“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

1997'de gençliğin gündemi

Geçtiğimiz yıl gençliğin gündemini, işçi ve üniversite gençliği cephesinden yaşanan hareketlenmeler oluşturdu. Genç işçi kitleleri, yaşanabilir bir ücret, 8 saatlik işgünü, sendika ve sigorta talepleri etrafında bir araya gelirken; üniversite gençliği har(a)çlara yapılan zamlara, bir bütün olarak har(a)çlara ve devletin sahte reform girişimlerine karşı, uyanan kesimleriyle sınırlı da olsa, küçümsenemeyecek bir tepki ortaya koydu. Son yılların en yoğun katılımlı ve süreklilik gösteren eylemleri gerçekleşti.

Her iki gençlik kesimi açısından da mücadele süreci içerisinde önemli birikimler elde edildi. Gençlik kitlelerinin somut sorun ve talepleri temelinde birleşik bir mücadeleye girmesinin; bu mücadele içerisinde ve üzerinde kendi kitlesel örgütlerini oluşturmasının ne anlama geldiği ve nasıl gerçekleşeceği, yaşanan pratik deneyimler sonucunda gençliğin ileri kuşaklan tarafından açıkça görüldü. Bu noktada akla, dünya ve Türkiye gençliğinin mücadele tarihinin zaten, bu açıdan önemli zenginliklerle dolu olduğu gelebilir. Ancak her gençlik kuşağının bu zenginliği kendi mücadelesi içerisinde yaşayarak edindiği ve edindiği ölçüde pratikte kullanabildiği düşünüldüğünde geçtiğimiz yılın mücadele pratiğinin önemi daha iyi kavranacaktır.

Ortaöğrenim gençliği ise, geçtiğimiz yıl temel olarak katkı payına karşı yer yer ortaya çıkan eylemlerle, ama daha çok da küçümsenemeyecek sayıdaki lisede kendiliğinden ortaya çıkan "katkı payı ödememe" tutumuyla gündeme geldi. Yine, ÖSS-ÖYS sınavlarının intihara ittiği gençler, okul yöneticilerinin dövdüğü öğrenciler, bekâret testi ve uyuşturucu batağı, geçtiğimiz yıl ortaöğrenim gençliğinin gündemini oluşturan ve bu yıl da gündemde kalacak olan diğer hususlar.

Üzerine vurgu yapılan bu konular, gençliğin bugünkü ve önümüzdeki dönem içerisinde gündeminin ne olduğunu ortaya kovmadan önce, geçtiğimiz yıla ilişkin yapılabilecek en özet değerlendirme ve giriş olarak kabul edilebilir. Gelelim '97'de gençliğin gündemine.

 

SANAYİ SİTELERİ VE SANAYİ BÖLGELERİNDE İŞÇİ GENÇLİK

Türkiye, irili ufaklı yüzlerce sanayi sitesinde milyonlarca genç ve çocuk yaştaki işçinin, vahşi kapitalizm dönemindeki çalışma koşullarından farklı olmayan koşullarda çalıştırıldığı bir ülke. Sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerindeki onlarca, yüzlerce atölyede çalışan genç ve çocuk yaştaki işçi kitlelerinin gündemini dün olduğu gibi bugün de, insanca bir yaşama yetecek kadar ücret, 8 saatlik işgünü, sendika, sigorta ve iş güvencesi talebi oluşturuyor.

1996 yılında işçi gençliğin bu talepler uğruna verdiği mücadeleyi yeni bir aşamaya çıkaran en önemli gelişine, Ünaldı direnişi oldu. Ünaldı'da dokuma işkolunda çalışan on bine yakın işçinin başlattığı direniş, çeşitli işkollarında çalışan on bin işçinin de katılımıyla, önce Gaziantep emekçilerinin, ardından da bütün Türkiye emekçilerinin gündemine girdi. Ünaldı direnişi boyunca yaşananlar -bu konuya ilişkin ayrıntılı haberler ve değerlendirmeler parti basınımızda yer almıştır- milyonlarca genç işçinin tutması gereken yolu gösteriyordu.

Özellikle Ünaldı işçisinin sınıf bilinçli ileri unsurlarının direniş öncesinde ve sürecindeki tutumu, bugün sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerinde yürütülen mücadele ve örgütlenmenin ilham kaynağı olmaktadır. Ünaldı direnişi tek tek ve kendiliğinden ortaya çıkan ve emeğin sermayeye karşı hak alma amacıyla gerçekleştirdiği bilinçli ve planlı eylemlerden daha çok, tepkisel temelde gerçekleşen direniş ve eylemlerin yerine nasıl bir anlayışın geçmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

 

SANAYİ SİTELERİ, SANAYİ BÖLGELERİ VE İŞÇİ DERNEKLERİ

Önümüzdeki dönem sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerinde genç komünist işçi önderlerinin yürüteceği propaganda-ajitasyon çalışmasının merkezine genç işçi kuşaklarının yukarıda ortaya koyduğumuz talepleri oturacaktır. Bu taleplerin öne çıkarılacağı propaganda ajitasyon çalışması, sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerinde genç işçi derneklerinin kurulması çalışmalarıyla birleştirilecektir. Bugün artık genç işçi kitlelerinin sermayenin saldırılarına karşı birleşmesinin, dayanışmasının ve mücadele etmesinin araçlarını yaratmak, ertelenemez bir görev durumundadır. .Sendika kurulabilecek işletmelerde sendika çalışması yürütülecektir. Küçük ve dağınık atölyelerden oluşan ve binlerce, on binlerce genç işçiyi barındıran sanayi siteleri ve sanayi bölgelerinde ise, işçi birlikleri ve dernekler kurulacaktır. Giderek bu işçi örgütleri bir araya getirilerek Ünaldı işçisinin taşıdığı bayrak daha da ilerilere götürülecektir.

Bugün küçümsenmeyecek sayıda sanayi sitesinde mücadele ve örgütlenme çalışmaları yürüten emeğin genç kuşaklarının, genç işçilerin bu birlik, dayanışma ve mücadele örgütlerinin kurulması için daha çok çalışması ve çabalaması gerekmektedir. Genç işçi kuşaklarının kalıcı örgütlenmelerini oluşturmak için onları mücadeleye çekmek, mücadelelerine yardımcı olmak ve önderlik etmek, genç komünistlerin "boynunun borcu"dur.

Önümüzdeki günler, işçi gençliğin gündemini oluşturan talepler için mücadelenin ve sorunların çözümünün yakıcılığının daha da arttığı günler olacaktır. Sermaye ve devletin sanayi bölgelerinde ve sanayi sitelerindeki milyonlarca genç işçi üzerindeki düşük ücret, sendikasız, sigortasız ve her tür sosyal güvenceden yoksun çalışma, zorunlu mesai vb. baskıları daha da artacaktır. Aksı yönde bir gelişmeye işaret eder hiçbir tedbir, düzenleme veya karar yoktur. Hatta bu doğrultuda bir vaat bile verilmemektedir. Ayrıca sanayi siteleri, sanayi bölgeleri ve buralarda çalışan genç işçilerin sayısındaki artış, daha fazla gencin sömürü ağı içerisine çekileceğinin ve sömürünün daha da yoğunlaşacağının somut bir işaretidir.

Sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerinde yaygınlaşarak yoğunlaşan ucuz işgücü sömürüsü, her geçen gün daha çok genç işçi kuşağını mücadele ve örgütlenmeye hazırlamaktadır. Hemen hemen bütün sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerindeki çalışma koşulları, ücret düzeyi, iş güvencesi, iş sağlığı vb. konularda yaşanan sıkıntılar kendiliğinden bir ileri işçi kuşağı yaratmaktadır. Sorunlarına karşı duyarlı, tepkili ve bunun sonucu olarak da kendiliğinden birlikte mücadele etmenin önemini kavramış bu ileri işçi gruplarıyla buluşacak bir işçi gençlik çalışması yürütüldüğünde; kısa sürede verim alınmaktadır. Genç komünistlerin bu alanlarda yürüttükleri çalışma ve bunun üzerinde oluşan işçi grupları bu gerçeğin pratik göstergeleridir.

Ancak işçi gençlik yığınlarının taşıdığı mücadele ve örgütlenme potansiyeli henüz bütünüyle genç işçilerin kendi örgütlerinde bir araya getirilebilmiştir. Bugün sanayi sitelerine ve sanayi bölgelerine bakıldığında, genç işçilerin birliğini, dayanışma ve mücadelesini güçlendirecek işçi derneklerinin sayısı bir elin sayısını geçmeyecek kadar azdır. Oysa genç komünistler bir taraftan işçi gençliği politik olarak kendi saflarında birleştirirken, aynı zamanda işçi gençliğin geniş kitlelerini içine alabilme yeteneği olan işçi derneklerinin kurulmasını da teşvik etmeli, kurmalı ve bu işin başına geçmelidir. Bugün on binlerce üyesi olan yüzlerce işçi gençlik derneği kurmak ve buraları genç işçi yığınlarının birlik, dayanışma ve mücadele örgütleri olarak çalıştırmak, emeğin genç kuşaklarının temel görevleri arasındadır.

Yine '97 yılında genç işçi kuşaklarının gündemini özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, işten atma vb. saldırılara karşı işçi sınıfının bir bütün olarak yürüteceği mücadele oluşturacaktır. Sanayi siteleri ve sanayi bölgelerinde, bugüne dek hiç olmadığı kadar yoğun bir propaganda ve ajitasyon çalışması yürütülecektir. Genç işçi kuşaklarının, işçi sınıfının kendi çıkarları ve geleceği için yürüteceği mücadeleye katılması örgütlenecek ve özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya, sendikasızlaştırmaya, işten atılmalara ve işsizliğe karşı yürütülecek bu mücadelede en ön saflarda emeğin genç kuşakları saf tutacaktır.

Emeğin mücadeleci genç unsurları, toplam olarak içine girdikleri bu mücadele ve örgütlenme yolunda ısrar edecek ve buluştukları genç işçi gruplarıyla bir an önce yukarıda ortaya konulan sorunlar ve talepler etrafında daha geniş işçi kitlesini kucaklayacak bir mücadele ve örgütlenme gerçekleştirmeyi başaracaktır.

 

ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ ÜZERİNE

YÖK Yasa Tasarısı Ve Karşı Mücadele

Üniversite gençliğinin bugün ve önümüzdeki dönemde temel gündemlerinden birinin eğitimin özelleştirilmesi ve paralı eğitimin yaygınlaştırılmasına dönük uygulamalar olacağı mutlaktır. Geçtiğimiz dönem, eğitimin özelleştirilmesine dönük politikalara karşı gelişen öğrenci muhalefeti ve öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerinin tepkisi, 23 Mart 1996 tarihinde cumhurbaşkanının, rektörleri Çankaya'da toplamasına neden oldu.

Cumhurbaşkanının başkanlığında yapılan rektörler toplantısı, kamuoyuna, üniversitelerde "Demokratik Reform" hazırlıkları olarak sunuldu. Toplantı sonrasında da yeni bir Yükseköğrenim Yasa Taslağı hazırlandı. Üniversite gençliği, rektörler toplantısına ve sözde demokratik reform için yasa hazırlıklarına karşı 23 Mart günü Ankara'da buluştu. Binlerce üniversite öğrencisi "Sahte Değil Demokratik Reform" ve "YÖK'e Hayır" sloganlarını haykırdı. Yasa taslağı hazırlıkları kısa bir dönem gündemden düştü. Ancak yaz döneminde, taslak, Yasa Tasarısı haline getirilerek meclise sunuldu.

Üniversite gençliğinin, eğitimin özelleştirilmesi ve paralı eğitimin yaygınlaştırılmasına ilişkin gündemi, bu yasa tasarısıyla birleşmiş durumda. Geçtiğimiz yıl üniversite gençliğinin eylemleriyle gündeme, gelen "Sahte Değil Demokratik Reform" sloganı ise, bugün ve önümüzdeki dönem, öğrenci gençliğin gündemini belirleyen sloganlardan biri olmaya devam edecek.

Burada kısaca YÖK Yasa Tasarısı'nın içeriğini ortaya koymakta fayda var. Tasarı, yükseköğrenimin temel sorununu, "üniversitelerin mevcut yapısının, uluslararası pazarın kalite standartlarına tam anlamıyla uyum sağlamakta zorlanması" olarak tanımlıyor. Çözüm olarak da, "piyasa ilişkilerine göre tanımlanan, eğitimin içeriğini, idari ve mali yapısını, akademik işleyişini, bizzat sermayenin, içinde yer alarak belirlediği" bir üniversite modeli ortaya koyuyor.

Tasarıda YÖK'ün mevcut yapısı korunurken, yönetimdeki üst düzey bürokrat sayısı artırılıyor. Ayrıca üniversite bütçelerinin belirlenmesi gibi birçok önemli konuda YÖK'ün yetkileri artırılıyor. YÖK tarafından oluşturulacak yeni organlarla, üniversitelerdeki akademik işleyişin bütün ayrıntılarına kadar denetim altına alınması hedefleniyor. Sözde YÖK'ün kaldırılacağı ortaya konurken, yasa tasarısı YÖK'ü güçlendiriyor ve daha ileri düzeyde yeniden üretiyor.

Tasarıyla getirilmek istenen bir başka uygulama ise, Akademik Değerlendirme Kurulu adı altında bir organın oluşturulması. Akademik Değerlendirme Kurulu; içerisinde sanayi, ticaret ve finans çevrelerinin önde gelen "şahsiyetlerinin de yer alacağı kişilerden oluşuyor. Ve akademik unvanların yükseltilmesi yetkisi bu kurula veriliyor. Akademik unvanların yükseltilmesi ise, kurul tarafından belirlenmiş uluslararası düzeydeki "bilimsel" dergilerde yazıların yayınlanması koşuluna bağlanıyor. Ayrıca, tüm giderleri özel ya da tüzel kişi ve kurumlar tarafından karşılanan "Özel Statülü Profesörlük" uygulaması başlatılıyor.

