“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

“sosyalizm ve savaş” üzerine

Evrensel Basım Yayın, V. İ. Lenin’in “Sosyalizm ve Savaş” adlı eserinin yeni bir basımını gerçekleştiriyor. Savaşın tüm şiddeti ve vahşeti ile sürdüğü, en yüksek teknolojinin en ilkel duygularla harekete geçirildiği, alev ve duman öbeklerinin Ortadoğu’yu sardığı, Türkiye hava sahasının ABD-İngiliz bombardıman uçakları, füze ve askerlerine açıldığı günlerde “Sosyalizm ve Savaş”ın yeniden basılması, yeniden okunması önem kazanıyor. Burjuva medyanın, tüm cepheleri ve yönleriyle savaşı “naklen” veriyormuş görüntüsü altında, emperyalist savaş aygıtının bir kolu gibi çalıştığı, uzmanların, akademisyenlerin olup biteni detaylarla bezeli bir yüzeysellikle verdiği koşullarda savaşın emperyalist politika ve güç dengesi ile, iktisadi koşullarla ilişkisinin, tek kelimeyle savaş ile savaşa yön veren tarihsel ve iktisadi olgular arasındaki ilişkinin incelenmesi bakımından Sosyalizm ve Savaş eseri bir pusula niteliği taşıyor.
Sosyalizm ve Savaş, Lenin’in 1914-18 yılları arasında iki  emperyalist kamp arasında yaşanan Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında yazdığı broşür ve makalelerden oluşuyor. Kitapta en büyük yeri tutan ve önem bakımından da başta gelen belge, savaşın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra yazılan, derlemeye de adını veren, “Sosyalizm ve Savaş” başlıklı broşürdür. “Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Savaşa Karşı Tutumu” alt başlığını taşıyan broşür, savaşın patlamasından bir yıl sonra, Ağustos 1915 tarihinde Cenevre’de kaleme alınmış, kısa süre içinde birçok Avrupa dilinde basılmış ve resmi sosyal demokrat partiler dışındaki devrimci gruplarca gizli olarak dağıtılmıştır. Lenin bu broşürü, Rusya’da ve Avrupa ülkelerinde kitleler arasındaki devrimci kararlılıktaki gözle görülür büyümeyi göz önüne alarak hazırlamıştır. Savaşın, proletaryanın devrimci bakış açısıyla  bütün yönleriyle tahlil edildiği bu broşürün yanı sıra, Lenin’in savaş boyunca çeşitli konulara değinen, pek çok makalesi de yer alıyor kitapta. “Oportünizm ve II. Enternasyonal’in Çöküşü”, “Silahsızlanma Sloganı”, “Emperyalizm ve Sosyalizmdeki Bölünme” başlıklı makaleler bunlardan bazıları.

SAVAŞ VE II. ENTERNASYONAL
Birinci Emperyalist Savaş, II. Enternasyonal’in de sonu oldu. II. Enternasyonal 1889 yılından beri varlığını sürdüren, Avrupa’nın güçlü sosyalist işçi partilerinin işbirliği üzerinde yükselen uluslararası bir işçi örgütüydü. Avrupa’nın büyük kapitalist devletleri iki kampa bölünüp birbirleriyle savaşa tutuşunca, bu ülkelerin sosyalist partileri de bağımsız bir tutum alamayıp kendi burjuvazilerinin yedeğinde savaşa katıldılar. Bu partilerin her biri kendi ülkesinin burjuvazisini haklı buluyor, onların dünya yağmasından daha büyük pay talebiyle katıldıkları savaşı ulusal savaş, “anayurt savaşı” olarak göstermeye çalışıyordu. Hatta bu parti liderlerinden bazıları burjuva savaş hükümetlerinde bakan olmayı bile kabul ettiler.
