“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Seçimler, kitle çalışması ve kongre süreci

Emek-Barış-Demokrasi Bloku'nun kurulması ve seçimler sürecinde yürütülen çalışmalar bir çok açıdan tartışıldı ve değerlendirildi. Emeğin Partisi (EMEP)'nin 3. Genel Kongre süreci de bu tartışma ve değerlendirmelerin yapıldığı dönemle iç içe geçerek başladı ve devam ediyor. Seçim döneminin işçi, emekçi halk yığınları içerisinde yürütülen kitle çalışması açısından gösterdiklerini, kongre sürecinde bir kez daha hatırlamak ve gelinen noktayı değerlendirmek, işçi, emekçi halk hareketinin ilerletilmesi açısından önemlidir.
3 Kasım seçimlerinin sonuçları, halkın, yaşadığı sorunların çözümü ve taleplerinin gerçekleşmesi için geleneksel siyasal tercihlerinden farklı, değişim isteyen bir tutum içerisinde olduğunu göstermişti. Seçimlerde oy vererek Meclis'e gönderdiği iki partinin beklentilere yanıt vermemesi durumunda “ne olacak” sorusuna halk kesimlerinden verilen "sandıkta onları da cezalandırırız" yanıtı ise, halkın kendine güveni açısından ileri bir noktaya işaret ediyor. AKP hükümetinin kısa süreli yönetimine ve emek ve halk karşıtı politikalarına ilişkin düşünceleri sorulan kesimlerin "böyle yaparlarsa oyumu haram ederim" şeklinde koşullu da olsa verdikleri yanıtlar, halk yığınlarının, sorunları ve talepleri konusundaki duyarlılığının devam ettiğini gösteriyor.
Elbette, AKP hükümetine ilişkin "ülkenin ve halkın sorunlarının çözümü için bir şeyler yapacaklar" beklentisi henüz ortadan kalkmış değil. Ancak özellikle ABD'nin Irak'a yönelik saldırı hazırlıkları karşısında hükümetin işbirlikçi tutumunun yarattığı rahatsızlığın giderek büyüdüğünü söylemek abartı olmayacaktır. Hükümet kendisine oy veren kesimlerden bile tepki ve tenkitler alıyor. Yani beklentilerle kaygılar iç içe.
Ülkenin ve halkın sorunlarının ABD ve IMF işbirlikçiliği temelinde sürdürülen politikalarla daha da artacağı açık. Hükümetin "acil plan” ve “programı”nın, IMF'ci Kemal Derviş'in "programları"ndan özünde farklı olmadığı gerçeği bunun somut göstergesi. Sömürünün yoğunlaşması ve 8 saatlik iş günü de dahil yüzyıllar önce kazanılmış hakların ortadan kaldırılması temelinde çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesi için adımlar hızlanıyor. Özelleştirmeler, işten atmalar, eğitim, sağlık gibi kamusal hizmetlerin tasfiyesi, tarımın, hayvancılığın çökertilmesi vb. gibi emek düşmanı politikalarda ısrar ediliyor. 
Dışişleri Bakanı açıklamalarıyla açık savaş savunuculuğu yapıyor. Başbakan Abdullah Gül ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise işbirlikçi büyük sermayenin baskısıyla "örtülü savaş örgütçülüğü" yolunda adım adım ilerliyor. Halk yığınları ise sokakta, pazar yerinde, işyerinde ya da kahvede kendilerine uzanan bir mikrofon ya da teyp aracılığıyla her fırsatta gidişattan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. İşbirlikçi patron örgütlerinin ve holding medyasının bütün savaşçı kuşatmasına rağmen, Irak'a yönelik ABD saldırısı konusunda yapılan anketler halkın yüzde 90'ının savaş istemediğini gösteriyor. Bu, hem bir duyarlılığın hem de henüz sokağa çıkmamış tepkinin boyutunun ifadesi.
