Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Venezuela sorunu*

Şu an Venezuela´da olanlar kuşkusuz bu ülkenin geleceğini belirleyecek tarihi bir anı ortaya koyuyor.

Bu ülkede yaşanan bugünkü olaylarda karşı karşıya olan iki Venezuela´nın varlığından söz edilebilir. Bunlardan birincisi, eski, geleneksel ve köhne, Adecos, Copelenos (Chavez´e karşı birleşen iki sağ parti) ve bunların ittifakının (elitlerin, hizmetinde devlet petrolü olan eski PDVSA aracılığıyla kanalize olan, ancak Komutan Hugo Chavez Frias´ın iktidara gelmesiyle birlikte kesilen petrol gelirleriyle yükselen burjuva kastların iktidarı) bulaṣtığı geleneksel ve parti demokrasisi (partilerin hükümeti) yolsuzluklarına karşı 1989´un Şubat´ında Karakas´ta yoğun protestoların patlak verdiği, "ahmakların" yürüyüşlerine sahne olan Venezueladır.

Diğeri, 1989´da Hugo Chavez Hükümeti ve bu hükümetin reformist hareketlerince, geçmişle ilişkilerini kesip yeni bir gerçeklik geliştirme, üst boyutlardaki eşitsizliği, derin yoksulluğu ve halkın çoğunluğunun dıştalanmasını ortadan kaldırma arayıṣıyla ilan edilen Bolivar Devrimi´nin Venezuela´sıdır.

Birbiriyle çatışan bu iki Venezuela´nın ikisinin de amacı net ve tek: Geleceğin sahibi olmak. Geleneksel olanı (ki, görüldüğü kadarıyla eski rejimin köklerini koruyor) pes etmiyor, geçmişteki itibarını tekrar ele geçirmek için mücadele ediyor ve savaşıyor. Diğeri, Chavist Venezuela, elde yapılacak ve yaygınlaştırılacak değişiklikler için yeterli ve tatmin edici düzenlemeler olmamasına rağmen, reformları sürdürmenin, geçmişe dönüşü engellemenin kavgasını veriyor.

İşte, Venezuela böylesi bir çatışma içinde. Hükümetçe uzaklaştırılmış eski burjuva güçler, görünen o ki hala korudukları, savundukları ve dişleriyle tırnaklarıyla da savunacak oldukları ekonomik gücü ellerinde bulunduruyorlar. Bu nedenle, amaçları, öncelikle üretim araçları mülkiyetinin, finans ve dış ticaret yönetiminin ellerinden gitmesini engellemek, ikinci olarak da, varlıklarını sürdürmelerini garantileyecek olan politik iktidarın kontrolünü tekrar ele geçirmek.

Demokrasi ve özgürlüklere ait kavramlar bozularak ve çarpıtılarak, halkların –esas olarak da gençlerin– adalet ve hukuk özlemi, burjuvazinin en gerici kesiminin çıkarları ve görüşleri doğrultusunda kullanıldı. Bolivar devriminin yaşadığı nesnel zorluk ve sınırları sürekli olarak kaçınılmaz başarısızlıklar şeklinde sunuldu ve sonuçta bu devrim sürecine karşı geneli orta sınıftan gelen gençlik kesimini seferber etmeyi başardılar.

Gerçekten de bu biçimde yön verilen özgürlük ve demokrasi talepleri, çatışmanın arka planında yer alan, kapitalist rejimin eski seyrine dönmek, politik iktidarın tam kontrolünü yeniden kazanmak olan gerçek amacın üzerinin örtülmesinde kullanıldı.

Öte yandan Bolivar devriminin, başta sağlık, eğitim olmak üzere toplumsal gelişimin diğer alanlarında da sosyal destek konularında başardığı ve gerçekleştirdiği –"esas olarak Bolivarcı Görevler adı altında gerçekleştirilen"– doğru şeyler var. Belli stratejik alanlar ve neo-liberal hükümetlerce özelleştirilen şirketler üzerinde devlet kontrolünü sağladılar; her ne kadar yaptıkları bu reformlar ekonomik, politik ve toplumsal sorunları önemli derecede etkileyen toplumsal üretim ilişkilerine temelde dokunmasa da, emekçilere önemli ölçüde haklarını verdiler.

