Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Yeni Mücadelelere Hazır Olalım

Avrupa Marksist Leninist Partileri: Yeni mücadelelere hazır olalım

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) üyesi partilerin Avrupa toplantısı geçtiğimiz günlerde Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yapıldı. Senede bir kez bir araya gelen Avrupa partilerinin gündeminde bu kez, ağırlıklı olarak Arap halklarının isyanları ve devrimci girişimleri, buradan çıkarılacak dersler, Avrupa’daki etkileri konusu vardı.

Başta İspanya olmak üzere, Avrupa’nın değişik ülkelerinde yeni bir ivme kazanmakta olan gençlik hareketlerinin değerlendirilmesi ve desteklenmesi yönündeki çabalar da, toplantıda ele alınan bir başka konu oldu.

Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami sonrasındaki nükleer facia, Avrupa ülkelerinde halk arasında büyük bir tedirginliğe yol açmış bulunuyor. Zira birçok ülkede nükleer santraller bulunduğu gibi, dünyanın önde gelen nükleer güçlerinden bazıları da Avrupa’da bulunuyorlar. Almanya, İtalya ve özellikle de öteki Kuzey ülkelerinde nükleer karşıtı hareket yeniden canlanmış bulunuyor. Partiler toplantısı, bu konuyu da özel olarak gündemine aldı.

Toplantıdan, bir tanesi genel deklarasyon olmak üzere, değişik konularda ortak metinler çıktı. Gençlik mücadelesini destekleyen ve daha ileri eylemler için çağrı yapan metnin yanı sıra, Magrip ve Ortadoğu’da ayaklanan Arap halklarıyla dayanışma bildirisi ve partilerin nükleer enerji kullanımı ile ilgili tutumlarını ortaya koyan bir açıklama da yayınlandı.

Toplantıya İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Almanya, Danimarka ve Norveç’ten komünist parti ve örgütler katıldılar.

Toplantı sonunda yayınlanan ortak bildirge ve diğer karar metinleri aşağıdadır.

Derin krizinden hâlâ çıkamamış olan kapitalist dünyada, devrimin ve halk isyanlarının rüzgarı bu kez Magrip ve Ortadoğu’dan esti.

Bu bölgedeki ülkelerin halkları, çoğunlukla emperyalizme satılmış baskıcı rejimlere karşı ayağa kalktılar.

Halklar, demokrasi ve onurlu bir yaşam için, iş, eğitim için mücadele ediyorlar. Ülkelerinin kalkınmasına katkıda bulunmak, ülkeyi ve zenginliklerini emperyalist güçlere satarak ve halkın sırtından zenginleşen yozlaşmış rejimlerden kurtulmak istiyorlar.

Devrim önce Tunus’ta başladı. İşçi sınıfının, gençliğin, köylülerin, demokratların, tüm halk kesimlerinin direnişi, son ana kadar emperyalist efendileri tarafından desteklenen bin Ali yönetiminin ağır baskısına rağmen örgütlendi.

Bu mücadelede Tunus İşçileri Komünist Partisi önemli bir yönetici rol oynadı. Ve bugün başka güçlerle birlikte, devrimci sürecin sonuna kadar gitmesi için çaba sarf ediyor. bin Ali’yi kovalayan Tunus devrimi, bölgenin diğer halklarına da teşvik edici bir örnek oldu. Mısır’dan Yemen’e, Fas’tan Suriye’ye tüm bölge ülkelerinde, dünyanın her yerindeki işçi, genç ve emekçi halkın sempatisini toplayan hareketler gelişti.

Bu bölgeyi kendi av alanları olarak gören emperyalist ülkeler hazırlıksız yakalandılar. Ve hareketin yönünü değiştirebilmek için, sözde destek açıklamalarında bulundular. Mesela Libya’da kendileriyle işbirliği yapmaya hazır güçler bulunca, Sarkozy, Cameron, Obama, hemen bu ülkeyi kaosa sürükleyecek bir savaş başlattılar. NATO, kuruluşundan bu yana ilk defa bu bölgeye açık askeri müdahalede bulundu.