Bu özet tablo da gösteriyor ki, emperyalistler ve işbirlikçileriyle halkın çıkarları ve beklentileri arasındaki uçurum derinleşiyor, çelişki ve çatışma keskinleşiyor. Seçimler dönemindeki düzeye henüz ulaşmamış olsa da, kadın, erkek işçi emekçi yığınların, gençlerin, kentin ve kırın yoksullarının politik duyarlılığı geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak kadar yüksek. Kahvede, lokantada, pazar yerinde, dolmuşta, otobüste, fabrikada, iş yerinde, kısacası insanların bir arada bulunduğu her yerde dünya ve ülkede yaşanan sorunlara ilişkin, halkın sıkıntılarına dair söyleyeceğiniz bir kaç cümle hızla herkesin katıldığı bir sohbete, tartışmaya dönüşüyor. Halkın birleşmesi ve mücadeleye atılması konusunda en karamsar ruh haline bürünenler bile, bir bakıyorsunuz, konuşurken, halkın ne kadar sıkıntılı ve tepkili olduğunu anlatmaya başlıyor.
Ve bu tablo, en az seçimler dönemindeki kadar yaygın, canlı, yoğun ve kesintisiz bir çalışmanın; halkın aydınlatılması, talepleri için mücadeleye seferber edilmesi ve örgütlenmesine yönelik bir kitle faaliyetin sorumluluğunu öncü işçilerin, devrimcilerin omuzlarına yüklüyor.

SEÇİM ÇALIŞMASI GİBİ BİR KİTLE ÇALIŞMASI
Seçim çalışmalarının özellikle son bir ayında, bütün parti örgüt ve üyelerinin seferber olması açısından bugüne kadarki en ileri ve verimli düzey yakalanmıştır. Yöneticilerinden, birim örgütlerine, üyelerinden etkilediği çevrelere kadar bütün güçleriyle parti, kitleler içerisinde bir aydınlatma ve örgütlenme aygıtı olarak çalışmıştır. Partinin politikalarının, fikirlerinin yazılı ve sözlü ajitasyon aracılığıyla halk kitleleri içerisinde açık ve kararlı bir tutumla yayılması için bir çok örnek iş yapılmıştır.
Ev, işyeri ve kahve toplantıları, açık ve kapalı salon etkinlikleri, mitingler, kapı kapı dolaşılarak, yığınlarla yüz yüze gelinen ve partinin fikirlerinin cesaretle dile getirildiği bir kitle çalışması çizgisi bütün parti güçlerinin çalışma tarzına hakim olmuştur. Canlılık, heyecan, kazanma isteği, sınıfların mevzilenişi ve emek cephesiyle sermaye cephesinin güç dengelerinde emek cephesi açısından somut bir adım atma ve başarı elde etme arzusu, bütün parti örgütüne ve çevresine hakim olmuştur. Yığınlara seslenme, birer propagandacı-ajitatör olarak kitlelerin karşısına çıkmada ataklık, halk kesimleri içerisinde doğal önder konumundaki kişilerle bağ kurma çabası, yaygın bir dağıtım örgütü olma vb. bir çok açıdan partimizin olanak ve kapasitesinin, öncesinden ne kadar ileriye çıkabileceği herkes tarafından görülmüştür.
Kendisini dar bir alandaki ilişkilerle, içe dönük bir git-gele sıkıştırmış partili bir işçi, emekçi kadın, genç, sendikacı, profesyonel, yarı profesyonel kadro ya da yönetici olmanın yerini, doğal ilişkilerini, çevresini hareketlendiren, bir fikre kazanan ve kitleleri de bir fikre kazanmaya yönelen güçlü bir parti aygıtı almıştır. Düne kadar bulunduğu mahalle, sokak, fabrika, işyeri ya da okulda kitlelerle politika tartışmaktan çekinen, partili olduğunu saklayan geri tutum ve alışkanlıklar yerini bunların tersi özelliklere bırakmıştır. Öyle ki, seçim çalışmalarına katılan bir EMEP'linin ya da çevresinde bulunan bir kişinin, artık kendisini kitlelerin dışına çekme, saklama şansı kalmamıştır.
Günlük çalışmanın merkezine konulmasında en çok sıkıntı yaşanan gazete gibi bir aracı, bütün yetersizliğine rağmen düne oranla daha ileri düzeyde kullanmayı bilen tutumlar yaygın olarak seçimler dönemindeki kitle çalışması içerisinde ortaya çıkmıştır. Yaptığı bir etkinliği gazeteye haber olarak yazmaktan, gazeteyi okuyarak öğrendiklerini kitlelerle yüz yüze geldiği etkinliklerde anlatmaya, gazeteyi aydınlatma çalışmasının merkezine koymanın önemini bütün herkes görmüştür.
