“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Kadın hareketine işçi kadın damgası

İşçi sınıfının bir işçi partisi olarak örgütlenmesinin koşullarından biri devrimci niteliğe ve iktidar amaçlı bir politik çizgiye sahip olması olarak belirtilebilir. Bir işçi partisi, bu hedefini gerçekleştirmek ve geliştirerek yaygınlaştırmak amacına sahip bir örgüte de sahip olmalıdır. Partinin dayanacağı taban, elbette geniş işçi kesimleri, emekçi halk yığınları olacaktır. Dolayısıyla, iktidar hedefi olan ve tabanını geniş işçi ve halk kesimlerinin oluşturacağı partinin, söz konusu kesimlerin yarısını oluşturan kadınlara yönelik özel bir ajitasyon yürütülmesinin, kadınlara dönük özel bir seslenme gerekliliğinin ayırdında ve bilincinde olacağı ortadadır. Parti çalışmasının özellikle işçi sınıfı temelinde yükseldiği bir örgüt içinde, kadın çalışmasının da temelini oluşturan işçi kadınlara yönelik çalışmanın önemi göz ardı edilemez. Ve elbette, özellikle günümüz şartlarında daha da ağır koşullarda çalışmaya mahkum edilen, sermayenin ucuz işgücü kaynaklarından olan işçi kadınları örgütleme ve kadın hareketine damgalarını vurmalarının önünü açma zorunluluğu da, üzerinde önemle durulması gereken bir iş olarak önümüzde durmaktadır.

İŞÇİ KADINLARIN HER GEÇEN GÜN ZORLAŞAN ÇALIŞMA KOŞULLARI
Uluslararası sermaye dünyanın her yerinde işçi ve emekçi kadınlara yönelik saldırılarını gün geçtikçe daha da artırmaktadır. Kadınlar, kayıt-dışı sektörlerde her türlü iş güvencesinden yoksun, uzun ve ağır çalışma koşullarında ucuz işgücü olarak sömürülmektedir.
Bu tablo içinde, Türkiye'deki işçi ve emekçi kadınlar da farklı bir görünüm sergilememektedir. Gerek iş hayatında ve gerekse ev içinde çifte sömürüye tabi tutulan kadınlar, sermayenin ağır baskısı altında, küreselleşme politikaları ile daha zor şartlar altında çalışmaya, ucuz emek gücü olarak kullanılmaya, sendikasız, sigortasız, her türlü iş güvencesinden yoksun çalıştırılmaya mahkum edilmektedirler.
Toplumsal temelli geleneksel işbölümü, kadınları bağlamakta ve onlara kendilerine biçilen rolden başka seçenek bırakmamaktadır. Zaten, genellikle kadınlar, çalışma kararı verirken, evdeki “görevlerini” aksatmayacak işleri tercih etmektedirler. Örneğin, AB genelinde part-time çalışanların % 83'ünü, geçici işlerde çalışanların % 50'sini kadınlar oluşturmaktadır. Bu, hem neoliberal politikalarla genel olarak sömürü-yoğun part-time vb. türü esnek çalışma yöntemlerinin dayatılması nedeniyle, hem de kadınların evdeki “görevleri”ne uyumlu işler aramaya yöneltilmeleri nedeniyle böyledir.
Esnek çalışma ve genel olarak neoliberal politikaların kadının sömürülmesini ağırlaştırdığı açıktır; ancak, sistemin cinsiyet ayrımcı yapısının çalışma hayatında da devam ettiği ve kadının ucuz işgücü kitlesi olarak kullanılmakta olduğu da kesindir. Cins ayrımcı sistemin dayattığı toplumsal işbölümü; erkek ve erkeğin çalışıp evine bakması üzerine kuruludur. Dolayısıyla, kadının kazandığı da “ek gelir” olarak nitelendirilmekte ve çalışmasına, –gerçek farklı olsa da– 'olsa da olur, olmasa da' anlayışıyla yaklaşılmaktadır. Kadın, daha baştan ‘yedek’ olmakta ve eşit başlamadığı çalışma hayatında ayrımcı birçok muamele ile karşılaşmaktadır.
Sermaye, her zaman istediği miktarda, istediği biçimde, istediği zamanda, istediği koşullarda, istediği ücretle çalışma koşullarını belirleme tutumundadır, dayattığı budur. İşgücünün örgütlülüğünün zayıf ve esnek çalışma koşullarına uyumlu olması da sermayenin aradığı özelliklerdir. Kadın emeği, sermaye açısından, bunun için biçilmiş kaftandır. Evlere iş verme, fason üretim, part-time veya çağrı üzerine çalışma gibi sektör ve işlerde özellikle kadın emeği kullanılmaktadır. Kadınların kayıt-dışı sektörde işgücüne katılımları gerek dünya gerekse ülkemizde artış göstermektedir. Kadınlar, öteden beri düşük ücret ödenen, güvencesiz ve geçici işlerde çalışan, işlerini en önce kaybeden kesim olmuştur, şimdi de artan ölçülerle böyledir. İstihdam biçimlerinin değişmesi ile birlikte, kadın işçiler, düşük ücretli işlerde en sınırlı haklara sahip veya hiç bir hakka sahip olmadan çalıştırılmaktadır.
Özelleştirme, ekonomik ve sosyal kuralsızlaştırma, sendikasızlaştırma, sosyal güvenlik kuruluşlarının zayıflatılması ve ortadan kaldırılması, sosyal yardımların kısılması ve ortadan kaldırılması, emeklilik yaşının yükseltilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, paralı hale getirilmesi vb.. şeklinde tek tek sayılan, ama aslında tüm emekçilere topyekun bir saldırı oluşturan bu uygulamalar, kadın emekçilerin çalışma koşullarını, adeta 18. yüzyılın vahşi kapitalizminin sefalet ortamına itmiştir. 
Bununla ilgili bildik küçük bir örnek verelim: Lord Ashley, 15 Mart 1844 tarihinde on saatlik çalışmaya ilişkin yasa tasarını İngiliz Parlamentosu’na sunduğu konuşmasında, görüştüğü kadın işçilerin durumlarını şöyle anlatıyor:
"20 yaşındaki M.H.'in iki çocuğu var. Küçük olana ondan biraz daha büyük olan çocuk bakıyor. Anne sabah 5'te fabrikaya gidiyor, akşam 8 gibi eve dönüyor. Elbisesi göğüslerinden damlayan süt ile sırılsıklam oluyor."
"... daha dönmedi mi?
– Hayır.
– Doğum yapalı ne kadar oldu?
– 8 gün.
– Çoktan gelip işe başlayabilirdi. Şuradaki kadın hiçbir zaman üç günden fazla evde kalmaz."
Şimdi de günümüzden bir örnek:
"Bir tekstil atölyesinde çalışan A. üç yaşındaki çocuğuna, babası işten eve gelene kadar uyanmaması için uyku ilacı vererek işine gitmek zorunda kalıyor."
"İşyerinde daha fazla mal üretebilmek uğruna kadın işçilerin bazı tekstil atölye veya fabrikalarında tuvalete gitmemeleri için tuvalet kapıları kilitleniyor. Bu durum kadınlarda birtakım hastalıkların oluşmasına sebep olmakta."

