“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Seçimler ve emek gençliği

Geride bıraktığımız 3 Kasım seçimleri birçok açıdan oldukça kri­tik bir dönemin parçası olarak yaşandı. 3 yı­lı aşkın bir süredir zorla da olsa devam etti­rilen DSP-MHP-ANAP hükümeti, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleriyle birlikte halka daha fazla yoksulluk, işsizlik, açlık ve çö­zümsüzlük getirdi ve bu yanıyla halkın tüm kesimlerinden tepki aldı.

Uygulanan IMF politikalarının tarımda, hayvancılıkta yarattığı yok oluşa varan tah­ribatı artık üretici köylülerin tamamına ya­kını dile getiriyor, traktörlü eylemlerle bu tepkisini ifade etmeye çalışıyordu. Krizler­den sonra kapanan kepenk sayısı sayılamaz­ken, işyeri sahiplerinin çoğu geri dönüşü ol­mayan zararlara uğruyor, bugüne kadar mücadelede en geride yer almış olan esnaf­lar eylemlerinde polisle çatışıyordu. Daha önceki seçim dönemlerinde halka şirin gö­rünmek için yapılan seçim yardımlarını bu kez kamu emekçilerinden "esirgeyen" 21. Dönem Meclisi, her fırsatta kamudaki perso­nel fazlalığından dem vuruyor, işten atma hazırlıklarına hız veriyordu. 1475 sayılı İş Yasası'nda yapılmak istenen değişikliklerle işçi sınıfının elindeki son hak kırıntılarına saldıran hükümet, sermayenin temsilciliğini layıkıyla sürdürdüğünü, İş Güvencesi Yasası'nı patronların isteğiyle yürürlüğe koyma­yarak belgeliyordu. "Ekonominin ithal pat­ronu" Derviş'in getirdiği 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı' halkın her kesimini yıkıma sürüklüyor, Şeker Yasası, Endüstri Bölgele­ri Yasası, Tütün Yasası vb. gibi yasalar ülke­yi, uluslararası tekellerin talanına ardına ka­dar açık hale getiriyordu. Patronlar kriz ba­hanesiyle işten atmaları yoğunlaştırırken, iş­sizler ordusu hızla büyüyor, işsizlik milyon­larca insanın sorunu, milyonlarcasının da tehdidi haline geliyordu.

İşsizlikten en fazla nasibini alan gençlik aynı zamanda eğitim hakkının gasp edilmek istenmesiyle geleceğinden daha fazla endişe duymaya başlıyordu. Milyonlarca emekçi ço­cuğunun üniversite hakkının ellerinden alınmasını, üniversitelerin sermayenin ege­menliğine girmiş ticarethanelere dönüştü­rülmesini hedefleyen YÖK yasa tasarısı mec­lis komisyonlarında görüşülüyor, anadilde eğitim istedikleri için binlerce öğrenci okul­larından uzaklaştırılıyor, atılıyor, gözaltına alınıyor ve hatta tutuklanıyordu.

Sermayenin en yoğun saldırılarına ma­ruz kalan geniş halk kesimleri ve gençlik bu dönemin hükümeti ve meclisine öfkesini her fırsatta dile getiriyor, alanlarda "IMF'ye hayır", "Derviş defol" sloganları sıkça duyuluyordu. Hükümete, meclise, IMF politikala­rına yönelen bu tepki kimi zaman kitlesel eylemler, iş bırakmalarla gösteriliyor, kimi zamansa intihar girişimleri, kasa fırlatma vb. bireysel eylemlere dönüşüyordu.

Halkın güvenini son zerresine kadar tü­ketmiş meclisin yerine "yeni"sini kurmak için 3 Kasım seçimlerine yönelen sermaye, seçimleri, halkın gözünü bir kez daha boya­manın, sömürü ve yağma sistemini kalınan yerden devam ettirecek ama bunu halkın bu sisteme yönelik tepkisine dayanarak yapa­cak bir meclis ve hükümet oluşturmanın olanağı olarak değerlendirdi.

