“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Bush, NATO ve emperyalizme karşı : Katliamlar ve işkence onların sokaklar bizimdir!

Birini başarısızlık çıldırtıyor; diğeri ırkçı faşist yokediciliğiyle tecridine ve yokoluşuna koşuyor.
Biri, dünyanın baş belası. “Terörizme karşı mücadele” adına tüm dünyaya terörü dayatıyor. Yeni Hitlerciliği geliştirerek, kendi toprakları dahil, dünyayı savaş alanı haline getirip toplama kamplarıyla dolduruyor. Dünya işçileri ve emekçilerini yok sayan, iliğine kadar sömürüyü dayatan en başta odur. Dünya halklarına kılıç çeken ve kan kusturmaya girişen odur. “Akıllı” bombalarıyla, seyreltilmiş uranyum silahlarıyla, ambargolarıyla beş yüz bin bebeyi katlederek, hastaneleri, doğumevlerini, camileri hedef seçerek, işgalleri ve hayasız işkenceleriyle terörizmi genelleştirerek, Amerikan emperyalizmi, kaçınılmaz sonuna koşmaktadır. “Demokrasi ve uygarlık götürme” iddiasındaki emperyalist ABD, arsız ve yüzsüzdür de. Batağa saplanmış ve özür dileme noktasına gerilemiş, ama hâlâ katliam ve işkenceleri “demokrasi” ve “özgürlük” manifestosu olarak sunmaktadır. Geçtiğimiz ay içinde Irak’ın direnişçi kenti Ramadi’de bir düğünü de füze yağmuruna tutarak 45 sivili katleden ABD’yi bu denli saldırganlaştıran, batağa saplanmış oluşu ve çaresizliğidir!
Diğeri, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki “gözbebeği” ve başlıca dayanağı olarak, soykırım ve katliamcılığı varlık temeli edinmiştir. Gelip yerleştiği Filistin topraklarında taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmamaya yeminli Siyonizm’in kaniçiciliğin vardığı boyut, dünyadan tecridine ve sonuna yaklaştığına işarettir. Irkçı duvarıyla, direniş liderlerine suikastler düzenlemeyi de içermek üzere benimsediği terörizmiyle, her gün en az birkaç Filistinliyi katletmesi, ev ve işyerlerini füze ve buldozerlerle yıkarak Filistin’i harabeye çevirmesiyle tanınan İsrail Siyonizmi de, tıpkı ABD emperyalizmi gibi, arsız ve yüzsüzdür. Mayıs ayında, hedeflerinden biri olarak seçtiği ve evleri yıkmaya giriştiği Refah mülteci kampında, yıkımlara protesto eden sivilleri füze yağmuruna tutup, çoğu çocuk 15 kişiyi katletti. Siyonist yetkililer bir yandan “üzüntü duyduklarını” açıklıyor bir yandan da “operasyon”un devam edeceğini ilan ediyorlar.
Haydut başı işkenceci terörist Bush bile, İsrail’den açıklama beklediğini söyleyip “itidal” tavsiye ediyor. Bölgede ABD ve İsrail’in bir numaralı müttefiki değilmiş gibi, Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, “kınamanın yetmeyeceğini”, “insani duyarlılığının bunu kaldıramayacağını” söylemekle yetindi! Ama başbakan olarak Erdoğan ve partisi AKP, kendi başlarına ve Refah’taki katliam sonrası toplanan TBMM tarafından İsrail ve katliamlarını kınamayı içlerine sindiremediler. İsrail’le ilişkilerin dondurulması bir yana, onunla “stratejik müttefik”liklerine toz kondurmadılar, İsrail’e verilen askeri ihaleler, GAP’taki ciddi İsrail varlığı ve Manavgat suyunun nakli sürdürülüyor.
