“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Amerikan İşçilerine Mektup*

DİPNOT:
(* Lenin’in 20 Ağustos 1918’ta kaleme aldığı, iki gün sonra Pravda’da da yayınlanan “Amerikan İşçilerine Mektup”u, İngilizce olarak Aralık 1918’de, Amerikan Sosyalist Partisi’nin New York’ta çıkarılan The Class Struggle dergisi ve John Reed ile Sen Katayama’nın da yazdıkları ve Boston’da çıkarılan haftalık The Revolutionary Age gazetesinde yayımlandı. Mektuba ilgi çok büyük oldu ve ABD ve Batı Avrupa’daki sosyalist ve burjuva basında birçok kez yeniden yayımlandı.)

Satılık burjuva basın, devrimimiz tarafından işlenen her yanlışı davul zurna çalarak ilan edebilir. Yanlışlarımız bizi korkutmuyor. Devrim başladı diye, insanlar yanılmaz kutsal kişiler durumuna gelmedi. Yüzyıllar boyunca ezilen, alıklaştırılan, zorla sefalet, cehalet, barbarlık kıskacı içinde tutulan emekçi sınıflar, yanlışlıklar yapmadan devrim yapamazlar. Ve daha önce de söyleme olanağını bulduğum gibi, burjuva toplumun cesedi bir tabut içine konulup gömülemez. Devrilen kapitalizm, havaya mikroplarını bulaştırarak, yaşamımızı zehirleyerek, aramızda çürür, dağılır; eskimiş, çürümüş, ölmüş olan şey, yeni, taze, genç, canlı olan her şeye binlerce bağla tebelleş olur.
Bizim tarafımızdan yapılan ve burjuvazi ile uşaklarının (menşeviklerimiz ve sağ devrimci sosyalistlerimiz dahil) her yerde davul zurna çalarak ilan edecekleri her yüz yanlışlık başına on bin küçük ve kahramanca iş; basit, gölgede kalmış, bir işçi mahallesi ya da uzak bir köyün günlük yaşamına karışmış ve başarılarının her birini davul zurna çalarak ilan etme alışkanlığı (ve olanağı) olmayan insanlar tarafından yapılmış oldukları için büyük ve kahramanca iş düşer.
Ama, –böyle bir varsayımın yanlış olacağını bilmeme karşın–, eğer bunun tersi olsaydı, eğer yüz doğru iş başına on bin yanlışlık düşseydi bile, devrimimiz gene de büyük ve yenilmez olurdu –ve tarih karşısında öyle olacaktır–, çünkü ilk kez olarak bir azınlık değil, yalnızca zenginler, yalnızca eğitim görmüş katmanlar değil, ama gerçek yığın, engin emekçiler çoğunluğu kendi başına yeni bir yaşam kurmakta, kendi öz deneyimine dayanarak, son derece çetin sosyalist örgütlenme sorunlarını çözmektedir.
Bu çalışmadaki, yani on milyonlarca basit işçi ve köylünün, tüm yaşamlarını değiştirmek amacıyla en özenli ve en içten biçimde yerine getirdikleri bu çalışmadaki her yanlışlık, bu yanlışlıkların her biri, sömürücü azınlığın emekçileri aldatma ve sömürme sanatıyla sağlanan binlerce ve milyonlarca “yanılgıya düşmez” başarısına değer. Çünkü işçiler ve köylüler, yeni bir yaşam kurmayı, kapitalistlerden vazgeçmeyi, ancak bu yanlışlıklar pahasına öğrenecekler, sosyalizmin zaferine giden yolu, binlerce engel arasından, ancak böyle açacaklardır.
25-26 Ekim (eski takvim) 1917 gecesinde, toprağın tüm özel mülkiyetini bir anda kaldıran ve şimdi bir aydan öbürüne, çok büyük güçlüklere rağmen ve kendi yanlışlarını kendileri düzelerek, iktisadi yaşamın yeni koşullarını örgütleme, kulaklara karşı savaşma, toprağı (para babalarına değil) emekçilere verme, büyük komünist tarıma geçme yolundaki o son derece çetin görevi pratik olarak başarıyla yürüten köylülerimiz, devrimci çalışmalarında yanlışlıklar yapıyorlar.