Türkiye emekçileri ve gençleri içinse se­çimler, var olan sömürü düzenini kırmanın, insanca bir yaşam, insanca çalışma koşulla­rı, eşitlik, barış, bağımsız ve demokratik bir ülke isteklerini gerçekleştirebilmenin bir olanağıydı. On yıllardır her türlü hakkı elin­den alınan, kölelik koşullarına mahkûm edi­len işçiler, üretim hakkına göz konan, top­rağını uluslararası tekellere bırakmaya zor­lanan köylüler, her geçen gün geleceksizliğe daha fazla mahkûm edilen gençler, köyü yakılmış, ailesini yitirmiş, dili, kültürü, kim­liği yok sayılmış, yıllardır OHAL baskısı al­tında şiddetin en ağırını yaşamış Kürt emek­çileri, gençleri, bir arada, sömürülmeden, ezilmeden ve kardeşçe yaşanabilecek bir ül­kenin ilk adımını atabilirlerdi.

Seçimleri bu doğrultuda değerlendiren işçi sınıfı partisi, bu olanağın bir gerçekliğe dönüştürülebilmesi, Türklerin ve Kürtlerin ortak özlem ve taleplerinin yaşam bulabil­mesi için işçileri, emekçileri, kadınları, genç­leri, devrimcileri, yurtseverleri, sosyalistleri bir araya gelmeye çağırdı.

EMEP, HADEP ve SDP, IMF politikala­rına karşı emeğin politikaları, emperyalist savaşlara karşı Ortadoğu'da ve tüm dünya­da barış, demokratik hak ve özgürlükler için Emek-Barış-Demokrasi Bloğu'nu oluşturarak, seçimlere DEHAP çatısı altında bir­likte gireceklerini ilan ettiler. Bloğun oluş­ması kısa sürede bir heyecan uyandırdı ve ilk günlerden itibaren sendikalar, kitle ör­gütleri Blok'a desteklerini açıkladılar.

Seçimlerden yaklaşık bir buçuk ay önce kurulan Emek-Barış-Demokrasi Bloğu her renkten IMF'ci savaş partilerinin karşısında tek alternatif, en önemlisi de halkın kendi talepleri için birliğini yaratacak ve mücade­leyi bu doğrultuda geliştirecek zemin oldu.

Seçimlerle birlikte tüm düzen partileri birden halkçı kesilerek işsizlikten, açlıktan, yoksulluktan sanki bunları kendileri yarat­mamış gibi söz etmeye, arkası boş vaatlerle halkı kandırmaya çalışıyorlar, ancak bir yandan da IMF'ye, ABD'ye, AB'ye bağlılıklarını gizleyemiyorlardı,

Blok'un seçim bildirgesinde ise; işçiler­den köylülere, kadınlardan gençlere halkın tamamının sosyal, ekonomik, demokratik ta­leplerine ve bu talepler etrafında yürütüle­cek mücadelenin ilerleme olanaklarına değiniliyor, halkın gerçek temsilcilerinin meclis­te yer almasının dönemsel olarak bu olanak­lardan en önemlisi olduğuna vurgu yapılı­yordu. Bugüne kadar ırkçı, şoven politika­larla birbirine düşman edilen Türk ve Kürt ezilenlerinin kurtuluşlarının ortak bir müca­delede birleşmekten geçtiği gerçeği üzerin­den bu blok tarihsel bir öneme sahipti.

Bunca olanağın yanı sıra zorlu bir çalış­mayı da barındıran seçim hazırlıklarını ma­hallelerde, okullarda, fabrikalarda emekçi­ler, gençler, kadınlar sahiplendi ve mitingle­re, açılışlara yansıyan coşkuyu meclise taşı­mak için seferber oldular. DEHAP'ın emek­ten, barıştan, demokrasiden yana estirdiği rüzgâr ülkenin dört bir yanına yayılmak, ya­yılırken de kuvvetlenmeliydi.