Amaç, halk hareketlerine gözdağı vermek, başta petrol, gaz ve su olmak üzere bu ülkenin tüm kaynaklarına el koymak ve Libya’nın Akdeniz havzasında ve Afrika’daki stratejik konumundan faydalanmaktır.

Son G8 toplantısında görüldüğü gibi, büyük emperyalist güçler, borç zinciri ile boyunduruk altına aldıkları halklara “yardım”dan söz ediyorlar. Borç mekanizması bugün, emperyalizmin yeni sömürgeci politikasının temel araçlarından biridir. Bu bir köleleştirme politikasıdır ve halkların yeni borçlara ihtiyacı yoktur.

Hiçbir şey henüz sonuçlanmış değil, ama bu hareketler uluslararası planda sınıf mücadelesine yeni boyut ve genişlik getirmiştir. Halklar ayağa kalktılar ve devrime, ulusal ve sosyal kurtuluş kavgasına yeni nefes kattılar. Tarihi yapanın halklar olduğunu, birleşmiş bir halkın diktatörleri devirip, emperyalist düzeni altüst edebileceğini ortaya koydular.

DEVRİM FİKRİ YENİDEN GÜNDEMDE

İşçi sınıfı, emekçiler, gençlik ve dünya halkları, krizin yükünü kendi sırtlarına yıkmaya çalışan kapitalist emperyalist sisteme karşı mücadelelerine esin kaynağı olan, moral ve güç katan bu hareketle dayanışma içerisindedirler.

Henüz bir kriz sona ermemişken, başka birisinin patlak vermesi tehlikesi belirmiş bulunuyor: AB üyesi ülkeler de dahil olmak üzere birçok ülkeyi tehdit eden devlet borçları krizi.

Tekeller ve mali oligarşi, finans sistemini, bankaları ve büyük işletmeleri kurtarmak için, devletleri aşırı ölçüde borçlandırdılar. Kamu bütçelerinden alınan milyarlarca para bu işe seferber edildi. Aynı anda ücretler düşürüldü, işsizlik büyük oranlara ulaştı, yoksulluk daha geniş kitleleri etkileyen bir seviyeye ulaştı. Şimdi finans piyasaları devletlerin iflası üzerine spekülasyon yapıyor, özelleştirmeler, sosyal hakların tümüyle geriletilmesi ve kemer sıkma önlemleri talep ediyorlar.

Avrupa Birliği’ndeki büyük güçlerin, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın yöneticileri, Euro’yu kurtarmak için, aslında şehir ve kır emekçilerini, gençleri, emekçi kadınları daha fazla sefalete, güvensizliğe ve fabrikalarda aşırı sömürüye tabi olmaya sürükleyecek, geniş çaplı kemer sıkma paketleri ve “istikrar önlemleri” dayatmak istiyorlar. Ve sağcı, sosyal demokrat, sosyal liberal hükümetler bu sosyal gerileme politikasını kabul ettirebilmek için, artan hoşnutsuzlukları bastıracak baskıcı yasalara daha çok başvuruyorlar. Popülist bir söylem içerisindeki aşırı sağcıların kullandığı ırkçı temaları tekrar etmekten geri durmuyorlar. Avrupa sınırlarının “sağlamlaştırılması”na karşı çıkıyor ve kovalanması gerekenin göçmenler değil, Sarkozy, Berlusconi ve hempası olduğunu söylüyoruz.

İŞÇİ SINIFI, EMEKÇİ KİTLELER VE HALKLAR DİRENİYOR, KAPİTALİST SİSTEMİN KRİZİNİN FATURASINI ÖDEMEYİ REDDEDİYORLAR

Kitlesel işsizliğin ve sefaletin ilk kurbanı olan gençlik, birçok ülkede sokağa çıkıyor, kentlerin ana meydanlarını işgal ediyor ve kendisine hiçbir gelecek sunmayan bu topluma karşı öfkesini haykırıyor.

Yunanistan’dan Büyük Britanya’ya, Portekiz’den İtalya’ya, İrlanda’dan İspanya’ya kadar hemen her ülkede işçi sınıfı ve halk kitleleri, sistemin krizinin faturasını ödemeyi reddettiklerini haykırıyorlar.

