“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Felsefeye Giriş Üzerine Notlar

Bu yazının asıl amacı, kendi olanaklarıyla ve yalnızca elindeki kaynakları kullanarak, diyalektik materyalizmi öğrenmek isteyen okuyucuya bir kılavuz sunmaktan ibarettir. Bu yüzden, gerek çalışma yöntemi gerekse kaynaklar hakkında kısa bir özetle sınırlı kalacaktır. Her konu başlığı altında, o konuya ilişkin başlıca kaynaklar ve bunların kullanılması üzerine kısa bilgiler de verilecektir.
Genel bir felsefi metnin okunuşundan daha yararlısı, felsefi metinleri, konularına göre ayırıp araştırmaktır. Gerçekte, tek bir konuyu kapsamlı olarak inceleyebilmek için, bütün temel sorunlarla ilgilenmek ve her birinin diğeri ile bağıntısını görmek gerekecektir. Konulara ilişkin olarak sınıflandırılan eserlerin çoğunlukla aynı eserler olması da bunu göstermektedir. Fakat örneğin Anti-Dühring'i ya da Lenin'in Felsefe Defterleri'ni açıp baştan sona kadar okumaktansa, belli problemler etrafında parça parça ve diğer eserlerde, aynı konuya ilişkin olarak yer alan bölümlerle birlikte okumak daha doğru ve sonuç alıcı olacaktır. Genel olarak klasikler, hiçbir zaman bir kez okunup bırakılamazlar. Tümü daha önce okunmuş olsalar bile, özel bir problem ekseninde yeniden incelendiklerinde, daha önce farkına varılmamış pek çok ayrıntı ve hatta belirleyici nokta ile karşılaşılabilir.
Felsefi metinlerin okunuşundaki güçlüklerin aşılması ve bir bütün olarak diyalektik materyalizmin yalnızca bir bilgi olarak değil, düşünmeyi ve davranmayı tümüyle belirleyen bir Özellik halini alması, uzun ve sürekli bir çabayı gerektirir. Diyalektik materyalizm, basitçe bir düşünme biçimi değildir: Kurallarının ve yasalarının ezberlenmesiyle öğrenilmesi de tamamlanmış olmaz. Diyalektik materyalizm, insan hayatının her alanında karşılaşılan sorunları çözmek, yeni bir şeyler yaratmak ve esas olarak da koşullan değiştirmek isteyenler için bir araçtır. Dolayısıyla, diyalektik materyalizmle ilgili her sorun, ancak onun yetkin bir araç olarak kullanıldığı pratik etkinlik içinde çözülebilir. Bu, onun öğrenilmesinin de pratik içinde mümkün olduğu anlamına gelir. Dünyayı kavramak, değişik olaylar arasındaki içsel bağıntıları bulmak, değişmenin yönünü ve biçimini tayin etmek, daima, bir yandan derin bir gözlemi, diğer yandan da süreçlere aktif olarak katılmayı ve müdahale etmeyi gerektirir. Diyalektiğin kumcusu Hegel, bu yöntemin yalnızca düşüncenin, iç ilişkilerini ve çelişkilerini kapsadığını düşünüyordu; Marx, diyalektiğin kaynağının tarihsel eylem olduğunu görerek, onun gerçekleşmesinin toplumsal pratikle mümkün olacağını ilan etti. Buradan hareket ederek, şunu söyleyebiliriz: Diyalektiğin asıl öğrenileceği alan, onun gerçekleştiği pratik alanıdır. Bu, pratiğin kendi başına diyalektiği doğuracağı ya da sürekli iş yapan birinin sonunda kendiliğinden diyalektiği bulacağı anlamına gelmez. Diyalektik materyalizm, aynı zamanda bir bilimdir. Bütün bilimler gibi, derin ve sürekli bir teorik faaliyeti gerektirir.
Bu teorik faaliyet, diyalektiği karşıt felsefi sistemler karşısındaki konumu bakımından tanımaktan başlayarak, diyalektiğin değişik yorumlarını, Marx, Engels, Lenin ve Stalin gibi kurucu ve uygulayıcılarının düşünce ve eylemlerini öğrenmeye, değişik bilim dalları ve disiplinler arasında diyalektiğin yerini ve işlevini araştırmaktan, felsefenin çeşitli dallarında (etik, estetik, varlıkbilim, bilgi teorisi vs.) diyalektik bakış açısının uygulanmasını incelemeye ve bu alanlarda yeni düşünceler üretmeye kadar uzanır. Böyle bir ilgi ve inceleme genişliği, yalnızca felsefe alanında kalınarak kucaklanamaz. Teorik çalışma; doğa bilimleri (fizik, kimya, biyoloji vs.), toplumsal ve insani bilimler (ekonomi, sosyoloji, antropoloji, psikoloji vs.), teknik bilimler (matematik, mekanik, elektronik vs.) gibi alanlarda da bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir.
Fakat diyalektik materyalizmin asıl önemi, işçi sınıfının politik hareketinin ayrılmaz bir parçası olmasındadır. Ve bugün, diyalektiği öğrenmiş olup olmadığımız, bu hareket içinde diyalektik materyalizmi ne ölçüde uyguladığımıza bakılarak değerlendirilebilir.

FELSEFEDE PARTİZANLIK

Lenin'in ve Marx'ın felsefeyle ilgili en önemli belirlemeleri, geçmişte her şeyin üzerinde ve her şeyin en sonu olduğu iddiasıyla kendisini öne süren felsefenin, dolaysız bir biçimde politik içerik taşıdığıdır. "Felsefe politiktir" tezi, iki bakımdan önemlidir: Her şeyden önce, bu tespit, burjuvazinin felsefi eğilimlerinin ardında genel ve evrensel yapılar bulunduğu, herkes için geçerli ve ortak ilkeleri ileri sürdüğü biçimindeki iddiasını boşa çıkarır; ikinci olarak da, özellikle bir sosyalist olarak diyalektik materyalizmi benimsemenin dolaysız olarak Marksist-Leninist felsefenin partizanı, zanaatçısı olmak demek olduğunu gösterir. Marksist-Leninist teori, hem bir bilimi (tarihsel maddecilik), hem de bir felsefeyi (diyalektik-materyalizm) içerir. Böylece, Marksist felsefe (diyalektik materyalizm), proletaryanın iki teorik silahından biridir. Bu, bir komünist devrimcinin, hem bilim adamı, hem filozof niteliklerini taşıyan bir militan olarak tanımlanmasını sağlar.