Kısa bir süre zarfında yürütülmesi gere­ken seçim çalışmalarının yoğunluğunda, her aşamada faaliyetin gözden geçirilip ye­nilenmesi, yerel ve genel pratik sorunların çözümüne dair atılması gereken adımların belirlenmesi ve bu noktada bizlere düşen görev ve sorumluluklar üzerine çok yönlü ve derinlikli tartışmalar yapma fırsatları ya­ratamadık.

Seçimleri geride bıraktığımız bu günler­de seçim sonuçlarını değerlendirirken eksik kalan bu tartışmaları, seçim sürecinin eksik­likleri ve yarattığı olanaklar çerçevesinde ele alıp yürütmek gerekiyor. Bu yazıda, gençlik çalışmamızın eksiklik ve zaafların­dan arınıp olumluluklarını büyüterek ilerle­mesi amacıyla Emek Gençliği'nin Ankara'da yürüttüğü seçim çalışmasından çıkardığı so­nuçları olumlu, olumsuz örnekleriyle aktar­maya çalışacağız.

Sınırları içerisinde çok sayıda üniversite bulunması nedeniyle üniversiteli gençlik mücadelesinin merkezi olan, ancak aynı za­manda Ostim, Siteler gibi sanayi sitelerinde, fabrikalarda çalışan işçi gençlerin, liseli ve işsiz gençlerin de yoğun olduğu Ankara'da gençlik çalışmasının sürdürülmesi ve bu ça­lışmaların birleştirilmesi bir zorunluluk. Bu özelliği dikkate alan gençlik örgütümüz, se­çim sürecini, tüm bu alanlarda mücadelenin gelişip güçlendirileceği, örgütlülüğümüzün ilerletileceği bir dönem olarak belirledi ve çalışmalarını bu yönde tekrar ele alıp plan­ladı. Bu planlar doğrultusunda çalışma alan­ları (okullar, sanayi siteleri, semtler) gözden geçirilerek çalışmanın yoğunlaştırılması ve zenginleştirilmesine yönelik görevlendirme­ler yapıldı.

Bu tespitlerle başladığımız gençlik çalış­mamızda elbette karşılaştığımız sorunlar, zaaflarımız ve eksikliklerimiz olduğu gibi, olumluluklarımız, küçümsenemeyecek kazanımlarımız da oldu. Bunları değerlendirir­ken gençliğin seçime yaklaşımı, seçimden beklentileri ve seçim sonuçları ile birlikte ele almak gerekiyor.



CHP, AKP, GP VE GENÇLER

Seçim kararının alınmasından hemen sonra, medya tarafından sürekli övülüp par­latılan AKP ve CHP, geçerli oyların yaklaşık %55'ini alarak seçimlere giren 18 parti ara­sından meclise girebilen partiler oldular. 21.

Dönem mecliste bulunan tüm partiler (hü­kümet ya da muhalefet) halktan ciddi bir ce­vap alarak baraj altında kaldı, birçoğu siya­set sahnesinden silinmekle karşı karşıya. Derviş'li, Bayram Meral'li CHP, sistemin "halkçı" süslemesiyle seçmenleri etkileyebi­leceğine, yeniden sisteme bağlayabileceğine inandığı adresti. Gençlik için paralı eğitim, işsizlik ve geleceksizlikten başka hiçbir an­lama gelmeyen CHP programı, gençler tara­fından ayrıntılarıyla incelenen, tartışılan bir program değildi. Laiklik, Atatürkçülük vb. maskelerle IMF'ciliğini gizlemeye çalıştı. "Yeni" sosyal demokrat, merkez sol gibi söylemleriyle özellikle üniversite gençliğin­den oy aldı. Ankara'da 3 üniversitede (H.Ü. Beytepe Kampusu, ODTÜ, Cebeci) kurulan sandıklardan -buralarda CHP adına hiçbir çalışma yapılmadan- CHP birinci parti ola­rak çıktı.

