddesine aykırıdır.
TMK 1 ve 2 maddeleri ile örgüt kavramı genişletilmiş, eskiden örgüt üyesi olmak için aranan delillerin artık aranmasından vazgeçilmiştir. Herhalde zaten cezalandırmak için genellikle aramadıkları delillerin aranması zahmetinden kurtulmak ve kendilerince bal gibi suçlu olan teröristlerin delil yetersizliğinden serbest bırakılmasını önlemek için artık "Terör örgütüne mensup olmasalar dahi örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar" denmiştir. Yasaya göre terör örgütü diye adlandırılan örgütün bildirisini dağıtan ya da düzenlediği gösteride yakalanan kişi örgüt üyesi olmasa bile örgüt üyesi gibi cezalandırılacaktır.
"Madde 3 Türk Ceza Kanunundaki 125, 131, 146, 148, 149, 156, 168, 171 ve 172 maddelerdeki yazılı suçlar, terör suçlandır." diyerek Ceza Yasasındaki birçok suçu da terör suçu kapsamına almıştır.
TMK 5. maddesi daha önce de suç sayılan ve TCK da yer alan suçların bir kısmına yarı oranında ceza artırımı getiriyor. Terör suçu kapsamına aldığı TCK'nın yukarıdaki maddeleri ve diğer bazı maddeleri özel olarak belirterek bu maddelerdeki suçlar terör amacı ile işlenmişse cezalar arttırılıyor. Örneğin; TCK 168. maddedeki çeteyi yönetenler 15 seneden az olmamak ye üyeler 10 seneden 15 seneye kadar hapis cezasına çarptırılırken şimdi yöneticiler 22 seneden az olmamak ve üyeler 15 sene ile 22 sene arası cezaya mahkûm ediliyorlar. Bu TCK 168. madde de özellikle devrimcilerin cezalandırıldığı bir maddedir.
TMK 6. maddede işkenceciler, halk düşmanları korunmaya çalışılıyor. Gazete ve dergilerde bunların teşhir edilmesi cezalandırılıyor. Teşhirin yanı sıra bu kişilerin cezalandırılmasını yazmak bile terör örgütlerine hedef göstermek adı altında yasaklanıyor. Yine bu madde ile terör örgütü denilen örgütlerin bir konuda açıklamalarını, mektuplarını, bildirilerini kısmen yayınlamak bile suç sayılıyor. İşkenceciler ve halk düşmanları ile birlikte muhbirler de unutulmamış, muhbirlerin kimliklerini açıklamak veya teşhir suç kapsamında.
TMK 7. maddede terör örgütü üyelerine 3 yıldan 5 yıla hapis cezası (ayrıca verilen yüz milyonlarca para cezasını ödeyemeyecekleri için ek olarak 3 yıl daha hapis cezası) örgüt yöneticilerine ise 5 yıldan 10 yıla kadar (üçer sene eklersek 8 ile 13 yıl) hapis cezası getiriliyor. Bu cezalar kaldırılan TCK 141'deki cezalardan daha az değildir. Ayrıca bu maddede yeni olarak yardım edenler (yine bu tanım çok muğlâk, herkes yardım eden sayılabilir) de cezalandırılıyor. Bu yardım dernek, vakıf, parti, sendika ve okullarda yapılırsa ceza iki katı arttırılıyor. Yani bir dernek ya da sendikada açlık grevi yapılırsa, bu eylemi yasadışı örgüt (yine yasadışı Örgüt dedik terör örgütüne alışamadık) örgütlerse ya da terör örgütü üyeleri de bu eyleme katılırsa tüm katılanlara örgüt üyesi olmak ya da yardım etmek suçundan iki misli ceza verilebilir ve dernek kapatılır bir de üstelik demeğin mallarına el konur. Bu yasaya göre Aydın Cezaevindeki baskıları protesto için açlık grevi yapanlar (ÎHD vb. yerlerde) SS Kararnameleri adı verilen kararnameleri protesto için dernek ya da partilerde açlık grevi yapanlar yukarıdaki gibi cezalandırılabilir. Yine bu maddede yardım etmek derken yardımın niteliği ve nasıl yapıldığı konusunda bir ayrım yapılmıyor. Örneğin bu maddeye göre yaralı veya ölmek üzere olan bir "teröristi" hastaneye götürmek, yaralı bir teröristin yarasını sarmak hatta bir "teröristi" borç para vermek bile yardım olarak değerlendirilebilir.
