Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Taşerona Karşı Birleşik Sınıf Mücadelesi!

13 Mayıs’ta Soma’da gerçekleştirilen işçi katliamı, geniş kesimler için kapitalist üretim koşullarının ve özel olarak taşeronlaştırmanın ulaştığı boyutları görünür kıldı. Tekelci sermayenin AKP koalisyonu ile giriştiği kâr ortaklığı da bu katliam sırasında –bir kez daha– ortaya saçıldı.

Aslında yaşananların tamamı toplumun ileri kesimleri, devrimciler, bazı sendikalar, demokratik kitle örgütleri, meslek odaları tarafından biliniyor ve halka da anlatılmaya çalışılıyordu.

Ama muhtemelen Soma katliamından bir hafta önce taşeronlaştırma ve kölelik düzeni hakkında bir anket yapılsa, halkın önemli bir kesiminin konu ile ilgili habersizlikleri ve duyarsızlıkları gözlenirdi.

Demek ki, onca yıldır tekrarlanan “basın açıklamaları” ve mesai saati dışına denk getirilen “vizite eylemleri”, genel kurullarda sandalye kapma “başarısına” indirgenmiş Toplumsal Hareket Sendikacılığı ve türevleri yeterli olmamış, tüm yaşananları –kölelik düzeninde yaşayanların kendilerine bile– anlatmaya!

Katliamı ve katliamı “kader”e dönüştüren kapitalist kölelik düzenini topluma işçilerin kendileri anlattı. Katliamdan kurtulan ya da bölgedeki farklı maden ocaklarında çalışan işçiler, –başta işçi basını olmak üzere– çeşitli basın-yayın organlarına, yaşadıklarını, tek tek, anlaşılır biçimde ve en yalın haliyle anlattılar.

Halkın geneli, bugün, AKP koalisyonu ve onun sözcülerinin her ağızlarını açtıklarında dillendirdikleri; ekonomik büyüme, ihracat düzeyi, kapasite artışı gibi kavramların nasıl bir eşitsizlik yarattığını daha açık haliyle görmektedir.

Bu görünüm, ne kendisini sınıfın önüne koyan sol ve sağ iradeci yaklaşımların ne de sendikacılık adı altında işçinin alın terine çöreklenen bir avuç düzenbazın eseridir.

Durum nettir. Halkın geneli tarafından anlaşılmıştır. Şimdi sorun, taşeronluk sisteminin nasıl ortadan kaldırılacağıdır.

Bunun yegâne koşulu birleşik sınıf mücadelesidir. Çünkü, ancak birleşik sınıf mücadelesi, işçi sınıfı ve emekçilerin üretimden gelen güçlerini bu pespaye üretim cehennemini ortadan kaldırmak için kullanmalarına olanak sağlar.

Birleşik sınıf mücadelesini sürekli tekrarlanan ve tekrarlandıkça esas anlamı “unutulan” bir kavram olmaktan çıkartmak için olanaklar bugün –düne göre daha yoğun biçimde– mevcuttur.

Öncelikle, Soma katliamı özelinde katilin doğru tahlil edilmesi gerekir. Yaşananların “kader” olmaktan çıkartılabileceği, tek sorumlunun işçinin birebir muhatap bırakıldığı “dayı başları” ya da şirket olmadığı, resmin –tabii ki şirketi de kapsayacak biçimde– daha geniş olduğu anlatılabilmelidir.

Enerji Bakanlığı ve TKİ’nin, kendi iş yasalarını bile hiçe sayacak biçimde, bir sözleşmeyle, asıl işi “hizmet alımı” adı altında şirkete taşeron biçiminde havale ettiği gerçeği, esas sorumlunun da doğrudan Enerji Bakanlığı ve TKİ olduğunu göstermektedir.

Katliam sonrasından başlayarak, Enerji Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı arasında yaşanan dil dalaşı da, ortadaki büyük paylaşım sorununu görünür kılmıştır. Her iki bakanın –örtük biçimde de olsa– suçu birbirlerinin üzerine atması, ortadaki “suçu” neredeyse kesinleştirmektedir. Bunu iyi anlamak/anlatmak gerekir.

Sadece konfederasyon düzeyinde değil, sendikal düzeyde de gerici iktidarın ve onun tekelci burjuvaziden işbirlikçilerinin yılmaz savunuculuğuna soyunanlar da bu süreç içerisinde teşhir olmuştur.

Bugün, sınıf ve onun ileri unsurları açısından daha fazla inisiyatif alarak, taşeron sistemi özelinde tekelci burjuvazinin ve onun iktidarının egemenliğini sarsacak adımları atacak olanaklar mevcuttur.

Soma’da, ülkedeki diğer maden ocaklarında, tekstil atölyelerinde, kamu kurumlarında, üniversitelerde, sağlık kuruluşlarında, metal ve beyaz eşya sanayilerinde, tüm hizmet alanlarında, merdiven altı atölyelerde, tersanelerde ve halka “kader” diye yutturulmaya çalışılan tüm taşeron bataklıklarında bıkmadan usanmadan anlatmak, bıkmadan usanmadan örgütlenmek gerekmektedir.

Soma katliamı toplumun entelektüel kesimlerine de çok önemli bir görev yüklemiştir. Bundan sonra ya halkın yanında olunacaktır ya da tekelci burjuvazinin ve onun iktidarının. Ayırım bu kadar nettir. Hekimlerden halk için sağlık, mühendislerden toplum için mühendislik, bilim insanlarından halk için bilim, aydın ve sanatçılardan işçi sınıfı ve emekçiler için sanat talep edilmelidir.

Taşeron sistemine karşı mücadele ancak bu şekilde bir kapsayıcılıkla birleşik bir sınıf mücadelesine dönüşebilir…dönüşmelidir.