“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Güney Elif Ablasını Kaybetti Çukurova'nın isyanıydı, Elif

O umudun yeşerdiği, zulmün talan edildiği, özgürlük meşalesinin ellerde yükseldiği bir toplum için alanlardaydı.
Sokaklar, mahkemeler, işkence haneler, hep ondan bir şeylerin alındığı yerlerdi.
İsyanın gür sesiydi Çukurova'da, başkaldırının, öfkenin, kavganın kadınıydı. Öğrencinin, işçinin, emekçinin, memurun, tutsağın kapısını çaldığı ilk insandı. Yüzü kavganın sürekliliğinin ifadeleri ile dolu idi.
O bir neferdi TDKP saflarında, bitmez tükenmez enerjisi ile...
Bir yaz günü sabaha karşı trafik kazasına yenilecek insan değildi O. Zulüm talan ediyordu K...tan'ı, zulüm katlediyor idi gencecik insanlarımızı, zulüm sokak ortasında Murtaza'yı, işkence hanelerde İmran yoldaşı, dağlarda onlarca yurtseveri katlediyordu. Ama zulüm, her katledişinde insanları saflar daha da kalabalıklaşıyor; gürleşiyor özgürlük türküleri.
O'nu anlatmak, O'nu çizmek, O'nu yazılarda yaşatmak gerek. O'nu yitirmenin hüznü ile dolarken alanlar, hüzünler isyana-haykırışa-başkaldırıya yöneldi. Adana; ilk defa O'nunla bu kadar kitlesel, yasadışı gösteriyi yaşadı, pankartlar, yaka rozetleri, duvarlar, O'nun ve O'nunla birlikte yitirdiğimiz dört insanı anan, onlara atfedilen onlarca mesaj ile dolu idi.
10 Temmuz günü kara bir haber geldi Siverek'ten Adana'ya ulaştı. Haber ulaşır ulaşmaz, insanlar akın akın Elif Tuncer'in evine, bürosuna, İHD'ye koşmaya başladılar. Suratları asık, gözler ağlamaklı, herkes olayın şokunda. Elif ve yanındaki arkadaşları Vedat Aydın'ın cenazesine katılmak için Diyarbakır'a giderken sabaha karşı 05:00’da Siverek'te bir kamyonun arabaları ile çarpışması sonucu Elif’le birlikte, biri Emeğin Bayrağı Adana temsilcisi, dört kişi daha olay yerinde yaşamını yitirdi.
Herkes beşerli-onarlı gruplar halinde, bulabildiği, binebildiği arabalarla Elif ve arkadaşlarını karşılamak üzere yollara döküldü. Gece yarısına doğru onlarca araç eşliğinde cenazeler önce Adli Tıp'a sonra da morga götürüldü. Haber hiç aksamaksızın Adana'nın değil, Türkiye'nin dört bir yanına dalga dalga yayılmaya başlamıştı. Telefonlar susmaz oldu. Ve sabah ilk ışıklarını yayarken, Adana duvarları TDKP yazılarıyla dolmuştu. "Onlar devrim ve sosyalizm mücadelesinin birer yiğit neferiydiler", "devrim şehitleri ölümsüzdür", "faşizme ölüm halka hürriyet" vb. sloganlar, özellikle Elif’in evinin çevresine ve İHD binasının bulunduğu yerlere yazılmıştı.
Saatler ilerledikçe, kalabalık iki ayrı yerde toplanmaya başladı. Cenazenin Elifin evine gelmesiyle ağıtlar yükseldi, haykırışlar arttı. Ve cenaze Adana Barosu'na götürüldü. 600 metrelik yol, sert ve kararlı adımlarla, alkış ve sloganlarla yüründü. Adana barosu önündeki tören binlerce insanın katılımıyla güçlü bir gösteriye dönüştü. Cenazenin ardından 2-3 bin insan yürürken Adana'da ‘80 sonrasında ilk kez bir gösteride TDKP pankartı açılıyordu. "Devrim şehitleri ölümsüzdür-TDKP" pankartı ile ve kızıl bayrağa sarılı olarak cenaze, şehrin merkezi İnönü caddesi boyunca taşındı.