FELSEFENİN İÇERİĞİ VE İŞLEVİ; BİLİM, FELSEFE, TOPLUM; TEORİ VE PRATİĞİN BİRLİĞİ OLARAK FELSEFE
Devrimcinin mücadelesi, değiştirmek istediği bütün dünyayı kapsar. Bu dünya, yalnızca ekonomik-toplumsal ilişkilerin ve doğal ortamın oluşturduğu maddi dünyadan ibaret değildir; aynı zamanda insanların iradeleri dışında birbirleriyle girdikleri maddi-ekonomik ilişkilerin sonucunda doğan, ideolojik, kültürel, felsefi düşünce ve inançların meydana getirdiği bir başka dünya da, bu bütünlüğün ayrılmaz bir yanı olarak mücadele alanının içindedir. Bu çok unsurlu, karmaşık ve karşılıklı olarak birbirini etkileyen bağıntılardan örülü ortamın değiştirilmesi ve dönüştürülmesi, onun içinde yer alan bütün güçlerin hareketi üzerinde etkili olmakla başarılabilir. Öyleyse, değiştirme ve dönüştürmenin ilk koşulu, hareket halindeki bütün bu güçleri etkileyebilmek için onların kendi doğalarını, karşılıklı ilişkilerini ve çelişkilerini bilmekten geçmektedir. Maddi dünyayı oluşturan başlıca üç farklı alanın; yani, doğanın, toplumun ve bilincin hareket yasalarını, birbirinden farklı ve özel bilim dalları inceler. Günümüzde bilim, gittikçe ayrışıp ve özelleşerek, daha özel hareket biçimlerini ve alanlarını konu edinen dallara ayrılmakta, böylece insan bilgisi, maddi gerçekliği gittikçe daha derinden kavrayarak, onu denetimi altına alabileceği olanakları geliştirmektedir. Tarih boyunca, bilimdeki her gelişme, felsefede de devrimci gelişmelere yol açmıştır. Bu, insanın nesneler hakkındaki bilgisi ile genel ve soyut düşünceler geliştirebilmesi arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle, nesnel olaylar ve ilişkiler hakkındaki bilgi ne kadar gelişmiş ve tamamlanmış ise, onların doğaları ve aralarındaki ilişkilerin soyut düşünceler biçiminde ifade edilmesi de, o denli olanaklı hale gelmektedir.
Bilimle felsefe arasındaki bu ilişki, felsefenin temel işlevini ve içeriğini gösterir.
Özellikle diyalektik materyalizm söz konusu olduğunda, bilimle felsefe arasındaki ilişki, alışılmış bir etkileşme ilişkisi olmaktan çıkar: Diyalektik materyalizm, yalnızca bilimin gelişmesinin; bilimdeki devrimlerin bir sonucu değildir: Aynı zamanda, bir bilim felsefesidir. Örneğin Lenin'in "madde" kavramı üzerine gerçekleştirdiği diyalektik materyalist çözümleme, bir yandan dönemin en İleri fizik bulgularıyla uyumludur, diğer yandan, kavramın en genel kullanım alanı bakımından bir genişletilmesini içerir. Böylece, doğa bilimlerinin bulguları üzerine geliştirilmiş bir felsefi kavram olmakla kalmaz, doğu bilimleriyle toplumsal hareket ve düşünce arasında da ilişkileri yeniden kurar. Geleneksel olarak, felsefe, bilimlerin üzerinde, bilimler için yasalar hazırlayan bir konumda bulunduğu iddiasını ileri sürmekteyken, diyalektik materyalizm, değişik bilim dallarının ilkelerinin genelleştirilmesinin, bilimsel teknik ve yöntemlerin incelenip geliştirilmesinin ve bütün bunlardan elde edilen en genel sonuçların, toplumsal hayatın tüm alanlarına uygulanmasının teorisi olarak karşımıza çıkar. Bir başka deyişle, kendisinden önceki felsefelerin aksine, teorik ve pratik alanların ayrılığına değil, aksine, birliğine ve birbirini tamamlamasına dayanır. Bu özellik, diyalektik materyalizmin bir felsefe olarak, kendisinden önceki soyut ve metafizik sistemlerden ayrılmasını karakterize eder. Diyalektik materyalizm, insan pratiğinin teorisidir ve bilimler için bir yöntemdir.
İnsan pratiğinin teorisi olmak, doğrudan doğruya onu güncel toplumsal hareketin ilişkilerine ve tarihsel birikime bağlar. Bir başka deyişle, bir yandan toplumsal pratiğin bin yıllar boyunca birikmiş bilgi ve deney zenginliğinin bir özetidir: öte yandan bu birikimin güncel toplumsal hareket ve pratik içinde denenip zenginleştirilmesinin yöntemini verir.
Diyalektik materyalizmin bir diğer toplumsal işlevi, eski inanç sistemleri yerine, doğa, toplum ve bilinç hakkında yeni ve tümüyle maddi dünyanın ilişkilerine dayanan, hem bu dünyadan kaynaklanan hem de bu dünyanın denetim altına alınması ve değiştirilmesi için gerekli bilgi düzeyini sağlamaya aday olmasında görülür. Bu, her şeyden önce, eski inanç sistemlerinin (felsefelerin, dinlerin, efsanelerin) yarattığı ve yerleştirdiği "dünyanın değiştirilemezliği" fikrine karşı, hem değişmenin temel gerçeklik olduğunu bildirmesinde hem de değiştirmenin nasıl olanaklı olduğunu ve niçin gerekli olduğunu göstermesinde ortaya çıkar. Bilimler ve diyalektik materyalizm arasındaki ilişkiyi inceleyen başlıca makale ve kitaplar şöylece sıralanabilir:
Friedrich Engels, "Doğanın Diyalektiği".
