“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Parti Yaşantısı, Komünist Militan Ve Yoldaşlık

Leninist çalışma ve örgütlenme tarzı ve örgüt yaşantısı devrimci komünist parti saflarında ve çevresinde, devrimci moral değerleri yaratan temel maddi koşuldur. Bu değerler ancak ve ancak, yaşamın her alanında, burjuva dünya görüşüne ve onun tüm yansıyış biçimlerine, dişle, tırnakla, her şeyimizle verdiğimiz amansız ve çetin kolektif bir savaşla yaratılabilir.

Rusya Komünist Gençlik Birliği'nin 1920 Ekimi'nde toplanan 3. Genel Kongresi'nde yaptığı konuşmasında Lenin, kapitalist toplumun yarattığı insan ilişkilerinin temelleri konusunda şunları söylüyordu:
"Eski toplum şu ilkeye dayanıyordu: soy ya da soyul; başkaları için çalış ya da başkalarını kendin için çalıştır; köle sahibi ya da köle ol. Böyle bir toplumda yetişen insanlar, elbette analarının sütleriyle birlikte şu psikolojiyi, şu alışkanlığı, şu kavrayışı da içlerine sindirirler: sen bir köle sahibi ya da kölesin ya da küçük bir mülk sahibi, bir küçük hizmetli, bir küçük memur, bir aydınsın- kısaca yalnız kendini düşünen ve başkalarına metelik vermeyen bir insan.
Eğer ben şu toprak parçasını işliyorsam, başka kimseye metelik vermem; başkaları açlıktan ölürse ne ala buğdayımı o kadar pahalıya satarım. Eğer bir hekim, mühendis, öğretmen ya da yazman olarak çalışıyorsam, yine başkalarına aldırış etmem; iktidardakilere yaltaklanır, onların hoşuna gidersem belki işimde kalır, hayatta ilerler ve hatta günün birinde bir burjuva olurum."
Lenin'in en açık biçimiyle anlattığı, insanın insana, insanın kendisine yabancılaştığı, sadece kendisini düşünmeye zorlandığı, bu toplumsal ilişki biçimi kaynağını nereden almaktadır? Hiç kuşkusuz ki özel mülkiyet ilişkilerinden ve kapitalist iş bölümünden.
"Gerçekten de, iş paylaştırılmaya başlar başlamaz herkesin kendisine dayatılan onun dışına çıkamadığı, yalnızca kendine ait bir faaliyet alanı olur; o kişi avcıdır, balıkçıdır ya da çobandır ya da eleştirici-eleştirmendir ve eğer geçim araçlarını yitirmek istemiyorsa bunu sürdürmek zorundadır." (Marx)
İnsanı insan yapan yaratıcı iş ve çalışma, kapitalizm altında onu insan olmaktan çıkaran bir zorunluluk haline gelir. Ne işçi kendisine aittir, ne işi kendisinindir. Bu durumda çalışan insan, neyi kimin için, hangi amaçla ürettiğini, hangi amaca hizmet ettiğini bilmeden sadece hayatta kalabilmek için çalışmak durumundadır. Yalnızca çalışmadığı zamanlarda kendisine aittir. Ama o, kapitalist kuşatma altındayken, iş saatleri dışında da "kendisi" olamaz. Bütün yaşantısı, türlü biçimlerde, emek gücünün yeniden üretimi boyunca gerçekleştirdiği her şey fizik olarak ayakta kalmaya bağlanmıştır. Bu koşullarda çalışan insana sürekli olarak söylenen şey şudur: Bugününden daha iyi olmak istiyorsan, kendin için başkalarını ez, kendinden başka hiç kimseyi düşünme, öteki insanların "kurdu ol." Bencillik, çıkarcılık, insana özgü bütün değerlerden tam bir kopuştur insana dayatılan.