RAKAMLARLA TÜRKİYE'DE KADIN ÇALIŞANLARIN DURUMU
Son on yıllık anketlerde, Türkiye’de yeniden yapılandırma politikaları sonucu, kadın emeğinin sömürüye en açık hale getirildiği görülmektedir. 12 yaş ve üzeri nüfusta işgücüne katılımda kadın ve erkek oranı bir azalma göstermektedir. Bu da, son yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi, işsizliğin artması demektir. İktisaden faal olan nüfus içindeki kadın nüfusun oranı, 1999 yılı itibariyle % 29,7’dir. Kadınların işgücüne katılım oranı, 1950’li yılların ortalarından beri sürekli bir düşüş göstermektedir. Bu oran, 1990 yılında kentte % 17, kırda % 51 iken, 2000 yılında kentte % 15,7 ve kırda % 34,9 olarak açıklanmıştır.
Kadınların işgücüne katılım oranı, 20-24 yaş arası % 35’lik dilim ile önde gelmektedir. 15-19 yaş arası, bu oran % 28; 25-29 yaş arası % 31; 30-34 yaş arası % 32’dir ve bu şekilde azalarak devam etmektedir. Kadınların işgücüne katılımı yaş ilerledikçe azalmaktadır.
Evli kadınların işgücüne katılım oranı, Türkiye genelinde % 27,2, kentte % 13 ve kırda % 48’dir. Dikkat çekici bir husus, boşanmış kadınların işgücüne katılımının % 46 ile önde gelmesidir. Evli kadınların işgücüne katılımı, hiç evlenmemiş (% 30) veya boşanmış kadınların oranından daha düşüktür.
İktisadi faaliyet kollarına göre dağılımda ise, kadınların yoğun olarak çalıştığı alanların başında % 72’lik oran ile tarım sektörü gelmektedir. Son yıllardaki artışa rağmen, kadınların sanayi ve hizmet sektörüne katılımları yine de düşüktür. Hizmet sektörü, kentlerde kadınların çalıştığı en yoğun sektördür. 1989 yılında kadınların bu sektör içindeki oranı % 55 iken, 1999 yılında % 58’e yükselmiş; sanayideki oranlar ise, 1989 yılında % 31 iken 1999 yılında % 28’e gerilemiştir.
Kadınların işsizlik oranı erkeklere göre daha fazladır. Bu oran, –resmi rakamlara göre– kadınlarda % 6,1’dir. Eğitimli kadın genç işsizlik oranı ise, % 29’dur. İşsizlik en yoğun olarak 15-19 yaş grubu arasında görülmektedir (% 15,6).  Ancak kayıt-dışı sektörde özellikle 15 -19 yaş arası kadınlar çalıştırılmasına rağmen, bu bilgiler, istatistiklere yansımamaktadır.
Kadınların eğitim durumuna göre işsizlik oranları incelendiğinde ise, eğitim düzeyinin yüksekliğinin, genç kadınlar için yüksek işsizlik eğilimini azaltmadığı görülmektedir. 12-24 yaş arası ilkokul mezunu kadınların işsizlik oranı % 7 iken, bu oran, ortaokul mezunlarında % 26, lise mezunlarında % 34, yüksekokul mezunlarında ise % 34 olarak tespit edilmiştir.
Çalışan kadınların % 46’sı bir sendikaya üyedir. Bu oran, erkeklerde de % 56’dır. 
Türkiye’de çalışan kadınların ücretleri erkeklerinkinden düşüktür. Bu durum, tüm dünyada da böyledir. Genel olarak dünyada, kadınların ücretleri, erkeklerin % 78’i kadardır.
Bu verilere ülkemizde yaşanan diğer ekonomik toplumsal sorunlar eklendiğinde (eğitimin, sağlığın paralı hale getirilmesi, IMF bütçeleri ile emekçilerin zorlaşan yaşam ve çalışma koşulları, açlık, işsizlik, yolsuzluklar vb..), araştırmalardan çıkan 'mutluluk' hikayelerinin emekçiler açısından aslında masal olduğu görülecektir.