Friedrich Engels, "Anti Dühring".
V. I. Lenin, "Materyalizm ve Ampriokritisizm".
V. I. Lenin, "Marksizm’in Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni" ve "Karl Marx" başlıklı makaleler ("Marx, Engels, Marksizm" adı derleme içinde).
K. Marx, "Felsefenin Sefaleti", (Bilimin devrimcileşmesi ve sınıf karakteri kazanması süreçleri hakkında).

MİLİTAN MATERYALİZMİN ÖNEMİ ÜZERİNE LENİN
Felsefi materyalizm, insanoğlunun uzun tarihsel pratiğinin sonucunda ulaştığı dünyayı etkin bir biçimde kavrama düzeyinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Diyalektik materyalizme kadar geçen uzun bir süreç söz konusudur ve bu son halini almasında, bütün çağlar boyunca insanın kendisini dinin düşünce ve eylem üzerindeki kısıtlayıcı baskısına karşı mücadelesinin izlerini taşır. Bu özelliğiyle de, her çağda ilerici düşünceye içerik veren, hedeflerini düzenleyen ve genelleştiren bir rol oynamıştır. Antikçağda atomcular, ortaçağda Nominalistler, kapitalizmin başlangıç dönemlerinde aydınlanmacıların büyük bir bölümü, bilimin ve tekniğin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan değişik türde materyalist okullar, bu birikimin köşe taşlarını oluştururlar. Kuşkusuz, bu genel birikim içinde, materyalist felsefe, birbirinden çok farklı, bazen karşıt okullar elinde gelişmiş, esas karakteri itibariyle de metafizik bir karakter taşımıştır. En genel ifadeyle, materyalizm, varlığın temelinde düşüncenin bulunduğunu savunan idealizme karşı, bütün varlık dünyasının maddeye dayandığını ve düşüncenin de maddenin bir ürünü ya da sonucu olduğunu savunmak anlamına gelmektedir. Maddi dünyayı tek ve bütünsel olarak kavrayan bu görüş, maddenin üstünde ya da ötesinde olduğu ileri sürülen bütün güçlerin (ruhların, tanrıların, evrensel aklın) insan hayatındaki etkisine karşı durmayı temsil eder. Bilimlerde, sanatta ve felsefede, materyalist eğilimlerle bugüne kadar geçen zaman içindeki bütün egemen sınıfların dünya görüşleri birbiriyle çelişmiş ve çatışmıştır. Materyalist felsefe, daima, egemen düşünceye ve egemenliğin siyasal sistemlerine muhalif olan çevrelerin dünya görüşü içinde ve ona güç veren bir işlev taşımıştır. Bir başka deyişle, materyalizm, genel içeriği ile yalnızca proletaryanın ve komünistlerin değil, bütün ezilen sınıfların ve devrimci siyasi hareketlerin ortak mirası olarak tanımlanabilir.
Ne var ki, diyalektik materyalizmden önceki bütün materyalist sistemler, aynı zamanda metafizik unsurlar da taşıyorlardı ve özellikle toplumsal hareket ve insanın doğa üzerindeki etkinliğinin sonuçları söz konusu olduğunda, insanın aktif bir rol taşıdığı görüşüne ulaşamıyorlardı. Metafizik materyalizm, maddenin hareketini bölümler halinde ve geçişsiz olarak algılıyor, karşılıklı etkileşme, birbirinden doğuş ve birbirine dönüşme olanaklarını ve zorunluluklarını görmüyordu. Belli bir kategori ya da kavramla ifade edilen herhangi bir nesne ya da Olayın, bütün bir süreç boyunca bu temel niteliğinin ancak dışsal olarak değişebileceği görüşü de, metafizik materyalizmin başlıca yanılgılarından birini oluşturuyordu. Bu noktada, diyalektik materyalizmi savunan işçi sınıfı partisini ve buna bağlı bilim ve düşünce adamlarını bekleyen önemli görevler vardır. Devrimci sosyalist bilinçle donanmış işçi sınıfının dışındaki muhalefet güçlerinin temsilcileri, burjuva-küçük burjuva bilim adamları, sanatçılar ya da yazarlar, dünya görüşlerinin sınırları dolayısıyla, muhalefet olarak tuttukları yer ve muhalefet programlarının niteliği bakımından da kendi tarzlarında sahip oldukları materyalizmin eksikliklerini ve zaaflarını taşırlar. Lenin, kendi zamanında, materyalist felsefenin, işçi sınıfı ile diğer devrimci, demokrat halk muhalif güçleri arasında bir ittifak için elverişli olanaklar sunduğunu saptamıştı. Bu yalnızca devrimin başarılmasında değil, devrim sonrasında komünizmin kuruluş sürecinde de gerekliydi. Lenin, "Komünist olmayanlarla ittifak kurulmadıkça, komünist düzenin kurulmasında başarı söz konusu olamaz." demiştir. Bu ittifakı gerçekleştirmenin başlıca araçlarından biri de, materyalist dünya görüşü idi. Bu bakış açısı, günümüz koşullarında da büyük önem taşımaktadır. Özellikle dinci gericiliğin ilerleyişi karşısında paniğe kapılan, buna karşı durmak isteyen, fakat tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de dünya görüşlerinin sınırlılığı nedeniyle, dinsel gericilik karşısında takındıkları tavrı dinin felsefi ve sosyal temellerine kadar uzatamayan ve düştükleri çelişkiler dolayısıyla güçsüz ve büyük ölçüde uzlaşmacı bir çizgide kalan aydınlar, ancak sağlam bir materyalist dünya görüşü ile ileri doğru gidebilirler. İşçi sınıfının politik hareketi, tutarlı ve militan bir materyalizmi savunarak, hem kendi sınıfının bilincini geliştirmek hem de, devrimci demokrasi cephesinde güçlü bir mevzi yaratmak olanağını bulacaktır.