Görünen o ki, komutan Hugo Chavez´in ölümünden bir yıl sonra, Bolivar devriminin Nicolas Maduro yönetimindeki Venezuela´sı en kritik ve en hassas dönemlerinden birini yaşıyor.

2013 yılı, dünyanın en yüksek yüzdesi olan % 56 enflasyonla kapandı; bu, ülkenin ciddi ekonomik zorluklar içinde olduğunun bir göstergesidir.

Denebilir ki, gelişiminde, şimdiye kadar mevcut kapitalist toplumu alt etmeyi bilimsel olarak tartışan yegane teoriyi inşa eden kavrayışın (Marksizmin) karşıtı olan bir dizi teorinin provasını yapan Bolivar Devrimi, yapısındaki mevcut sınırlamaların sonuçlarını ödemektedir.

"21. yy Sosyalizmi Teorisi" unsurlarını destekleyenlere göre, sözde, Marksizmin teorik temelinin zamanı dolmuştur ve bu nedenle yeni döneme uygun yeni kavrayışlar gereklidir. Fakat Venezuela´da yaşanan nesnel sorunlar karşısında, bu teoriyi savunanlar, kendi önermelerini kendileri redddettiler. Ancak, Venezuela ve Bolivya gibi gerçekten reformist, sol kimlik ve sol mücadele yörüngeli hükümetlerce ´tek beden´ (herkese uyan tek beden yaklaşımı) olarak görülen, "21. yy sosyalizmi" ve "yurttaş devrimi" sloganı altında, kapitalist devlet ve ekonominin modernizasyonunu teṣvik eden, sol güçlere ve halk hareketlerine karşı otoriter ve baskıcı bir politika uygulayan Rafael Correa gibi kalkınmacı ve sağcı hükümetlerce de gereksinim duyulan bir teoriden başka bir şey beklenemez.

Venezuela´ya dönersek, enflasyon sorunu, kötüye giden bir yığın durumdan yalnızca biridir. Döviz açığının, en temel ve en ciddi sorun olduğu söylenebilir. Çünkü bilindiği gibi, ekonomisi esas olarak petrol üretimi ve petrol gelirine dayalıdır.

Bazı sol güçler içindeki Venezuelalı uzmanlara göre, mali kaynaklar ahlaksızca yönetilmektedir. 2012 yılında yapılan ihracatın % 97´sini kamu sektörü, yalnızca % 3´ünü (2.7 milyar dolar) özel sektör gerçekleştirirken, özel sektörün yaptığı ithalat 43 milyar dolar olarak kaydedildi.

"Evet, Venezuela´da toplam ithalat yalnızca 9 yılda 4 kattan fazla arttı. Ulusal üretimde düşüş var, ancak bu düşüş çok az. Bu nedenle piyasada ithal ürünlerde taşma yaşanması, arz fazlası olması ve bu ürünlerin fiyatlarının düşmesi gerekir. Oysa Venezuela´da tersi gerçeklesmekte; ürün kıtlığı, kalitede düşüş ve aynı ürünlerde ciddi ölçüde çeşit azlığı yaşanmaktadır."  Uzmanlara göre, Venezuela ekonomisine ilişkin bu acı gerçeğin tek açıklaması, burjuva seçkinlerin dışarıya ciddi miktarda sermaye kaçırılmasını olanaklı kılmaları ve petrol ihracatı kaynaklarını kurutmalarıdır. 2003-2013 yılları arasında, hileli ithalat ve mali spekülasyon yoluyla büyük bir kısmı petrol ihracatından gelen 111 milyar dolar yurtdışına kaçırıldı. Buna, bir de, borç hizmeti transferleri ve diğer "yükümlülükler" eklendiğinde, miktar 224.905 milyar dolar oluyor.