Örgüt üyelerine dernekte yardım edildi diye ya da dernek faaliyetleri ile örgüte yardımcı oldu diye derneğin kapatılması ve mallarına el konması yukarıda belirttiğimiz hukuk kurallarına göre cezaların şahsiliği prensibine aykırıdır. Bir kişinin işlediği suçtan ötürü bir diğeri cezalandırılmaz. Ayrıca yine derneğin mallarına el konması hem cezaların şahsiliğine hem de "kutsal mülkiyet hakkına" aykırıdır.
8. madde TCK'nun 142/3. maddesinin yeniden yazılmağıdır. "Bölücülük", "Kürtçülük" diye adlandırılan suçu cezalandırmaktadır. Madde eskisine göre daha muğlâk yazılarak cezalandırılacak fiil genişletilmiştir. TMK'da TCK 142 maddesindeki komünizm propagandası ve bölücülük aynen korunmuştur. Artık "Yaşasın Komünizm", "İnsanlık Komünizmle kurtulacaktır" demek suç değildir. Fakat yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi "korkutma", "yıldırma", vb. muğlâk ifadelerle suç olmaktan çıkmamıştır. Esas olarak kaldırıldığı iddia edilen     TCK 142 kaldırılmamış, TCK 141/2 (faşist diktatörlüklerin, tek kişi ya da zümre iktidarının propagandasını yapmak suçu) kaldırılmıştır.
6, 7 ve 8. maddelerdeki suçlan basın yoluyla işlemek bu maddelerin son fıkralarında cezalandırılıyor. Bu maddeler özellikle basını cezalandırmak ve basın yoluyla propagandayı engellemek için düzenlenmiş. Gazete ve dergisinde işkencecileri teşhir eden, bunları hedef olarak gösteren, terör örgütlerinin açıklamalarını basan, terör örgütleri hakkında övücü yazılar yazan, bu Örgütleri iyi gösterebilecek ya da bu örgütlerin lehine değerlendirilebilecek haberleri basan, çeşidi şekillerde yardım eden ve bölücülük propagandasına alet olan yayınevi sahipleri ve yazı işleri müdürleri (asıl faillerin -yazıyı yazanların- cezalandırılmasının yanı sıra) çok yüksek para cezası ile cezalandırılıyor. Bu para cezalarının ödenmesinin mümkün olmaması nedeniyle de her para cezası için uygulamada 3 sene hapis cezasına çarptırılmış oluyorlar. Artık Apo ile röportaj yapacak ya da bir devrimci örgütün bir konuda bildirisinden alıntılar yapacak derginin sahibi ve yazı işleri müdürü 3 yıl hapis cezasını ya da milyonlarca para cezasını göze almak durumundadır.
Bu yasa ile basında müthiş bir oto sansür ortaya çıkacaktır. Nitekim Cumhuriyet Gazetesi yasa çıkar çıkmaz haberleri veriş tarzında değişiklikler yapmıştır. Yasadan sonra zaten çok kısıdı olan gazetecinin haber verme, halkın ise haber alma özgürlüğü, propaganda özgürlüğü tümden yok edilmek istenmektedir. Yasa ayrıca cezaların şahsiliği prensibini çiğnemekte, yazıyı yazanın sorumlu olması gerekirken onun işlediği farz edilen suçtan ötürü yazı işleri müdürü ve yayın sahibi de cezalandırılmaktadır. Bu eski çağlardaki suçlunun tüm ailesini ya da tüm cemaatini cezalandırma anlayışı gibidir.