Genel olarak idealizm ve materyalizm çatışması, özel olarak da din konusunda başvurulabilecek kaynaklar özetle, şunlardır:
Marx'ın "Hegel'in Hukuk Felsefesine Giriş" başlıklı makalesi "Din halkın afyonudur" özdeyişinin geçtiği yazısıdır. Bu özdeyişin tam içeriği ve hangi bağlamda söylendiğinin araştırılması özel bir eğitim olacaktır. Makalenin yer aldığı, "Din Üzerine- Marx, Engels" başlıklı derleme içinde, Marx ve Engels'in en önemli makaleleri yer almaktadır. Dinin ortadan kalkışı için, Kapital'in, 1. Cildinin Konu Dizini'nden yararlanılabilir. Engels'in, Anti-Dühring, Doğanın Diyalektiği adlı eserleri, diğer birçok konuda olduğu gibi, din konusunda da temel başvuru kitaplarıdır. Lenin'in konuya ilişkin görüşlerini ise, yine "Din Üzerine" başlığı altında toplanan makalelerinde bulabiliriz. Burada özellikle, "İşçi Partisinin Din Karşısındaki Tutumu", "Sosyalizm Ve Din" başlıklı makaleler, Marksistlerin din karşısındaki tutumlarını ve dine karşı savaşlarını, sosyalizm, Tanrıtanımazlık ve dinsel özgürlük konularına ilişkin Marksist bakış açısını mükemmel bir biçimde sergilemektedir.

FELSEFE ÖĞRENİMİNDE İLK ADIM: DİYALEKTİK MATERYALİZMDE KAVRAMLAR VE BAŞLICA KATEGORİLER
Her felsefe okulunun ayırt edici özellikleri, madde ve bilinç arasındaki ilişkiyi çözmesinden başlayarak, bilgi teorisinde, mantığında ve yönteminde, kavram ve kategorilerden oluşan terminolojisinde görünür. Her felsefe, tarih boyunca kullanılmış pek çok kavram ve kategoriyi, kendisine özgü bir içerikle donatarak kendisinin kılar. Örneğin madde kavramına verilen içerik, çağlar boyunca, temel tutumlar bakımından defalarca değişiklik göstermiş, birbirine karşıt ve çelişik birçok tanım ileri sürülmüştür. Genel olarak ele alındıklarında birbirinden tamamen farklı ve hatta karşıt içerikler taşısalar da, her kavram ve kategori, belli bir felsefi sistem içinde sistemin bütünüyle tutarlı özellikler taşır. Bu genel tutarlılık, felsefi görüşün sistem olarak ortaya çıkmasını sağlayan en temel özelliktir. Kendi kavramları arasında çelişkiler bulunan, biri diğerini geçersiz kılan düşünceler, felsefi sistem oluşturmazlar.
Diyalektik materyalizmi karakterize eden başlıca kavram ve kategorileri şöylece sıralayabiliriz:
Hareket, madde, zaman ve uzay, özel ve genel, öz ve içerik, görünüş ve biçim, neden ve sonuç, zorunluluk ve rastlantı, olanak ve gerçeklik, teori ve pratik, mantıksal ve tarihsel, karşılıklı etki, nedensellik, objektif ve sübjektif, mutlak ve göreli, sonlu ve sonsuz, ussal ve duyumsal, süreklilik ve kesiklik, evrim ve devrim, soyut ve somut, parça ve bütün, çelişki, uzlaşan ve uzlaşmayan karşıtlıklar, nicelik ve nitelik, yadsıma, vs.
Marksist klasiklerde geçen başlıca kategoriler bunlardır. Her bir kategorinin içeriği, materyalist diyalektik açıdan kurulmuştur ve diğer felsefi sistemlerde olduğundan tümüyle farklıdır. Kategorilerin büyük bir çoğunluğu, bir kavramın karşıtı ile birlikte oluşturduğu ikililer halindedir. Bu önemli bir farklılığı gösterir. Metafizik ve idealist sistemlerde, karşıtlığın bir kusur olarak görülmesi sonucu, örneğin rastlantı ve zorunluluk, ayrı ayrı incelenmek durumundadır. Ya da öz ve biçim, daima birbirinden ayrı oluş tarzları olarak anlaşıldıklarından, bir arada ve birbirlerine etkileri bakımından ve hele çelişen özellikleriyle düşünülemezler. Her şeyden önce, karşıtını içerme ilişkisi bakımından, sonra da ayrı ayrı her birinin bir hareket biçimi içinde birbirlerine bağlanmalarının sistemim yüksek bir mantık düzeyinde işlenmiş olmasından dolayı, diyalektik materyalizmin kategoriler teorisi, sistemin bütününün anlaşılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Lenin'in deyişiyle, diyalektik mantığın başyapıtı olan Kapital, kategorilerin içerikleri ve kullanılış biçimleri hakkında başvurulacak temel eser niteliğindedir. Ne var ki, bunlar Kapital'de ayrı ayrı ve özel bölümler halinde işlenmiş değildir. Kapital'in içinde, bazen adları bile anılmadan, bir inceleme unsuru, mantıksal yapı olarak kullanılırlar. Bunları Kapital içinde bulabilmek için dikkatli bir okuma gerekir. Öte yandan, Kapital'in sonuna eklenmiş bulunan "Konu Dizini'nde, Diyalektik ve Marksist Ekonomi Politik Yöntemi bölümlerinden yararlanarak, bunlardan bir bölümünün geçtiği pasajlar bulunabilir.