Milyonlarca insanın hayatına mal olan kanlı boğazlaşmada belli bir tekelci gruba destek veren II. Enternasyonal partileri, sergiledikleri tutumu Marksizmle bağdaştırmaya çalışmaktan da geri durmuyorlardı. Marx ve Engels’in kimi savaşları haklı bulmasını örnek göstererek, kendi tutumları ile Marx ve Engels’in savaşa karşı tutumu arasında paralellikler kurmaya çalışıyorlardı. Alman sosyal demokrasisinin ve II. Enternasyonal’in en ünlü lideri, Engels’in sağlığında onunla çalışma arkadaşlığı yapmış, uluslar arası işçi hareketi içinde büyük bir saygınlığa sahip Kautsky de birtakım mazeretlerle sosyal şovenist bir tutum almıştı. Sonuç olarak, milyonlarca işçi ve emekçiyi savaşa karşı mücadeleye seferber etme görevinden yan çizen, savaştan iki yıl önce 1912 yılında imzaladıkları Basel Manifestosu ile taban tabana zıt bir tutumla savaş cephesinde yer alan sosyal demokrat partiler daha da ileri giderek Marksizmi de bu suça ortak etmeye, ilkelerini çarpıtmaya, burjuvazi için dahi kabul edilebilir zararsız bir söz yığınına indirgemeye çalışıyorlardı.
Böyle bir durumda, savaşın gerçek niteliğini açıklamak, kendi burjuvazilerinin yedeğine düşen partilerin ihanetini göstermek, karaçalmalara karşı Marksizmin ilkelerini savunmak gerekiyordu. Sosyalizm ve Savaş broşürü, bu mücadelenin belgesidir.

SOSYALİZM VE SAVAŞ’IN İÇERİĞİ VE TEORİK ÖNEMİ
1905-7 devriminin yenilgisinin ardından Rusya’yı terk etmek zorunda kalan Lenin, savaşın ilk üç yılı boyunca İsviçre’de yaşadı. “Tarafsız ülke” konumuyla, Lenin’in barınması, ülkesiyle haberleşmesi ve uluslararası işçi hareketiyle yakın bir ilişki sürdürmesi vb. bakımlardan avantajlar sağlayan bu ülke, Lenin’in çalışmaları için gereksindiği verileri temin bakımından da elverişli koşullara sahipti. Lenin Sosyalizm ve Savaş’ı (ve 1916 yılında da Emperyalizm’i) İsviçre’de iken yazdı.
Sosyalizm ve Savaş’ın önemi tam olarak ancak uluslararası sosyal demokrat  harekete hakim olan hava göz önüne getirildiğinde anlaşılabilir. O güne dek sosyalizmi temsil etmiş, şanlı bir geçmişe sahip partiler çoğunluğu savaş ortamında yalpalıyordu. Böyle bir durumda savaş karşısında tereddütsüz bir devrimci tutum alan yegane parti Lenin’in önderlik ettiği RSDİP’ti. Elbette Rosa Luxemburg, Karl Liebnecht başta olmak üzere pek çok sosyalist de bu savaşta kendi burjuvazilerini mahkûm etti. Ama işçi hareketi üzerinde etkiye sahip resmi sosyal demokrat partiler ve bu partilerin en güçlüsü Alman Sosyal Demokrat Partisi sosyal şovenist bir çizgideydi. Rusya’da da RSDİP’in Menşevikler kanadı ile irili ufaklı sayısız grup şöyle ya da böyle şovenizmden etkileniyordu.
Böylesi koşullarda savaşı iç savaşa çevirme taktiğinin tavizsizce savunulmasının önemi büyüktü, bir o kadar da güç bir işti bu. Bolşevik Partisi, savaşın başından itibaren Lenin’in ortaya koyduğu devrimci taktiği benimsedi. Topladığı Bern Konferansı ile tüm örgüte mal etti. Ama Lenin, soruna, sadece Rus işçi hareketiyle sınırlı yaklaşmamakta, tüm Avrupa işçi ve sosyalist hareketini oportünizmin etkisinden kurtarmanın tayin edici önemi üzerinde durmaktaydı. Bu bakımdan Sosyalizm ve Savaş, Rus işçi ve sosyalist hareketi kadar, ve belki de daha çok, Avrupa işçi ve sosyalist hareketinin durumu gözetilerek kaleme alındı.
Broşürde savaşın karakteri, tüm taraflar açısından kesin haksız niteliği gösterilmekte, savaşa destek olan, utangaçça savunan veya açık devrimci tutum almaktan geri duran çeşitli tonlardaki sosyal şovenizm teşhir edilmekteydi.