Düzenleme cezalarda eşitlik prensibine de aykırıdır. Çünkü ceza olarak derginin ortalama satışı ya da en yüksek tirajlı günlük yayının bir önceki ortalama satış tutarının yüzde doksanı gibi cezalar getirerek aynı suçu işleyen birine başka, diğerine başka miktarda ceza verilmesine olanak tanımıştır. Tirajı veya fiyatı ile yüksek geliri olan dergiler diğerlerine göre aynı suçtan ötürü daha şiddetli cezalandırılacaklardır. Burada cezalıların kanuniliği prensibi de çiğnenmektedir. Çünkü kişinin hangi suçu işlerse hangi ceza ile cezalandırılacağını bilmeye hakkı vardır. Derginin çıkmasından önceki en yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama satış tutarının yüzde doksanı kadar ağır para cezasına çarptırılacak. Bilmece gibi ceza...
TMK'nın 6, 7 ve 8. maddelerinin son fıkraları eşitlik açısından Anayasanın 10. maddesine, ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibi açısından ve cezaların kanuniliği açısından Anayasanın 38. maddesine ve haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasının engellenmesi açısından Anayasanın 29/3. maddesine aykırıdır. Tabii Uluslararası burjuva hak ve özgürlüklerle ilgili (İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere) hemen hemen tüm sözleşmelere de.
Yasanın 10. ve 14. maddeleri savunma hakkını kısıtlıyor. 10. madde bir sanığı en çok 3 avukat savunabilir sınırlaması getirirken, sanık ve avukatının cezaevlerinde ancak görevlilerin gözetiminde görüşebileceğini hükme bağlıyor. Oysa uluslararası hukuk kurallarına göre iddia ve savunma eşittir. Türk Ceza Yargılamasında kovuşturmanın hazırlanması ve sürdürülmesinde gizlilik esastır. Bu nedenle avukatla sanık arasında savunmanın hazırlanmasında da aynı gizlilik esas olmak zorundadır. Avukat ile sanık arasında bilgi alışverişinde gizildik ihlal edilemez, savunmaya yönelik her türlü belge, yazı vb. alışverişi engellenemez. Avukattan belgeleri ya da bilgileri açıklaması istenemez. Avukatı ile sanığın cezaevinde aralarında hiçbir engel olmadan ve konuştukları kimse tarafından dinlenemeyecek şekilde görüşebilmelerinin sağlanması savunma hakkının en temel kuralıdır.
14. maddede ihbarcıların kimlikleri gizlenerek ihbar edilenin kendini savunma hakkı kısıtlanıyor. İhbarcının kimliği gizlendiğinde suçlanan kimse ihbarcının düşmanı mı, hasmı mı, bir yalancı mı olduğunu bilemeyecek ve dolayısıyla kendini savunamayacaktır. Bu maddelerde Anayasanın 36. maddesine aylandır.
Madde 11’de gözetim süresi olarak 48 saat ve toplu işlenen suçlarda 15 gün süre tanınıyor. Tabii ki terör suçları terör örgütünün suçlan olduğundan ve örgütler de suçu toplu işledikleri için pratik olarak bu yasa ile ilgili suçlarda gözetim süresi 15 gün oluyor. Demek ki işkence için bu süre yeterli görülmüş. 12 Eylül’deki gibi işler yoğunlaşırsa süre hemen 120 güne çıkarılabilir.
Madde 12 ile işkenceciler bir kere daha korunuyor. İşkenceciler mahkemede tanık olarak dinlenmek durumunda kalınırsa, onları kimse tanımasın diye gizli duruşma yapılıyor.
13. maddede ise terör suçlularının cezasının paraya çevrilemeyeceği ve tecil edilemeyeceği hükmü getiriliyor.