Yine tasarıda yer alan düzenlemelerle, üniversitelere dışardan rektör yardımcısı ve bölüm başkanı atanmasının önü açılıyor. Rektör yardımcılarının sayısı dokuza çıkarılırken, bunlardan sadece üçü üniversitelerdeki profesör unvanlı hocalardan seçilebiliyor. YÖK'ü üniversite bütçelerinin belirlenmesinde yetkili kılan tasarı, üniversitelerin mali işlemlerini de, rektörlere bağlı işletme hesaplarında topluyor. Bu hesapta yer alacak gider kalemleri arasından beslenme, kültürel, sportif, sosyal hizmetler gibi harcamaları kaldırıyor. Bu, üniversitelerin özelleştirilmesine ve paralı hale getirilmesine, dönük uygulamalardan birisi. Anlamı ise, har(a)çların daha da artırılması.

Bütün bunların toplamı üzerinden düşünüldüğünde hazırlanan yasa tasarısı üniversitelerin, fiili olarak sermayenin ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş kurumlar olmasının yasal çerçevesini de oluşturmuş oluyor. Eğitimi ise, herkesin parası oranında satın aldığı bir meta haline getiriyor. Birebir, sermayenin ve piyasanın ihtiyaçlarına göre belirlenmiş bir üniversite eğitimi: tamamıyla sermaye tarafından yönetilen ve denetlenen bir akademik yaşam; parayı verenin düdüğü çaldığı, sermayenin yeni bir yatırım ve kâr kapısı olan öğrenim. İşte sermayenin kendini ve egemenliğini yeniden üretme sürecinin eğitim alanına ilişkin politikaları ve yasa tasarısıyla getirilen reformların gerçek yüzü.

Önümüzdeki yarıyıl, üniversitelerin gündemini; eğitimin özelleştirilmesi, paralı eğitim ile birlikte YÖK Yasa Tasarısı'nın belirleyeceğini söylemek bir kehanet olmayacaktır. Özellikle son birkaç ay içerisinde bu yasa tasarısına karşı öğretim üyeleri ve öğretim elemanları cephesinden de önemli tepkilerin gündeme gelmesi bunun somut işaretidir. Öğrencisi, öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve çalışanıyla üniversitelerin bütün bileşenlerinin birleşik eyleminin hedef tahtasına yukarıda sözü edilen talepler oturacaktır. Emeğin genç kuşaklarının '97 yılında üniversitelerdeki gündemini de bu talepler için üniversitelerin gerçek sahiplerinin birleşik mücadelesini örgütlemek oluşturacaktır.

 

Öğrenci Temsilciler Kurulu (ÖTK) Üzerine

Üniversitelerde önümüzdeki dönemde öğrenci gençlik cephesinden gündemde kalacak bir diğer önemli konu da, Öğrenci Temsilciler Kurulu (ÖTK)'dur.

YÖK tarafından gündeme getirilen ÖTK'ler, en genel anlamıyla sınıflar veya bölümler temelinde yapılacak seçimlerle belirlenen temsilcilerden oluşacak öğrenci kurulları olarak tanımlanıyor. Temsilciler kurullarının oluşturulma biçimi ve işleyişine ilişkin ayrıntılı bir tanımlama yok. Bu noktalara ilişkin ayrıntılı düzenlemeler üniversite ve yüksekokul yönetimlerine bırakılmış. Kimlerin temsilci seçilebileceğine ilişkin ise bazı anti-demokratik hükümler içeriyor. Ancak bunlar da üniversite ve yüksekokullarda farklı biçimlerde uygulanıyor, YÖK'ün çok genel hatlarıyla ortaya koyduğu prosedüre pek fazla uyulmuyor. Daha çok, öğrencilerin temsilciler seçilirken ve kurullar çalışırkenki tutumları belirleyici oluyor. Bu olgu, ÖTK'lerin oluşturulmasından sonraki süreç için de geçerlidir.

ÖTK'ler hakkında bu bilgileri kısaca ortaya koyduktan sonra böyle bir örgütlenmenin YÖK tarafından neden gündeme getirildiği ve üniversite gençliğinin ÖTK'ler karşısındaki tutumunun ne olması gerektiği sorunu gündeme geliyor.

ÖTK'ler, YÖK tarafından, gelişen öğrenci muhalefetinin önünü almak; daha kitlesel tepkilerin ortaya çıkabileceğini hesaba katarak, bugünden öğrenci gençliği denetlenebilir bir öğrenci örgütlenmesinin içerisine çekmek amacıyla gündeme getirilmiştir. Yine. YÖK Yasa Tasarısı'nda olduğu gibi bu girişim de üniversitelerde bir imaj değişikliği ve sahte reform makyajı ihtiyacı ile birlikte ele alınmaktadır. ÖTK'ler konusunda YÖK ve üniversite yönetimleri cephesinden atılan adımlar da bunun somut göstergeleridir.

İşte bu ÖTK'ler karşısında emeğin mücadele örgütünün genç kuşaklarının tutumu, ÖTK'leri öğrenci gençliğin bağımsız örgütleri olarak kurma, işletme ve bu anlayışı yaygınlaştırıp genele hâkim kılma yönündedir. Bunun için de, daha ÖTK'ler ortaya atılır atılmaz ve bazı üniversitelerde kurulma çalışmaları başlar başlamaz sürece müdahale etmeye çalışmıştır.

Üniversite gençliği içerisindeki küçük burjuva politik grupların ÖTK'ler karşısındaki tutumu ise, "solcu gevezeliği"nin ötesine geçmemiştir. Bu kesimlerin "ÖTK'leri kurdurmayacağız, bunlar devlet örgütleri”dir, bunlar içerisinde yer almayız..." vb. yollu tutumları ise öğrenci hareketinin somut durumu, ihtiyaçları, kısa, orta ve uzun vadedeki çıkarlarından uzak, fikrin sahiplerinden beklenen ve yakışan tutumlardır. Üniversite gençliğinin, marjinal meydan okuyuşlara ve bundan kaynaklı kaçınılmaz yenilgilere değil, olabilecek en geniş kesimlerinin içinde yer alıp sorunlarını tartışacağı; geleceğini ve gerçek çıkarlarını sahiplenmeyi, onlar için mücadele etmeyi öğreneceği öğrenci örgütlerine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılama eylemini etkileyecek hiçbir gelişme ve fırsat karşısında yok sayıcı ve reddedici bir tutum takınılamaz. Aksi durum, yığınların kendi geleceği için eyleme geçmelerine hizmet edecek bir araç karşısında devrimci sorumluluğa uygun davranmamak ve geleneksel küçük burjuva solun kolaycı anlayışına teslim olmak anlamına gelecektir.

YÖK'ün, ÖTK'leri yukarıda kısaca vurgulanan amaçlarla ortaya attığı gerçeğiyle, üniversite gençliğinin ÖTK gibi bir örgütlenmeye ihtiyacı olduğu gerçeği; görünürde ihtiyaçlarda bir uyum, çıkarlarda bir birlik gibi karşımıza çıkıyor. Özümle ise bu iki gerçek, yani sermayenin ve YÖK'ün ihtiyaçları gözetilerek ortaya atılan ÖTK'ler ile üniversite gençliğinin ihtiyaç ve çıkarlarının gerektirdiği ÖTK'ler arasında bir çelişkiyi ve bu çelişkiye bağlı olarak sürecek bir çatışmayı ifade ediyor. Önümüzdeki süreçte ÖTK'lerin kimin ve nasıl olacağı, işte bu ihtiyaçlar ve çıkarların tarafları arasında yaşanacak mücadele ile belirlenecek. Aynı zamanda bu süreç statik, durağan ve bir kez belirlendikten sonra aynı şekilde devam eden bir belirleme süreci olmayacak. YÖK'ün istediği ÖTK'ler ile üniversite gençliğinin istediği ÖTK'ler arasındaki çelişki ve mücadele, ÖTK'ler kurulmaya başladığı andan itibaren başlamıştır ve var oldukları zaman dilimi içerisinde de sürecektir.

