“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Kadrolar, devrimci yenilenme ve kampanya

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, yazımız, kampanya ile bağlantılı olarak, daha çok da kadroların, ileri partililerin, partili sendikacı ve işçilerin durumunu ve rolünü irdelemeyi amaçlamaktadır.
Devrimci çalışmada kadroların rolü üzerine söylenmesi gereken temel şeylerin nerdeyse tümü, basınımızda değişik vesilelerle, değişik zamanlarda konu edilerek, işlendi.
Her Marksist bilir ki, “politika bir kez belirlendikten sonra, belirleyici olan kadrolardır”. Politikanın belirlendiği, taktiklerin ve tarzın oluştuğu bir gerçek olduğuna göre; kadroların rolünün çalışmanın olumlu ve olumsuz seyrinde doğrudan etkili olduğu da kabul edilmelidir.
Başarılar; adanmış, cesur, yetenekli işçilerin ve kendi sınıflarını reddederek, proletaryanın davasına katılmış namuslu aydınların eseridir; aynı şekilde, başarısızlıklar, verimsizlik, kitlelerin olanaklarından yararlanamama, işçi ve emekçi kitleler içinde hak ettiğimiz güç ve etkinliğe ulaşamamış olmada da, esas belirleyici olan kadrolardır; eksiklikleri gidermede gösterilen isteksizlik ve atalet, bireyci küçük hesaplar, dar kafalılık ve basiretsizlik, bunun başlıca sebepleridir dersek, yanlış olmayacaktır.
Sınıf ve halk hareketinin yeni bir yükselişe gebe olduğu, genç işçi kitlelerinin ciddi bir örgütlenme ve mücadele eğilimi içine girdiği şu günlerde, her düzeyde parti kadrosunun, yöneticisinin kendi durumunu; parti çağrıları karşısındaki tutumunu, çalışmaya olanak ve enerjisini ne ölçüde sunduğunu; yaşayışını ve emekçi kitleler karşısındaki konumunu yeniden gözden geçirmesi ve kampanya sürecinin bu açıdan da değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Lafı dolandırmadan konuya girmek gerekirse; parti görevlilerinin, kadrolarının, ileri partili kitlenin parti çalışmasına ve yaşamına katılışında, dünden bugüne değişik düzeylerde seyreden, bir dizi sorunlu, çelişkili durum varlığını ve etkisini sürdürmektedir. Açıklıkla ve dürüstçe kabul edilmelidir ki, başka zayıflıkların yanı sıra, bu sorunlu, çelişkili durum, işçi-emekçi kitlelerle birleşmede, kitlelerin olanaklarını seferber etmede, parti çevrelerinin çalışmaya daha inançla katılıp, maddi-manevi desteklerini tereddütsüzce sunmalarında olumsuz bir rol oynamaya devam etmektedir.

BAŞARI İÇİN DEVRİMCİ YENİLENME ZORUNLUDUR
Söz konusu sorun ve çelişkilerin neler olduğunu, çalışmayı nasıl etkilediğini, bu sorun ve çelişkilere karşı ne tür bir mücadeleye girişilmesi gerektiğini başlıca yanlarıyla özetlemek gerekirse:
a) Kitlelerin ve kitle hareketinin olanaklarını değerlendirmede yaşanan zayıflığın; kitlelere ve kitle hareketine güvensizliğin kaynaklık ettiği* bu eğilim, parti örgütlerinde ve kadrolarda içe kapanmaya, dar çevreyle sınırlanmaya yol açarak, parti çalışmasını, etki ve olanaklarını güdükleştirdiği bilinmektedir. Halbuki, devrim ve sosyalizm mücadelesinde ihtiyaç duyulan her şey ve de her şey kitlelerde mevcuttur.Yeter ki, devrimci kadro, komünist militan güven ve inançla, cesaretle kitlelerin arasına gitsin, ve bu her şeyi, mücadele için talep etmesini bilsin; yüzyılların mücadele tarihi kadar, sınıf partisinin tarihi de buna tanıktır. Partinin bugün başvurup kullandığı araç ve olanaklara da başka türlü sahip olunmamıştır.
Kitlelerle temas kurduğumuz her örnekte (pek çok eksiklik ve yanlışımızın olduğu durumlarda bile), mücadele için harekete geçirilecek olanakların zenginliği ve kitlelerin bunları sunmadaki istekliliği, rahatlıkla gözlenebilir. Uzağa gitmeden, taze bir örnek vermek gerekirse; Evrensel’in bir karikatür nedeniyle para cezasına çarptırılması karşısında gelen destek mektupları, dayanışma çağrıları, en çarpıcısı da, yakın zamana kadar Akit abonesi olan Kayseri Organize Sanayi işçilerinin, birkaç aydır tanıdıkları gazeteyi tereddütsüz sahiplenip, kendi aralarında dayanışma amacıyla para toplama kararı alarak, diğer işçileri de dayanışmaya çağırmalarıdır. Bu örnek bile, tek başına, yeterince öğretici değil midir?