Artık gelinen noktada, bir yönetici parti organının, herhangi bir alandaki parti biriminin, bir tek parti üyesinin ve parti çevresinin; nasıl bir kitle çalışması yürütmek gerektiğini, halktan öğrenen ve öğreten bir politik faaliyetin gücünün ne kadar önemli olduğunu, seçim çalışmalarına bakarak kafasında somutlayamaması için hiçbir neden yoktur. Tabii ki, kitle çalışmasının gereğini yerine getirmekten, üzerine düşeni yapmaktan bilinçli olarak imtina edilmediği sürece.
Şüphesiz bütün bu söylenenler, "seçim çalışmaları her şeyin başlangıcıdır" anlamına gelmiyor. İşçilerin, emekçilerin, halkın bağımsız, politik kitle partisinin çalışma tarzının nasıl olması gerektiğinin pratik olarak görülüp, yaşanması açısından seçim çalışmalarının önemine dikkat çekiliyor. Elbette ki seçim çalışmaları, parti çalışmasının dünkü birikimleri üzerinde yükselmiştir. Ancak, bu geçmiş birikimin üzerinde yükselen seçim çalışmalarının gösterdiği olanaklar, partinin yeniden inşasını gerçekleştirmede bir dayanak olarak önemsenmek durumundadır.
Bunun içindir ki, EMEP; 3. Genel Kongresi’ni toplamaya giderken, en küçük bir işi bile yapmaya mecali olan bir partilinin örgütlü çalışmanın dışında kalmadığı, mutlaka bir parti birimine bağlandığı bir yeniden inşa sürecini gerçekleştirme hedefiyle hareket ediyor. Bunun içindir ki, EMEP; politik-taktik platformunu kavramayı, bu platformu halkı aydınlatma faaliyetinin merkezine koymayı, günlük gazeteyi bunun temel aracı olarak sahiplenmeyi, üyelerinin günlük yaşamını bu temelde yeniden düzenlenmesini, kongre sürecinde ve kongre sonrasında kitleler içerisindeki parti çalışmasının güçlenmesinin temel koşulu sayıyor. EMEP, böyle bir yeniden inşa ve çalışma tarzıyla, emperyalist sermaye ve işbirlikçilerinin karşısına halk güçlerini dikmek için ileri atılma, bütün güçleriyle somut adımlar atma çağrısı yapıyor.
Yazının bu bölümünde, 3. Genel Kongre sürecinde gelinen noktayı değerlendirmeye geçmeden önce kısaca seçim çalışmalarına ilişkin yukarıda söylenenler ışığında savaş karşıtı mücadelenin yükseltilmesi için yapılanları kısaca değerlendirmekte fayda var.

SAVAŞ KARŞITI BİR KİTLE ÇALIŞMASI
Seçim çalışmaları sürecinde ortaya konan enerjik çalışma ve yaşanan seferberliğin halkın savaşa karşı tepkisinin açığa çıkarılması ve örgütlenmesi açısından da örnek alınması şarttır. Özellikle ABD'nin Irak'ı işgali ve bunun bir parçası olarak Türkiye'nin adeta önden, işbirlikçilerinin gönüllü tutumuyla işgal edilmiş bir ABD üssü haline getirilmesi konusunda atılan adımlar düşünüldüğünde, tehlikenin büyüklüğü ve somutluğu ortadadır. Halkın savaş istemediği ve özellikle ABD'ye karşı olan tepkisi biliniyor. Bu koşullarda, halkın tepkisini açığa çıkaracak canlı, sürekli ve yaygın bir ajitasyonun seçimler dönemindeki düzeyde sürdürülmesinin önemi büyük.
Ev ve kahve toplantıları, mahallelerde ajitasyon gösterileri, kapalı salon etkinlikleri yapılarak, kapı kapı gezerek halkın savaşa karşı saf tutmasının, tepkisini dile getirmesinin gereğini anlatmak önemli. Fabrika önlerinin, sanayi sitelerinin ve organize sanayi bölgelerinin, cuma namazlarında cami çıkışlarının gazete satışları ve bildiri dağıtımlarıyla, sözlü ajitasyonla kuşatılması, tıpkı seçim döneminde olduğu gibi "kürsünün sokağa kurulması", savaş karşıtı yürütülecek kitle çalışmasının olmazsa olmazları durumundaki işlerdir.