Kitabın üçte birini oluşturan ve Türkçe basımı 50 sayfa kadar tutan “Sosyalizm ve Savaş” broşüründe, Lenin, öncelikle Marksizmin savaş sorunu üzerine genel yaklaşımını net çizgileriyle ortaya koyar. Tarihten örnekler vererek haklı ve haksız savaş ayrımının dayanacağı ölçütleri açıkladıktan sonra, sürmekte olan savaşı köle sahiplerinin mevcut kölelerin daha adil paylaşımı için verdikleri savaşa benzetir. Böylesi bir savaşta, kimin önce saldırdığının veya savaşın hangi devletin sınırları içinde sürdüğünün savaşın karakteri bakımından bir önemi olmadığını, savaş dönemindeki politikanın gerçekte barış dönemindeki politikadan ayrılamayacağını, bu anlamıyla da “anayurt savunması” gerekçesi arkasında yürütülen savaşın mutlak bir emperyalist karakter taşıdığını ortaya koyar.
Lenin’in, uluslar arası işçi hareketine önerdiği ve resmi partiler dışında kalan küçük muhalefet grupları tarafından da desteklenen tutum şuydu: Kendi burjuvazinizin “anavatan savunması” adı altında yürüttüğü savaşı desteklemek yerine onların iktidarının yıkılması için çalışın.
Broşürde, emperyalist savaşı aklamak çabasındaki sosyal şovenistlerin Marx ve Engels’e yaptıkları göndermelerin temelsizliği üzerinde durarak, sosyalizmin kurucu teorisyenlerinin tarihsel bakımdan gerici rol oynayan hiçbir savaşı desteklemediğini gösteren Lenin; bağlı partilerin karşı saflarda yer aldığı bir durumda II. Enternasyonal diye bir olgudan söz edilemeyeceğini, işçiler arasındaki ve cephedeki kardeşleşme ile birlikte yeni bir enternasyonalin de doğmak zorunda olduğunu dile getirir.
Lenin’in gündeme getirdiği diğer bir nokta da, savaş koşullarına uygun mücadele ve örgüt biçimlerinin benimsenmesi yönünde yaptığı çağrıydı. Gerçekten de uzun barışçıl mücadele dönemi boyunca, yasal çalışma olanakları genişlemiş, parlamentoda temsil hakkına kavuşmuş partilerin ufku parlamenter mücadele biçimleriyle sınırlanmıştı. Devrimci şiarlar ve taktikler sözde kalıyordu. Lenin, savaşın yeni bir devrimci durum yarattığı görüşünden hareketle, partilerin hem yapılarında, hem de mücadele çizgilerinde buna uygun bir  yenilenmenin gereğini ortaya koyuyordu.
Lenin’in “Sosyalizm ve Savaş” broşüründe ve ardından kaleme aldığı tamamlayıcı nitelikteki makalelerde, somut bir savaşın tahlili olmanın çok ötesine geçen teorik bir zenginlik buluruz.
Lenin, bu çalışmasında savaşın, katılan bütün büyük emperyalist devletler açısından haksız karakterini ortaya koymakla kalmadı. Bu savaşın, şu veya bu iktidarın çılgınca arzularının eseri değil, kapitalist gelişmenin vardığı aşamanın bir ürünü ve sonucu olduğunu ortaya koydu. Tekellerin dünyayı paylaştığını ve yeni bir paylaşım talebinin savaşı kaçınılmaz kıldığını vurguladı. Kapitalizmin bu yeni aşamasının, üretimi görülmemiş ölçüde geliştirip merkezileştirdiği, toplumsallaştırdığı ama buna karşın mülkiyetin özel karakterini daha da perçinlediğini, üretim güçleri önünde engel hale geldiğini, her bakımdan çürüme anlamına gelen bu sürecin kapitalizmin son aşaması olduğunu saptayarak emperyalizm teorisinin omurgasını oluşturmuş oldu. Bu yönüyle Sosyalizm ve Savaş, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm eserinin öncelidir.