Geriye dönüp, son on yılda –gerek siyasi bir hamleyi gerçekleştirme, gerekse mali amaçlı olarak– açılan kampanyaları gözden geçirdiğimizde, hep, belirgin bir şekilde, zayıf ve sorunlu kalan yönün, kitlelere gitmede, çalışmayı kitlelere mal etmede ortaya çıktığını görebiliriz.
Kitlelere güvensizliğin, kitlelerden kaçışın hiçbir tutarlı, haklı dayanağı olmadığı, bu tutumun tartışmasız kaybettirdiği ortada olduğuna göre, yapılması gereken de bellidir; küçük burjuva kuruntuları bir yana bırakıp, işçi ve emekçi kitlelerin arasına dalmak, kampanyayı ve genel olarak çalışmayı en geniş kitleye mal etmek için çalışmak; kampanyayı, işçi gruplarıyla, semtlerdeki emekçilerle birlikte yürütmek, dahası, bizzat onların yürütmesini sağlamaktır.
b) İşçi-emekçi, halk kitleleri arasına karışma ve onların parçası olmada yaşanan sorunlarla kitlelere gitmekten ve bunun öneminden bahsettik; ama, bakalım, işçi-emekçi kitleler, her kendilerine geleni kabul ediyor mu? Örneğin pek çok küçük burjuva, solcu-maceracı grup da sözde “kitlelere hücum” etmekten bahsetmektedir. Gerçekten de “kitlelere hücum” ettikleri, her açıdan kitlelerle aralarında sıra dağlar olduğu apaçık ortadadır.
Toplumumuzda kökleri uzun yıllara dayanan çarpık bir devrimci anlayış ve onun ürünü olan devrimci tipinin (yazınımızda bu üst tabaka devrimciliği diye adlandırılmıştır) varlığı hareketimizce tespit edilmiştir ve yıllardır da, bu tipin etkisiyle mücadele edilmektedir. Sınıfın devrimci partisinin, bu konuda büyük mesafe kaydederek, diğer tüm “sol”, “sosyalist” akımlardan ayrıştığı da bir gerçektir. Ancak büyük ölçüde zayıflamış olsa da, bu tipin etkileri, saflarımızdan** silinip atılmış değildir. Hâlâ birçok temel faaliyet alanındaki kitleler tarafından kadrolarımıza “dışarıdan gelen adamlar” gözüyle bakılması, düşündürücüdür. Bunun, bütünüyle, profesyonel kadroların yeni bölgelerde çalışmaya başlamaları ile ilgili olduğunu sanmak, tamamen yanılgı olur. Bu değerlendirmelere yol açan temel etken, halk kitlelerine yabancılıktır, bilerek ya da bilmeyerek, kendini, halk yığınlarından, işçi ve emekçilerden ayrı görmektir; bunun, tutum ve davranışlara da yansıması ve çalışma tarzımızı etkilemesidir.
Özellikle genç partili kadrolar, heyecan ve şevkle emekçi kitleler arasına katılıp, onlarla yaşamaya, onların parçası olmaya ve onlardan öğrenmeye çalışmıyor; sade işçiden, halktan gelen uyarı ve önerileri dikkate almıyorsa, ne ölçüde yetenekli olursa olsun, asla gerçek bir proleter devrimcisi, komünist bir militan olamayacağını bilmelidir.
Sadece bu değil; oturuş kalkışımıza, nerede neyin uygun, neyin aykırı olduğuna da dikkat etmek zorundayız. Halkla alay edercesine, yaşanan aşırılıklara ilişkin söylenen “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” ünlü atasözü bu açıdan anlamlıdır. Varsayalım ki, adanmış, bilinçli ve yetenekli bir parti görevlisiyiz; son model arabamızla, büyük kentin kıyılarındaki yoksulluk ve açlıkla boğuşan emekçi semtinin çamurlu sokaklarına daldık, partilileri çağırdık, halktan insanları gördük, sisteme, yoksulluğa, mücadeleye dair doğru-yerinde şeyler söyledik, inandırıcı olabilir miyiz? Hayır olamayız! Bu davranış tarzıyla, kitlelerin, hatta parti çevrelerinin olanaklarını partiye sunmasını talep ettiğimizde de,  inandırıcı-ikna edici olamayacağımızı bilmek için alim olmak gerekmez.
