“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

EMEP Genel Yönetim Kurulu’nun Türkiye Halkına Çağrısıdır!

Emek Partisi 16-17 Ocak 2012’de, başta fabrika ve işletmeler olmak üzere 410 birimde toplanan Konferanslardan başlayarak belde, ilçe ve illerde sürdürülen Konferanslar sürecinde belirlenen delegelerin katılımıyla son olarak Ankara’da bir Genel Konferans düzenleyip ülkenin belli başlı iç ve dış sorunlarıyla işçi ve halk hareketinin sorunlarını tartıştı ve bir dizi kararlar aldı, partinin yeni yönetimini belirledi. İki günlük Konferans’ın önemli bir bölümüne çeşitli ülkelerden kardeş partilerin temsilcileri de katıldı ve konuşma yaptılar. Bir gün sonra, Konferans tartışmalarını da izlemiş olan kardeş partilerin yanında, ülke içinden ve dışından, ilerici devrimci partilerle, sendikalar ve kitle örgütleriyle mücadeleleriyle halkın davasına katkıda bulunmuş şahsiyetlerden geniş bir katılımla 18 Ocak’ta düzenlenen 6. Genel Kongre’de, bu kararlar ve yenilenen parti yönetimi oylanıp onaylandı.
14-15 Ocak tarihlerindeyse İstanbul’da toplanan EMEP GYK, Konferans ve 6. Kongre kararları ışığında ülke ve işçi ve halk hareketinin başlıca sorunlarını tartışarak partinin önündeki görevleri belirleyerek kendi iç görev bölüşümünü yapmıştır. Aşağıda okura sunduğumuz metin, EMEP GYK’nın, kararlarını paylaşmak üzere, toplantısı sonrası yayınladığı çağrı metnidir.


16–17–18 Aralık’ta toplanan Genel Konferans ve 6. Kongre’de yenilenen EMEK PARTİSİ Genel Yönetim Kurulu, 14–15 Ocak tarihlerinde toplanarak Türkiye’nin başlıca sorunlarıyla, iç ve dış gelişmeleri tartışmış ve aşağıdaki kararları almıştır:

1-) AKP Hükümeti’nin elinde, Türkiye, komşularla “sıfır sorun” politikasından, özellikle doğu ve güney doğusunda, savaş ihtimalini de kapsayan, Amerikan taşeronluğunu üstlenmiş bir sürtüşme, gerginlik ve müdahale politikasına yöneldi. Bu dönüş Suriye’de çok hızlı oldu ve neredeyse şimdiden geçerli rejimleriyle Türkiye’yle Suriye’nin bir arada duramayacakları bir aşamaya varıldı.
İran’la bağlantısı içinde, Irak’la ilişkiler hızla kötüleşmektedir ve Erdoğan’ın “mezhepçi yaklaşımlar Irak’ı kaosa sürükler” “uyarısı”yla Başbakan Maliki’nin “iç işlerimize müdahale ediyor” dediği Türkiye’nin “bölgede çatışma ortamı oluşturmak isteyen ülke" olduğu, ama “kendisinin zararlı çıkacağı” açıklamasının ardından, şimdi Suriye sorunundan daha zorlu bir Irak sorunu oluşmuş durumdadır.
Şii Irak ve Suriye İran’la birlik halindedir ve Türkiye İran’la yakınlık görüntüsü verse ve bu ülkeye yönelik ambargoya uymasa bile, Amerikan (ve hatta İsrail) patronajında bir bölge gücü olarak bölgenin kontrolünü eline almak üzere bu ülkeyle çatışmaktadır. Uzun menzilli füze üretimine yönelme, Kürecik’e NATO’nun füze kalkanını yerleştirme bu kapsamda anlaşılmalıdır.
İsrail’le ise, gelişmelerin de yalanlamadığı bir yatışma sürecine girildiği söylentileri yaygındır.
İslami eğilimli bir hükümet bakımından sorunlu olsa bile AKP; Şii, Alevi nüfusu karşısına alıp bölgenin İslam halklarını bölerek, Ortadoğu’da Hıristiyan-Yahudi ittifakına yamamaya giriştiği bir Sünni ekseni oluşturmaya girişmiştir.
EMEK PARTİSİ GYK, tüm Türkiye halkını Amerikan emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin amaç ve politikalarıyla birleşen AKP’nin halkları birbirlerine karşı kışkırtma ve aralarında bölünmeler yaratma, içişlere müdahale ve savaş politikalarına karşı koymaya ve anti-emperyalizmde ısrar ederek barış mücadelesini geliştirmeye çağırır.

2-) Dışarıda savaşı göze alan müdahale ve rekabet politikası ülke içinde de zoru ve zorbalığı zorunlu kılar. Kürt halkı hedefe konarak bir topyekûn Kürt savaşı zaten tırmandırılmaktadır. Bir yönü hunharca yürütülen operasyonlarsa bir yönü de KCK tutuklamalarıdır. AKP, bu açıdan da Sünniliği yedekleme politikasına yönelmiş bulunmaktadır.
EMEK PARTİSİ GYK, tüm Türkiye halkını, özellikle Türk kökenli halkı Kürt halkıyla kardeşliğe, ülke içinde barışı ve halklar arasında hak eşitliğini savunmaya ve demokrasi mücadelesine katılmaya çağırır. GYK, özel olarak Alevi kitlelerini, hükümetin Sünnilik dayatmaları karşısında uyanıklığa ve kendi talepleri için eşitlik ve demokrasi mücadelesinde yer almaya çağırır.