Öte yandan, örneğin Fethullah’ın Zaman gazetesi Ebu Garip’ten tek bir işkence fotoğrafı ve tek bir satırla bile söz etmezken; Erdoğan ve partisi AKP, görünüşte, işkencelerden haberdar olmadılar, ABD ve düğün ve cami bombalamalarıyla işkencelerini kınamayı akıllarına bile getirmediler. O sıralar, YÖK ayrımcılığı ve zulmünü “kendi nüfuslarına geçirme” ve –AKP’nin İsrail yandaşlığının ve ekonominin iyiye gitmediğinin açığa çıkmasıyla oluşan hayal kırıklığı ve kafa karışıklığını gidermek ya da örtmek üzere– İslami tabana göz kırpma vesilesi olarak, İmam Hatiplere kolaylık sağlıyor görünme peşindeydiler. Bugünkü koşullarda “olmayacak duaya amin deme” kabilinden yatıştırma amaçlı “oyun oynamak”, başta generaller, karşı çıkanı çok olsa da, İmam Hatipler üzerinden din istismarcılığı nispeten kolaydı! Sanki, İsrail’in zulmü altındaki Filistinliler ve Amerikalı işgalcilerce katledilen Iraklılar Müslüman değillerdi! Filistin ve Irak söz konusu olduğunda Müslüman kardeşliği üzerinden oyun oynanmaya bile kalkışılmıyor, ama İmam Hatipler’le “top zıplatılıyor”du! Üstelik Haziran sonunda Türkiye’ye Bush gelecek ve İstanbul’da halklarının kanının nasıl döküleceği ve nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman “Büyük Ortadoğu”nun her karışının nasıl Irak’a çevrileceğinin kararlaştırılacağı, İsrail’in de katılacağı, NATO zirvesi toplanacak! Bizim Müslüman müsveddeleri, Amerikan emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi ve işgal, katliam ve işkenceleri karşısında kör ve sağırlar. Ve hatta, Amerikan çıkarları uğruna Afganistan ve Irak’a kırılmak üzere asker göndermeye, TBMM iznine gerek kalmaksızın Türkiye topraklarını Amerikan ordusuna açmaya hazırlanıyorlar. Bir de, kendi petrol ve dünya egemenliği çıkarları için zulmün bekçiliğini, katliam ve işkenceleri ve kuşkusuz kendi yerine ölüme koşmayı ihaleye hazırlandığı taşeronun sırtını sıvazlamak üzere, “demokratik ortak” gerekçesiyle, G-8 zirvesine katılmak üzere, ABD tarafından, Erdoğan şahsında Türkiye’nin davet edilmiş olmasıyla “büyüklük” ve “vazgeçilmezlik” havalarına girip kendilerinden geçiyorlar.
Saflar bellidir. Saflar, her geçen gün, yeni milyonlarca farkedilmektedir.
Sözün bittiği noktadayız! Hiç kimse ne Iraklı ne de Filistinli direnişçilere terörist diyemez! Hangi dev makine saldırırsa saldırsın ve AKP türünden kimler suça ortak olursa olsun, insanlık, emperyalizm ve Siyonizme karşı ayağa kalkacaktır. Verdikleri her bir kurban, insanlığın, emperyalizm ve Siyonizm belasından kurtuluşunun habercisi olan Iraklı ve Filistinli kardeşlerimiz, hem kendilerinin hem de dünya halklarının kurtuluşu büyük yangınını tutuşturan meşaleler durumundadırlar. Hiçbir kurbanın boşuna ölmediği kesindir. Güven duyabilirler ki, katlanmak zorunda kaldıkları her zorluk, her katliam, her kurban, –küreselleşme politikalarının dayanılmaz sonuçlarının da beslediği– dünya gericiliğinin çaresizliğini artırırken, yeni bölünme ve saflaşmaları teşvik etmekte, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarını daha çok ve sıkı birleştirmekte ve emperyalizm ve işbirlikçileriyle Siyonizm’e karşı ayağa kalkmaya yakınlaştırmaktadır.
Emperyalizm ve gericilik sonuna koşmaktadır! Bunca yağma, zorbalık ve insanlık dışılığa katlanacak halk yoktur.
Dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar birleşin!
Bunca hayasızlık, uzaklardan ayak sesleri duyulmaya başlayan yeni bir dünya devrim dalgasının belirtisidir.
Devrimciler, sosyalistler, halkın ileri evlatları, Denizlerin kardeşleri gençler, bağımsızlık ve demokrasi özlemcileri, insanlığından utanmak istemeyen vicdan sahipleri; yeni görevler üstlenmeye hazırlanın! Günün görevi; dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarına meydan okuyup kılıç çeken Bush’un Türkiye’ye sokulmaması, saldırı ve katliam örgütü NATO’nun İstanbul’da toplanmasının önlenmesidir. İşbirlikçi uşaklar, emperyalizm yandaşları evlerinde otursun! Sokaklar; Bush, NATO, emperyalizm karşıtlarınca doldurulmalıdır!