Birkaç aylık bir süre içinde, hemen her önemli fabrika ve işyerini ulusallaştıran ve her gün çetin bir çabayla, koca koca sanayilerin kendileri için yeni bir şey olan yönetimini öğrenen, görenek, küçük burjuva zihniyet ve bencilliğin korkunç direncinin üstesinden gelerek, ulusallaştırılmış işlemeleri çalıştıran, yeni toplumsal ilişkilerin, yeni bir iş disiplininin, işçi sendikalarının kendi üyeleri üzerinde yeni bir yetkesinin temelini taş taş ören işçilerimiz, devrimci çalışmalarını yerine getirirken yanlışlıklar yapıyorlar.
Yığınların güçlü atılımıyla, daha 1905’te kurulan Sovyetlerimiz, devrimci çalışmalarını yerine getirirken yanlışlıklar yapıyorlar. İşçi ve köylü sovyetleri, yeni tip bir devlet, yeni ve üstün tipte bir demokrasi oluşturuyorlar; proletarya diktatörlüğünün büründüğü bir biçim, devleti burjuvazi olmaksızın ve burjuvaziye karşı yönetmenin bir aracıdır bu sovyetler. İlk kez olarak bu sovyetlerde, yığınların hizmetine, emekçilerin hizmetine giren demokrasi, bütün burjuva cumhuriyetlerde, hatta en demokratik burjuva cumhuriyetlerde olduğu gibi, zenginler için bir demokrasi olmaktan çıkmıştır. İlk kez olarak halk yığınları, yüz milyonluk bir insan çerçevesinde yerine getirilmedikçe sosyalizmin söz konusu edilemeyeceği bir göreve, proleterler ve yarı proleterler diktatörlüğünün kurulmasına girişiyor.
Bilgiçler ya da burjuva demokratik veya parlamenter önyargılarla tıka basa ve iflah olmaz bir biçimde dolu olan herkes, Sovyetlerimiz karşısında şaşkın, örneğin tek dereceli seçimlerin yokluğuna itiraz ederek kafalarını sallıyorlarsa, ne önemi var? 1914-1918’in büyük sarsıntıları boyunca ne herhangi bir şey öğrendi, ne de herhangi bir şey unuttu bu adamlar. Emekçiler bakımından proletarya diktatörlüğü ve yeni bir demokrasinin –iç savaş ve yığınların siyasete en geniş katılımının– birliği, böyle bir birlik bir çırpıda gerçekleşmez ve görenekçi bir parlamenter demokratizmin cılkı çıkmış biçimleriyle bağdaşmaz. Sovyetler cumhuriyeti bizim karşımıza yeni bir dünya, sosyalizm dünyası olarak çıkıyor. Bundan ötürü bu dünya, eğer hiç de Jüpiter’in başından çıkan Minerva gibi bir anda, dört başı mamur bir biçimde doğmuyorsa, bunda şaşacak hiçbir şey yok.
Eski burjuva demokratik anayasaların, örneğin biçimsel eşitlik ve toplanma hakkını kapsamalarına karşın, bizim proleter ve köylü sovyeti anayasamız, salt biçimsel bir eşitlik iki yüzlülüğünü kabul etmiyor. Burjuva cumhuriyetçiler tahtları devirirlerken, krallar ve cumhuriyetçilerin biçimsel eşitliğini kendilerine hiç de tasa etmiyorlardı. Burjuvaziyi devirmek söz konusu olduğu zaman, burjuvazi için biçimsel eşitliği yalnızca hainler ya da alıklar isteyebilir.
En iyi binaların hepsi burjuvazinin tekelinde olduğu zaman, “toplanma özgürlüğü” işçiler ve köylüler için bir bakır mangır bile etmez. Bizim Sovyetlerimiz, kentte ve kırda, bütün güzel binaları zenginlerin elinden aldı ve hepsini işçilere ve köylülere vererek, kendi birliklerinin merkezi durumuna getirmelerini ve toplantılarını oralarda düzenlemelerini sağladı.
Bizim özgürlüğümüz işte bu – ama emekçiler için! Bizim sovyet anayasamızın, bizim sosyalist anayasamızın varlık nedeni ve özü işte bu!
Bu nedenle biz, Sovyetler Cumhuriyetimizin üzerine hâlâ çöken felaketler ne kadar büyük olursa olsun, onun yenilmez olduğuna hepimiz inanıyoruz.