Lenin, Bolşevik Partisi’nin savaşa karşı devrimci bir tutum alışının tesadüf olmaması gibi, II. Enternasyonal partilerinin savaşla birlikte su yüzüne vuran oportünizminin de tesadüfi bir olgu olmadığını, işçi hareketinin gelişim seyriyle bağlantılı olduğunu saptadı. Bu partilerdeki yozlaşmanın, işçi sınıfı içinde gelişen burjuva aristokratik tabaka ile ilişkisini gösterdi.
Böylece Sosyalizm ve Savaş, II. Enternasyonal partilerinin gerici, sosyal şovenist çizgilerinin teşhir edilmesine hizmet etti, işçi hareketi içinde devrimci akımların çıkmasını yüreklendirdi, yeni bir enternasyonalin doğuşuna kaynaklık etti. Marksizmin ilkelerini tahrif çabalarını boşa çıkardı, Marksizmin teorik hazinesine katkıda bulundu ve geliştirdi. Ve yayınlanışını izleyen on yıllar boyunca savaş, emperyalist savaş, sosyalizmin savaşa karşı tutumu konularında tartışılmaz bir başvuru kaynağı olarak yeniden ve yeniden basıldı. Emperyalist ve gerici savaş belasının halklara musallat olduğu her durumda yeniden başvurulan, öğrenilen eserlerden biri oldu.

BUGÜN AÇISINDAN SOSYALİZM VE SAVAŞ
Bugün yeni bir savaşın içindeyken de Sosyalizm ve Savaş yol gösterici olmaya devam ediyor. Kuşkusuz, Lenin’in tahlil ettiği dönem ile günümüz koşulları arasında kaba koşutluklar aramak anlamsız bir çaba olacaktır. O günden bugüne dünya tablosu çok değişmiştir. O günün en büyük emperyalist devletlerinin bir bölümü bugün iddiasız bir konuma çekilmişken, o zamanki paylaşımda tayin edici bir rol oynamayan başka emperyalist devletler öne çıkmıştır. Ayrıca bugün yaşanan savaş da, emperyalistler arasındaki paylaşım mücadelesinin bir sonucu olarak gelişse de, hiç değilse askeri anlamda doğrudan emperyalistler arası bir savaş değildir ve sonuçta “güçsüz” bir ülkenin emperyalist dünyanın en güçlü iki gücü tarafından en vahşi araçlarla işgaline dayanmaktadır.
Bu bakımdan, bu savaşın gerçek bir analizi ancak tüm somutlukları ele alınarak yapılabilir; ki bu da, ancak Lenin’in tezlerine dayanılarak başarılabilir. Bu savaşın, Lenin’in Sosyalizm ve Savaş’ta ortaya koyduğu, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm eserinde daha da geliştirerek temellendirdiği tezleri bir kez daha doğruladığından da kuşku yoktur. Bugüne kadar, Lenin’in diğer konularda olduğu gibi, emperyalist savaş hakkındaki tezleri daima çürütülmeye çalışılmış, bu cüretin gösterilemediği durumlarda ise “değişen koşullara” uymadığı iddia edilmiştir.
İkinci Dünya Savaşından sonra 1950’li-60’lı yıllarda artık bir emperyalist savaşın olası olmadığı ileri sürülebilmiştir. SSCB’nin yıkılışından sonra ise, pek çok “Marksist”in de fırçalarıyla katkıda bulundukları pembe bir dünya tablosu çizilmişti. Evrensel barışa, adalete, refaha doğru ilerleyen “yeni dünya düzeni”nde, soğuk savaş döneminden kalma, “emperyalizm”, “sömürgecilik”, “savaş” gibi kavramlara yer yoktu! Halklar da bu yoğun propagandadan etkilendiler; gerçekler, bir süreliğine, SSCB ve öteki sosyalist görünümlü devletlerin yıkılışından kalkan toz bulutu altında kaldı.