Bugüne kadar yerel parti örgütlerinin ve birim örgütlerinin yürüttükleri savaş karşıtı çalışmalarda, parti güçlerinin seçimlerdeki gibi bir seferberliğe doğru somut adımlar attığını görmek mümkün. Mevcut durumla yetinmeden bütün güçler ve olanaklar sürekli ve sürekli gözden geçirilerek, gazeteden günlük olarak öğrenen ve öğrendikleri üzerinden zengin bir ajitasyon sürdüren bir tarzın, hızla çalışmalara egemen hale gelmesi gerekiyor. Bu işe, parti ve gençlik örgütü yöneticileri, emekçi kadınlar içerisindeki fonksiyonerlerden başlamalı, onlar, birer propagandacı-ajitatör olarak, örgütleri, üyeleri harekete geçirecek işlerin planlayıcısı, takipçisi ve birlikte iş yaparak yürütücüsü olmalı.
Seçim çalışmasında nerelerde, kimler tarafından kitle toplantıları örgütlendiği biliniyor. Yine seçim çalışması içerisinde çalınan kapılar, gidilen yerler bütün yerel örgütlerin bilgisi dahilindedir. Savaş karşıtı çalışmada, bunlardan, çok daha yaygın ve süreklilik içerisinde faydalanma imkanı vardır. Bu imkanlar kullanılarak, seçimlerde yakalanan kitle çalışması çizgisi sürdürülerek, halk güçlerinin birleştirilmesi yönünde ileriye dönük somut adımlar atmanın önünde bir engel yoktur.

KONFERANS VE KONGRE SÜRECİNİN GÖSTERDİKLERİ
Derginin bu sayısının elinize geçtiği günlerde, EMEP'in il kongreleri de tamamlanmış olacak. Birim konferanslarından il kongrelerine kadar geçen bir buçuk aylık süre zarfında, seçim döneminde parti saflarında ve çevresinde biriken kitle gücünün birim temelinde örgütlü hale getirilmesi için somut adımlar atıldı.
Örneğin İstanbul'da gerçekleştirilen birim konferansları sürecinde, temel alınan ilçeler başta olmak üzere bir çok yerde gençlik ve kadın gruplarının yeniden örgütlenmesinde somut adımlar atıldı. Kimi ilçelerde yeni Emek Gençliği grupları oluşturulurken, kimi ilçelerde de onlarca emekçi kadının içinde yer aldığı kadın grupları oluşturuldu. Mahallelerde onlarca parti grubu kuruldu. Bu grupların birim konferansları ağırlıklı olarak evlerde yapılırken, bazı gençlik konferanslarının, gençlerin gittiği kafe ve pastane gibi yerlerde yapılması, yapıldığı yerde Emek Gençliği gruplarının oluşturulması ve sorumlularının seçilmesi tutumu, örnek işler olarak öne çıktı. Kitlelerle birleşme ve mücadele örgütü olma açısından bu konferansların her birisi öğretici niteliktedir. 
Yapılan birim konferanslarında özellikle savaş karşıtı mücadeleye yönelik somut işler planlandı ve bunların bir kısmı gerçekleşti. Bir yandan kalan hedeflerin gerçekleşmesi için çalışmalar sürerken, bir yandan da yeni hedefler belirleniyor. Bunlar, seçimlerin ardından parti örgütlerinin kitle gücünü ve üye potansiyelini harekete geçirmeye yönelik olumlu adımlar.
Seçimlerin ardından parti çalışmalarının tekrar rutine dönüşmemesi için çaba sarf edilirken, bütün parti üye ve çevrelerinin parti gruplarında örgütlü bir çalışmaya katılmasında zorluklar ve sıkıntılar da yaşanıyor. Özellikle mahallelerde sokakları temel alan ve birbirine yakın oturan parti üyelerinin bir araya gelerek günlük bir çalışma yürütecek şekilde birim olarak örgütlenmesinin öneminin yeterince kavranmadığı görülüyor. Parti üyelerinin bu temelde örgütlü bir çalışma içerisine girmesi teknik bir iş gibi ele alınıyor.
3. Genel Kongre'nin, "sermayeye karşı halk güçlerinin birleştirilmesi ve mücadeleye seferber edilmesinin sorunlarının ve getirdiği sorumluluklarının tartışıldığı bir kongre olacağı" daha işin başında ortaya konmuştur. Bu temelde bir kongrenin örgütlenmesi demek, kitle çalışması çizgisinin bütün örgüt çalışmamıza egemen olması demektir. Bunun için de, parti birimlerinin sokak temelinde, yerleşim birimlerinin yakınlığına göre yeniden örgütlenmesi ve en küçük bir iş dahi yapan partilinin bu birimlerin dışında kalmaması, teknik bir iş değildir. Aksine kongre platformunun önümüzdeki süreçte yaşam bulmasının temel örgütsel dayanağıdır.