Doğanın Diyalektiği'nden ve Anti-Dühring'ten de aynı biçimde yararlanılabilir. Fakat kategorilerin başka felsefi sistemler içinde yeri ve anlamı, Hegel sistemindeki içerikleri ve diyalektik materyalizm bakımından anlamları ve işlevleri hakkında daha ayrıntılı bilgi, Lenin'in "Felsefe Defterleri" içinde aynı yöntemle yapılacak bir araştırmayla bulunabilir.
Kavram ve kategoriler üzerinde yapılacak bir inceleme ve bunların içeriğinin klasik metinlerden öğrenilme çabası, diyalektik materyalizmin temelleri hakkında "hızlandırılmış" bir kurs niteliğinde olabilir.
Kavram ve kategorilerle birlikte, diyalektiğin üç temel yasası (nicelikten niteliğe geçiş, karşıtların birliği ve mücadelesi, yadsımanın yadsınması), aynı yöntemle yukarıda adlarını andığımız eserler içinde bulunarak incelenebilir.
Her iki konu, yani kategoriler ve yasalar için, özellikle Lenin'in "Felsefe Defterleri" bir diyalektik materyalizm ansiklopedisi değeri taşımaktadır. Bu eser, içindeki pek çok alıntı ve Lenin'in kendi yöntemince yaptığı notlamalar dolayısıyla, oldukça güç okunabilmektedir. Özellikle, herhangi bir kitap gibi, başından sonuna kadar sırayla okunmaya kalkışıldığında, hem büyük güçlüklere yol açar hem de bitiminde herhangi bir gelişme sağlanmamış olur. Bu eser, incelenen konuya ilişkin bölümler seçilerek ve özellikle Lenin'in notlarıyla esas metin arasındaki ilişkiler dikkatle incelenerek okunabilir. Lenin, notlarında hem alıntı yaptığı eserler hakkında görüşlerini söylemektedir hem de büyük ölçüde kendi eğitimini geliştirmek için yer yer kendisiyle de tartışmaktadır.
Eser birçok yönden, ayrı ayrı yöntemlerle okunabilir. Fakat Lenin'in, Marx'ın Kutsal Aile adlı eserini okurken izlediği yol ve kullandığı yöntem, bizzat kendi eserinin okunması için de bir yol olabilir. Bu yüzden, Felsefe Defterleri'nin, bu bölümü, herhangi bir klasik metnin nasıl okunup notlanacağının öğrenilmesi için ilk elde incelenmelidir.
İnceleme ve tartışmanın bir arada yürütülmesi, Lenin'in diğer bölümlerdeki notlarında da sık sık rastlanan bir özelliktir. Bu metinlerin incelenmesi, Lenin'in her şeyden önce, bir kitabı ya da makaleyi okumaya başlarken kendi problemini net olarak tanımladığını göstermektedir. Her kitabı ya da makaleyi, Lenin, ya üzerinde çalışmakta olduğu bir konuya ilişkin olarak okumaktadır ya da kendi kafasında oluşan bir problemin çözümüne yardımcı olması için. Bazı metinler ise, ağırlıklı olarak eleştirilmek için gözden geçirilmektedir. İncelendiğinde görülecek olan başlıca özellik, Lenin'in okuma ve notlama yönteminin amacına uygun olarak değişiklikler gösterdiğidir. Özellikle Hegel okumaları; eğitim, tartışma, notlama, eleştirme amaçlarının bir arada bulunduğu yoğun parçalardır. Burada, onun dikkat ettiği bütün özelliklerin, Marksizm tarafından geliştirilen özellikler olduğunu görürüz. Bir bakıma, Lenin'in, Hegel'i, Marx'ı daha derinden kavramak için okuduğunu söyleyebiliriz. Buradaki notların 1914-1916 yılları arasındaki okumalara ait olduğunu düşünürsek, Lenin'in titiz bir öğrenci gibi, her şeyi en ince ayrıntısına kadar büyük bir sabırla ve öğrenme isteği ile okumasının değerini daha iyi anlayabiliriz. Bu da göstermektedir ki, Marksizm’in öğrenciliği, bitmez tükenmez bir süreçtir ve Lenin düzeyinde bir önder durumuna gelinse bile tamamlanmış sayılmamaktadır.
Kavramalar, kategoriler ve yasalar, diyalektik materyalizmin iskeletini oluşturur. Bu yüzden, yukarıda değindiğimiz ve bir felsefe çalışmasının başlangıcında yer alması gereken temel perspektifleri özetleyen konuların öğrenilmesinden sonra, daha sonra geliştirmek ve derinleştirmek şartıyla, kavramlar, kategoriler ve yasalar, sözlüklerden ansiklopedilerden ve basitleştirilmiş el kitaplarından kabaca özetlenebilir.
Bunun için yardımcı olabilecek pek çok çalışma vardır. M. Rossenthal ve P. Yudin tarafından kaleme alınan ve Aziz Çalışlar tarafından Türkçeye çevrilen, "Materyalist Felsefe Sözlüğü" (Sosyal Yayınlar), Manfred Buhr ve Alfred Kosing tarafından yazılan ve Türkçeye "Marksçı Leninci Felsefe Sözlüğü" (Konuk Yayınları) adıyla çevrilen sözlük, İvan Frolov yönetiminde Bilimler Akademisi tarafından hazırlanan "Felsefe Sözlüğü" (Cem Yayınevi), mevcut sözlükler arasında önerilebilecek nitelikte olanlardır. Ne var ki, bütün sözlüklerden edinilen bilgi, diyalektik materyalizmin kabalaştırılmış ve basitleştirmek adına eksik ve metafizik tarzda özetlenmiş bir yığını olabilir. Araştırmaya başlarken sağlanacak olan kolaylık, ilerleyen aşamalarda klasiklerin eksik ve yanlış anlaşılmasını da etkileyebilir. Bu yüzden, buralardan edinilen özetlerin, ancak geçici bir kolaylık için işe yarayacağı gözden ırak tutulmamalıdır. Bu söylediklerimiz, Orhan Hançerlioğlu tarafından hazırlanan "Felsefe Ansiklopedisi" için misliyle geçerlidir.