NASIL BİR ÖRGÜTLENME
Bugün, sermayenin bu dizginsiz gidişi karşısında, emekçi kadınların, birçok sanayi kentinden, fabrikalardan, işyerlerinden semt ve mahallelerden yükselen seslerini duymamak mümkün değildir. Birçok işyerinde, fabrikada işçiler, çalışma koşullarının zorluğuna karşı ve buna rağmen, sendikaya üye olabilmek, insanca ücret alabilmek için kendiliğinden harekete geçmektedirler. Buralarda kadın işçilerin varlığı, söz konusu hareketlerin ve mücadelenin kadınlar açısından da özel olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Örneğin, Uşak'ta tekstil fabrikalarında çalışan işçilerle birlikte sendikaya üye olma mücadelesi veren işçi kadınlar, işyerinde insanca çalışma koşulları isterken, ayrıca, işyerinde kadın olmalarından dolayı maruz kaldıkları ayrımcı muamelelere karşı ve yine anne olmalarından dolayı işyerlerinde kreş kurulmasının da mücadelesini vermektedirler. Bu da, işçi kadınlara yönelik özel bir ajitasyon ve propagandanın gerekliliğini göstermektedir.
Fabrika ve işyerlerindeki bu kıpırdanışlar, uyanışlar, yüzlerce hatta binlerce kadının, genç kızın hayatlarını ellerine alma, söz sahibi olma ve bilinçlerinin gelişmesine sınıf mücadelesine katılmalarına olanak tanıyan gelişmelerdir. Ancak, partimizin bu uyanış ve gelişmesinin kendiliğinden olmasını bekleyemeyeceği açıktır. Kadınlardaki bu uyanışın sınıf mücadelesinin ilerleyişinin bir dayanağı ve parçası kılınması, işçi kadınların kadın hareketine ağırlıklarını koymaları ve işçi kadınlar içinden kadın hareketinin sözcülerinin çıkması bakımından partimizin üzerine son derece önemli görevler düşmektedir. Yine işçi ve emekçi kadın kümelerinin geliştirilmesi ve hak eylemleri ve kadının kurtuluşu içerikli etkinliklerinin arttırılması konusunda da partimizin önünde bir çok görev bulunmaktadır.
İşçi kadınların mücadele ve örgütlenme alanları elbette fabrikalar ve işyerleri olacaktır. Ancak, belirtildiği gibi, işçi kadınlara yönelik çalışma, genel nitelikte bir işyeri çalışmasıyla sınırlı değil, ama işçi kadınlara özel olarak seslenen bir çalışma da olacaktır. Öncelikle yapılması gereken; işçi kadınlara neden örgütlenmek, bir araya gelmek gerektiğinin anlatılması ve bunun kavratılmasıdır. Elbette, işyerinde veya fabrikadaki çalışma şartlarının düzeltilmesi, ücretlerin insanca yaşanacak bir seviyede olması için mücadele etmek tüm işçilerin sorunudur. Ancak, bu genel talepler kadın işçilere yönelik özel bir ajitasyonun gereğini ortadan kaldırmamaktadır.
Fabrika ve işyerlerinde oluşturulan her örgütün görevinin olmazsa olmaz bir parçası, o işyerindeki kadın işçilere yönelik özel bir çalışmanın yürütülmesinin sağlanmasıdır. "Nasıl olsa bu işyerinde bir çalışma var" düşüncesi, kadın işçileri çalışmanın içine tam olarak katmamaktadır. Aksine, o işyerinde kadınların karşılaştığı sorunlar çerçevesinde, kadınlar arasında bir çalışmanın örgütlenip sürdürülmesi, kadınların mücadeleye katılımını arttıracaktır. Kuşkusuz kadınlar –parçası oldukları işçi sınıfının acil ve genel taleplerinin yanı sıra– kendi özgün talepleri ile çalışmaya daha aktif ve kararlı olarak katılacaklardır.
İşçi kadınların fabrika dışındaki hayatlarını da kadın çalışmasının bir parçası olarak ele almak durumundayız. Ev ve çocukların bakımı, yükümlülükler, toplumsal koşullar ve gerici feodal baskılar, eğitim düzeyinin düşüklüğü gibi engellerle mücadele etmeye ve işçi kadınları bu konulara karşı da bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar, işyeri çalışmamız içinde ayrıca ele almamız gereken alanlardır.