Üniversite gençliğinin yapması gereken şunlardır:

1- ÖTK'lerin oluşturulması için yapılan ve yapılacak olan seçimlerin, öğrenci gençliğin iradesi ve inisiyatifini yansıtacak biçimde yapılmasını sağlamak. Bunun için seçim dönemlerini bir kampanya haline getirmek, bu doğrultuda sınıf ve amfi toplantıları yapmak, yoğun bir sözlü ve yazılı propaganda yürüterek en geniş öğrenci kitlesine seçimleri duyurmak ve onları seçimlere katmak.

2- Sınıf, bölüm ve fakülte temsilcileri seçildikten ve kurullar oluştuktan sonra, kurulların hem kendi aralarında, hem de sınıf, bölüm ve fakültelerde düzenli toplantılar yapmak. Bu toplantılarda öğrencilerin sorunlarına ve taleplerine ilişkin somut gündemler belirlemek, kararlar almak ve bu kararları öğrencilerle birlikte hayata geçirmek. Bu şekilde temsilciliklerin öğrencilerin genel kitlesinden kopup, giderek marjinal ve bürokratik yapılar haline gelmesini engellemek.

3- Bu toplantılarda darlaştırıcı, soyut ve öğrenci gençliğin güncel sorunlarından uzak tartışmaların yaşanmasının önünü almak. Bunun için toplantılara hazırlıklı katılmak ve küçük burjuva politik grupların dağıtıcı tutumlarını öğrenci gençliğin somut talepleri ve sorunlarına ilişkin gündemlerde ısrar ederek bertaraf etmek.

4- Bir an önce ÖTK'lerin işleyişine ilişkin, yukarıdaki maddelerde ortaya konan noktaları içeren bir tüzük taslağı oluşturarak bunu tartışmaya açmak ve bu taslak üzerinden tüzüğün öğrenciler tarafından hazırlanmasını sağlamak.

Sonuç olarak '97 yılında üniversite gençliğinin ülke çapında gündemini oluşturan ÖTK'lerin, öğrenci gençliğin kitlesel mücadele örgütleri olup olmayacağının ortaya çıkacağı süreç başlamıştır. Emeğin genç kuşakları da, bütün güçleriyle bu sürecin öğrenci gençliğin mücadele ve örgütlenmesini ilerletecek bir süreç olarak yaşanması için çalışacaktır.

 

Üniversitelerde Akademik Yaşam Üzerine

Yukarıda üniversite gençliğinin ülke genelinde bu yılki gündemine ilişkin iki önemli konuyu ortaya koyduk. Ancak üniversitelerin gündemi bununla sınırlı değildir. Başta genç komünistler olmak üzere üniversite gençliğinin uyanan kesimleri, gündemlerini bunlarla sınırlandıramaz. Sınav sistemlerinde gündeme gelen değişikliklerden, bütünleme sınavlarının kaldırılmasına; kantin, yemekhane ve mediko-sosyallerin özelleştirilmesinden bir bütün olarak paralı eğitime ve özelleştirmeye; dersliklerin ve uygulamalı eğitim için gerekli olan araçların yetersizliğinden eğitimin kapsam ve içeriğinin anti-bilimsel oluşuna; eğitime ayrılan bütçenin yetersizliğinden öğretim üye ve görevlilerinin yetersizliğine kadar birçok yerel ve genel sorun, üniversite gençliğinin akademik yaşamını bütünüyle yok eden gündemlerdir. Bu sorunlar çoğaltılabileceği gibi, sorunların toplamının ortaya çıkardığı tablonun kendisi bir mücadele gündemi durumundadır. Bunun için de kısaca üniversite öğrencilerinin akademik yaşamına ilişkin olarak gelinen noktayı ortaya koymak gerekir.

Bugün birçok üniversite, öğretim verdiği konularda gerekli ve yeterli mesleki ve bilimsel eğitimi verecek kapasiteden uzaktır. Bu, bütün üniversite kamuoyunun kabul ettiği; sermaye ve devletin bu alandaki yetkili kurumlarının da kabul etmek zorunda kaldığı bir gerçektir. Öyle ki, hemen hemen bütün üniversitelerde üniversiteye kayıtlı öğrenci sayısının önemli bir bölümü derslere girmemekte ve hatta üniversiteye bile gelmemektedir. Üniversite öğrencilerinin daha birinci sınıftayken üniversiteye yabancılaşmaya başlaması, artık normal bir durum olarak kabul edilmektedir. Hatta giderek "üniversiteli olmak" bu anlama gelmeye başlamıştır.

Özellikle devam zorunluluğu olmayan sözel alanda öğretim yapan bölümlerde derse devam eden öğrenci sayısının, okula kayıtlı olan öğrenci sayısının üçte biri kadar olduğunu söylemek bir gerçeği ifade etmek olacaktır. Sayısal bölümlerde bu oran biraz daha yüksek ise de, özellikle üst sınıflara yaklaştıkça buralarda da durum aynılaşmaktadır. Bütün diğer göstergeleri bir yana, bu durum en başta üniversitelerin hiçbir çekiciliğinin kalmadığının ve içine düştüğü bataklığın çok çarpıcı bir göstergesidir.

Akademik, bilimsel, araştırma-inceleme amaçlı hiçbir çalışma ve tartışma yapılmadığı gibi bu doğrultuda girişimler "terörist faaliyetler" olarak damgalanmaktadır. Özellikle özel üniversitelerin sayısındaki artışla birlikte birçok yetenekli ve deneyimli uzman öğretim üyesi bu üniversitelere kaymış durumdadır. Bu, sermayenin kendi ihtiyaç duyduğu bürokrat ve teknokrat kadroları doğrudan kendi kurdukları üniversitelerde (Bilkent, Koç, Sabancı üniversiteleri vb.) yetiştirmesi anlamına geldiği gibi, aynı zamanda devlet üniversitelerinin burjuva anlamda bir öğretimi vermekten bile uzak olduğu anlamına gelmektedir. Bugün akademilerde, burjuva anlamda bir öğretim disiplininden, araştırmacılıktan ve üretimden söz etmek neredeyse mümkün değildir.

Ancak buna karşılık, anlamsız bir sınav yoğunluğu ve müfredat doluluğu söz konusudur. Sınav öncesi ve sınav sonrası tatil uygulamaları üniversite öğrencilerinin çıkarına bir uygulamaymış gibi görünürken, gerçek, bunun tam tersidir. Üniversite öğrencileri "okulcu" bir öğretimden uzak; ders notlarının ve geçmiş dönem sınav sorularının üniversite çevresinde bulunan kırtasiye ve fotokopicilerde parayla satıldığı ve bunun üniversite yönetimleri tarafından teşvik edildiği bir öğretim anlayışı ve yaşantısı içinde, sözde yükseköğrenim görmektedirler.