Biz de bu direnişi ilerletmek, uluslararası dayanışmayı yükseltmek ve krizin, savaşların, Fukuşima santralindeki gibi nükleer kazaların sorumlusu olan kapitalist sisteme karşı öfkeyi ve mücadeleleri birleştirecek bir çaba sarf ediyoruz. Zira halkları tehlikeye atan, kaza riskine açık hale getiren şey, en başta azami kâr arayışıdır. Kapitalistlerin borcunu ödemeyi reddeden Avrupa işçilerinin ve halkların mücadelesini destekliyoruz. Borçları, zenginler, spekülatörler, büyük hissedarlar ödesin.

Özelleştirmelere, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerinin tasfiyesine karşı mücadeleyi destekliyoruz.

İşçilerin ücret artışı için ve işten atmalara, sosyal dampinge karşı grev ve mücadelelerini destekliyoruz.

Her bir ülkede ve uluslararası planda, “istikrar paktı”na karşı mücadelenin yükseltilmesi çağrısı yapıyoruz.

Irkçılığı lanetliyor, teşhir ediyor ve ortak düşmanlara karşı mücadelemizi güçlendiren tüm emekçiler arasında hak eşitliği talebini ileri sürüyoruz.

Emperyalizmin savaş politikasını lanetliyor ve Magrip ve Ortadoğu halklarının mücadelesiyle dayanışmanın yükseltilmesi çağrısı yapıyoruz. Tunus’taki devrimci sürece ve kardeş partimiz PCOT’ye geniş bir desteğin örülmesi çağrısı yapıyoruz.

Burjuvazinin ve gericiliğin politikalarına, emperyalist savaş politikasına karşı çıkan güçlerin birliği için ve bu güçlerin eylem içinde, tabanda ortak bir cephede birleştirilmesi için çaba sarf ediyoruz.

SINIF MÜCADELESİ BİRKAÇ AY İÇERİSİNDE HIZ KAZANDI

İşçi sınıfını, gençliği, şehir ve kır emekçilerini, emekçi kadınları; haklarını savunmak, kazanılmış sosyal ve politik haklarına sahip çıkmak için mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

Sistem ile kopuş için, toplumsal değişim için çaba sarf eden sosyal ve politik örgütleri; yeni kavga ve çatışmalara, sınıf mücadelesinde yeni gelişmelere hazır olmaya davet ediyoruz.

 

Kopenhag

Mayıs 2011

Avrupa Partileri Bölge Toplantısı

Danimarka Komünist İşçi Partisi (APK)

İspanya Komünist Partisi Marksist Leninist (PCE-ML)

Fransa Komünist İşçi Partisi (PCOF)

Yunanistan Komünist Partisini İnşa Örgütü

İtalya - Komünist Platform

Norveç Marksist Leninist Devrim Örgütü (Revolusjon)

Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP)

Almanya Komünist İşçi Partisi’ni İnşa Örgütü (Arbeit Zukunft)

 

Karar 1

ARAP HALKLARININ MÜCADELESİYLE DAYANIŞMA

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı mensubu Avrupalı parti ve örgütler olarak biz, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’daki halk hareketlerinin; bu ülkelerdeki kitlelerin içinde bulunduğu dramatik maddi yaşam koşulları ve zorba rejimlerin baskıları neticesinde ortaya çıktığını biliyoruz.

Bu koşullar, kapitalizmin dünya krizinin sonuçları nedeniyle nesnel olarak daha da ağırlaştı.

Bunlar, demokrasi sorunuyla ve özellikle sosyal meselelerle, sömürü, yoksulluk, bağımlı ülke halklarının baskı altına alınması ve emperyalist talan politikalarının yarattığı eşitsizliklerle bağlantılı köklü meselelerdir.

Bu devrimci ve demokratik süreç; oligarşinin imtiyazlarının tamamen ortadan kaldırılması, politik özgürlüklerin kazanılması, emperyalizme bağımlılığa son verilmesi ve yeni bir toplum perspektifinin açılması, zorba rejimlerin ve gerici güçlerin yıkılması için mücadele kendi mecrasında ilerliyor.