15. maddede bir kez daha işkenceciler korunuyor. İşkenceciler tutuksuz yargılanır hükmü getiriliyor ve devlet işkencecilere avukat tutar, avukata da istediği kadar para verilir deniyor. (İşkencecilerin savunmasını yapacak avukat zor bulunduğu için avukatlara çok para vererek işkencecileri savunacak avukat bulabileceklerini sanıyorlar.) Bu maddede ayrıca işkenceci işkence sırasında kurbanını öldürmemişse yargılanması mülki amirin iznine bağlıdır hükmü getiriliyor. Memurların yargılanması ile ilgili kanuna göre yargılama yapılması demek işkencenin memurun görevleri arasında sayılması demektir. Çünkü bir kimsenin Memurların Yargılanması ile ilgili Kanun'a göre yargılanması için işlenen suçun memurun görevini yaparken ya da görevi ile ilgili olarak işlediği suç olması gerekiyor.
Bu kadar işkenceciler için kolaylık getirdiklerine göre, işkencecilerin korkuları bir nebze azalmıştır herhalde.
Bu maddede yine hukukun eşitlik prensibi çiğneniyor. (Bu yasa ile neler çiğnenmedi ki). Çünkü ceza yasalarında şu maddelerinden yargılananlar tutuksuz yargılanır diye bir kural getirilebilir. Suçun niteliğine göre tutuksuz yargılama mümkündür (Örneğin taksirli suçlar, basın suçlan vb.). Fakat asla şu kişiler tutuksuz yargılanır diye bir kural getirilemez. Eğer böyle bir kural getirilirse bazı kişi veya zümrelere ayrıcalık tanınmış olur.
TMK 15. maddesi Anayasanın 2,15 ve 19. maddelerine aykırıdır.
Yasanın cezaların infazı ile ilgili 16, 17, 18. maddeleri de yine eşitlik ilkesine aykırı olarak "teröristler" için bazı ayrımlar getiriyor.
-"Teröristler" özel cezaevlerinde (hücre tipi) cezalarını çekerler.
-Bu cezaevlerinde açık görüş yapılmaz.
-Bu şartlar tutuklular için aynen uygulanır (tutukluluğun bir tedbir olması, tutuklunun suçsuz olabileceği ve bu yüzden mağduriyetinin en az düzeye indirilmesi için mahkumlardan ayrı bir statüye sahip olması gerektiği gibi hukuki kurallar yine göz ardı ediliyor.)
-Normal mahkumlar 30 günlük mahkumiyetin 12 gününü çektiklerinde şartı tahliye hakkını kazanırken bu yasaya göre mahkum edilenler (Teröristler) 30 günlük cezanın 22.5 gününü yattıklarında şartlı salıverilme hakkına sahip oluyorlar.
-Teröristlerin şartlı salıverilme hakkının yakılması diğer mahkumlara göre daha kolay oluyor.
19, 20 ve 21. maddelerde ihbarcıların ve terörle mücadelede yararlı olmuş devlet görevlilerinin maddi ve manevi ödüllendirilmesi düzenleniyor.
Geçici 4. madde en az bu yasa kadar ünlü olan madde. Genel af yerine bir kereye özgü şartlı tahliye uygulamasını getirirken faşistlerin kollandığı, devrimcilerin daha fazla cezaevinde kalmasını sağlayan madde. Bu madde müebbet ağır hapis cezası almışlarsa 7 yıl daha fazla ve 36 yıl hapis cezası almışlarsa 5 yıl daha fazla yattıklarında yasadan faydalanabiliyor. Uygulamada 7-8 kişi öldürmüş faşist katiller hemen tahliye edilirken sadece banka soymuş ve 36 yıl ceza almış devrimciler cezaevlerinden çıkamadılar.