Yalanın ömrü kısa, gerçekler ise inatçıdır. Emperyalist propaganda merkezlerinin dünya üzerine yaydıkları pembe örtü üzerinde çok geçmeden kan lekeleri belirdi. On yıl sonra ise görünen şey; kan, yağma ve zorbalıktan ibarettir. Gerçekte tüm emperyalistlerin çıkarlarının düğümlenip çatıştığı bu savaş, belli başlı emperyalistlerin silahlı olarak karşı karşıya geldikleri bir savaşa dönüşmemişse, bunun tek nedeni, rakip emperyalist ülkelerin savaş meydanına çıkacak ölçüde güçlenememiş olmasıdır. Bugün ABD-İngiliz koalisyonuyla çatışmayı silahlı düzeye çıkarmaktan kaçınan emperyalist devletlerin, önümüzdeki yıllar içinde güç ve kendilerine güvenlerinin artışına bağlı olarak, yeni bir paylaşım talep etmeyeceğini kim garanti edebilir?
Sosyalizm ve Savaş’ın, emperyalist savaşın, genel olarak savaşların, savaşın ve emperyalizmin niteliğine ilişkin saptamaları günümüz dünyası ve olayları tarafından doğrulanmıştır. Ama söz konusu eserde, aynı zamanda, savaşın bir devrimci durum yarattığı da özellikle vurgulanmakta, işçi sınıfı ve halkların gerici iktidarları yıkarak bu savaşa son verebilecekleri öngörülmekte idi. O zamanlar daha savaş içinde gerçekleşen bu öngörü bugün için de geçerlidir. Halkların giderek kabaran öfkeli protestoları bunun işaretidir.

SONUÇ
Irak’a emperyalist müdahale ile birlikte yaşananlar Birinci Emperyalist Savaş döneminden bugüne emperyalizmin özünün değişmediğini gösteriyor. Ama çarpıcı biçimsel benzerlikler de gözden kaçmıyor. Biz kendimizi bir örnekle sınırlayalım. Birinci Emperyalist Savaş sırasında emperyalist devletler, gerçek amaçlarını gizlemek için çeşitli gerekçeler öne sürüyorlardı. Bu gerekçelerden biri de şuydu: “Biz bu savaşla uluslara özgürlük getireceğiz!” Ne tesadüftür ki, Amerikan-İngiliz koalisyonu da, bu savaşla “ulusları özgürleştireceğini” öne sürüyor ve yürüttüğü savaş da zaten “Irak’a Özgürlük Operasyonu” adını taşıyor.
Ama arada bir nüans var. O zamanlar emperyalist devletler “özgürlük”ten söz ederken, söz gelimi İngiltere “ulusal özgürlük” derken, somut olarak Belçika’nın özgürlüğünü kast ediyordu. Belçika’yı Alman işgalinden kurtarmak vaadinde bulunuyordu. Almanya, bu kavramın içine Polonya’yı Rusya’dan kurtarmayı yerleştiriyordu. Yaşandı ve doğru olmadığı görüldü bu gerekçelerin. Günümüzün işgalci emperyalistleri ise, üzerine bomba yağdırdığı, çoluk çocuk demeden katlettiği bir ulusa “seni özgürleştiriyorum” diyor. Ne diyelim, emperyalizm aynı emperyalizm, ne ki hayasızlığın, alçaklığın dozu kat be kat artmış.
Son bir söz. Olgular, sözlerden daha ikna edicidir. Son savaş da on yıldır sürdürülen “emperyalizm kaldı mı, değişti mi”, “savaş çıkabilir mi” gibi tartışmalara kanlı bir nokta koydu. Tartışmaları eskitti, anlamsızlaştırdı. On yıl önce en değme Marksist aydın bile cümle kurarken içinde “emperyalizm”, “sınıf savaşı” gibi kavramların geçmemesi için özel bir dikkat gösteriyordu. Bugün ise, magazin programlarının müdavimi bir arabesk sanatçısı, Mahsun Kırmızıgül bile savaşa ilişkin yorumunu bir sloganla tamamlıyor: “Kahrolsun Emperyalizm!”
Evet, dünya işçileri ve halklar emperyalizmi bu vahşet ortamında daha iyi tanıyorlar, ona karşı ayağa kalkıyorlar. Sosyalizm ve Savaş’taki devrimci ruh binlerden ve on binlerden, yüz binlere ve milyonlara aktarılabilirse eğer, savaşa karşı biriken öfkenin de kapitalizmin yatağında sönmesi önlenebilir.