Baro'dan gelen kortej İHD önündeki kitleyle birleşince, katılanların sayısı 6-7 bine ulaştı. Burada, ilk pankartın yanına Devrimci Gençlik, Adana Halkevi, Emeğin Bayrağı, HEP, SP imzalı pankartlar da eklendi. İHD önünde saygı duruşu, ardından yapılan birkaç konuşmadan sonra cenazelerin araba ile götürülmesi kitlenin de otobüslere binmesi önerisiyle Nevzat Helvacı'nın "taşkınlık yapılmaması" uyarısı sert tepkilerle karşılandı. Kille cenazeleri omuzlara alarak Atatürk caddesine, oradan da E-5'e çıktı. Genişleyen ve kenetlenen kitle yolu 1 saat trafiğe kapatarak "kahrolsun faşist diktatörlük", "faşizme ölüm tek yol devrim", "faşizme ölüm halka hürriyet", iş-ekmek-özgürlük kahrolsun faşist diktatörlük", "yaşasın devrim yaşasın sosyalizm", "yaşasın şanlı TDKP'miz", "yaşasın PKK", "yaşasın TİKB" sloganlarıyla faşist diktatörlüğe kin ve öfkelerini ve mücadele isteklerini haykırdı.
Yaklaşık 15 km.lik yol boyunca korteje katılanlarla kalabalık çok daha arttı. 3,5 saatlik bir yürüyüşle Buruk Köyü mezarlığına gelindi. Şehir içi ve şehirlerarası ulaşımı felç eden mitinge polis hiçbir müdahalede bulunmaya cesaret edemediği gibi ortalıkta da görünmedi. Polis, binleri peşinden sürükleyerek emekçilere, devrimci ve komünistlere son kez kanat geren Elif’e yaklaşmayı göze alamamıştı.

İlker'den:
Sevgili Rabia,
Dün akşam TV'den öğrendiğimiz haber, büyük üzüntüye boğdu bizleri. Ablan Elif’i, İHD Adana şube yönetiminden H. Üzüm ve C. Ölçmez'i. üyelerden Y. Üzüm ve İ. Turan'ı Urfa yakınlarında bir trafik kazasında yitirdiğimizi öğrendik. Bu acı olay karşısında söylenecek sözler de yetersiz kalacak, Çünkü hiçbir kelime duygularımızı gereği gibi ifade etmede yeterli olamaz. Başımız sağ olsun.
Elif, yalnızca avukatım değil, 12 yıllık dostum, sırdaşım ve dava kardeşimdi. 12 Eylül'ün karanlık döneminde ayakta kalmayı başarabilen, inançlarından ödün vermeyen, umudunu hep taze tutabilen, yüksek özveri ve bitmeyen enerjiyle özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin kararlı bir neferiydi. Onca tehdit ve baskıya karşın, insan hakları ihlallerine, zorbalığa ve emekçi halk üzerinde uygulanan beyaz teröre cesaretle karşı çıkan; yalnız dışında değil, Çukurova'dan Malatya'ya dek zulüm zindanlarından tüm özgürlük mahkûmlarına destek ve onların kamuoyunda sesi olan; bu nedenle onun siyasi çizgisini benimsesin-benimsemesin tüm siyasi tutsakların kalplerinde sevgi ve saygı dolu bir yer tutan örnek insan, fedakâr ve kararlı bir devrimciydi. O, gülmesini seven, esprili, yardımsever ve yüreğiyle, beyniyle devrimci komünizme yaşamını adamış, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin çıkarlarını kişisel çıkarlarının hep üstünde tutmasını bilmiş güçlü dosttu.
Özel sorunlarımızı bile birbirimize çekinmeden açıp yardımcı olduğumuz, birbirimize moral verdiğimiz, güçlü yoldaşça sevgi ve güvenle dostluğumuzu pekiştirdiğimiz dostumdu, kardeşimdi. Onu yitirdiğimize inanmak çok güç, kabullenmek çok daha güç, ama O'nsuzluğa alışmak düşüncesi bile acı. Acımızı yüreğimize gömüyor ve ölüm mangalarının katlettiği Vedat Aydın'ın Diyarbakır'daki cenaze törenine yetişip devrimci görevini yerine getirme yolunda toprağa düşen Elifimizi özgürlük ve sosyalizm mücadelemizde yaşatacağımıza söz veriyoruz.
Senin ve ailenin acınızı paylaşıyor, dostluk duygularımla her birinizi kucaklıyorum.

