Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun

Yine bir 8 Mart’ı karşılıyoruz. Ve yine kadın sorununa ilişkin farklı sınıf tutumlarıyla, günün anlamı da içinde olmak üzere, kadın hareketinin, kadın çalışmasının içeriği tartışma konusu. Aslında tartışma, bütün bir toplumsal ilişkiler sistemine ve karşısındaki tutuma ilişkin tartışmanın bir parçasını oluşturuyor. Aynılaştırmadan söylenecek olursa, hemen tüm konularda, örneğin küreselleşme olgusunun, toplumun demokratikleştirilmesi ya da hukuk sisteminin ele alınışında da varolan yaklaşım farklılıkları, ayırt edici belirli bir temelde ortaya çıkıyor: Yekpare bir kapitalist toplum mu, kapitalizmin sınırları içinde kalan tutumlar ve hareket mi yoksa onun uzlaşmaz karşıtlığı içinde kavranması, geçiciliği ve buna uygun tutumlar mı – sorun budur. Kadına, hakları ve kadın hareketine ilişkin olarak tek ve bölünmez bir bütün mü, işçisi, emekçisi ve fabrikatörü, rantçısıyla –burjuvazinin egemenliğinden soyutlanmış erkek egemenliği karşısında– birlik halinde kadın ve sistemi değil erkeği hedef alan kadın hareketi mi, yoksa tüm bir toplumsal ilerlemenin olduğu kadar kadının ilerleyişi ve kurtuluşunun dinamiği olarak emek mi, insanın kurtuluşunun, öyleyse emeğin kurtuluşunun bileşeni olarak kadının kurtuluşu mu? Bu ve çoğaltılabilecek sorular ve yanıtları kadına ve hareketine, yürütülmesi gereken kadın çalışmasına ilişkin farklılıkları belirlemektedir.
Neoliberal saldırılarla kadının durumu açısından tam tersi acı sonuçlar üretmesine karşın, burjuvaziyi pervasızca emeği üretken güç olarak bile inkar etme noktasına varmışken, yaygınlaştırmaya uğraştığı “işçi sınıfının dağıldığı”, “eski tarihsel rolünü yitirdiği” ve “alt kimliklerin, yeni sosyal hareketlerin başlıca özne olduğu” vb. türü görüşler küçük burjuvaziyi işçi sınıfıyla rekabetinde cesaretlendirmekte, kapitalizm çerçevesinde “iyileştirmelerin” savunusuna yönlendirmektedir. 8 Mart, tarihsel şekillenişine karşın, BM tarafından çoktan “emekçi kadınlar günü” olmaktan çıkarılmış, “kadın günü”ne dönüştürülmüştür. Haddini bilmez feminist çevreler “emekçi” sözcüğünden bile neredeyse nefret eder pozisyonlar almış, kadının 8 Mart kutlamalarında erkek işçi ve emekçilere karşı jandarmalık yapmasını dayatır tutumlara ve ruh haline “ilerlemiştir”. Kadın hareketi burjuva, küçük burjuva bir hareket olarak tasarlanmakta, işçi ve emekçi kadınlar arasında değil ama “ortalık çalışması” olarak orta sınıf içinde yürütülmekte ve hemen her çevre açısından kadın çalışmasında sözcüler küçük burjuva unsurlardan oluşmaktadır.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de burjuva neoliberal saldırganlıktan en olumsuz etkilenenlerin başında kadınlar gelirken, yoksulluk sınırı altında yaşayan dünya nüfusunun yüzde 70’i kadınken, esnek çalışma ve eve iş verme kadınları derinden pençesine almış, tekstil gibi kadın-yoğun işkolları ve ev-işinde işgünü 10 saatin çok üstüne çıkarılmış, kadınların aldığı ücret kendi düzeyindeki erkeklerin yüzde 68’inin altında kalır ve ucuzluğu nedeniyle kadın ve çocuk emeği sömürüsü yaygınlaşmışken, sendikalı ve sigortalı kadın işçi sayısı çok düşükken, devlet işletmelerinde bile kreş kalmamış ve birçok işletmede tuvalete gitmek bile yasaklanmışken, işe girerken hamile kalmama taahhüdü alınır ve bu işten atma nedeni sayılırken, kısacası, belirli yönlerini Engels’ten aktardığımız, 8 Mart’ı doğuran 1800’lü yılların kapitalizm koşullarına çoktan dönülmüşken; işçi kadınla burjuva kadını eşitlemek ve onu görmezden gelmek, kadın çalışmasının temel dayanağı yapmamak akıl alacak şey değildir.
8 Mart emekçi kadına kutlu olsun!