“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Artı değer teorileri

TARİHSEL ELEŞTİRİ VE TEORİ
Marx'ın temel eseri Kapital'in dördüncü cildi olarak kabul edilen Artı Değer Teorileri, hemen hemen bir yıldır kitapçı vitrinlerinde.
Kapital'in ilk kez tam metin olarak Türkçeye çevrilmeye başlandığı yıllarda, nasıl bir ilgiyle karşılaştığını ve ne kadar geniş ve çok yönlü bir yankı bulduğunu hatırlayanlar için, Artı Değer Teorileri'nin içine düştüğü suskunluk ortamı düşündürücüdür.
Kapital, bir toplumsal devrim atmosferi yaşayan her toplumda, yalnızca devrimden beklentileri olan toplumsal sınıfların değil, karşı devrimci sınıfların temsilcileri tarafından da ilgiyle okunan bir eser olagelmiştir. Çünkü Kapital, kapitalizmin ekonomi politiğini, doğuşundan başlayarak, bütün gelişme eğilimlerini de hesaplayarak analiz eden, sermaye birikiminin ve dolaşımının koşullarını açıklayan, kapitalizmin tabi olduğu tarihsel yasaları açığa çıkaran ve nihayet kapitalizmin sonunu gösteren tek ve temel eserdir.
Kapital, bilimsel düşüncede bir dönüm noktasını temsil eder. Marksizm gösterene kadar, herhangi bir toplumsal sistemin nasıl ve hangi güçler aracılığıyla bir başka toplumsal ilişki biçimine dönüşeceği bilinemez olarak kalmış, daha doğrusu tarihte toplumların da evrim ve devrim yoluyla değişip ilerlediği bile görülebilmiş değildi. Daha adil, daha özgür ve eşit bir toplumun kurulabileceği düşüncesi, Marksizm öncesinde sadece iyi niyetli bir inançken, Manx'tan sonra, bu bilimsel bir öngörü halini almıştı, Marksizm, kapitalizmin yıkılacağını, onun yerine sosyalizmin kurulacağını, bir dilek, bir kehanet olarak değil, sınıflara bölünmüş bir toplumsal yapının iç işleyişinin bilimin ışığında incelenmesi sonucunda ileri sürüyordu. Toplum, çıkarları birbirine karşıt olan sınıflara bölünmüştü ve toplumsal değişim, sınıflar arasındaki mücadelenin bir sonucu olarak ortaya çıkıyordu. Özellikle kapitalizmde toplum, daha önce hiçbir toplumsal düzende görülmeyen bir biçimde, iki ana sınıfa bölünmüştü, işçi sınıfı ve burjuvazi, uzlaşmaz bir çelişmenin iki kutbunda duruyorlardı ve üretimin toplumsallaşması ilerlemesine karşın, üretim araçlarının özel mülk biçiminde kalması, işçi sınıfının mülkiyeti de toplumsallaştıracağı bir tarihsel aşamaya ilerlemesini zorunlu kılıyordu.
Kapital'in üç büyük cilt ve yüzlerce sayfa içinde kanıtlamak istediği tez bundan ibaretti.
Bu özellikleri dolayısıyla, Kapital, yüzünü devrime çevirmiş her toplumda, adeta geleceği gösteren bir kitap gibi görülür.
Kapital'in (diğer devrimci muhalif yayınlarla ve bilimsel eserlerle birlikte) yaygın bir biçimde okunması ve tartışılması, toplumsal muhalefetin devrimci siyasallaşma düzeyinin bir işareti sayılabilir.
Türkiye, özellikle '90'lı yılların sonuna doğru yaygınlaşan ve kitleselleşen işçi ve emekçi mücadelesine karşın, sosyalist teori ve politikaya yönelişin beklenen denklikte olmadığı bir süreçten geçiyor.
Hiç kuşkusuz, kitlesel muhalif hareket ve devrimci siyasallaşma, birbirine paralel giden ve zorunlu olarak birbirine bağlanan olgular değildir. Her ikisinin uyumlu ve birbirini tamamlayarak gelişmesini sağlamak, günümüzde olduğu gibi, yine bir mücadelenin konusudur.