Sıradan bir insanı, bütün bu yabancılaşmadan ve yozlaşmadan kurtaracak olan, onu amaçlı insan haline getirecek olan, ona bütün yeteneklerini sınırsızca geliştirme olanağını tanıyacak olan tek şey, kapitalizmin sosyalist proletarya hareketi tarafından yıkılması ve toplumsal bir sistem olarak sosyalizmin kurulması olacaktır. O halde insanın kendisine olan yabancılaşmasından kurtularak kendisine dönmesini sağlayacak tek alternatif yaşam, bu harekete katılmak, devrimci komünist parti saflarında örgütlenmektir.
Devrimci bir savaş örgütü olarak kapitalizm içinde kapitalizmi bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırmak için savaşan proletarya partisi; kapitalizm tarafından belirlenen toplumsal ilişkiler içerisinde var olmakla birlikte, kendi içerisinde bu toplumsal ilişkilere karşı duran bir ilişki biçimini de yaratır. Parti militanları, komünist militanlar arasındaki ilişki biçimine yoldaşlık denir. Bu komünist ilişkinin yani yoldaşlık ilişkisinin içeriği ve biçimi yürütülen komünist çalışma ve bu komünist çalışma içerisinde ortaya çıkan işbölümü ve işbirliği tarafından belirlenir. İşbölümü ve işbirliği ilkesi, parti hayatı ve parti çalışmasının, parti militanlarının kolektif faaliyeti olarak planlanması, parti militanlarının hareketin değişik yönlerinde somut bir parti göreviyle görevlendirilmeleri, bu görevi yerine getirmelerinin partinin kolektif denetimine tabi olması, bütün alanlardaki komünist çalışmanın partinin elinde merkezileşmesi anlamına gelir. Parti çalışmasına var olan yetenekleriyle ve becerileriyle katılan militanlar, bu yetenek ve becerileri göz önünde bulundurularak görevlendirilirler. Bu biçimiyle parti çalışmasına katılan militanların kendilerini geliştirebilmelerinde, hata, zaaf ve eksikliklerinden arınabilmelerinde parti yaşantısının ve Leninist devrimci militanın ve "yeni insanın" bütün özelliklerini kazanabilmelerinde parti yaşantısının ve yoldaşlık ilişkilerinin rolü belirleyici bir etkendir. Bu yazının temel konusu olan bu sorunu çeşitli yönlerden irdelemeye çalışacağız-

YOLDAŞÇA GÜVEN
Devrimci Komünist Parti, insanlık tarihinin en gelişkin ve bilimsel dünya görüşüyle, Marksizm-Leninizm’le donanmış bir savaş örgütüdür. O, proletaryanın en fedakâr, en sebatlı ve en kararlı unsurlarıyla devrimci komünizmin ilke ve amaçlan platformunda birleşebildiği oranda gerçek bir proleter savaş örgütü olabilir. Partinin yürüttüğü komünist çalışma ve bu çalışmanın pratik uygulayıcıları olarak parti militanları, işçi sınıfı hareketini ilerletip, partiyi işçi sınıfı hareketinin bir parçası haline getirebildikleri ölçüde, parti yaşantısı gerçek komünist bir yaşantıya dönüşebilir. Parti ve komünist militanlar, bu mücadele içerisinde birbirlerini tanırlar, her yönden birbirlerine yakınlaşırlar ve onlar, burjuva dünya görüşü ve yaşam tarzının her türlü yansımasıyla amansız bir savaş içerisinde çelikleşirler. İşte komünistlerin birbirlerine duydukları güven, yoldaşça güven, bütün bu mücadele ve devrimci savaş içerisinde gelişir, derinleşir ve komünist bir içeriğe kavuşabilir. "Eski toplumun", burjuva değer yargılarının yarattığı, bireycilik ve çıkarcılıkla birleşen "kendinden başka hiç kimseye güvenmeme" anlayışı, hangi sınıfsal kökenden geliyor olursa olsun, partiye kanlan herkesin, mutlak hesaplaşması ve savaşması gereken bir olgudur.