Bağımlı ülke halklarının, baskıya maruz kalan ve devam eden sürecin asıl aktörleri olan gençlerin devrimci kapasitesini gösteren bu olaylar; proletarya için çok önemlidir. Çünkü kapitalizmi zayıflatıyorlar ve emperyalizmin yedek gücü olan bağımlı ülkeleri proletarya devriminin gücüne dönüştürebilirler.

Genel olarak ilerici bir niteliğe sahip olan bu hareketler, uluslararası proletarya için değerli dersler içeriyor. Zira bu mücadeleler aracılığıyla, sömürülenlerin bizzat kendi güçlerine olan güveninin artmasına neden oluyor ve devrim düşüncesini yeniden gündeme getiriyor.

Emperyalizme karşı uluslararası mücadele cephesini güçlendiren devrimci hareketleri ve boyunduruk altındaki halkların özgürleşmesini kararlılıkla destekliyoruz. Özellikle, devrimci süreçte büyük bir açıklık ve kararlılıkla hareket eden Tunus İşçileri Komünist Partisi’nin (PCOT) önemli bir rol oynadığı bir devrim olan Tunus halkının bin Ali diktatörlüğüne karşı demokratik devrimini desteklemek gerekiyor.

Emperyalizm, ekonominin nefes almasını önlemeye çalışmak da dahil olmak üzere çeşitli araçlar kullanarak devrimci süreçleri yavaşlatmaya ve kontrol etmeye çalışıyor. Bu nedenle Tunus’un dış borçlarının iptal edilmesini talep eden uluslararası bir dayanışma kampanyası geliştirmeyi öneriyoruz. Borçlar, halkları boyunduruk altına almak ve ülkeleri bağımlı kılmak için emperyalizmin elinde önemli bir silahtır.

Halk ayaklanmalarının başından bu yana, emperyalizm, özellikle de ABD emperyalizmi ve Fransa, İngiltere, İtalya, Norveç, İspanya vb. gibi Avrupalı güçler tekrar kontrolü ele almak ve çıkarlarını savunmak için doğrudan ve dolaylı olarak bölgeye müdahale ediyorlar.

Emperyalist güçlerin silahlı güçleri olan NATO aracılığıyla Libya’da sürdürdüğü savaş, emperyalist, bağımlı ülkelerin talan edilmesi, sosyal ve ulusal baskı, devrimci hareketleri boğmak için verilen gerici bir savaştır.

Bunların amaçları şunlardır: Libya’nın gazını, petrolünü, suyunu yok pahasına gasp etmeye, mali zenginliklerine el koymaya, bu stratejik bölgenin kontrolünü ele almaya, halk devrimlerini engellemeye ve bu devrimlere karşı mücadele etmeye ve diğer rakip kapitalist güçleri bölgeden atmaya olanak tanıyacak uşak bir rejim kurmaktır.

Bu bölgeye ilk defa müdahale eden NATO’nun saldırısı, onun kıtayı ve bölgeyi kontrol etmek için oluşturduğu yeni stratejisinin bir parçasıdır. NATO tarafından sürdürülen ve Avrupa Birliği’nin de katıldığı savaş ve terör politikasının maskesini düşürmeli ve ona karşı mücadele etmeliyiz.

Savaşa derhal son verilmesini, Irak, Afganistan ve Libya’dan emperyalist silahlı güçlerin çekilmesini talep ediyoruz. NATO ve Avrupa Birliği’nin bu bölgeleri terk etmesini, ABD’nin askeri üslerinin kapatılmasını ve savaş için halkın paralarının kullanılmasına son verilmesini ve bu paraların sosyal ihtiyaçlar ve hizmetleri için kullanılmasını talep ediyoruz. Mücadele eden halklarla bir barış ve dayanışma politikası geliştiriyoruz.

Halk hareketlerinin gelişmesini destekliyoruz ve bu ülkelerin her birinin ulusal bağımsızlığını savunuyoruz. İçişlerine müdahaleyi ve yeni emperyalist müdahale tehditlerini, özellikle Suriye’nin tehdit edilmesini kınıyoruz.