Bu durum ve yukarıda birkaçını vurguladığımız bu duruma yol açan bütün uygulamalar üniversite gençliğinin acil gündemini toplam olarak oluşturan olgulardır. Üniversite gençliğinin ilerici, devrimci, komünist bütün mücadeleci unsurları ve uyanan kesimlerinin çalışmalarının merkezine bu somut ve acil talepler oturmalıdır. Eğer güçlü bir öğrenci muhalefeti ortaya çıkacaksa ve üniversite gençliği bu muhalefetiyle emekçi sınıfların demokrasi, sosyalizm ve özgürlük mücadelesindeki yerini alacaksa -ki buna kuşku yoktur-, bu ancak bu platformda yürütülecek çalışma ve mücadeleyle olacaktır.

 

ORTAÖĞRENİM GENÇLİĞİ ÜZERİNE

Ortaöğrenim gençliğinin temel gündemlerinden birini eğitimin özelleştirilmesi ve paralı hale getirilmesi oluşturuyor. Özellikle son birkaç yıldır bütün liselerde uygulamaya sokulan kayıt parası ve katkı payı uygulaması liseli gençliğin tepki duyduğu sorunların başında geliyor. Karne parası, tebeşir-silgi parası, spor parası ve toplam olarak öğretim araç ve gereçlerine yapılan harcamaların karşılanması adı altında toplanan paralara, kayıt ve katkı payı parası da eklenince ortaöğrenimin bütünüyle paralı hale geldiğini söylemek, bir gerçeği ifade etmek olacaktır.

Eğitimin özelleştirilmesi ve paralı eğitime dönük bu uygulamalara karşı öğrenci ve veliler cephesinden biriken tepki, yer yer protesto eylemleri olarak kendisini dışa vurdu. Bu tepki ve eylemler karşısında devletin ilgili organları, "her öğrenciden para alınmayacağı, durumu uygun olmayan öğrencilerin para ödemeyeceği" vb. yalanlara sarıldılar. Hatta bazı illerde Milli Eğitim Müdürleri "katkı payı toplanmayacağı" yönünde açıklamalar yaptılar. Bu yalan açıklamalar bir dönem, ortaöğrenim gençliği ve velilerin biriken tepkisinin yerine, belirsizliği ve beklentiyi geçirdi. Ancak çok kısa bir süre içerisinde okul yönetimlerinin pratik tutumlarıyla bu açıklamaların yalan olduğu ortaya çıktı. Şimdilerde ortaöğrenim gençliği ve veliler farklı biçimlerde yeniden, tepkilerini ortaya koyuyorlar.

Onlarca lisede binlerce liseli genç, gerek kendiliğinden gerekse, ileri kesimlerinin bilinçli ve örgütlü tutumları sonucu katkı payı ödemiyor. İlk yarıyılın bitiminde, katkı payı ödemeyen kesimlerin karnelerinin verilmemesine dönük idari baskılara da eylemlerle ve protestolarla yanıt veriyor. Bu içerikte gerçekleştirilen eylemlerin birkaçı günlük basına da yansıdı. Ancak bu temelde ortaya çıkan ve parti basınımıza haberi ulaşmayan onlarca yerel protestodan söz etmek mümkün. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde ortaöğrenim gençliğinin "Katkı Payı" uygulamasına karşı ortaya koyacağı tepkinin ve protesto eylemlerinin gündemde olacağının göstergesidir. Genç komünistler, bu durumu bilerek hareket etmeli ve bu tepkinin daha güçlü ve kitlesel eylemlere dönüşmesi için çalışmalıdır. Önümüzdeki dönemde bütün liselerde, istenen katkı paylarının ödenmemesi için açık çağrılar yapılmalı ve ödememe tutumu yaygınlaştırılmalıdır. Giderek tek tek okullar düzeyinde ortaya çıkan tepkiler ve protestoları; güçlü, birleşik tepkiler ve birleşik protestolar düzeyine çıkarma hedefiyle mücadele edilmelidir.

Ülke genelinde ortaöğrenim gençliğinin gündemini oluşturan bir diğer sorun da ÖSS-ÖYS sınavlarıdır. Her yıl milyonlarca gencin korkulu rüyası olan bu sınavlar, ortaöğrenim gençliğinin, geleceğini kazanmasının tek çıkış yolu olarak gündeme getirilmektedir. Oysa sınavlara giren öğrencilerin' sadece onda birinin üniversiteye girme şansının olduğu ve geri kalan büyük çoğunluğun üniversiteye girme şansının olmadığı bilinen bir gerçektir. Bu paradoks, her yıl birçok lise son sınıf öğrencisini bunaltırken, intihara varan sonuçlar doğurmaktadır. Öğrenci gençliğin bu sorun karşısında biriktirdiği tepki, sadece istenmeyen ve üzüntüden öteye geçmeyen durumlarla yüz yüze gelindiğinde değil, sürekli gündemde tutulmalı ve bunun üzerinden veli, öğrenci ve öğretmen birlikteliği yaratılarak mücadele edilmelidir. Yazılı ve sözlü propaganda ajitasyonunun yanında, imza kampanyaları, seminerler, tartışma toplantıları, paneller, basın açıklamaları, kitlesel protesto gösterileri vb. etkinlikler, ortaöğrenim gençliğinin ÖSS-ÖYS sınavına karşı yürüteceği mücadelede kullanabileceği araçların ilk akla gelenleri. Önümüzdeki süreçte, ortaöğrenim kurumlarında okuyan gençler ÖSS-ÖYS'ye karşı mutlaka tepkilerini ortaya koyacak; şu veya bu etkinliklerle on binlerce, yüz binlerce ortaöğrenim genci sorunlarını dile getirerek, talepleri için mücadelede ileri adımlar atacaktır.

Ortaöğrenim gençliğinin yukarıda ortaya konan temel gündemlerin yanı sıra, disiplin ve idare baskısı, not tehdidi, gerici faşist müfredatlar, sportif ve kültürel etkinliklerin yok denecek düzeyde olması, eğitsel kol çalışmalarının yetersizliği ve amacına uygun yapılmaması vb. daha sayılabilecek birçok sorun temelinde ortaya çıkan ve çıkacak olan gündemlerden söz edilebilir. Bu sorunların gündeme geldiği okullarda da yine yukarıda ortaya konan platforma ve temel gündemlere bağlı olarak tepkiler geliştirilmeli ve uygun araç ve yöntemler kullanılarak bu tepkiler eylemli bir süreci başlatmalıdır. Ortaöğrenim gençliğine verilen öğretimin ve kapitalist yaşam ilişkilerinin ortaya çıkardığı, rekabetçi, bireyci, sorumsuz, düşünmeyen, sormayan, tartışmayan, üretmeyen genç tipinin yerine: sorunları ve sıkıntıları karşısında birlikte hareket eden, paylaşan, kendi sorunlarına ve ülke sorunlarına duyarlı, bilimden yana, araştırmacı ve mücadeleci bir ortaöğrenim kuşağının geçmesine yardımcı olmanın platformu budur. Her genç komünist, ilerici, devrimci genç bu gerçeği bilerek faaliyetini her gün yeniden ve yeniden gözden geçirmelidir. Sorunlarına ve taleplerine sahip çıkmaktaki kararlılık ve yeteneğinin, çevresindeki gençleri bir bütün olarak etkileyecek ve harekete geçirecek temel etkenleri oluşturacağını unutmamalıdır.