Özellikle küçük burjuva devrimcileri ve Marksizm adına yola çıkmış aydın hareketleri arasında yaygın olarak rastlanan ve kendisini "her şeyi ben daha iyi yaparım, bu işi başkasına versek yapamaz, öteki polisin eline düşse direnemez, bir diğerinin elinden zaten hiçbir iş gelmez" türünden tutum ve düşüncelerde gösteren güvensizlik, kaynağını, proletaryaya, komünizme ve komünist mücadeleye yakınlaşamamaktan, burjuva alışkanlık ve ilişki biçimlerinden tam bir kopuşu gerçekleştirememekten alır ve bir sınıf tutumunu yansıtır. Komünist çalışma ise, militana bütün burjuva değer yargılarından arınabilmenin olanaklarını sunar. Yalnızca kolektif komünist çalışmada ortaya çıkabilme imkânına sahip olan yoldaşça karşılıklı güven, militanların kendilerini geliştirip ustalaşabilmelerinin, devrimci bir dönüşümü gerçekleştirebilmelerinin vazgeçilmez koşullarından birisidir.

YOLDAŞÇA ELEŞTİRİ VE DENETİM
Komünistlerin birbirlerine güvenmesi, birbirlerini denetlememeleri ve eleştirmemeleri anlamına gelmez. Eğer yoldaşça eleştiri ve denetim olmasaydı, komünistler hiç bir zaman eleştiriye ve denetime ihtiyaç duymayan robotlar olabilirlerdi ancak. Komünistlerin hiç hata yapmayan, hiç bir konuda zaaf göstermeyen, hiç bir eksikliği olmayan, hiç bir koşulda yardıma ihtiyaçları olmayan insanlar olduklarını kim iddia edebilir?
Kuşkusuz ki yoldaşlarımıza duyduğumuz güven, onların eksikliklerini tamamlamalarında yardım etmediğimiz zaman, yaptıkları yanlışlarda direndiklerinde acımasızca eleştirmediğimiz zaman, yanlış eğilimlerine karşı yoldaşça uyarılar yapmadığımız zaman içi boş bir duygudan öteye geçemeyecek, gerçek anlamına kavuşamayacaktır. Yoldaşça güven, yoldaşça eleştiri ve denetimin sıkıca birbirine bağlı olması, ne yoldaşlarımıza içi boş bir güven duyarak onları kendi başlarına hareket eden, kendinden mesul kişiler olarak görmemizi gerektirir ne de eleştiri ve denetim adı altında güvensizce bir yaklaşımı.
Komünist bir önder olarak Stalin'in, yoldaşlarına yönelik olarak yaptığı konuşmada söylediği şu sözler ve bir bütün olarak komünist yaşantısı yoldaşça güven ve eleştiri-denetimin nasıl iç içe olduğunu gösterir:
"Yoldaşlar! Bu meşalenin (sosyalizm meşalesinin) yanmaya devam etmesi ve bütün ezilenlerin ve köleleştirilmişlerin yolunu aydınlatması için her şeyi yapacağınıza kuşkum yok.
Bu meşalenin alevlerini, proletaryanın düşmanlarını dehşete düşürsün diye, har har körüklemek için her şeyi yapacağınıza kuşkum yok."