"FELSEFE TARİHİ"
Felsefe tarihi, önce, temel kavram ve kategorilerin tarihsel köklerinin incelenmesi için bir kaynak olarak, sonra da bilinçle madde arasındaki ilişkinin gelişmesinin ana hatlarını özetleyen bir birikim olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte, felsefenin üretim ilişkilerinden ve bunun üzerinde şekillenen sınıf mücadelesinden bağımsızlığı söz konusu olamaz. Bununla birlikte, bu başlık altında derlenen bilgi, özel olarak ideolojik ve düşünsel gelişimin ana hatlarını özetlemesi bakımından son derece önemlidir. İnsan topluluklarının evrimine paralel giden bir de düşünce evrimi çizgisi bulunduğunu görmek, diyalektik materyalizmin köklerini ve tarih içinde hangi evrelerden geçerek, proletaryanın dünya görüşü biçimini aldığını anlamamız için zorunludur.
Her felsefi akım, büyük ölçüde, toplumsal tarihin bir parçası ve onun gelişmesinin ürünü olmuştur. Bununla birlikte, Marksizm dışında hiçbir felsefe, bir kitle gücü olarak, temsil ettiği ya da mücadelesinin ve varlığının bir ürünü olduğu sınıfla birleşmemiştir. Köleciliğin ideolojisini ya da aristokrasinin veya burjuvazinin dünya görüşünü yansıtan, onun eylemiyle ve yönetme tarzıyla uyumlu felsefeler vardır ve ortaya atıldıkları dönemde büyük ölçüde yönetici sınıfın ihtiyaçlarına cevap verme yeterliliğini de göstermişlerdir. Fakat, Marksizm, bunlardan farklı olarak, bir sosyal güç haline gelebilmesine elverişli sosyal sınıfla birleşebilmiş, net bir sınıf karakteri ve sınıf gücü olmuş, Marx'ın kendi deyişiyle, "maddi bir güç haline" gelebilmiştir. Bunda elbette, Marksizm’in, kendisini sınıf mücadelesinin bir parçası olarak açıkça ilan etmesinin de rolü vardır: Marksizm, diğer felsefi akımlardan farklı olarak, kendisini, geçmişteki bütün felsefi akımların sınıf karakterini de açıklayarak, "bütün insanlığın", "evrensel aklın", "insanın özünün" vs. felsefesi olarak değil, proletaryanın mücadele silahı olarak ilan etmiş ve birleşmek istediği sınıfın bilinci olmaya da aday olmuştur.
Ancak bu düzeye çıkabilmek için, kendisinden önceki bütün sınıf mücadelelerinin sosyal, siyasal ve ideolojik birikiminin kapsamlı bir eleştirisini geliştirmiştir. Proletarya hareketinin bütün verili sosyal koşulların ve sınıflı toplumlar tarihinin bir eleştirisi olduğunu düşünen Marx'a dayanarak Lenin, proletaryanın dünya görüşünün de bu birikimi eleştirel tarzda kapsaması gerektiğine işaret ediyordu. Felsefe tarihi, en azından bu bakımdan üzerinde çalışılması gereken bir daldır.
Fakat diyalektik materyalizmin köklerinin ve gelişme özelliklerinin tanınması söz konusu olduğunda, felsefe tarihine yaklaşım daha büyük bir önem taşımaktadır. Diyalektik materyalizmin başlıca kavram ve kategorileri, bütün felsefe tarihi boyunca değişik filozoflar ve felsefi akımlar tarafından işlenip geliştirilmiş ve belli bir içerikle donatılmıştır. Örneğin madde, zaman, uzay, neden, etki, oluş, öz, biçim vs. antikiteden başlayarak, Marksizm’in başlıca kaynaklarından birini oluşturan Klasik Alman Felsefesinin büyük okullarına kadar, her dönemde her felsefe tarafından işlenip incelenmiştir. Aşağıdaki bölüme bir listesini vereceğimiz kavram ve kategorilerin tarih boyunca geçirdikleri evrimin ve değişmenin incelenmesi, bu kavram ve kategorilerin diyalektik materyalizm içinde kazandıkları içeriğin anlaşılmasını sağlam bir temel üzerinde mümkün kılacaktır.
Diyalektik, Hegel'in elinde, tamamen, bir kavram ve kategori diyalektiği olarak şekillenmişti. Esas olarak bir yeni mantık kurmaya giriştiği için, Hegel'i ilgilendiren, düşüncenin iç hareketiydi. Diğer yandan bu görüş, varlığın başlangıcında evrensel bir aklın bulunduğu görüşüyle de tamamlanıyordu. Sonuçta da, düşüncenin, ya da evrensel aklın hareketinin anlaşılmasının, maddi dünyanın anlaşılmasının temeli ve başlangıcı olduğu noktasına ulaşılıyordu. Bu bakış açısı, kavram ve kategorilerin kökeni ve hareketi sorununu tartışmayı gerekli kılmakta ve bizi, materyalizmle idealizm arasındaki temel çatışma noktasına götürmektedir.
Türkçede yayınlanmış en kapsamlı felsefe tarihleri, Macit Gökberk ve Alfred Weber imzalarını taşıyan aynı adlı iki eserdir. Birincisi, Remzi Kitabevi'nden, diğeri Sosyal Yayınları'ndan çıkmıştır. Özellikle materyalist felsefenin gelişimi için, Marx'ın Kutsal Aile adlı eserinde, "Fransız Materyalizmi" ölümü incelenmelidir. Engels'in Anti-Dühring adlı eserinde de, değişik bölümlere dağılmış halde, felsefe tarihinin başlıca köşe taşları özetlenmektedir. Burada da yine, eserin Konu Dizini incelenerek, okunacak bölümler seçilebilir.