Irkçı İsrail devleti tarafından organize edilen insanlık dışı ambargoya maruz kalan Gazze ve Filistin halkı ile dayanışmamızı bir kez daha ifade ediyoruz ve bu ambargonun derhal kaldırılmasını talep ediyoruz. Filistin halkının ulusal haklarının tanınması için verdiği mücadelesini destekliyoruz. Siyonist haydutluk politikasını mahkum ediyoruz ve Avrupa Birliği’nin İsrail ile politik, ekonomik suç ortaklığını da kınıyoruz.

Bütün Avrupa’ya yayılan göçmenlere karşı ırkçı ayrımcı politikalara son verilmesini talep ediyoruz. Sürekli insan haklarından bahseden emperyalist güçler tarafından Akdeniz’in militaristleştirilmesini kınıyoruz.

Gerici güçlerin İslam ve terörizm arasında benzerlik kurmasını kınıyoruz.

Afrika ülkeleri ile ilişkilerinde, pazarlarının açılmasını, özelleştirmeyi ve kamu hizmetlerinin yok edilmesini dayatan Avrupa Komisyonu’nun manevralarına hayır diyoruz.

Yaşasın halklar arası dayanışma ve mücadele!

Karar 2

YAŞASIN MÜCADELECİ GENÇLİK!

İspanyol gençliği eylemine Madrid, Barselona ve İspanya’nın onlarca kentinde devam ediyor. Gençlerin yüzde 40’ının işsiz olduğu İspanya’da gençlik, temel ve hayati talepleri için sokaklardadır. Gençliğin talepleri iş, yeterli bir gelir, konut, herkes için eğitim vb. olarak özetlenebilir.

Gerçek demokrasi” sloganının etrafında toplanan gençlik, kapitalist sömürü sistemin yol açtığı tahribattan duyduğu memnuniyetsizliği dile getiriyor ve bu sisteme karşı bir isyan çığlığı atıyor.

Kapitalist sistem yüz yıldan bu yana en derin krizi ile karşı karşıya bulunuyor. Her zaman olduğu gibi, bankalar ve tekeller ceplerini ve kasalarını doldururken, krizin faturası, bu krizin ortaya çıkmasında hiçbir sorumluluğu olmayan emekçilerin önüne konuldu. Krizin yükü sadece dünyanın ezilen halklarının ve uluslarının sırtına yüklenmedi, aynı zamanda ileri kapitalist ülkelerin emekçileri ve halkları da bu saldırıdan payına düşeni aldı.

Bu saldırılarla özellikle hedeflenen gençlik, bizzat kendi taleplerini savunmak ve kendinden önceki kuşaklara gücünü, enerjisini ve heyecanını sunmak için, dinamizmiyle, mücadelenin en ön saflarında yer aldı.

Kendinden önceki kuşakların sahip olduğu koşullardan daha kötüsüne mahkum olmak istemeyen İspanya ve tüm Avrupa gençliği, daha iyi yaşam ve çalışma koşullarını elde etmek için bu örneği izlemeye hazırlar.

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı mensubu Avrupalı parti ve örgütler (CIPOML), İspanyol gençliğinin bu mücadelesini selamlıyor, komünist gençliğin aktif rol aldığı bu hareketin taleplerinin gerçekleşebilir, gerekli ve meşru olduğunu düşünüyoruz.

Sermayenin şiddetli saldırılarına maruz kalan bütün Avrupa’nın gençliğini ve özellikle Yunan, Portekiz, İrlanda, İngiltere gençliğini, İspanyol gençliğini örnek almaya, sömürüye, gericiliğe, sosyal adaletsizliğe karşı dikilmeye ve mücadeleyi daha ileriye taşımaya çağırıyoruz.

Madem ki gençlik “işsiz, evsiz, geleceksiz” yaşamaya mahkum edilmiştir, mücadeleleri aracılığıyla “korkusuz” yaşamaya da yetenekli olduğunu gösterdi.

Yaşasın mücadeleci gençlik!

Gençlik gelecek, gelecek Sosyalizm!