O, bir yandan yoldaşlarının, proletaryanın ve sosyalizmin zaferi uğrunda ellerinden gelen her şeyi yapacağına inanmakta ve güvenmektedir; bir yandan da bütün komünist yaşantısı boyunca, kimi zaman mektuplarla, kimi zaman çeşitli polemiklerle, kimi zaman da yüz yüze eleştirilerle, yoldaşlarının eksik yönlerini gidermeye, onları daha da ilerletmeye çalışmaktadır. Stalin'in yaşantısı ve eserleri incelendiğinde bu açıkça görülecektir. Stalin, yoldaşlarını kazanmak, onları doğru düşüncelere ikna etmek için sonuna kadar çabalar, ama tutumu ve eylemiyle proletarya davasının karşısına düşen, ondan uzaklaşan ve bu noktada direnenleri de daha dün yoldaşı olsa bile acımasızca eleştirir ve hak ettiği biçimde mahkûm eder. O halde, proletaryanın davasına duyulan devrimci inancın ve bu uğurda ihtilalci bir kavganın ortaya çıkardığı yoldaşça güven, aynı zamanda da komünist ilerleme ve gelişimin koşullarını yaratan yoldaşça eleştiri ve denetimin de maddi koşullarını hazırlar. Yoldaşça eleştiri ve denetim de komünistlerin birbirlerine duydukları güvenin çelikleşebilmesinin koşullarını yaratır.

YOLDAŞÇA YARDIM
Bütün bir parti çalışması tarafından belirlenen parti yaşantısının ve komünist ilişkilerin var olan toplumsal hayattan bütünüyle ayrı, ondan kopuk olarak düşünülmesi olanaklı mıdır? Hayır. Bütün militanlarıyla ve bütün örgütleriyle kapitalizme karşı, kapitalizmin yarattığı burjuva ilişkilere karşı savaşan parti, bu toplumsal hayatın içindedir. Ve burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi, burjuvazinin egemen sınıf olarak örgütlendiği bu toplumsal sistem içerisinde yürümektedir.
Nasıl ki devrimci komünist partisi proletarya önderlerini saflarına kazanmak, işçi ve emekçi kitlelerini yürüttüğü mücadeleyi ilerletip örgütleyerek kapitalizmi yıkmak için mücadele ediyorsa; burjuvazi de işçi ve emekçi kitlelerini kendi ideolojilerinden ve devrimci işçi partisinden uzaklaştırmak ve komünistleri çeşitli biçimlerde etkileyerek "yeniden" kendisine kazanmak için mücadele etmektedir.
Bu biçimler, burjuvazinin komünistleri ve devrimcileri fiili olarak yok etme ve katletme saldırılarıyla onları etkileme; ideolojik saldırılarıyla kendi düşüncelerine "yeniden" kazanma; kimi zaman da, böyle planlı bir çabanın dışında, her şeyiyle kendi dünyası biçiminde örgütlediği toplumsal hayatın ilişkileri içerisine, çekmek suretiyle gerçekleşebilir. Bütün bu biçimler, burjuvazinin komünizme ve komünistlere karşı yürüttüğü mücadelenin bileşenleridir. Burjuvazi, ideolojik ve fiili saldırılarıyla komünistlere, belirsiz bir gelecek uğruna mücadelenin anlamsızlığını, kapitalizmin ebedi ve tek "alternatif hayat olduğunu anlatır durur. Ve bu çabasıyla gösterdiği tek bir adres vardın Yeniden dönülecek olan kapitalizm.
Özellikle, komünizm ağır saldırılara uğradığı ve prestij kaybettiği dönemlerde, yeraltı çalışmasının ağır koşullarıyla birleşen bütün bu saldırıların komünist saflarda yer alan militanları çeşitli düzeylerde etkileyebilmesi olası, hiç etkilememesi ise olanaksızdır. Yukarıda belirttiğimiz üzere komünist parti ve komünist militanlar, kapitalizmin ve onun yarattığı ilişkilerin içinde ona karşı mücadele etmektedir.
İşte bütün bu saldırılardan çeşitli biçimlerde ve çeşitli düzeylerde etkilenen, yürüdüğü mücadele yolunda duraksayan yoldaşlarımız olduğunda ona karşı yaklaşımımız ne olmalıdır?