AKP ise, Tayyip Erdoğan'ın yasaklı ol­masını kullanarak sisteme muhalifmiş gibi gösterildi ve bu durum aldığı oylarda etkili oldu. ABD ve AB ile uyumlu olduğunu işin başında belli eden, "değiştik" mesajıyla sermayenin de gözüne giren AKP, çok geniş bir tabana oynadı. Gençliğin siyasette ve ya­şamda değişim, yenilenme ihtiyacını kulla­narak önemli bir kesiminden oy aldı. Yine 3 üniversitede AKP ikinci parti çıktı.

Irkçı, şovenist ve popülist söylemleriyle birdenbire ortaya atılan Cem Uzan ve Genç Parti'si ise gençliğin özellikle yoksullaştırılmış, umutsuzlaştırılmış kesimlerinden oy al­dı. "Light MHP" olarak değerlendirilen GP, adını öne çıkararak gençliği de özlemlerine yanıt olduğuna inandırmaya çalıştı.

Bunlarla birlikte, seçimlerin kendi ya­şamları ve gelecekleriyle bağını tam olarak kuramayan ya da seçimleri kendi talepleri­nin gerçekleşmesinde bir adım olarak gör­meyen, siyasetten uzaklaştırılmış ve bu yüzden de seçimleri dikkate almayan bir genç­lik kesimi de oy kullanmadı. (H.Ü. Beytepe Kampusu’nda ve ODTÜ'de yurtlar bölgesin­de kullanılan oy sayısının yurtta kalan öğ­renci sayısının çok altında olması bunun bir göstergesidir.)

Bu değerlendirmeler de gösteriyor ki, halkın geneli gibi gençler de ciddi bir deği­şim ve yenilenme isteği taşıyorlar. Ancak gençliğin büyük çoğunluğuna bu değişimin gerçekleşmesinde kendi rolünün kavratılamadığı, burjuva siyasetinden koparak sınıf siyasetinin sahiplenilmesi gerektiği fikrinin benimsetilmediği de ortaya çıkan bir ger­çek. Gençliğin içinde bulunduğu bu duru­mu, bloğun yarattığı heyecan ve umudun, mücadele isteğinin gençlik içinde de yaşam bulmasını sağlayarak aşmak mümkün. Bu­nun için seçim bildirgesinde yer alan gençliğin taleplerini genişleterek, yerelleştirerek ve gençleri bu talepler etrafında siyaset ya­par hale getirerek çalışma yürütülmesi ge­rektiği de seçim öncesi yaptığımız tespitleri­miz arasında.



ÜNİVERSİTELERDEKİ SEÇİM ÇALIŞMASI

Sermayenin ideolojisini yeniden üretme­nin merkezi olarak gördüğü, bu yüzden de çok yönlü (ekonomik, ideolojik, kültürel...) saldırılarına maruz kalan üniversiteler ve üniversite gençliği çalışmamızın önemli alanlarından biri. Gençliğin genel tablosu ile benzerlikleri olan ancak farklılıklar da taşıyan üniversite gençliği, eğitimin gitgide paralı hale gelmesi, bilimsellikten uzaklaşa­rak ticarethaneye dönüşmesi, söz söyleme, örgütlenme, kendini ifade etme hakkının yok edilmeye çalışılması gibi birçok sorun­la karşı karşıya.

Bugüne kadar parasız, bilimsel, demok­ratik ve anadilde eğitim için mücadele eden üniversite gençliğini, bu kez daha da kitle­sel bir biçimde, bu taleplerin ancak emekçi sınıflarla ortak bir mücadele vererek yaşam bulacağı bilinciyle Emek-Barış-Demokrasi Bloğu’na kazanmak gerekiyordu. YÖK'ün kaldırılması, üniversitelerin bilimsel, özerk bir yapıya kavuşması, parasız eğitim için mücadelenin yolu, Kürt, Türk emekçilerin ekonomik, sosyal talepleriyle, bağımsızlık, eşitlik, barış ve demokrasi özlemleriyle birleşiyordu/birleşmeliydi.