Karar 3

ÖLDÜRÜCÜ BİR KOKTEYL: KAPİTALİZM VE NÜKLEER ENERJİ

Fukushima’da meydana gelen kaza, çevre ve emekçilerin ve halkın güvenliğinin kapitalist üretim sistemine özgü olan azami kâr hırsına kurban edildiğini bir kez daha gösterdi.

Nükleer lobisi Nükleer enerjinin “tamamen güvenli” olduğunu iddia ederek halkı sistematik bir şekilde aldattı. Oysa Fukushima, Çernobil, Harrisburg santrallerinde meydana gelen kazalar, bu enerjinin güvenli olmadığını kanıtladı. Öyle ki sigorta tekelleri nükleer santralleri sigortalamayı reddediyorlar.

Santraller “güvenli” olsa bile radyoaktif atıklar sorunu hâlâ çözülmüş değildir. Atıklar; okyanusları, nehirleri sürekli kirletiyor. Uranyum ve plütonyum, radyoaktif olarak kirlenmiş bölgelerde ve nükleer santrallerde hiçbir koruma önlemi olmaksızın bırakılıyor.

Nükleer enerji, hem pahalı hem de kaynakları sınırlıdır.

Santrallerde çalışan emekçilerin ve etrafında yaşayan halkın güvenliği yeterince dikkate alınmamıştır. Radyoaktif kirliğin yoğun olduğu alanlarda çalışmak zorunda olan emekçiler aynı zamanda herhangi bir kaza durumunda da kazanın ilk kurbanı durumundadırlar.

NATO’nun “ilk vurucu güç olma” stratejisi nedeniyle, özellikle de başta ABD olmak üzere farklı nükleer güçler tarafından elde bulundurulan yüzlerce nükleer başlık nedeniyle, Avrupa toprakları da kirlenmiş durumdadır.

Bu durum, “dost olsun, “düşman” olsun herkes için bir tehlike teşkil ediyor. Halklar, daha önce bazı ülkelerin yaptığı gibi, bu tür silahların, kendi topraklarında yasaklanmasını talep etmelidir.

Nükleer enerjinin sivil amaçlarla kullanılması, askeri amaçlar için kullanımının bir yan ürünüdür.

Nükleer santralleri korumak için ordu ve polis güçlerinin seferber edildiği günümüzde sivil ve askeri nükleer sektörler birbiriyle sıkıca ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle hatalar ve kazalar kamuoyundan gizlenebilir, bu da bizzat demokrasiyi tartışılır hale getirmektedir.

Acil taleplerimiz şunlardır:

·  Yenilenebilir ve temiz enerji üretimi geliştirilmelidir,

·  Eskimiş santraller derhal kapatılmalıdır,

·  Hiçbir koşulda yeni santral inşa edilmemelidir,

·  Mevcut santraller mümkün olduğunca kısa sürede kapatılmalıdır.

Bu talepler haklı ve meşrudur. Halklar nükleer enerjiye bağlı kalmak istemiyorlar. İtalyan halkı, yeni santral inşasını reddetmek için hükümeti bir referandum yapmaya zorluyor[1]. Sardunya adasında yapılan resmi olmayan bir referandumda, oy kullananların %97’si yeni santral inşaatına karşı olduklarını ifade ettiler.

Nükleer endüstrinin yol açtığı radyoaktif atıklardan ve kirlilikten sorumlu olan tekeller, yol açtıkları yıkımın ve eski santrallerin kaldırılmasının faturasını ödemelidirler. Fukushima kazasının uzun vadede sonuçlarının ne olacağını hâlâ bilemiyoruz. Japonya gibi gelişmiş bir ülkede bu boyutlarda bir felaket meydana geliyorsa, benzer felaketlerin başka yerlerde meydana gelmesi de mümkündür.

Kapitalizm ve emperyalizm ile çevre güvenliği birbirine taban tabana zıttırlar, kapitalist sistem ile insanlığa güvenli bir gelecek; yan yana gelemeyecek iki olgudur.



[1] 12 ve 13 Haziran tarihleri arasında yapılan referandum da İtalyan halkı, yeni nükleer santral inşasını % 95 oranında reddetti. (ç.n)