Böylesi durumlar ortaya çıktığında, yoldaşımıza karşı tutumumuz mutlaka ona yoldaşça yardım etmek ve destek olmak olmalıdır. Oysa kimi zaman, ona sonuna dek yardım etme yolunu daha baştan reddederek işin başında "zaten küçük burjuva özellikleri vardı, böyle olacağı zaten belliydi" türünden yargılarla yaklaşmak kesinlikle komünist bir tutum olmayacaktır. Amacı, emekçi yığınların kitle hareketini ilerletmek ve bu hareketi zaferle sonuçlandırmak olan parti, saflarına kazandığı her unsurla yürüyebildiği en son yere kadar yürüme, kazandığı her kişiyi pratik-devrimci mücadele içerisinde ilerletme ve dönüştürme, ortaya çıkan bütün sorunlarında ona sonuna kadar yardım etme yolunu seçer. Partinin bu devrimci özelliği aynı zamanda bütün militanlarının şahsında cisimleşmesi gereken bir özellik haline gelir ve geldiği oranda yoldaşça yardım, komünistler arasındaki ilişkileri düzenleyen ilkelerden birisi olarak devrimci anlamına kavuşabilir.
Kuşkusuz ki parti, militanlarını değerlendirirken onların gelişim özelliklerini, olaylar karşısındaki tutumunu, çeşitli dönemlerde gösterdikleri zaaflarını göz ardı etmez, edemez. Bu her şeyden önce militana karşı yapılmış bir kötülük olur. Onun kendisini eleştirebilmesinin, kendisiyle devrimci bir hesaplaşmaya girişebilmesinin önünü keser.
Özellikle komünist gençliğin eğitiminde, her bir genç komünistin gelişiminde yol gösterici olmak "elinden tutmak" ve onlara her durumda adeta bir bahçıvan titizliği ile yaklaşmak, partinin genç kuşaklarının yetiştirilmesinde zorunludur.
Eleştiri adına, hata yapan, eksiklik gösteren yoldaşına hoşgörüsüzce hücum eden, onu doğru ve devrimci olana kazanmak ve çaba göstermek yerine adeta kaybetmek için elinden geleni yapan yoldaşlara az rastlanmaz. Böyle birisinin içine komünist yardımlaşma duygusu iyice nüfuz edememiştir. Sabırla ve sebatla yoldaşına yardım etmek yerine, sabırsızca onu tecrit etmeye çalışmanın doğru olduğunu kim savunabilir?
Ancak, artık soyları tükenmek üzere olsa da, kafası yalama olmuş, komünizme ve komünist mücadeleye yabancılaşmış ve partinin dışına düştüğünde başka hiçbir iş yapamayacak olan, partiyi geçim kapısı olarak gören bezirgân başlarına da parti hiçbir zaman hoşgörü göstermez, göstermeyecektir. Böylelerini acımasızca eleştirip mahkûm edecektir. Çünkü her şeyi bilen, ama hiçbir işin ucundan tutmayan, herkese akıl hocalığı yapan ancak üzerine aldığı işi yerine getirmek için hiçbir çaba göstermeyen, kendini "emeklilik zamanı gelmiş profesörler" gibi hissedenlere komünist mücadele ve partide yer yoktur, olmayacaktır da.
Yoldaşça güven ve yoldaşça eleştiri ve denetimle birleşen yoldaşça yardımlaşma komünist mücadelenin ilerletilebilmesi ve genişleyebilmesinin; komünist yaşantının derinleşebilmesinin temel ilkelerinden birisidir.

YOLDAŞÇA SEVGİ
Herhangi bir burjuva örgütünde, insanların bir araya geliş sebebi temel olarak bireysel çıkardır. Bireysel çıkarın her birisinin amacı olduğu ilişki biçiminde, kendi çıkarlarını geliştirmek için, ötekinin kuyusunu kazma, yalan, çirkef, dedikodu vb. her yolu kullanarak kendi bireysel amaçlarını gerçekleştirmeye çalışma, burjuva ilişkilerinde her an rastlanabilir şeylerdir. Bu yönüyle bakıldığında iki burjuvanın neden asla birbirlerini sevemeyeceklerini anlarız.
