“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Sendikalaşma hareketi”nin başlıca özellikleri ve taşıdığı önem uzerine bazı notlar

Bilindiği gibi, son bir yılı aşkın dönemde işçi hareketinde öne çıkan eğilim, hareketin kendini büyük ölçüde sendikalaşma girişimleri ile ifade etmiş olmasıdır. Aynı zamanda, son aylarda iyice yoğunlaşan sendika arayışı içindeki işçilerin ezici çoğunluğunu genç işçilerin oluşturduğu da bir gerçektir. Gerçeğin bir başka yanını da, sendikalaşmak isteyen işçilerin, en yakınlarındaki sendikal merciden (hangi konfederasyona bağlı olduğuna, nasıl bir sendika olduğuna pek de bakmaksızın) “fikir almalarıyla” başlayan sendikalaşma mücadelesinin, işçi hareketi ve sendikal harekette oynayabileceği önemli rol oluşturmaktadır. Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş mevcut sendikaların son aylarda kıpırdanması, “örgütlenme seferberlikleri”, “zincirleri kırma kampanyaları” açmaları, işçi yığınlarının dipten gelen çağrı ve istemlerinden etkilenmeleri ve bir türden karşılık vermeleri, buna ilk elden kanıttır.
Başta tekstil, metal, gıda vb. işkollarında, işletmelerde ve organize sanayii bölgelerinde kötü çalışma koşullarına, haksızlıklara karşı, genç işçilerin, çıkış yolu ararken, “sendikalaşma”dan başka seçeneğin olmadığı fikrinde birleştikleri görülmektedir. Uşak’ta, tekstil sektöründe kitlesel olarak başlayan, işçi ve emekçi hareketini bölgesel olarak etkileyen “sendikalaşma eylemi”nin, dün Çorum’da toprak işçilerinin birikmiş sorun ve taleplerini sendikalaşarak çözüme kavuşturma çabasına, bugün Kıraç’ta, Denizli’de, Tokat’ta, Çerkezköy’de, Çorlu vb. şehir ve bölgelerde binlerce işçinin sendikalaşmayı tartışmaları ve örgütlenme girişimleri eklendiğinde, işçi ve sendikal hareketin geleceğini derinden etkileyebilecek bir enerjinin açığa çıkacağı yadsınamaz  biçimde görülecektir.
Elbette on binlerin kitlesel olarak mücadeleye atıldığı koşullarda, burjuva sendikal akımların ve onların sınıf içinde dalgakıran rolü üstlenmiş bürokratlarının taktiklerinde “değişiklikler” olacağı da bilinmelidir. Nitekim, düne kadar sendikalaşmak isteyen işçiler, “sendikacıların” ayağına kadar gittikleri halde koltuklarından kalkmaya dahi tenezzül etmeyerek, işçilere, “bu yasalarla sendikalaşmak zor” korkulukları sallayan, işçilerin, sendikayı zorlayıp, fiili mücadeleye çektiği yerlerde, patron ve uşakları ile işbirliği halinde, öncü, mücadeleci işçiyi jurnalleyerek işten attıran “sendikacı” kisveli bürokrat-işbirlikçi takımı, bugün de, örgütlenen genç işçilerin, parti örgütçülerinin karşısına değişik rol ve kılıkta çıkacaklardır. Sendikal bürokrasinin işbirlikçi varlığı, kuşkusuz, sınıfın örgütlenme ve mücadelesi açısından küçümsenmeyecek bir tehlike olmayı sürdürmektedir.
Yıllardır sendikaların tabanında ve işçi yığınları içinde sınıf talepleri etrafında sermayeye ve sendikal bürokrasiye karşı sürüp gelen mücadele çizgisi, her dönem değişik burjuva taktiklerle zayıflatılarak boğulmuş, bugünkü harekete öncülük edecek güçlü bir sınıf sendikacılığı çizgisine dönüşememiştir. Her ne kadar ülkenin bir çok sanayi merkezinde kurulan platformlar ve birlikler, zaman zaman işçi yığınlarının bürokrasiye karşı duruşunu da içinde barındıran bir özellik taşısa da; genç işçi kitlelerinin güncel örgütlenme hareketine rehberlik edebilecek, sendikalaşan “tecrübesiz” işçi yığınlarını bürokrasinin tuzaklarından koruyacak derinlik ve sağlamlıkta bir yapılanmadan yoksundur. Böyle olunca; bir dönemin “muhalefet” önderleri, genç işçilerin mevcut sendikaların saflarında örgütlenmeye çalışmalarını “tehlikeli” ve “bürokrasinin ağına düşmek” olarak değerlendirmekte; yine buna paralel olarak, sendika ağalarının gazabına uğramış işçilerin bazıları da, “sendikalaşmama”nın daha akıllıca bir iş olacağını yaymaktadırlar. Bu ayaküstü geliştirilen sığ görüşlere, sınıf dışı küçük burjuva “sol”, Troçkist tasfiyeci akımların “gangster sendikacılara karşı sert mücadele etme” propagandası da eklenince, mevcut sendikalarda örgütlenmenin bir anlam taşımayacağı, bu koşullarda, örgütsüzlüğün örgütlülüğe tercih edilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Dahası; sendikalaşma eğilimi taşıyan, örgütlenme ve mücadele etme bilincine ilk defa uyanan genç işçiye, sendikaların ve sendikalaşmanın “öcü” olarak lanse edilmesiyle bağlantılı olarak; “kirlenmemiş” sendika kurma-arama anlayışlarıyla yaratılan kafa karışıklığı, bugünün mücadelesi açısından önemli handikaplardır.