Özellikle, sömürünün mekanizmasını tam bir açıklıkla ortaya koyan, kapitalizmin bütün içyapısını ve onun yıkıntıya götürecek olan temel çelişmeleri anlatan, işçi sınıfının sosyalist devriminin gerekliliğini kanıtlayan Kapital gibi bir eserin incelenmesi ve mücadele içinde bir rehber olarak kullanılması, hareketin kendi bilincini oluşturmasının başlıca yollarından birisi olarak önümüzdedir

KAPİTALDEN, ARTI DEĞER TEORİLERİ'NE
"Kapital", esas olarak, sermayenin üretim sürecini, sermayenin dolaşım sürecini w bu ikisinin birliğini inceleyen ("Bir Bütün Olarak Kapitalist Üretim Süreci") üç temel bölüm üzerinde yükseliyordu. Bu üç ana bölüm içinde ise, on sekiz kısım tarafından kapsanan yüz altı alt bölüm bulunuyordu. Bu sayılar, incelenen kategori sayısını göstermesi bakımdan önemlidir. Bir bakıma denilebilir ki, kapitalin planı, kapitalizmin somut olarak anlaşılabilmesi, teorik olarak yeniden inşa edilebilmesi için somutlanması gereken bütün kavramların bir listesini de sunmaktadır.
"Artı Değer Teorileri" ise, Kapital'in dördüncü cildi olarak tasarlanmış ve ilk üç bölümün yazılması sırasında derlenen tarihsel-eleştirel malzemenin değerlendirilmesi üzerine kurulmuştur. Daha sonra geliştirmek üzere derlenen bu notları Marx, yayınlanacak hale getiremeden öldü. Bununla birlikte, "Artı Değer Teorileri", Kapital'in "IV. Cildi" adını taşımak bakımından, "eksik" bir eser değildir. Burada sergilenen eleştirel çözümleme, önceki üç cildin "anahtarı" olacak kadar büyük önem taşımaktadır.
Genel olarak, Marx'ın diyalektik inceleme yöntemi, "teoriye ulaşmak için tarihi araştırmak" biçimde özetlenebilecek yolu izlemiştir. Ancak bir kez teorinin kuruluşu sağlandıktan sonra, bunun (örneğin Kapital'deki) sunuluşunda, Marx inceleme yönteminin tersine bir yol tutmaktadır. Önce teorik (mantıksal) olan verilmekte, sonra tarihsel olana geçilmektedir. Marx, "Ben, Kapital'e, herkesin sandığının aksine, üçüncü tarihsel kısımla başladım" demişti. Bununla birlikte, Marx, "Artı Değer Teorileri"nin içerdiği malzemeyi, önce, eserin bütünü içine dağıtmayı, düşünüyordu. Ne var ki, 1863 el yazmalarını yazarken, tarihsel kısmın tümünü ayrı ve özel bir bölüm olarak düzenlemeye karar verdi.
Her şeyden önce, "Artı Değer Teorileri", burjuva iktisatçıların, kapitalist oluşum kanunları üzerine görüşlerinin eleştirel bir incelemesidir. Bu inceleme, burjuva ekonomi politiğin özelliklerini sergilemekle kalmaz, Marx'ın proletarya açısından geliştirdiği eleştirinin içeriğinin anlaşılmasına da yardım eder.
Marx, değişik burjuva iktisatçıların ve iktisat okullarının değerlendirilmesinde, artı değer konusunda söylediklerinin anahtar rolüne sahip olduğunu düşünüyordu. Bu bakımdan, Artı Değer Teorileri, burjuva ekonomi politiğin bu kilit kavram açısından kapsamlı bir eleştirisi üzerinde yükselmektedir.
Kitabın ilk kısmında, Adam Smith gibi iktisatçılar incelenir. Sonraki kısımda ise, ortalama kâr, rant ve krizler ele alınır. Burada, Ricardo'nun teorisi eksen alınır ve böylece, üçüncü bölümde Ricardo sonrası dönem burjuva ekonomi politiğin incelenmesine zemin hazırlanır.
Marx, "sermayenin ve kapitalist üretim biçiminin ilk metodolojik açıklayıcıları" olarak gördüğü fizyokratları inceler. Fizyokratlar, emek ve sermaye arasındaki değişimi, değer kanunu temelinde çözmeye çalışan ilk iktisatçılardır ve artı değerin kökeni sorununu, üretim aşamasında arayarak öncekilerden ayrılırlar.
Adam Smith ise, kullanım değeri ne olursa olsun, her üründe toplumsal emek bulunduğunu keşfederek, fizyokratlardan daha ileriye gider.
Marx, burjuva ekonomi politiğin başlıca teorisyenlerinin görüşlerini özetlerken, aslında kendi ulaşmış olduğu sonuçların tarihsel köklerini de eleştirel bir biçimde sergilemektedir.

ARTI DEĞER'İN KÖKENİ NEDEN ÖNEMLİ?
Bütün bir burjuva ekonomi politik tarihi boyunca, artı değerin kökenini emek sürecinin dışında arayan bilginlerin ortak niteliği, üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan sınıfların bakış açısını yansıtmış olmalarıdır.