Burada bir gerçeğin daha altını çizmek gerekiyor. Fabrika ve işyeri birimlerinde çalışmaya katılan partili işçi ve emekçilerin sözü edilen birimlerde de yer alması işçi sınıfı ve emekçiler içerisindeki kitle çalışmasını zayıflatan değil güçlendiren bir adım olacaktır. Fabrika ve işyerlerini temel alan, onu halkın örgütlenmesiyle güçlendiren bir yaklaşım, 2 . Kongre hedeflerimizi günün ihtiyaçlarına uygun olarak yenilemekten başka bir anlam ifade etmez.
Öte yandan, konferans ve kongre tartışmalarında zaman zaman "Seçimler bitti, artık yuvamıza geri dönelim" şeklinde ifade edilebilecek bir içe dönme ve kendi içinde ve yakın çevresindeki ilişkilerle düzenli düzensiz bir araya gelmekle yetinme eğilimleri öne çıkıyor. Ya da oluşturulan parti, gençlik ve kadın gruplarının somut bir iş temelinde mücadeleye yeniden ve yeniden seferber edilmesinin sorunları ve zorlukları, yakınmacı tutumları gündeme getiriyor. Özellikle de günlük gazetenin okunması ve okutulmasını merkez alan bir çalışmanın istikrar kazanmasında "kolay pes eden" yaklaşımlar görülüyor. Seçim döneminde doğal kitle ilişkilerini ev ve, kahve toplantılarında vb. bir araya getirip politik mücadeleye katmak için somut adımlar atan partililerimizin bugün de benzer adımlar atma olanakları varken, bundan imtina ediliyor. Parti mücadelesini ve halk hareketini ilerletmek için "sihirli formül arayan" değerlendirmeler, farkında olunsun ya da olunmasın, yapılacak işlerin önüne geçip, yaygın ve ısrarcı bir kitle çalışmasının öneminin üstünü örten bir rol oynuyor.
Oysa mevcut durumdan bir adım ileri atmak için ne yapmak gerektiğini, İstanbul İl Konferansı’na katılan bir delegenin sözleri açıkça gösteriyor: "İstersek, müdahaleci olursak, emek harcarsak mutlaka ileriye gidiyor, somut bir mesafe kat ediyor ve emekçileri mücadeleye katmada olumlu bir sonuç alıyoruz. Bütün mesele, günlük hayatımızı ve alışkanlıklarımızı, mücadelenin ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden planlamakta." Yine bir başka delege, fabrikasındaki parti çalışmasının dünden farkını şu kısa ama özlü cümlelerle ifade ediyor: "Seçim çalışmaları, işçilerle politika tartışma konusunda bizi cesaretlendirdi. Gördük ki, bugüne kadar fabrikamızda bir şeyleri başarabileceğimize inanmadan çalışmışız. 6 aydır ise, inanarak çalışıyoruz ve bu kısa süre bile neler yapabileceğimizi görmeye yetti. Çevremizdeki işçiler, bizi bugüne kadar kendileriyle politika tartışmadığımız için eleştiriyor." Bir başkası ise şöyle söylüyor: "Emperyalistler ve işbirlikçileri, yöneticiler niyetlerini, yapmak istediklerini halka açıkça söylüyor ve onları bütün araçları kullanarak ikna etmeye uğraşıyor. Biz de, emekçilerin taleplerini ve yapılması gerekenleri en az onlar kadar açıklıkla, meşruluğumuza inanarak ve bütün araçlarımızı kullanarak halka anlatmalıyız. Halk bizi dinleyecektir. Çünkü biz doğruyu söylüyoruz."
Her şey çok açık, somut ve pratik. Belki bu yaklaşımlar, konferans-kongre sürecinin geride kalan günleri içerisinde henüz bütünüyle parti güçlerimize egemen olmuş değil. Ancak mücadele devam ediyor ve yapılacaklar kongreyle sona ermeyecek. Emek, barış, demokrasi ve kardeşlik yolunda halk güçlerini birleştirmek için, ilk iki Kongre’nin öğrettiklerine yenilerini de ekleyerek yürüyüş devam edecek.