Son olarak ortaöğrenim gençliğinin kendi örgütlerini kurması açısından gündemde olan ve bugüne kadar parti basınımızda da birçok kez ortaya konmuş bir gerçeği tekrar vurgulamakta fayda var. Hâlâ birçok lisede liseli gençlik içerisinde şu veya bu düzeyde örgütlü olan politik gençlik gruplarının bir araya gelerek oluşturduğu, platformu ve günlük işleyişi marjinal ve itici olan örgütler vardır. Bunların birçoğunda genç komünistler de yer almaktadır. Artık bu tip örgütler terk edilmeli ve genç komünistler bütün gücüyle sınıf temsilciliği temelinde bir örgütlenmeyi gerçekleştirmeye girişmelidir. Bilinmelidir ki, birkaç politik gençlik örgütünün üyelerinin bir araya gelerek oluşturduğu ve 10–15 gencin içinde yer aldığı marjinal örgütlenmelerde ısrar etmek yerine, 40–50 kişilik sınıflardan sadece birkaçında temsilci veya sınıf başkanı olmayı başarmak ve bu temelde bir araya gelerek örgütlenmek bile daha fazla gencin sorunlarına sahip çıkmasını ve uyanış içerisine girmesini sağlayacaktır.

 

GENÇLİĞİN POLİTİKAYA KATILIMI VE PROPAGANDA-AJİTASYON ÜZERİNE

Bugün işçi, işsiz, öğrenci bütün gençlik kesimlerinin toplam olarak politikaya ilgileri, politikayı takip etme ve katılma düzeyleri, bir dönem öncesine nazaran daha da artmış ve yaygınlaşmış durumdadır. Bunda, sistemin içerisinde bulunduğu açmazın her gün daha da artmasının ve bu artmanın getirdiği sorun, çelişki ve çatışmaların artık saklanamayacak düzeyde gözler önüne serilmesinin büyük payı vardır. Burjuvazinin kendi siyasal arayışları ve bu temeldeki propagandası bile gençlik yığınlarının politikaya ilgisini artırmakta; kendisinin, ülkenin ve dünyanın sorunlarını takip etme ve tartışma alışkanlıklarını geliştirmektedir. Şüphesiz gençlik kitlelerinin bu politik etkilenişi ve etkinliği burjuva bir etkilenme ve etkinlikten öteye geçen durumda değil. Ve yine bu politik etkilenmenin ve etkinliğin içeriğini ve sınırlarını burjuvazi belirliyor.

Yazılı, sözlü ve görsel kitle iletişim araçlarındaki gelişmeler ve yaygınlık bir taraftan bu kitle iletişim araçlarına hâkim olan sınıfın -burjuvazinin-, gençlik üzerindeki ideolojik-politik etkinliğini, yanlış bilinçlendirme ve yanılsatma düzeyini geliştirirken; diğer taraftan gençliğin ülke ve dünyada gelişen olaylardan haberdar olmasını ve bu olayların ortaya çıkardığı olguları şu veya bu düzeyde takip etmesini ve burjuva anlamda da olsa politika yapma-tartışma alışkanlıklarını da etkiliyor. Bu olgu, genel kitle açısından da geçerli bir durumu ifade eder. Uzun bir dönem gençlik üzerine yapılan analizleri içeren yazılarda sıkça kullanılan, asosyal, apolitik vb. kategoriler bugün artık geçerliliğini yitirmiştir.

Gençlik kitlelerinin politikaya katılımını etkileyen ve politik etkinliğini yönlendiren burjuva politik otoriteye karşı, gençliğin kendi somut gerçeğini, çıkarlarını, taleplerini ve geleceğini gösteren devrimci politikanın ne kadar yaşama geçirilip geçirilemediği temelinde yapılacak değerlendirmeler, gençlik mücadelesinin düzeyini de verecektir. Sözü edilen devrimci politika aynı zamanda, gençlik yığınlarının her günkü yaşamında burjuva politik otoritenin egemenliğinden kendiliğinden kopuş düzeyinin, kendi çıkarları için bilinçli ve örgütlü mücadele veren bir toplumsal kategori olma düzeyine yükselmesi sürecinin de belirleyici halkasıdır.

İlerici, devrimci, komünist gençler, gençlik yığınlarının ana gövdesi içerisinde, gençliğin burjuva politik otoritenin egemenliğinden kurtulması için yürüttükleri günlük mücadelede üç önemli gerçeği iyi kavramalıdır: 1) Gençlik yığınlarının doğal örgütlenme alanlarında (sanayi siteleri, sanayi bölgeleri, tek tek işyerleri ve atölyeler, okullar, üniversiteler vb.) yaşanan yerel sorunlar ve yine hu doğal örgüt alanlarına yönelik sermayenin ülke genelinde saldırı politikalarını, sözlü, ve yazılı propaganda-ajitasyon çalınmalarının merkezine koymak. Hatta her günkü yaşamlarında günlük doğal sohbetlerin, tartışmaların gündemi haline getirmek. 2) Bununla birlikte dünya ve ülke gündeminin farklı gençlik kesimleri içerisinde aktüel ve popüler olan konularını temel çıkış noktaları yaparak toplu grup tartışmaları örgütlemek ve bu konularda yetkinleşmek. 3) Bütün bunların toplamı üzerinden, her günkü politik eylemini, iktidar hedefini ve ufkunu bir an bile kaybetmeden yürütmek.

Bu üç önemli noktayı kavrayarak yürütülen günlük politik çalışmanın temeli, günlük propaganda ve ajitasyon çalışmasıdır. Günlük propaganda-ajitasyon çalışmasının yaygınlığı ve sürekliliği; gençliğin burjuva politik kuşatmayı parçalaması ve kendi gerçek çıkarları için mücadele etmesi sürecinin kilit halkasıdır. Günlük, kesintisiz ve yaygın bir propaganda-ajitasyon çalışmasının kilit işlevi, gençlik yığınlarının burjuva politik etkiden kurtulması ve kendi çıkarları için mücadeleye atılması sürecinin her aşaması için geçerlidir.

Eğer bugün ilerici, devrimci, komünist gençler, gençliğin gündemini belirleme ve gençliğin kendi sorunlarına, taleplerine ve geleceğine sahip çıkmasına yardımcı olmayı başarmada kilit formül arıyorlarsa bu; günlük/sürekli ve yaygın propaganda-ajitasyon çalışmasından başka bir şey değildir. Genç komünistler de gençliğin geleceğine sahip çıkma eyleminde üzerlerine düşeni ne kadar yaptıklarım, bu "kilidi" ne kadar kullanıp kullanamadıklarına bakarak tespit edebilirler. Geleceğini emeğin mücadelesinde yer almakta gören her gençlik grubu ve tek tek her genç, bu temelde günlük mücadele ve örgütlenme çalışmalarını değerlendirmeli ve her günkü devrimci faaliyetini bunun üzerinden sorgulamalıdır. Bunun üzerinden bugüne ve yakın geleceğe ilişkin somut planlar yapmalı, hedefler koymalı ve yukarı da ortaya konan üç önemli noktayla örtüşen bir çalışmada ısrar etmelidir. Bu tutum ve sürecin devrimci bir çalışmada, yaşamın her alanında bitimi olmayan bir akışkanlık içerdiği iyi özümsenmeli ve bir an bile akıldan çıkartılmamalıdır.