3-) AKP Hükümeti, demokratik hakları yalnızca Kürtler ve eşitlik talepleri karşısında ayaklar altına almış değildir. Özelikle iktidar ipini eline geçirmesine bağlı olarak AKP, demokratik hak tanımaz olmuştur. Uludere-Roboski’de 35 sivili uçaktan bombalayarak ölümlerine neden olan Genelkurmay teşekkürle ödüllendirilmiştir. Basın ağır vergi cezaları ve hapis tehditleriyle yıldırılmış, çok sayıda gazetecinin işinden atılması sağlanmıştır. Sadece gazetecilik yaptıkları için 100’e yakın gazeteci, avukatlar ve geleceklerini savunup protestolarda bulundukları için 700 genç hapistedir ve haklarında ağır hapis cezaları istenmektedir. İzmir’den Hakkari’ye, sayıları yüzleri bulan seçilmiş yerel yönetici delilsiz-ispatsız tutukludur. Siyasal nedenle tutuklananlar, TMY hükümlerine göre ve özel savcılar tarafından soruşturularak özel mahkemelerde yargılanmaktadır.
EMEK PARTİSİ GYK, tüm Türkiye halkını, özellikle hukukçuları, Baroları ve siyasal partileri özel yetkili mahkeme ve savcılıkların lağvedilmesi, TMY’nın kaldırılması ve basın özgürlüğü için mücadeleye çağırır.

4-) Deri ve saya işçilerinin Bolu-Gerede ve Adana’da sokağa dökülmeleri, gelecekte iktisadi, sosyal ve giderek siyasal nedenlerle büyük çaplı gerçekleşecek patlamaların habercisi ve ekonomik yönden “büyüdük”, “büyüyoruz” propagandalarının sahteliğinin göstergesidir.
Uygulanması 2012’ye ertelenen GSS şimdiden tam bir kaosa yol açmıştır; emek yığınlarının yaşamını dolaysız olarak etkileyecektir. Sigortasız, sözleşmeli, ücretli vb. kısmi zamanlı çalışan işçi ve emekçiler sağlık hakkından yararlanamamak bir yana açlık sınırındaki ücretleriyle eksik primlerini kendileri ödemek zorunda bırakılmaktadır.
EMEK PARTİSİ GYK, işçi sınıfı ve emekçilerin tüm sömürülen yığınlarını sermaye ve hükümetin parasız sağlık hakkını gasp eden saldırganlığına karşı hakkını savunmaya, birleşik bir sınıf olarak davranmaya ve sınıf mücadelesini yükseltmeye çağırır.

5-) Bu mücadelenin önemi, kapitalizmin krizinin yeniden derinleştiği, bunca yüksek cari açık ve ihracata bağımlılık koşullarında Türkiye’yi etkilemezlik edemeyeceği koşullarda artmıştır. Sermaye ve hükümetin kıdem tazminatının kaldırılması, esnekliğin ilerletilmesi ve hatta bölgesel asgari ücrete geçilmesi, işten atmalar, ücretlerin düşürülmesi türü yeni saldırıları şaşırtıcı olmayacaktır.
EMEK PARTİSİ GYK, işçi sınıfı ve emekçileri, emekçi ailesinin korunmasını da kapsayarak bu saldırılara karşı mücadeleye ve krizin yüklerini üstlenmeyi reddetmeye çağırır.

6-) EMEK PARTİSİ GYK, TÜRK-İŞ içinde muhalefet oluşturmak üzere bir araya gelen 10 sendikayı başta sağlıklı yaşam hakkı olmak üzere emeğin, saldırı konusu tüm haklarını savunmaya, işçi yığınları içinde bu hakların yeniden kazanılması için mücadeleyi örgütlemeye, sendikalı-sendikasız, şu işkolundan-bu işkolundan, sigortalı-sigortasız, kadrolu-taşeron ayrımı yapmadan asıl olarak fabrika ve işyerlerinde işçi yığınlarını hak mücadelesinde birleştirmeye, sendikal bürokrasiye karşı mücadeleyle sermayeye karşı mücadeleyi birlikte yürütmeye çağırır ve bu mücadeleye desteğini açıklar.

7-) EMEK PARTİSİ GYK, halkın faşizme karşı nefretinin farkında olan AKP hükümetinin bu nefreti istismar amaçlı olarak gündeme getirdiği 12 Eylül yargılaması karşısında halkı uyanıklığa çağırır. 12 Eylül yargılanması demek, 24 Ocak Kararlarının ve bu kararların uygulanması için gerçekleşmiş bir darbenin yargılanması demektir. TİSK Başkanı H. Narin’in “şimdiye kadar işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz” vecizesinde dile getirdiği tekelci sermayenin çıkar ve ihtiyaçları için kurulan 12 Eylül düzeninin yargılanması demektir. Bunu yapmayan bir 12 Eylül yargılaması,12 Eylül’ü aklamaktan öteye geçmeyecektir.