Özetle, görünüşe göre, Venezuela´nın başına bela olan ekonomik sorunların genelinin nedeni: döviz açığı, fiyatların yüksek olması ve temel ihtiyaç maddeleri kıtlığı, maaşların satın alma gücünün düşmesi vb. Bu nedenle, halkın bir kesiminin haklı hoşnutsuzluğunu şiddetlendiren son ekonomik önlemler, sorunun esas kaynağına dokunmamaktadır.

"Yeni ekonomik önlemler, beraberinde kısmi devalüasyonu ve spekülatif döviz kullanımına ilişkin sorunları çözmek için bir dizi kurumsal değişikliği de getirdi. Bu düşünceyle Bolivar hükümeti, iki fiyatlı yeni bir döviz sistemi oluşturdu. Birincisi, önceliği olan kalemleri (sağlık, gıda ve 11 alanda üretim malzemesi) kontrol edecek olan dolar başına 6.30 Bolivarlık bir tercihli oran; ikincisi ise, bilgisayar malzemeleri, turizm, uçak bileti vb. geriye kalan her şeyi satın almaya yarayacak olan Venezuela Merkez Bankası´nın (SICAD) değişken oranları (Şu anda 1 dolar 11.36 Bolivar). Bu ikincisi, alım gücünü ciddi oranda düşüren önemli sermaye yatırımlarında % 79´luk bir devalüasyonu temsil ediyor."  Sutherland ısrarla bunu söyledikten sonra ekliyor: "Bu yeni sistem, maaşlı çalışanlar aleyhine, fakat kapitalist sınıfların yararına bir sistem; sabit gelirlilerin, maaşlı emekçilerin maaşlarını, yani satın alma güçlerini aşındıracak, ancak yalnızca emek gücünü sömürenler, çeşitli dallardan kapitalistler, ithalat maliyetlerindeki artışları son fiyata taşıyacak, böylece yaklaşık % 1000´lik kâr marjlarında hiçbir değişiklik olmayacak."

Yani bu önlemler, tüm Venezuela toplumunun yaşamına yayılan ve kesilip atılması gereken kötü huylu tümöre benzeyen ekonomik sorunlar için yalnızca yatıştırıcı ilaç niteliğindedir.

Kısacası, Venezuela, bir yanda, uluslararası dev iletişim araçları çarkı yoluyla emperyalist koruma ve onun tezlerinin desteği altında Bolivar Hükümeti’ne karşı suikast düzenleyenleyerek, tüm iktidarın kontrolünü ele geçirmeye çalışan ve pastayı paylaşmak istemeyen zorba ve saldırgan burjuvazi ile; öte yanda, devrimi derinleştirmeye ya da kendi belirsizliklerinin kurbanı olarak ölmeye mahkum bir Bolivar süreci ile çıkmaza girmiş durumda.

Bu noktada ya Henrique Caprile ve yandaşları "ekonominin yeniden canlanması için tüm çabaları, emekçileri, sivil toplumu ve hükümeti bir araya getirin"  ve "Venezuela Ulusal Bolivarcı Silahlı Kuvvetleri (FANB) politikadan uzak tutulmalı ve Küba Hükümeti’yle ilişkisi kesilmeli" şeklindeki bilindik safsatalarıyla kazanacak ve iktidara gelecek ya da Bolivar Hükümeti, kapitalist sınıfın, petrol gelirlerimizi "ihraç etmek" ve "özelleştirmek" için kullandığı ve yurtdışındaki hesaplarına koyduğu dövizi, spekülatif ve hileli alandan çıkarmaya yönelik olarak "Devlet İthalat Merkezi " (CEUI)" oluşturma konusunda iddialı olacak. Dolayısıyla yüz yüze olduğumuz ciddi ekonomik sorunların merkezi, yani kapitalist sınıfın proletaryaya işkence ettiği yer, Procusto´nun (Yunan mitolojisinde boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev) yatağı burası.  Lara Eyaleti Bolivarcı Emekçiler Federasyonu, Jose Noboa´ya göre, "demokrasi karşıtı her türlü harekete karşı ülkeyi ve egemenliği savunmada birleşik devrimci halk birimlerine dayanarak" yol alacak.