Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Sayı 221

Özgürlük Dünyası Sayı 221

SUNU

Haziran’ın 12’sinde yapılan genel seçimlerin ardından önce seçim sonuçları tartışıldı. Herkes kazanmıştı: Yüzde 50’yle AKP, oy oranını ve vekil sayısını artırarak CHP, kasetlerin ardından barajın altında kalmayan MHP, hep kazanmışlardı! Oysa AKP tek başına anayasa değiştirecek çoğunluğu sağlayamamış, CHP kendi koyduğu yüzde 30 “çıtası”nın altında kalmış, MHP’yse baraj altı olmadığına sevinen iddiasız parti konumuna sürüklenmişti. Emek, Demokrasi, Özgürlük Bloğu ise, kimsenin beklemediği bir sonuç alarak hem oy artırmış, hem 36 vekil çıkarmış, hem de asıl, yarattığı heyecan dalgasıyla siyaset gündemini damgalamıştı.

Blok’un bu atağı ve arkasında yatan başta Kürt halkı olmak üzere emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin son bir yıl içinde gösterdiği ilerleme yanıtını bulmakta gecikmedi. Zaten seçim öncesinde zorlanıp denenmiş olan “diş gösterme” sürdürüldü. Dicle’nin vekilliği düşürülürken, başka partilerden 3 vekille birlikte 5 de BDP’li tutuklu vekil serbest bırakılmadılar. Yatışmış görünen operasyonlara yeniden hız verildi.

Arap halklarının ayaklanmaları ise, emperyalist müdahalelerle birlikte sınırımıza kadar gelip dayanmış, AKP’nin dış politikasını değişmeye zorlamıştı. Aslında gelecek sayımızda ele alacağımız üzere AKP’nin o anlı şanlı dış politikasından geriye hemen hiçbir şey kalmamış, tam bir fiyaskoyla yüz yüze kalınmıştı. Libya’da.. Suriye’de… Hem halklar, hem de emperyalist dayatmalar işlevini görmüş ve AKP’nin dayanıksızlığı ortaya çıkmıştı. Ve “Arap baharı, Kürt yazı” tekerlemesinin de önü alınamaz olmuş; Avrupa’da, başta İspanya ve Yunanistan’da baş gösteren ayaklanma çağrışımlı gösteriler, emperyalistler kadar Türkiye egemenlerini de kara kara düşündürür olmuştu. “Yeni bir dönem”e girilmekte olduğu tartışmasızdı. Bölgemiz kaynıyordu ve başta Kürt sorunu olmak üzere, Türkiye’nin kangrenleşmiş belli başlı sorunlarında eskisi gibi devam edilemez noktaya gelinip dayanılmıştı.

Büyük güçler dünya, Akdeniz ve özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da sahne almaya başladılar. Emekçi halklar. Uluslararası burjuvazi ve emperyalizm.. Tam da “ortalık yerde” duran Türkiye’deyse arkalarında emperyalistlerle büyük burjuvazi.. Kürt halkı. Şimdilik sadece işçi sınıfı hareketli görünmüyor, değişecektir.

Ülke’nin böyle gidemeyeceği herhalde açık. Kürt sorunu örneğin, 90 yıla yakındır olduğunca nasıl kalabilir artık? Yüzlerce ve yüzlerce sivil Kürt sınırın ötesinde vurulan gençlerinin cenazelerini alıp getiriyorlar, ateş altında sınırı geçerek. Sivil itaatsizlik yayılmış, “demokratik özerklik” ilanı yapılmıştır. Ve PKK bir türlü bitirilememiştir, bitirilemiyor, tersine güç kazandığını herkes kabulleniyor. Üstelik yaşananlar, örneğin Kürt milletvekilleri Meclis’te grup kurduklarında ülkenin hiç de bölünmediğini, hem de bayağı akla yatan şeyler söyleyip yaptıklarını, son seçim başarılarının ise artık “onlarsız edilemeyeceği”nin dost-düşman herkesin ortak kanaati durumuna yükseldiğini göstermesinin beslediği ülkenin barış imkanının bulunduğu ve eller uzatılsa barışın yakalanabileceği inancı yayıldıkça, artık yeni ölümleri kabul ettirmek de zorlaşmaktadır. Bu durumda Kürt halkının talepleri nasıl reddedilecek hala? Sürüncemede bırakılmaları da olanaklı değil. Sorunun hem “düşük yoğunluklu savaş” adı takılmış yöntemle hem de sürüncemede bırakılarak üstesinden gelinemeyeceği belli artık. Hala nasıl eşit haklar kabullenilmeden, ama tekçilikte ve “terörle mücadele”de ısrarla ve tasfiye amaçlanarak yürünebilir? AKP işte bu denenmişi deniyor –çıkmaz yoldur. Ama kolaylıkla her şeyi “şirazesinden çıkma”ya götürebileceği de en azından Zeytinburnu’ndan bellidir. Tek yol eşit haklara dayalı “demokratik” çözüm ve şovenizmden arınmaktır. Türk ezilen sınıflarının çatışmanın sürdürülmesinden en küçük bir çıkarı olmadığı gibi, Kürt delikanlılarını öldürmeye ve ölmeye gönderilen Türk delikanlıları kentin kenar mahallelerinin ya da kırın yoksullarının çocuklarıdır. İki yazımız bu konuyla ilgili. Seçim, sonuçları ve Blok’la ilgili yazılarımız ileriye yönelik tutulacak yolla ilgili yayınlanıyor.

Diğer yazılarımızın önemli bir kısmı ayağa kalkan halklar ve gençleriyle ilgili. Avrupa Komünist ve işçi partilerinin halk ayaklanmalarıyla ilgili değerlendirmeleri ve aldıkları kararları, Avrupa gençliğinin ayağa kalkışı üzerine bir makalemizle birlikte yayınlıyoruz. Avrupalı ayağa kalkışların temelleri bakımından Avrupa ülkelerini kıskacına alan kapitalist kriz üzerine bir yazımız da çerçeveyi tamamlıyor. Milli gelir hesaplamalarına ilişkin son yazımız ise, “kişi başına milli gelir 10 bin doları geçti” çarpıtmasını açığa çıkarmanın yanında bu alanda zihin açıklığı oluşturmak amaçlanarak kaleme alındı.

Yer darlığından, ana hatlarıyla başka yayınlarda yayınlanmış olan “KESK değerlendirmesi”nden vazgeçtik ve iki uzun makalemizi, “Tunus’tan Suriye’ye ayaklanma ve müdahaleler”le İstanbul örneği üzerinden “kentsel dönüşüm projeleri”ni gelecek sayımıza bıraktık. Görüşmek üzere…