NASIL BİR PROPAGANDA
Partimiz, işçi emekçi halk yığınlarını ideolojik ve politik silahlarla donatarak, bağımsız bir sınıf olarak iktidara yönelik örgütlemek için mücadele etmektedir. Temelini işçi çalışmasının oluşturduğu parti faaliyetlerimizde, işçi kadınlar içinde yapacağımız çalışmanın amacı da, bunun için, işçi kadınları aydınlatmak, örgütlemek, sınıf bilinçlerini geliştirerek onların işçi ve emekçilerin iktidar mücadelesine katılmalarını sağlamaktır. Bu çerçevede, işçi kadınlara yönelik propaganda ve ajitasyonumuz şu niteliklere sahip olmalıdır:

– Sermayenin ve siyasi iktidarın ve karar ve uygulamalarını işçi kadınlar açısından anlaşılır hale getirmeye dönük olmalıdır
Sermayenin baskısı sonucu yürürlüğe giren, esnek çalışmayı yasalaştıran ve onun yanında emekçilerin özel hayatlarını ortadan kaldıran 4857 sayılı İş Kanunu’nun bu bağlamda işçi kadınlar arasında tartışılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirmeliyiz. Bugün birçok işyerinde (özellikle küçük atölyelerde çalışan işçiler açısından geçerli) işçiler, değil kanun değişikliğini, bir kanunun varlığını, kendilerinin ne gibi haklara sahip olduğunu bile bilmemektedirler. Bu işçiler arasında aydınlatma çalışması yürüterek, konuşarak, toplantılar yaparak, sohbet ederek, yayınlarla sahip olduğu hakların neler olduğunu, 4857 sayılı kanun ile nasıl bir çalışma hayatına sahip olacaklarını, kanunun neler getirdiğini ortaya koymalıyız. Yine kadın işçilere yönelik olarak, kanunun kadınlar açısından ne gibi düzenlemeler getirdiğini açıklamalıyız. (Bu konu ile ilgili olarak Merkezi Kadın Büromuz bir broşür hazırlamıştır.) IMF dayatmalarını, bu olup bitenlerin işçi ve emekçilerin ve kadın işçiler başta olmak üzere kadınların yaşamını nasıl etkilediğini, sermayenin, özel olarak işverenin çalışan kadınlara yönelik ayrımcı muamelelerini, örneğin hamile olduğu gerekçesi ile kadınların işten atılmalarını, çalışma hayatı dışında kadın olmaktan kaynaklanan sıkıntıları, toplumsal yaşamda karşılaştığı zorlukları ve bu somutluk üzerinden kapitalizmi tartışmalı ve işçi kadınlara, sınıfın bir parçası olarak, bunları değiştirebilecek bir güç olabileceklerini anlatmalıyız.