FELSEFENİN TEMEL SORUNU
Her felsefe okulunun kendi içinde temel sorunu, düşünce ve varlık konularına ilişkin olanıdır. Akımın özelliğine bağlı olarak, bu sorun değişik biçimlerde ve bağlamlarda dile getirilse de, felsefenin diğer temel konularındaki bakış açısını da, bu konuda takındığı tutum belirler. Engels, felsefe tarihi boyunca, bu konu ekseninde ayrışmış felsefelerin başlıca iki ana grupta toparlanabileceğine işaret etmiştir. Birincisi, maddenin düşünceye öncel olduğunu, bir başka deyişle varlığın bilinçten önce geldiğini ileri süren materyalistler (materyal = madde); ikincisi de, düşüncenin ya da bilincin maddi varlığa öncel olduğunu ileri süren idealistler (ideal = düşünce, fikir). Bu ayrımın temel bir sorun olarak tanımlanmasının nedeni, her iki görüşün de, sonuçta, diğer düşünce ve eylem alanlarını belirleyen bir ayrıma temel teşkil etmesindedir. Örneğin, ortaçağda, bilinç ya da maddenin önceliğini tartışmak, "dünyayı tanrı mı yarattı, yoksa dünya maddi olarak öncesiz ve sonrasız olarak var mıydı?" sorusuna karşılık düşerek, bütün bir egemenlik Sisteminin sorgulanmasına kadar uzanabiliyordu. Bir ayrım noktasının bu kadar kapsamlı genel bir özellik göstermesinin nedeni, şu soruyu içermesinden kaynaklanmaktadır: Olaylar, nesneler ve ilişkilerle, bunlar hakkındaki düşüncelerimizin arasında nasıl biri bağıntı vardır? Bu bağıntı nasıl kurulur ve sonuçta nesneler, olaylar ve ilişkiler hakkındaki düşüncelerimiz, bunların değiştirilmesini sağlayabilir mi? İdealizm, varlıktan önce bulunan bir aklın kurduğu dünyanın, insan düşüncesinin ve eyleminin hareketiyle değiştirilmesini de mümkün görmüyordu. İdealizmin tasarladığı dünya, her noktasında, insan isteklerine ve iradesine bağlı olarak değişmeye karşı dirençli, kendi içinde kapalı bir dünyaydı. İnsan, yalnızca buna uyum sağlayabilir, bunu da tanrının emirlerine boyun eğerek yapabilirdi. Materyalizmin çizdiği dünya ise, insanın üzerinde değişiklikler yapabileceği, denetleyebileceği, anlayabileceği ve en azından insanla etkileşme içinde bir dünya idi.
Diyalektik materyalizmi, gerek önceki diyalektik sistemlerden gerekse önceki materyalist sistemlerden ayıran temel özelliği tanıyabilmek ve Marx ve Engels eliyle ulaştırıldığı yüksek düzeyi anlayıp koruyabilmek için, bir başka deyişle bu materyalizmin saflığını koruyabilmek için, önceki sistemlerin özelliklerini bilmek zorunludur. Örneğin, atomcuların materyalizmleri ile yeniçağ aydınlanmacılarının materyalizmleri arasındaki farklılığı, bunlarla en gelişmiş metafizik materyalizm olarak kabul edilebilecek olan Feuerbach materyalizmine kadar yaşanan gelişmeleri bilmek, Marksist materyalizmin kullanılışında bunların yaşadığı eksik ve yanlışlıklardan korunmayı kolaylaştıracaktır. Özellikle son dönemlerde, diyalektik materyalizme karşı artan saldırılar, felsefenin temel sorunu hakkındaki materyalist ve idealist cevapları ayrıntılarıyla inceleme gereğini güçlendirmektedir.
Yalnızca eski materyalizmle ilişkisi bakımından değil, idealizmin değişik türleri açısından da diyalektik materyalizmin temel farklılığı anlaşılmadıkça, bu yönden de bir sızma daima mümkün olacaktır. Diyalektik materyalizmi sözde geliştirme ya da yeni gelişmeler bakımından Marx ve Engels'in, Lenin'in görüşlerini revize etme girişimlerinin pek çoğunda, idealist çizgilerin egemenliği görülmektedir. Şu halde, idealizmin yalnızca temel özelliklerinin değil, ayrıntılarının ve değişik idealist felsefe okullarının iç tartışmalarının da bilinmesi, büyük önem taşımaktadır.
Bütün bilgi toplamı, felsefeyi bir uzmanlık dalı olarak seçen devrimciler için gerekli olarak görülebilir. Bu büyük ölçüde doğrudur. Ancak, sözünü ettiğimiz konular hakkında, genel ve temel bilgilerin felsefede uzmanlaşmak gibi bir hedefi olmayan devrimciler için de gerekli olduğu yadsınamaz.
Konuyu en iyi özetleyen kitap, Engels'in "Klasik Alman Felsefesinin Sonu ve Feuerbach" adlı kitabıdır.

BİLGİ TEORİSİ
Bilginin kökeni ve amacı, yine her felsefi sistemin temel problemlerinden biridir ve diyalektik materyalizm içinde de önemli bir yere sahiptir. İdealizm, bilginin kaynağını, insanın maddi varlığının öncesinde bulunduğunu söylediği yüksek düşünsel ve tali yapılara (Tanrı'ya, ruhlara, evrensel akla) bağlar. Böylece bilgi, kutsal kitaplardan, kilise babalarının hikmetlerinden aktarılan bir özellik kazanır. Metafizik materyalistler ise, bilginin, maddenin kendisinden kaynaklandığını ileri sürer. Her iki görüş açısından da, insanın bilgi sürecindeki yeri edilgendir. Marksist bilgi teorisi emek teorisi ile birlikte anlaşılabilir.