 

İŞÇİ-EMEKÇİ SINIFLARIN MÜCADELESİ VE GENÇLİK

İşçi ve emekçiler ile sermaye arasında, emek-sermaye çatışması temelindeki uzlaşmaz çıkar ayrılıkları ve çatışmalar, yaşamın her alanında sürmektedir. İşçi ve emekçilerin bu çıkar ayrılıkları ve çatışmalar temelinde yürüttükleri mücadele, gençlik yığınlarının mücadelesini de etkiler ve ondan etkilenir. Genç komünistlerin önemli bir görevi de işçi-emekçi sınıfların mücadelesiyle, gençlik yığınlarının mücadelesi arasındaki bu etkileme ve etkilenme sürecim hızlandırmak ve giderek bütün gençlik kesimlerinin kendi sorun ve talepleri temelinde geliştirdikleri mücadeleyi işçi-emekçi sınıfların mücadelesine bağlamaktır. Önümüzdeki günler, bu görevi başarıyla yerine getirmek açısından pratik olanakların iyi değerlendirildiği ve somut adımların atıldığı bir süreç olacaktır.

Bilindiği gibi sermayenin 1997 yılını “özelleştirme yılı” olarak ilan etmesinin ardından, emeğin mücadele örgütleri de '97'yi "özelleştirmeye karşı mücadele yılı" olarak' ilan etti. Bu karşılıklı sınıf tutumlarının ardından bir süredir özellikle enerji işkolu başta olmak üzere maden ve demir-çelik işkollarında işçi ve emekçilerin özelleştirmeye karşı mücadelesinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Emeğin devrimci politik örgütü, bu mücadeleyi diğer işkollarına da yaymak ve devrimci demokratik halk iktidarı ve sosyalizm yolunda güçlü adımlar atmak, yeni mevziler kazanmak hedef indedir. İşçi simlinin ve emekçilerin özelleştirmeye, işten atmalara ve işsizliğe karşı yükselttiği ve giderek daha da ilerilere götüreceği bayrakta yazılı olan talepler için mücadele; başta işçi gençlik olmak üzere, işsiz ve öğrenci gençliğin mücadelesini de pratik olarak etkilemektedir. Tek tek farklı gençlik kesimlerinin mücadele ve örgütlenme sürecini bu açıdan ele aldığımızda;

1) İşçi gençlik yığınları, işçi, emekçi sınıfların genç kuşakları olarak emekçilerin özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, işten atılma vb. saldırılara karşı yürüttüğü mücadeleye aynı taleplerle katılacaktır. Bu taleplere, yazının "Sanayi Siteleri ve Sanayi Bölgelerinde İşçi Gençlik" başlıklı bölümünde yer alan talepleri de ekleyecek ve işçi-emekçi sınıfların mücadelesinin en önünde yer alacaktır: İşçi gençlik yığınları, işçi ve emekçilerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine kendi doğal üretim alanlarından kalkarak, kendi taleplerini bayraklaştırarak var gücüyle katılacaktır.

Böyle bir katılımın ve bu katılımı sağlamaya dönük sözlü ve yazılı propaganda-ajitasyon çalışmasının, genç işçi kuşaklarının mücadele ve örgütlenme isteğini artıran, onlara güç veren ve işçi gençliğin ileri kuşaklarını pratik olarak eğitip yetkinleştiren bir çalışma ve süreç anlamına geleceği açıktır. Emeğin devrimci örgütünün genç kuşakları, işçi gençlik kitlelerinin bu mücadeleye katılımını sağlamak için gerekli plana sahip olmalı: işçi-emekçi sınıfların ve onların örgütlerinin yerel ve merkezi düzeyde gerçekleştirdiği bütün eylemlere kendi cephelerinden güçlü ve yaygın katılımı örgütlemelidir.

Bu yaklaşımın ve pratik hareket tarzının işsiz gençlik yığınları açısından da geçerli ve hayati önemde olduğu reddedilemez bir gerçektir. Bu noktada İŞ-EKMEK-ÖZGÜRLÜK sloganının anlattıkları ve emekçi sınıflar içerisindeki sahiplenilme düzeyini hatırlamak anlamlı olacaktır.

2) Öğrenci gençlik kitlelerinin henüz işçi ve emekçilerin mücadelesiyle birleşen kitlesel hareketinden söz edemesek de; öğrenci gençliğin kendi somut sorunları ve talepleri temelinde kitlesel bir mücadele içerisine girmesinde işçi ve emekçilerin yürüttüğü mücadelenin sunduğu olanakların öneminden söz edebiliriz. İşçi ve emekçi sınıfların özgürlük ve demokrasi mücadelesinde açtığı yol-ve yarattığı toplumsal etki, milyonlarca öğrenci gencin bu mücadeleye olan ilgisini de artırmaktadır. Öğrenci gençliğin mücadeleci unsurları, bu gerçekten hareketle bu ilgiyi, öğrenci gençliğin demokrasi ve özgürlük mücadelesine kitlesel katılımını sağlamaya hizmet edecek bir propaganda-ajitasyonun konusu yaparak maddi bir güce dönüştürebilir.

Öğrenci gençlik yığınları bir taraftan, kendi doğal örgüt alanlarında, yazının, yukarıda bu gençlik kesimine ait olan bölümünde değinilen talepler ekseninde mücadele ederken, bir taraftan da bu mücadelesini işçi ve emekçilerin mücadelesiyle birleştirmenin pratik adımlarını atmalıdır. Özellikle sermayenin özelleştirme cephesinden yürüttüğü topyekûn saldırıya karşı öğrenci gençlik de paralı eğitime ve eğitimin özelleştirilmesine karşı olan talepleriyle katılmaktadır. Öğrenci gençlik bu katılımı, işçi ve emekçilerin özelleştirmeye karsı gerçekleştirdiği pratik eylemlerde kendi talepleriyle yer alarak da sürdürecektir. Bu konuda hem olumlu bir pratik olması hem de somut bir örnek teşkil etmesi açısından Sağlık Emekçileri Sendikası (SES)’in 1 Mart'ta Ankara'da düzenlediği "Sağlıkta Özelleştirmeye Hayır!" mitingi, önemli ve dikkate değerdir. SES'in düzenlediği mitinge, başta ülke genelindeki tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere, Ankara'daki üniversite öğrencileri kendi talepleriyle katılmış ve bu katılımı sağlamaya dönük pratik bir çalışma yürütülmüştür. Yine Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)'in ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN)'in düzenlediği mitingler de bu kapsamda olumlulukları ve olumsuzluklarıyla dikkate değer diğer örneklerdir.

Önümüzdeki süreçte bu çalışmanın planlanması ve pratik adımlarının atılması görevi, tıpkı işçi-işsiz gençlik yığınları açısından olduğu gibi, öğrenci gençlik açısından da, en başta bu alandaki emeğin devrimci örgütlenmesi içerisinde yer alan gençlik gruplarının omuzlarındadır.