Üründe, işçi emeğinin billurlaşmış halde bulunduğunu görebilmek için, emekle sermaye gibi, üretim sürecinde bir araya gelen iki unsurun, aslında toplumsal bakımdan birbirinden tamamen farklı ve karşıt iki sınıfı dile getirdiğini görmek gerekiyordu. Marx'ın önceki iktisatçılardan farkı, esas olarak, üretim sürecine, emek açısından bakmasıydı. Aslında, ondan önceki iktisatçıların da, bilgi, yetenek ve zekâ takımından ondan daha geri kalır yanları yoktu; ne var ki, Marx, ekonomi politiğin bilim olsun diye yapılan bir bilim olmadığını, sınıf mücadelesinin taraflarının görüşlerini yansıtan politik bir özelliğinin de olduğunu biliyordu. Buna bağlı olarak da, burjuva ekonomi politiğin üretim sürecinde, sermayenin rolünü belirleyici olarak göstermek üzere, emekle artı değer arasındaki ilişkinin üzerini örtmeye eğilimli olduğunu da biliyordu. Marx, burjuva ekonomi politik biliminin, zaman içinde bayağılaştığını saptar. Önceleri, klasik ekonomi politik, kapitalizmin iç bağıntılarını kavramaya çalışırken, "vülger ekonomi politik", kapitalist "gerçekçiliğin" sahte olgularını yeniden üretmeyi denemekten öteye geçemez.
Günümüzde de, sermayenin değişik biçimlerinin, aslında artı değerin değişik biçimleri olduğunu görmediğimizde, sömürünün boyutlarını ve yaygınlığını fark etmek güçleşmektedir. Örneğin, çoğu insan, menkul değerler borsasında kâğıt alıp satarak kazandığı paranın, emekçilerden doğduğunu düşünmez bile. Eğer kazanıyorsa, kâr ettiği zaman, bunun nereden geldiğini düşündüğünde, kökende artı değer sömürüsünün bulunduğunu görebilmesi için, epeyce derine inmesi gerekecektir.
Marx, artı değer teorilerini incelerken, sermayenin rant biçimleri üzerinde özellikle durur.
Rant gibi, kâr ve faiz de, işçi emeğinin ürününden çıkan sonuçlardır.
Kapitalist ekonominin bu derinlemesine çözümünün, günümüz sömürü mekanizmalarını anlamak bakımından pek çok anahtar taşıdığını görebiliriz. Örneğin, enflasyon yoluyla sermaye birikimi sırasında, emek sömürüsünün aldığı boyutu, faizlerin artmasının nasıl olup da sonuçta işçileri vurduğunu anlamak için, yaklaşık yüz elli yıl önce yazılmış bu eseri okumak yeterli olacaktır.
Bunun nedeni, kapitalizmin özünün değişmemiş olmasıdır. Eleştirilen ve incelenen sistem, hala ayaktadır ve emekle sermaye arasındaki ilişki, Marx'ın bunu eleştirdiği günden bu güne, esas hatları bakımından değişmemiştir.
Artı Değer Teorileri'nin incelediği bir başka ana konu, kapitalizmin krizleridir.
Kriz hakkında da, burjuva iktisatçılar, değişik görüşler ileri sürmüşlerdir.
Marx, krizlerinin kapitalizmin kendi iç çelişkilerinin bir ürünü olduğunu göstermiş, aynı zamanda bunun geçici bir olgu olmayıp, kapitalizmin doğasında bulunan zorunlu sonuçlar olduğunu kanıtlamıştır.
Artı Değer Teorileri, ilk kez 1905–1910 yılları arasında, uzun süredir kendi çekmecesinde saklamakta olan Karl Kautsky tarafından yayınlandı. Kautsky, Marx'ın el yazmalarının belli bir düzenden yoksun olduğunu sanıyordu ve bundan dolayı da keyfi bir tutumla, Marx'ın planladığından farklı bir biçimde yayınladı. Daha sonra Sovyetler Birliği Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından Marx'ın notlarına uyularak yapılan baskıyla karşılaştırıldığında, Kautsky'nin bu bozuk basımı, özensizlikten ve bilgisizlikten değil, kendi teorisine dayanak oluşturmak için yaptığı görüldü.
Kitaba eklenen son derece önemli bir inceleme niteliğindeki "Sunu" da, bu konu ayrıntılarıyla ele alınıyor.
Artı Değer Teorileri, Kapital'in diğer ciltleri gibi, bilimsel sosyalizm teorisinin, ekonomi, tarih, felsefe gibi alanlarının birleşik bir ansiklopedisi olma özelliğini taşıyor. Marksizm’i, en derin ve devrimci haliyle öğrenmek ve teoriyi mücadele içinde geliştirmek isteyenler için Artı Değer Teorileri, büyük bir kaynak.

Kasım 1999