– Propaganda ve ajitasyonumuz yerel sorun ve taleplerle iç içe olmalıdır
Bu yerellik, işyerinde yüz yüze olduğu sorunların yanı sıra, işçi kadının yaşadığı semtte, mahallede karşılaştığı sorunları kapsamalıdır. Mahalledeki alt yapı sorunlarından, eğitim sorunlarına kadar bir alan içinde işçi kadınlarla bunların çözümüne yönelik örgütlenmeler geliştirilmeli, eylemlilikler örgütlenmeli, çalışmalar yürütülmelidir. Yine fabrika özelinde, örneğin İzmir Çiğli Organize sanayiinde olduğu gibi, kadın işçilerin karşılaştığı sorunlara yönelik bir örgütlenme çalışması yürütülmelidir. Burada, kadın işçilerin tuvalete gitmeleri engellenmekte, iş kazası geçiren kadın işçiler doktora götürülmemekte, ağır ve uzun süreli çalıştırılmaktadır. İşçi kadınlarla öncelikle haklarının neler olduğu ve bu muamelelere ve kapitalist düzene karşı örgütlenmelerinin gerekliliği anlatılmalı ve hayata geçirilmeye çalışılmalıdır.

– Genel sorun ve taleplerle bağlantı kurulmalıdır
Çalışma koşullarının her geçen gün zorlaşmasının, giderek artan işsizliğin, yoksulluğun sermayenin ve iktidarın planları ile, kapitalist sistemle bağları kurulmalı; örneğin 8 saatlik işgünü talebinin önemi kadın işçilere anlatılmalıdır. Kadın işçilerin bu talep etrafında örgütlenmeleri teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
Tabii, tüm bu hususların yanı sıra toplumsal olaylar, dış politika vb. konularda da kadın işçilerle tartışmalar yapılmalı, bu sorunlar da aydınlatma çalışmasının konularından olmalıdır. Örneğin, Haziran'da İstanbul'da düzenlenecek olan NATO toplantısı ile ilgili olarak, NATO'nun işlevi, bu bağlamda ABD'nin Ortadoğu’da tam hakimiyet talebi, Türkiye'nin bu alandaki yerinin ne olması gerektiği kuşkusuz kadın işçilerle tartışılmalıdır. Emperyalizmin kadın işçilerin hemen önlerindeki bir tehdit ve tehlike olduğu, uluslararası sermaye ve emperyalizmin hayasız sömürü ile birlikte talan, savaş, işgal ve ölüm demek anlamına geldiği açıklanarak, ona ve işbirlikçilerine karşı mücadelenin önemi vurgulanmalıdır.  

– Sistemli ve günlük bir propaganda yürütmenin gerekliliği
Söz konusu talepleri, etrafında mücadele etmek üzere birleşilecek sorunların çözümünün neler olduğu, günlük olarak ve sistemli bir şekilde işçi kadınlara ulaştırılmalıdır. Sermayenin sahip olduğu yaygın propaganda olanakları karşısında bizler, gelişen olayları ve anlamlarını kadın işçilere ulaştırmalıyız. Çarpıtılmış gerçeklerin gerçek boyutları ile anlatılabilmesi ve işçi ve emekçilerin kendi çıkarları, hakları ve gelecekleri için birlik olmalarının sağlanabilmesi için, bu iş, sistemli olarak yapılmalıdır.
Bunun en önemli aracı ise, gazetedir. İşçi kadınların kendi yaşamlarını, çalışma hayatlarının zorluklarını, mücadele sonucu kazanımlarını yazarak diğer emekçilerle paylaşmalarının, gazetenin işçi kadınlar arasında okunması ve okutulmasının teşvik edilmesi, çalışmanın olmazsa olmaz koşuludur. İşçi kadınların siyasal bilinçle donanarak örgütlenmesi, sınıf hareketinin ve onun bir parçası olarak ve ona bağlanan bir kadın hareketinin ilerletilmesi, mücadelenin doğru temeller üzerinde yükseltilmesinin yolunu açacaktır.
Sonuç olarak, eğer bu çalışma sistemli bir şekilde her gün yenilerek ve gelişerek yürütülürse, emekçi kadın mücadelesi eşitlik ve kurtuluş yolunda büyüyerek ilerleyecektir.