Üniversitelerde yürütülecek çalışmanın önemli bir yönü de, anadilde eğitim dilekçe­lerini devletin soruşturma, okuldan atma gi­bi baskılar ve cezalarla cevaplaması nede­niyle mücadeleden uzaklaşan Kürt gençliği­ni daha güçlü bir şekilde üniversite mücade­lesine kazanmanın gerekliliğiydi.

Üniversitelerde yürüttüğümüz birçok ça­lışmada -belli örnekler dışında- dar bir çev­reye hapsolma alışkanlığımızı bu dönem aş­malıydık. Bunu yapabilmek için de, gençli­ğin örgütsüz kesimleri içinde ortak ve özel­likle de yerel taleplerin tekrar tekrar müca­deleye konu edilmesi, bu taleplerin ülkenin içinde bulunduğu durum ve geniş halk yı­ğınlarının talepleri ile birleştirilmesi fikrinin yaygınlaştırılması gerekiyordu.

Üniversitelerde yürütülecek seçim çalış­maları için üniversitelerde Blok bileşeni par­tilerin gençlik gruplarıyla komisyonlar kur­duk ve çalışmaları buradan birimlere indir­meye, birimlerde komiteler kurmaya çalıştık. Ancak fakültelerde, bölümlerde Blok'la mücadele fikrine yeni gençler kazanmak, bu gençlere görev vermek konusunda yetersiz kalmamız, en önemli eksikliklerimizden biri oldu. Seçim çalışması sürecine kulüpleri, toplulukları dahil etme, forum, panel gibi etkin­liklerle Emek-Barış-Demokrasi Bloğu’nun tanınması, bilinmesi ve sahiplenilmesini sağ­lamak konusunda da eksik kaldık. ODTÜ'de Süleyman Demirel'in de katıldığı bir toplan­tıda söz alarak gençliğin sorunlarını, bek­lentilerini ve Emek-Barış-Demokrasi Bloğu’nu anlatmak bu konuda önemli bir ör­nekti, ancak devamı getirilemedi.

Başından beri gençliğin yerel talepleri etrafında mücadele fikrini etkin kılma pers­pektifini hayata geçirmek için "Türkiye Gençlikle Değişecek" sloganına sıkışmayan, üniversite öğrencilerine yönelen tüm saldırı­lara yanıt veren, tüm taleplerini sahiplenen ve mücadelesinin gündemi yapan, tartışan, üreten bir Emek-Barış-Demokrasi Bloğu gençliği, elbette ki üniversite gençliği için çekim merkezi olacaktır. Ne var ki, üniversitedeki çalışmamız, çoğu kez, merkezi mater­yallerin dışına çıkılmadığı, yeni mücadele araçlarının geliştirilmediği ve bu yüzden de giderek rutinleşen (afiş asma, bildirge dağıt­ma ile sınırlı kalan) bir çalışma halini aldı.

Tüm bu eksiklik ve zaaflarla birlikte üni­versitelerde seçim çalışmasını ilk elden sa­hiplenen ve yürüten bir güç olması, gençlik çalışmasını doğru tarzda ele alarak ilerlet­meye çalışması nedeniyle Emek Gençliği, özellikle bu bloğa yakın olan gençler tara­fından daha iyi tanındı. Bu sürecin üniversi­telerdeki en önemli kazanımlarından biri bu oldu.