c) Kaderini ve geleceğini sınıfın kaderi ve geleceği ile birleştirme noktasında ortaya çıkan “hesapçı” tutumlar; parti kadrolarının, genç devrimcilerin ezici çoğunluğu, yokluklara, açlığa, imkansızlıklara fedakarca göğüs gerip, varını yoğunu mücadeleden esirgemezken***, bazılarının, sınırlarını da zorlayarak, mal, mülk, ev, yazlık, araba sahibi olmaya, “dünyalıklarını” artırmaya çalışmaları, olanaklarını mücadelenin ve yoldaşlarının ortak kullanımına sunmada açıkça isteksiz davranmaları dikkat çekicidir.
Çoğu zaman profesyonel görevlilerin asgari ihtiyaçlarını karşılamada ve temel zorunlu ajitasyon-propaganda malzemelerini çıkarmada maddi güçlükler çekildiği bilinmektedir. Seçim dönemlerinde, değişik siyasal-ekonomik gelişmelerle ilgili açılan örgütsel kampanyalar döneminde ve bu sıkıntıların doruğa ulaştığı dönemlerde dahi bu konumlarını sorgulamayan, gerekli adımı atmayanların varlığı üzücüdür, ayıplıdır.
Bir sempatizan için neyse de, bir yöneticinin, bir kadronun, fedakarlıkta, bağlılık ve adanmışlıkta kendine sınırlar koyması, meşru görülebilir mi? Buna olumlu cevap verebilmek için, devrimci sınıf partisi olma iddiasını da bir yana bırakmak gerekir.
Bir proleter devrimcinin, partinin ve kitlelerin karşısına belli sorumluluk üstlenmiş biri olarak çıkan kişinin, bu tür hesapları olamaz, olmamalıdır. Herkesçe iyi bilinsin ki, aksini düşünenler, kendilerine gerekçe üretenler, devrimin geçici yol arkadaşı “Abbas yolcular” olmaya mahkumdurlar. Unutmayalım ki; söz konusu eğilim basite alınacak türden bir eğilim değildir; özel mülkiyet edinmeye teşvik, bireysel özgürlük ve bireysel mülkiyet özgürlüğü denilen zehirli propaganda, yüzyıldır dünya kapitalistlerinin sosyalizmi yıkma kampanyalarında, sınıf hareketini ve sınıf partilerini yozlaştırmada başvurdukları başlıca araçtır. Hâlâ bu tutumu savunabilenler, sadece çürümüş kapitalizmin, özel mülkiyeti kutsayan ahlakın ve onun ürünü tüm kötülüklerin misyonerleri olabilirler. Bunun da erdemli bir yanının olmadığı açıktır. Öyleyse, bu konuda atılacak adımın, girişilecek yenilenmenin anlamının büyük olduğu kavranmalıdır.
Kampanya bir fırsattır; partinin çağrısı karşısında dişinden tırnağından sakınıp parti çalışmasını destekleyen işçi ve emekçiler herkese örnek olmalıdır. Bugün değişik meslek grubundan (avukat, doktor, muhasebeci, mühendis, idareci, esnaf, kamu emekçisi vb.) ileri partililerin, partili sendikacıların, kamuda çalışan işçilerin, parti ve mücadeleye sunabilecekleri ciddi olanakları olduğu**** bilinmektedir. Bu konuda, saydığımız kesimler arasında, sade bir nefer tutumuyla görev üstlenmiş, her şeyi ile mücadeleye katılmış partililere bir sözümüz olamayacağı anlaşılmalıdır.
d) Partinin olanaklarını, parti malını hor kullanma ve parti olanaklarına karşı kayıtsızlık; bu gün hâlâ parti aidatlarının toplanmasında sorunlar yaşanması, parti basınının (günlük gazete başta olmak üzere) hak ettiği ilgiyi görmemesi, parti bültenlerinin, bildiri, afiş vb. türü güçlükle üretilip basılan materyalin, parti bürolarında paketleri açılmamış şekilde eskimeye bırakılması, parti binaları, telefonları vb. araçlarının kullanımında yaşanan özensizlik ve umursamazlığın başka bir anlamı olmasa gerek. Herkesten önce parti yöneticilerinin, ileri partili kesimin sorumluluk ve güvencesinde olan ve üzerine titremeleri gereken parti olanakları ve parti malının çarçur olduğu, çürümüş, asalak unsurlarca tahrip edildiği örnekler, bir dönem öncesine göre azalmış olmakla birlikte, tamamen ortadan kaldırılmış değildir.