Oysa koskoca bir dünyayı değiştirmek için bir araya gelmiş komünistler, burjuvaziye karşı yürüttükleri mücadelede hiçbir bireysel çıkar gütmezler; çünkü komünistler "herkes kurtulmadıkça, hiç kimsenin kurtulamayacağını" çok iyi bilirler. Bu bakımdan komünistlerin ilişkilerinde karşılıklı sevgi ve sadakat duygulan sürekli yaşayan bir duygudur. Hiçbir zaman birbirlerini görmemiş olan, birbirlerinin isimlerini dahi bilmeyen, birbirlerinden binlerce kilometre uzakta yaşayan, hatta kimi zaman birbirlerinden farklı zaman dilimlerinde yaşamış olan iki komünisti birbirlerine bağlayan, yakınlaştıran ve sonsuz bir insanlık ve yoldaşlık sevgisiyle birleştiren şey nedir? Hiç şüphesiz ki, bütün insanlığı» ve insanlık değerlerinin düşmanı olan burjuvazi ve kapitalizmin yıkılacağına, bütün insanlık kurtulmadıkça kendisi de kurtulamayacak olan proletarya ve sosyalizmin kazanacağına duyulan sınırsız inanç ve bu inanç ve bilinçle yürütülen mücadeledir. İki burjuva birbirini asla sevemez, çünkü onlar sadece kendi çıkarlarını düşünürler ve sadece kendilerini severler. İki komünistin birbirine duyduğu sevgi ve saygı ise, amaçlarının aynılığı ve bu amaçların onları, hiç bir kişisel çıkar gözetmeksizin bir araya getirmişliğidir.
Kimi zaman rastladığımız "ben şu yoldaşımı sevmiyorum, aynı amaçlar için bir araya gelmemiz birbirimizi sevmemizi gerekli kılmaz" türünden sözlerle ifade edilen ve teorileştirilen düşünce ve duygular, kişisel çıkar ve bireysel amaçlar olmadığı sürece mümkün ve anlamlı olmayan, kesinlikle proletarya ve komünistlere yabancı olan şeylerdir. Kaynağını burjuva düşünce ve yaklaşımlardan alır. Ve böyle düşünen, hatta bu düşüncelerini teorize etmeye çalışan kişinin içine komünist insanlık değerleri yeterince işleyememiştir.
Bütün yaşamını komünist mücadeleye adamış olan, devrimci komünist bir militan olarak ölen Mustafa Şefik'in şu sözleri, yoldaşça sevginin derin anlamını ve yüceliğini ne kadar güzel bir biçimde ardalar bize: "Yoldaşına gelen kurşuna kendisini siper etmeyen kişi komünist olamaz."

YOLDAŞÇA PAYLAŞIM

Kendisine ait mülk, kendisine ait yaşam burjuva dünya görüşünün ve yaşam tarzının temel karakteristiği ve insanlara dayatılmış biçimidir. Sorunlarıyla, kaygısıyla, tasası ve sevinciyle burjuva insanı yalnızdır. O, özel mülkiyetini hiç kimseyle paylaşmak istemediği gibi, yaşantısının hiçbir yanını ve sorununu da diğerleriyle paylaşamaz. Onun mülkiyeti özeldir, yaşamı da.
Komünistler açısından ise sorun tam tersidir. Bir komünistin özel mülkü yoktur. Hangi yoldaş kullanıyor olursa olsun her şey partinindir. Her şey parti için vardır. Her şey mümkün olabildiği oranda ihtiyaçlara göre paylaşılır. Bir komünist, partinin dışında (bir işte çalışarak ya da başka bir yolla) elde ettiği bir geliri kendisine ait, "kendisinin" olarak saymaz. Asgari düzeyde ihtiyaçlarını karşılayacak kadarı kendisinindir.