Gerek işçi-işsiz gençlik yığınları açısından, gerekse öğrenci gençlik yığınları açısından gençlik hareketini işçi ve emekçilerin mücadelesiyle birleştirmede sözü edilen sorun ve taleplerin dışında yerel ve ülke düzeyinde gündemde olan demokrasi ve özgürlük talepleri açısından da aynı çerçevede hareket etmek gerekir. Emekçilerin, hak ve özgürlük taleplerini haykırdıkları; baskılara, insanlık dışı uygulamalara, kontrgerillaya, kısaca diktatörlüğün gerçek yüzünü gösteren olay ve olgulara karşı "Demokratik Türkiye" istemini dile getirdikleri gösteri ve mitinglerde demokrasi ve özgürlük talepleriyle gençliğin kitlesel katılımını sağlamaya dönük faaliyet yürütülmelidir.

 

GENÇLİK KONFERANSI ÜZERİNE

Emeğin devrimci örgütlenmesinin genç kuşakları, bütün gençlik kesimlerinin mücadele ve örgütlenme sorunlarını tartıştıkları, bu tartışmayla birlikte gençliğin kitlesel mücadelesinin gelişimine dönük pratik adımlar attıkları, gençlik hareketinin yakın geçmiş içerisindeki ilerleme eyleminden deneyler çıkardıkları, günlük politika yapına yeteneklerini sorguladıkları bir süreç başlattılar. Bu süreç "Gençlik Konferansı" adı altında devam ediyor. İlan edildiğinden bugüne, dört ayı aşkın bir zaman geçti ve birkaç ay içerisinde sonuçlanması hedefleniyor.

Gençliğin mücadele ve örgütlenmesinin günlük hareketliliğinden bağımsız ele alınmayan konferans çalışmaları, binlerce gençle "Konferans Platformu" temelinde yapılan tartışmalarla sürüyor. Farklı gençlik kesimlerinin mesleki, sendikal örgütlenmelerini yaratma ve bu örgütlenmeleri hareketin ilerlemesine bağlı olarak yerel düzeylerde ve giderek ülke düzeyinde federatif bir örgütlenme ile merkezileştirme hattı, konferans sürecinde ve sonrasında emeğin genç kuşaklarının mücadele ve örgütlenme hattının örgütsel çerçevesini oluşturuyor.

Konferans çalışmaları bu doğrultuda, on-binlerce gence ulaşarak, gençliğin emeğin saflarında yeni bir dünya kurma mücadelesine katılımı için önemli ve devrimci adımlar atmıştır, atmaya da devam edecektir. Çünkü emeğin, devrimci örgütünün gençlik gruplarının her günkü yaşamının devrimci değerler temelinde yeniden üretilip ilerletilmesi, her genç komünistin gençlik mücadelesinin geliştirilip, yaygınlaştırılmasına kalkışının artırılması ve bütün bunlarla birlikte gençlik kuleleriyle yenilenmiş bir mücadele ve örgütlenme temelinde buluşulması doğrultusunda atılan adımları daha da sıklaştırmak ve süreklileştirmek görevi, her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir görevdir.

Konferans sürecinin ülkemiz gençlik hareketinin geleceği açısından hayati öneme sahip olan adımlarından birisi de binlerce gencin geleceklerini kazanma eyleminde mücadele ve anlayış birliğini sağlamlaştırmak, ülke genelinde yekvücut olmayı gerçekleştirmektir. Bugün binlerce genç bu sürecin içerisinde yoğrulmaktadır.

Sanayi sitelerinde ve sanayi bölgelerinde, emekçi semtlerinde, okullarda ve üniversitelerde gençliğin sendika, dernek, gençlik lokali, birlik, konsey vb. onlarca yeni birlik, dayanışma ve mücadele örgütünde bir araya gelmesine yardımcı olmak, önderlik etmek; bunun pratik planlarını yapmak ve bunları eyleme dökmek, bu yolda ısrarcı, kararlı ve atılgan olmak, konferans sürecinde ve sonrasında genç komünistlerin ellerinde bayraklaşacaktır. Bunun için de yürütülen çalışmalara daha da hız verilmeli ve Konferans Platformu'nun on binlerce gence ulaşmasına dönük yürütülen propaganda-ajitasyon çalışmaları yeni araçlarla beslenerek sürdürülmelidir.

Özellikle konferans sürecinde gençliğin gruplar halinde bir araya gelerek, gerek kendi yerel alanlarında yürüttükleri çalışmalara ilişkin, gerekse ülke genelinde farklı gençlik kesimlerinin mücadele ve örgütlenmesine ilişkin konularda yapılan tartışmalarda ortaya çıkan düşünceler yazılı hale getirilmeli ve bu belgeler önümüzdeki süreçte neler yapılacağına ilişkin soruların yanıtlarını bulma doğrultusunda gençlik önderleri tarafından titizlikle incelenmelidir. Konferans sürecinde yapılan tartışmaların ve pratik çalışmaların toplamının gençliğin mücadele ve örgütlenme faaliyetinin bir manifestosunu ortaya çıkaracağı unutulmamalıdır. Bunun için emeğin devrimci örgütünün gençlik grupları, her alanda yürütülen konferans çalışmalarının ürünlerinin, merkezi konferansta birleştirilerek, gençlik mücadelesini daha ilerilere taşıyacak mücadele platformunun oluşmasına veriler sunacağını bir an bile akıldan çıkarmadan faaliyetlerini yürütmeli ve hazırlıklarını yapmalıdır.

Gençlik Konferansı'nın merkezi konferansın toplanmasıyla sonuçlanmasının bir bitim değil; konferans süreciyle içine girilen mücadele ve örgütlenme platformunun daha ileri düzeylerde üretilmesinin yeni bir başlangıcı ve aracı olacağı bilinmelidir. Merkezi konferans, gençliğin geleceğini kazanma mücadelesinde, hiçbir kişisel hesap, çıkar ve kaygı taşımaksızın mücadeleye atılmış yeni bir gençlik kuşağının varlığını dosta da düşmana da tek bir ağızdan ilan etmelidir. Gençlik, nasıl bir dünyada yaşamak istediğini bütün ayrıntılarıyla ve devrimci bir kararlılıkla ortaya koymalıdır.

'97 yılı, gençlik cephesinden bütün bu yazı boyunca temel özellikleriyle ortaya konulan bir hatta ilerleyecektir. Gençliğin geleceği kazanma mücadelesinin ihtiyaçları ve bu ihtiyaçları karşılama eyleminin gençliğin bütün uyanan kesimlerinin omuzlarına yüklediği sorumluluklar genel hatlarıyla ortadadır. Ortada olan bir diğer gerçek ise, sürecin karmaşık ve zorlu bir süreç olduğudur. Bu da, hiçbir şeyin bir gün öncesinde olduğu haliyle kalamayacağının göstergesidir. Başta emeğin devrimci örgütünün genç kuşakları olmak üzere, gençliğin uyanan kesimlerinin kendi geleceklerine sahip çıkma eyleminin düzeyi de bir önceki gün düzeyinde kalmamalıdır. İler gün kendini yeniden üretmeli, yetkinleştirmeli, bugününe ve yarınına olan hâkimiyetini artırmalıdır.

 

Mart 1997