İşin bir başka yanı ise, yukarıdaki paragraflarda da bir yönüne değindiğimiz, kitlelerin sunmaya açık oldukları potansiyel olanaklara ilgisizlik ve kolaycılığa kaçarak, hazır olanakları hesapsızca kullanma eğilimidir. Çalışma ve mücadelenin acil ihtiyaçlarının karşılanması noktasında tutuk davranıp, imkanların kısıtlılığı ve yokluğu üzerine türlü bahane üretenlerin, iş, bireysel ihtiyaçların (hatta ihtiyaç bile olmayan, piyasa rüzgarlarının ihtiyaçlaştırdığı şeyler için borçlar bulunması, krediler çekilmesi örnekleri az değil) karşılanmasına gelince, kolaylıkla, “kırk” bağlantı, ilişki ve olanağı hemen bulup seferber edebilmesi ilginç değil midir?
Kampanyanın tüm bu cephelerden de tatmin edici ilerlemelere vesile olabilmesi; başta aidatların ödenmesi ve toplanmasında daha disiplinli davranılması, daha çok sayıda kişiden düzenli bağış alınması, her ileri partilinin çevre olanak ve ilişkilerini  mücadelenin hizmetine daha fazla sunması, ilişkiye geçilen emekçi kitlelerin sunabilecekleri çok çeşitli olanakların yaratıcı bir şekilde keşfedilip, mücadelenin ihtiyaçlarını gidermede daha ustalıkla kullanılması ve her türden parti malının bir nevi “kutsallık” olduğu, partililere emanet edildiği bilinç ve sorumluluğu ile hareket etmede alınacak mesafeye bağlıdır.

SONUÇ OLARAK
Son üç-dört kampanyanın hedeflerini tutturmada sorunlar yaşandığı biliniyor. Hedef konulurken; pek çok şeyin dikkate alınmadığı; çalışmanın durumuna, ulaşılabilecek kitlelere ve bu kitlelere nasıl ve hangi araçlarla ulaşılacağına bakmadan, masa başında belirlendiği durumlar da olmuştur. Ancak beklenen başarıya ulaşamamanın gerçek sebebinin bunlar olmadığı, hedefler ezbere de saptanmış olsa, gerçekleştirilmesi imkansız hedefler olmadığı aşikardır.
Şimdiki kampanyanın hedefi de öyledir, dahası, sınıfın devrimci partisinin geçmiş başarılarına; işçi ve emekçilerin, partiyi, fedakarlık örnekleri ile dolu sahiplenmesine baktığımızda, iddialı bir hedef olmadığını kabul etmeliyiz. Dünün örneklerini hatırlayalım; kitleler arasına güvenle, cesaret ve iddia ile gittiğimiz pek çok durumda, hem de parti görevlileri konu etmeden, pek çok işçinin, emekçinin, düğün takılarını, yıllık ikramiyelerini, maaşlarının yarısını, zor günler için bir köşeye koydukları tüm birikimlerini ya da birikimleri yoksa, kendilerinin yıllarca ödemeyi kabullendikleri krediler çekip, büyük bir mutlulukla partiye bağışladıkları sayısız örnek vardır.
Yazı boyunca konu edip irdelemeye çalıştığımız sorunlarımızın üzerine kararlılıkla gittiğimizde görülecektir ki, saptanan hedefe ulaşmak bir yana, onu, üçe, dörde katlamak bile hiç de zor olmayacaktır.
_____________________
* Tek sebep bu değildir elbette; tecrübesizlik, yeteneksizlik, kendine güvensizlik vb. de, bunda etkilidir.Ancak, bizce, en önemlisi ve en tehlikelisi, küçük burjuva bir tutum olarak, işçi-emekçi kitlelere güvensizliktir.
** Söylenenlerden, kendisini, “devrimci” ve “sosyalist”gören akımlar arasında, kadroları halka en bağlı, halkçı özellikleri en gelişkin, ezici çoğunluğu işçi-emekçi halkın parçası olarak yaşayan hareketin partimiz olduğunu yadsıdığımız anlamı çıkarılmamalıdır.
*** Olması gereken, doğal olan da budur. Çünkü; özel mülkiyetle bağları koparmak, sınıf davasına adanmanın, işçi sınıfı devrimcisi olmanın son değil, ilk adımıdır.
**** Bu kesimlerin mücadeleye katkıları ve sunabileceklerinin, maddi olanaklarla sınırlı olduğunu düşünmüyoruz elbette. Tam tersine, toplumsal konumları, kitleler üzerindeki etkileri, konumlarından kaynaklı geniş çevreleri ile birlikte yapabileceklerini hesaplayarak, bunu söylüyoruz.