Bunun gibi komünistlerin özel yaşantısı ve manevi dünyası da yoktur. Onun açısından bütün duygu ve düşüncelerini, sorunlarını, sevinç ve heyecanlarını yoldaşlarıyla paylaşmak, genel olarak "böyle olması gerektiğinden" değil, kendisi için duyduğu bir ihtiyaç olmasındandır. Bir yoldaşın, sorunu, onun yanıbaşındaki tüm yoldaşların da sorunudur. Birisinin, sevinci hepsini mutlu eder. Kolektif bir yaşantı ve mücadelenin içerisinde her an gelişen bir duygudur bu.
Kimi zaman, içine kapanan, sorunlarını yoldaşlarıyla paylaşmayan, nedeni sorulduğunda da "özel bir sorun" türünden yanıtlar veren yoldaşlara rastlarız. Şüphesiz ki böyle yoldaşlar, "özel sorun"larını da yoldaşlarıyla paylaştıklarında, üstesinden daha kolay gelebileceklerini göremiyorlar. Bazen de "özel yaşantısı”nda başka türlü bir insan, yoldaşlarıyla bir araya geldiğinde başka türlü bir insan olmanın gerekliliğine inananları görürüz. Yenemediği, ne kadar feodal ve burjuva alışkanlık varsa, onlar özel yaşantısına hükmeder ve yön verir ve ancak çalışma içerisinde yoldaşlarıyla bir araya geldiğinde, bu davranışlarından, sakınır. Oysaki evinde ye faaliyetinin dışında başka, komünist çalışma içerisinde başka bir komünist olabilir mi? Komünist kişilik özellikleri ve komünist değerler, bir komünist militanın yaşamının bütün alanlarına yön vermelidir. Ve hayatın bütün alanlarında, bütün burjuva ve feodal alışkanlıklardan arına arına, her şeyini yoldaşlarıyla paylaşa paylaşa gelişebilir.

* * *
Leninist çalışma ve örgütlenme tarzı ve örgüt yaşantısı devrimci komünist parti saflarında ve çevresinde, devrimci moral değerleri yaratan temel maddi koşuldur. Bu değerler, ancak ve ancak, yaşamın her alanında, burjuva dünya görüşüne ve onun tüm yansıyış biçimlerine, dişle, tırnakla, her şeyimizle verdiğimiz amansız ve çetin kolektif bir savaşla yaratılabilir. Bu değerler, proletaryaya büyük bir savaş gücü kazandırır. Parti ve parti yaşantısı, bu devrimci moral değerlerin sımsıkı kenetlendiği, "devrime yürekten adanmışlık ruhuyla" eğittiği insanların sarsılmaz ve yenilmez birliği olarak, yine bu devrimci değerleri sürekli yenileyip besleyen bir okuldur. Parti okulunda, devrimci moral değerlerin yaratılmasının vazgeçilmez koşulu, "yoldaşça güven", "yoldaşça eleştiri ve denetim", "yoldaşça yardım", "yoldaşça sevgi", "yoldaşça paylaşım"la belirlenen, yoldaşça kolektif mücadeledir. Parti, şimdi tarihsel ve güncel bakımdan en ileri insan tipine karşılık gelen Leninist militan ve devrimci-komünist değerlere sahip olabildiği oranda, komünist çalışma tarzını ve örgütlenmesini geliştirip güçlendirebilir. Devrimci komünist partide yoldaşça ilişki biçiminin dışında, hiçbir ilişki tarzına yer yoktur ve asla olmayacaktır. Eğer uluslararası burjuvazinin bütün saldırılarını geri püskürtecek ve Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in kızıl bayrağını şaşmaz adımlarla yücelteceksek, komünizme ve proletaryaya yabancı bütün ilişki biçimlerine karşı devrimci bir savaşı inat ve ısrarla, ama mutlaka her an sürdürmeliyiz.

Ekim 1993