EMEKÇİ SEMTLERİNDEKİ ÇALIŞMALAR

Eğitim görme, çalışma, sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunma gibi birçok haktan ve güvenli bir gelecekten yoksun, toplum dışı­na itilmeye çalışılan, sermaye partilerinin en gerici propagandalarına hedef olan semtlerdeki işçi, işsiz gençler içinde çalışarak gele­ceğine sahip çıkma fikrini hâkim kılmak, semtlerde gençlik örgütleri kurmak, bu ör­gütleri genişletmek, güçlendirmek hedefiyle semtlerde yoğun bir çalışmaya başladık.

Gençler seçim bürolarımıza, etkinlikleri­mize ilgi gösterdiler, seçimlere ilişkin değer­lendirmelerimizi ve Blok'u öğrenmeye, tanı­maya çalıştılar. Ancak bu gençlere görev vermek, onlarla bağımsız gençlik faaliyetle­ri örgütlemek ve daha geniş gençlik yığınlarıyla birleşmek noktasında birkaç örneğin dışına çıkamadık. Ancak semtlerdeki çalış­malara öncesinden daha geniş bir kadroyla ve daha yoğun katılım nedeniyle işçi, işsiz gençlerin taleplerini, yaşamlarını daha ya­kından tanıma olanağı bulan Emek Gençli­ği, Kürt ve Türk gençleri yakınlaştırıcı ve birleştirici bir rol de üstlendi.

Yaz döneminde yoğunlaştığımız, gazete­nin günlük satışı, bildiri dağıtımları ve bire­bir ilişkilerle iyi bir çalışmanın önünü açtığı­mız Ostim ve Siteler'de yaratılan/yaratılabi­lecek olanakları değerlendiremedik. Semtlerde ulaştığımız işçi gençlere üretim alanla­rından ulaşma konusunda yetersizdik.

Toparlayacak olursak, bu dönemde ba­ğımsız bir biçimde örgütleyemediğimiz, bu yüzden de örgütlerimizi genişletme, var ol­mayan yerlerde örgüt kurma hedeflerimize ulaşamadığımız, ancak buna rağmen, üni­versitelerde, semtlerde Kürt ve Türk gençle­rinin ortak mücadelesinin önünü açtığımız, bugüne kadar ayrı ayrı mücadele ettiği or­tak talepleri için bundan sonra birlikte ve daha kitlesel, etkili bir mücadele fikrinin be­nimsenmesine katkıda bulunduğumuz de­ğerlendirmesini yapabiliriz. Bu dönemki ça­lışmamızdan çıkacak ve çalışmayı ilerletici olduğuna inandığımız sonuçlar bunlar.

Emek Gençliği bu dönemde partisini ve mücadeleyi sahiplenişi, tüm enerjisiyle çalış­maların en önünde oluşu, dinamizmi, karar­lılığı ve inancıyla öne çıkmıştır. Önümüzde­ki süreçte bu özelliklerimizi geliştirerek gençlik çalışmasında var olan tüm olanakla­rı değerlendirmek zorundayız. Üniversite­lerde Blok'un yarattığı etkiyi genişletmek ve yaygınlaştırmak, bu etkiyi örgütlü bir gü­ce dönüştürmek, semtlerde örgütler kur­mak ve bu örgütleri güçlendirmek, gençle­rin gençlik evi gibi istekleriyle somutlanan bir arada iş yapma, sorumluluk alarak bu mücadelenin öznesi olma taleplerinin karşı­lığı olmak, işçi gençlik çalışmasında olanak­ları doğru kullanarak ilerlemek, gençliğin en geniş kesimleri içinde örgütlülüğümüzü güçlendirmek gibi görevler karşımızdadır.

Seçim çalışması göstermiştir ki, karşımı­za çıkabilecek her zorluğa rağmen nereye gideceğini bilmek ve kararlı olmak bu gö­revlerin başarılabilmesinin birinci koşulu­dur ve mücadele birikimi, kadroları ve ideolojisiyle Emek Gençliği bu koşulu yerine getirmekte zorlanmayacaktır.