Komünizme adanmış onurlu bir yaşam:
Elif Tuncer
Elif, 1954'de Maraş'ın Göksün ilçesinin Göynük köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, Ankara'da hukuk öğrenimine başladı. Bu yıllar, öğrenci gençliğin toplumsal çelişkileri kavramaya başlayıp eyleme geçtiği yıllardı.
1975'te Hukuk Fakültesini bitirerek önce Göksun'da 1 yıl serbest avukatlık yaptı. Sonra mesleki ve siyasal faaliyetlerini Maraş'ta yürütmeye başladı. Bu yıllarda proletaryanın partisinin kuruluş hazırlıkları ve özellikle Maraş'ta sert mücadeleler gündemdeydi. Elif ‘78 Aralığında Maraş'ta yaşanan katliamdan en başta nasibini alanlar arasındaydı: avukatlık bürosu basılarak imha edildi.
Elif artık Çukurova'dadır. Başta Maraş katliamının sorumlusu olarak yargılanmaya çalışılan komünist ve devrimcilerinki olmak üzere bölgedeki tüm sıkıyönetim davalarına girmeye başlar. 12 Eylül darbesinden sonra, herkesin kendi kabuğuna çekildiği koşullarda, Elif, tüm baskı ve tehditlere rağmen, komünist ve devrimcileri savunmaya devam eder. Bu arada eski bir olay da bahane edilerek, avukat olarak katıldığı bir davada tutuklanır. Aylar süren işkenceye 8 aylık bir cezaevi yaşamı eşlik eder. Ve tahliyesi sonrasında, yine, güç durumdaki devrimci tutsakların yardımına koşar, onlara moral verip inançlarını tazelemeye devam eder.
Karanlık Eylül terörüne, tüm yıldırma ve yalnızlaştırma çabalarına rağmen, O, bir yandan avukat olarak görevlerini yerine getirirken öte yandan da, çevresinde devrim ve sosyalizme inancı diri tutmaya uğraşır, ve özellikle son yıllarda devrimci komünizmin Adana'da yeniden örgütlenmesine önemli katkılarda bulunur.
Avukatlık yaptığı 14 yıl boyunca bölgede devrimci ve komünistlerin tüm davalarını üstlenip yardımlarına koşar Elif. Bununla da sınırlamaz kendini, sıkı ve sağlam bağlara sahip olduğu kitlelerin örgütlenmesinde ve siyasal faaliyetin değişik alanlarında fedakârca çalışır.
Elif, son iki dönem yöneticiliğim yaptığı Adana İHD'nin son Kongresinde başkanlığını da üstlenir. Bu dönemde Maraş'a, Antep'e kadar uzanarak işkence ve insan hakları ihlallerinin üzerine yürür; birçok işkence olayını açığa çıkarıp işkencecilerin yargılanmasını sağlar.
"Kaba bir hümanist değildi ama bütün insanlara yer vardı yüreğinde. Her insanda olumlu bir yan bulurdu. O, insanlara kendileri olmayı öğretirdi, kendisini verirdi. Onunla birlikte olan insanda kendine güven gelişirdi. Bizleri O yetiştirdi, hem de mücadeleden kaçmanın moda olduğu karanlık Eylül yıllarında. İnsanları kırmazdı, olumlu yanlarıyla geliştirirdi. Mantıklıydı. Bu düzenden herhangi bir beklentisi ve kişisel hırsları yoktu, çoktan aşmıştı böyle şeyleri. O, kendisini, her şeyiyle birlikte, davasına adamıştı" diye anlatıyor bir yakını onu.
Evet, kişisel kaygıları yoktu. Her alanda estirilen liberal rüzgârların etkisiyle tırmandırılan bireycilik uzaktı O'na. Yüreği ve beyniyle kendisini proletaryanın ve onun partisinin mücadelesine adamış "mükemmel bir kafa, mükemmel bir yürekti". Yine engin bir sorumluluk duygusu ve kararlılıkla, bir parçası olduğu Kürt halkının V. Aydın için Diyarbakır'da tutuşturduğu yangına koşarken, kuşkusuz bir başka biçimde veda etmeyi tasarladığı dünyamızdan ayrıldı.
Sağlam ve örnek bir komünistti.

Ağustos 1991