Burada, her şeyden önce, maddi varlığın bilincimizden bağımsız bir gerçekliği olduğu kabul edilerek yola çıkılır. İkinci önemli belirleme, nesnelerin ve olayların bilinmesinin değişik derecelerinin saptanmasına ilişkindir. "Kendinde şey", "fenomen" gibi kavramlarla varlığın değişik bilgi durumlarında bulunduğunu ileri süren idealizme karşı, diyalektik materyalizm, bunlar arasında herhangi bir fark bulunmadığını, esas farkın, bilinenle bilinmeyen arasında olduğunu gösterir. Üçüncü temel özellik, bilimin ve bilginin bütün dallarında olduğu gibi, bilgi teorisinde de, bilgi, bitmiş, tamamlanmış bir şey olarak görülmez.
Nesnel gerçekliğin nasıl bilindiği, göreli ile mutlak arasındaki ilişkinin ne olduğu, bilimlerin ve bilginin gelişmesinde üretimin rolü gibi konular, diyalektik materyalist bilgi teorisinin temel konularıdır.
Materyalizm ve Ampriokritisizm (Lenin), "Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm" (Engels), "Doğanın Diyalektiği" (Engels), bu konuda da temel başvuru kaynaklarıdır.

ETİK VE ESTETİK
Marksizm, etik (ahlak) konusunu da, emek kavramının temelinde bulunduğu bir dünya görüşü çerçevesinde ele almıştır.
Marksizm öncesi felsefi sistemlerin hepsinde, ahlak, bireysel bir sorun olarak işlenmiş, bilincin yükseltilmesiyle ulaşılacak bir hedef olarak gösterilmiş ve toplumsal hayatta belirleyici bir rolü olduğu savunulmuştur. Marksist ahlak anlayışını incelerken, kendisinden önceki ahlak anlayışlarının temellerini ve işlevlerini araştırmak önem kazanmaktadır. Marksizm, sınıflı toplum ahlakının, sınıf çıkarlarıyla belirlendiğini ve herkes için aynı derecede geçerli genel ve ilahi bir ahlak olamayacağını göstermiştir.
Özel olarak komünistlerin ahlaka bakışları konusu da, Marx ve Engels tarafından değişik eserlerde ele alınmıştır. Fakat komünistin bir partili olarak ahlakı sorunu, esas olarak Lenin tarafından incelenmiştir.
Ahlakın sınıfsal doğası, iyi ve kötü kavramları için, Alman İdeolojisi ve Anti-Dühring'te temel bakış açısı bulunabilir.
Yine aynı konunun alt başlığı olarak ele alınabilecek aşk ve mutluluk için, "Klasik Alman Felsefesinin Sonu ve Ludwig Feuerbach", "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" konuya giriş için temel yaklaşımı en iyi özetleyen eserlerdir.
Eşitlik, özgürlük ve adalet kavramları da, diyalektik materyalizmde, toplumsal içerikleriyle ve sınıflar arası ilişkiler temelinde açıklanır. Anti-Dühring, Konut Sorunu, Gotha Programının Eleştirisi, bu kavramların değişik işlevlerini ve toplumsal evrimini anlatan pasajlar içermektedir.
Son olarak Lenin'in, "Rus Genç Komünistler Birliği Kongresinde Konuşma–1920" başlıklı makalesi, bütün teorik malzemeyi özetleyen ve pratik olarak devrim ve ahlak ilişkisini diyalektik materyalizm açısından açıklayan en önemli çalışmadır. Burada, burjuvazi tarafından tahrif edilerek bir oportünizm ve pragmatizm örneği gibi tanıtılan "Bizim için ahlak, proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarına bağlıdır" önermesi ileri sürülmekte ve açıklanmaktadır.
Estetik, yalnızca felsefenin alt başlıklarından birisi olarak değil, aynı zamanda bütün eylemliliğini de göz önünde tutulması gereken "güzellik" kurallarını araştıran bir dal olarak da önemlidir. Diyalektik materyalizm, genel olarak sanat eserinin değerlendirilmesi ya da eleştirilmesi için dayanılacak başlıca ilkeleri, yine emek kavramı ekseninde ve sınıfsal ilişkiler temelinde ele alır. Bu konuda, diyalektik materyalizmin kurucularının özel bir çalışması olmamıştır. Görüşlerini, eserlerine dağılmış biçimde bulabiliriz. Marx'ın görüşlerinin Lisşitz tarafından yapılan bir derlemesi Türkçede yayınlanmıştır. Yalnız Lenin'in, sanat ve edebiyat üzerine oldukça zengin bir verimi vardır. Özellikle "Parti Edebiyatı ve Parti Örgütü" başlıklı makalesi, Tolstoy, Herzen, Çernişevski, üzerine sanatsal, siyasal ve sosyal ilişkileri de değerlendiren makaleleri son derece önemlidir.
Öte yanan Marksist estetik kuramına geliştirmeye yönelmiş çalışmalar, konuyu tartışmak ve geliştirmek için elverişli bir birikim sağlamaktadır. Bunlar arasında, Kagan'ın, Avner Ziss'in sonra da Luckas'ın eserleri ilk elde okunmalıdır.
Konunun bütününe ilişkin olarak, klasiklerin yanı sıra, şu eserlere de yardımcı kaynak olarak başvurulabilir:
Marksizm Ve Felsefe, Karl Kosch, Belge Yayınları, 1990.
Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, Prof. Dr. Ömür Sezgin, Verso Yayınları.
Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin Alfabesi, Boguslavski vd. Bilim Ve Sosyalizm Yayınları, 1990 Aynı eser Sol yayınları tarafından Diyalektik Materyalizmin Abecesi adıyla çevrilip yayınlanmıştır.)
Mantık ve Diyalektik, Aydın Çubukçu, Evrensel Basını Yayın, 1993.
Marksizm'de Temel Kavramlar, İlhan Akdere, Evrensel Basım Yayın, 1993.
Teoride ve Eylemde Diyalektik Materyalizm, Evrensel Basım Yayın, 1994.

Aralık 1994