Geçici 9. madde de herkesçe bilinen DİSK'in mallarına el koyma maddesi. Artık burjuvazi işçilerin alın terlerine, artı-değerlerine el koymakla yetinmiyor mallarına da el koyuyor. Bu madde için ne "kutsal mülkiyet hakkı”ndan ne de "cezaların şahsiliği" prensibinden bahsetmeyeceğiz, sadece yakında gasp ettiklerinizin tümünü asıl sahipleri geri alacak, hesap vermeye şimdiden hazırlanın demekle yetineceğiz.
Terörle Mücadele Kanunu'nu açıklamaya çalışırken belki de en çok burjuva hukukunun eşitlik prensibine, siyasi eşitlik-kanun önünde eşitlik prensibine aykırılıktan söz ettik. Burjuvazi, 1789 Burjuva Devriminden bu yana sürekli siyasi eşitliği toplumda sağladığıyla övünmesine rağmen uygulamada hiçbir zaman, hiçbir ülkede burjuvazinin savunduğu kadarıyla bile, burjuvazi ile işçi sınıfı ve emekçiler arasında siyasi eşitlik sağlanamamıştır. Hatta bazı ülkelerde (ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti vb.) sınıfsal eşitsizliğin yanı sıra ırk ayrımı bile uygulana-gelmiştir. Ülkemizde ise sınıflar arasında her türlü eşitsizlikle birlikte siyasi eşitsizlik her zaman aşırı boyutlarda olmasına rağmen giderek özellikle 12 Eylül’den sonra Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki ırk ayrımı boyutlarına yaklaşmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti'nde siyahlar ile beyazlar her konuda eşit olmadığı gibi kanun önünde de eşit değildir. Siyahlara başka, beyazlara başka yasalar uygulanır. Artık bizim de zencilerimiz var. Bizim zencilerimiz; komünistler, devrimciler ve Kürtlerdir. 12 Eylül'den bu yana komünistlere, devrimcilere ve Kürtlere farklı kanunlar uygulamaya başlandı.
Sadece onlar için özel yasalar çıkarıldı. (Terörle Mücadele Kanunu, SS Kararnameleri vb.).
Onlar, ayrı mahkemelerde yargılanıyor (Sıkıyönetim. DGM'ler vb.).
Onlar, ayrı cezaevlerinde tutuluyor (Özel Tip Cezaevleri, Eskişehir Hücre Tipi Cezaevi vb.).
Onlar için ayrı güvenlik örgütleri kuruldu (özel Tim, Korucular, Çevik Kuvvet vb.).
Onlara özel idari yapılar kuruldu (Olağanüstü Hal Bölgesi, Olağanüstü Hal Kanunu, Olağanüstü Hal Valisi vb).
Onlara resmi kurumlarda hatta fabrikalarda bile çalışmayı yasaklayan uygulamalar getirdiler (Sakıncalı personel uygulaması gibi).
Burjuvazi bugüne kadarki yasalarıyla nasıl emekçi sınıfların mücadelesini engelleyemediyse. Terörle Mücadele Kanunu da işçi sınıfı ve emekçilerin özgürlük ve sosyalizm mücadelesini engelleyemez.
Toparlamak gerekirse;
1 - Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, yasada "korkutma", "yıldırma", "sindirme", "tehdit" "yöntemlerinden biri ile" "Cumhuriyetin niteliklerini değiştirmek" denilerek ve yine ne şekilde olursa olsun (gösteri, bildiri dağıtarak bile) ülkenin bütünlüğüne karşı fiiller 8. maddede suç sayılarak, TCK 142. maddedeki fiiller bu yasa içine dağıtılarak suç sayılmaya devam edilmiştir.
2 - Bu yasaya göre, bir faşist ile devrimci arasında, idam cezası almışlarsa 10 sene, müebbet hapis cezası almışlarsa 7 sene, 36 yıl ağır hapis cezası almışlarsa 5 sene faşist lehine erken tahliye olanağı getiriliyor.
3 - Siyasi iktidarın şimdilerde "terörist" adını verdiği, eskiden "kökü dışarıda akımlar", "anarşistler" vb. şekilde karalamaya çalıştığı ilerici, demokrat ve devrimcileri cezalandırmak için yasalar mevcuttu. Bu yasalar da, anti-demokratik, çağ dışı ve uluslararası burjuva hukuk kurallarına aykırı yasalardı. Fakat iktidar bu yasalarla da yetinmeyerek Hitler Almanya'sındaki, Mussolini İtalya'sındaki, ırkçı Güney Afrika Cumhuriyeti'ndekileri aratmayacak yasaları yürürlüğe koymak ihtiyacını duyuyor.
Bir taraftan "komünizm öldü", "sosyalizm iflas etti" propagandası alabildiğine sürdürülürken diğer taraftan "hiçbir tehlike arz etmeyen komünistler ve devrimciler" için böylesine yasaların çıkarılması, halktan ve demokrasiden ne denli korkulduğunun ifadesi olduğu gibi, ikiyüzlülüğün ve "demokratikleşme", "liberalizm" demagojisinin de ortaya serilmesidir.
Her gecenin sabahı vardır. "Terörle Mücadele Kanunu"nun ve son yıllarda çıkarılan diğer anti-demokratik yasaların TCK'nın 141-142. maddeleri kadar bile dayanabileceğini sanmıyorum.
Soru - Bir "Af" çıkartıldığı söylenebilir mi?
Yanıt - Çıkan yasada af yoktur. Af yerine şartlı salıverme getirilmiş, bu şartlı salıverme de kademeli olmuş ve belirli bir süre cezaevinde kalmış olma şartını getirmiştir. Faşistlerle devrimci hükümlüler arasında bir ayrım yapılarak faşistler salınmış, devrimcilerime beş ile on yıl sonra salınmaları sağlanmıştır.
Soru - Yasa Kürtlere ne getiriyor?
Yanıt - Kürtçe yayın, eğitim ve kültür sanat etkinlikleri yasak olmaya devam etmiştir. Kürtçenin serbest bırakılması ise, hiç bir anlam arz etmiyor. Çünkü Kürtler zaten Kürtçe konuşuyorlardı. Çoğu anadilinden başka dil bilmeyen insanların anadilini konuşmasını yasaklamak zaten mümkün değildi.
Soru - 141-142'nin kaldırılmasını neye bağlıyorsunuz?
Yanıt - Yıllardır dillere pelesenk olan bu maddeler kaldırılarak demokratik hak ve özgürlükler uğruna yürütülen mücadelenin kısa süreli de olsa tatil edilmesi hesaplandı, bu konuda zaman kazanıldı. 141-142. maddeler, toplumsal muhalefetin geliştiği, giderek nitelik ve nicelik olarak güçlendiği son 20-30 yıldır bir simge haline gelmişti. Böyle bir muhalefet sonucu bu maddeler bazı dönemler pratik olarak kullanılamamış ve son zamanlarda hiç kimse tarafından savunulamaz hale gelmişti. Üstelik 141-142 kaldırılarak ama yerine benzeri yasal düzenlemeler getirilerek, uluslararası demokratik-kamuoyu da bir süre yatıştırılabilir di. Bunlar ne de olsa "düşünce suçu"nu karşılıyordu. Fakat terör suçunu ve teröristleri hiç kimse savunamazdı. 141-142'yi Terörle Mücadele Kanunu içinde yeniden düzenlerseniz, artık düşünce suçu ortadan kalkar, terör suçu ortaya çıkardı. Üstelik hem Kürtler hem demokrat reformcu muhalefet, bu yasa sayesinde "demokrasi geldi-geliyor" diyerek iktidarın yanına yönelecekti, bu düşünce yanlış çıkmadı. "Demokratikleşme çabaları" pek çok aydını kazanıp "teröristleri" ve "terörü" tecride vesile oldu. Ama şimdi daha demokrat ve adaletli bir Türkiye'de yaşadığımız söylenemez.

Haziran 1991