Kaldı ki, parti görevlilerinin dahi (yazılarına yansıdığı kadarıyla), fabrika çalışmasının değişik evrelerinde karşılaştıkları sendika bürokratlarının entrikalarından yakındıkları, yaka silktikleri bilinmektedir. Belli bir sanayi havzasındaki çalışmamızın her hangi bir sendikayla temasa geçmesinin devamında yaşanan yetki karmaşası ve bürokrasinin izlediği yol, işçilerin beklentiye itilmesinin yarattığı moral bozukluğu, sendikanın işin içine girmesiyle oluşan kaosta parti ve örgütçülerimiz aleyhinde geliştirilen “dışardan gelenlerden uzak durun” propagandasının işçiler arasında etkili olması, elbette can sıkıcı bir durumdur. Buna rağmen, işçilerin sendikalaşma eylemini, “sendikacıların gerçek yüzünü işçilere kavratma” görevinin sonrasına erteleme tavrı doğru değildir.
Yenilgiyle sonuçlansa dahi; işten atılmayı bile göze alan yüzlerce, binlerce genç işçi, “sendikalaşma eylemi” içinde, -sınıf bilinçli sınıf kardeşlerinin de katkısıyla- ister istemez bir bilinç dönüşümü yaşayacaktır. Kuşkusuz ki; işçi tabanında biriken öfke ve örgütlenme isteğinin sendika bürokratları eliyle küllenmesinin önüne geçilmeli; işçi kitlelerinin, patronların ve uşaklarının saldırılarına, burjuva sendikal akımların mücadeleyi yenilgiye götürecek taktiklerine karşı koyabilecekleri sağlamlıkta örgütlenmeler (sendikalaşma komiteleri, sanayi bölgelerinde dayanışma komiteleri vb.) yaratılmalıdır.
Ancak pratiğin de gösterdiği gibi; hareket, her zaman bizim işaret ettiğimiz doğrultuda gelişmemektedir. Sendikalaşma fikri, bir anda patlak vererek pratiğe dökülmekte ve mevcut sendikalarla ilişki kurulmakta; doğal olarak, işçiler, ilişkiye geçilen sendikacılar hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadıkları gibi, mücadelenin yol ve yöntemlerini onlardan öğrenmektedirler. Bolu Bol-Pat işçisi, mektubunda, “direnenler her zaman kazanmaz, ama direnmeden de kazanım olmaz” sloganıyla ifade edilen bir yıla yakın süren direnişin, sendikalaşmayla sonuçlanmasının öyküsünü dile getirirken de, Çerkezköy’de, DİSK-Tekstil sendikasında örgütlenmek için yola çıkan işçiler, “sendika namusumuzdur”, “savaş başladı; ölmek var dönmek yok” derken de, “sendikacıyı”, sendikadan ayırmamaktadır. Evrensel’in mektup köşesinde yayınlanan işçi mektuplarından da anlaşıldığı gibi, bu eylemlerin örgütleyicilerinin büyük bir kesimi, genç, aynı zamanda, sendikal hareketin ve mücadele tarihinin birikim ve derslerinden bihaber, dinci-sağcı ideolojik-siyasal görüşlerin etkisi altındaki işçilerdir. Patronların saldırılarına karşı örgütlenmeye soyunan bu işçi kitlelerinin, sınıfın devrimci partisinin örgütçülerinin yardımına ne kadar ihtiyaç duyduğunu, yine, bizzat sanayi bölgelerinde faaliyet yürüten parti örgütçüleri bilmektedir.
Sendikalaşma hareketlerine yardımcı olmanın sorunları her durum ve alanda farklılıklar gösterse de, dikkate alınması gereken bazı noktaları şöyle sıralayabiliriz:
a) Nasıl gelişirse gelişsin, işçi kitlelerinin “sendikalaşma eylemine” destek verilmeli ve yardımcı olunmalı,
b) Hangi konfederasyonla, hangi sendika şubesinin görevlisiyle nasıl bir ilişki kurulacağı, örgütlenen işçilerin istek ve eğilimi ile bağlantılı olsa da, esas olarak, sınıf mücadelesinin uzun vadeli çıkarlarına göre tercihler önerilmeli,
c) Sendikal bürokrasiyi, “bunlar haindir” sloganıyla teşhir ve tecrit etmenin imkansız olduğunu bilerek; onlara karşı verilen mücadeleyi, burjuva gerici ideolojik-kültürel kuşatmanın işçiler üzerindeki etkisine karşı mücadeleyle birleştiren parti-sınıf çalışmasının uzun erimli bir görevi olarak kavramalı,
d) Sendikalaşma hareketlerinin yarattığı kaynaşmanın (işin başında sendika bürokratları olsa da) sınıf partisinin çalışmasına devasa bir olanak sunacağını bilerek; örgütlenme, propaganda ve ajitasyon araçlarının kullanımı, yeni durum ve ihtiyaçlara göre düzenlemelidir.

GENÇ İŞÇİNİN SENDİKALAŞMASININ İŞÇİ-EMEKÇİ HAREKETİNE SUNDUĞU OLANAKLAR
Gelişmelerden de anlaşılacağı gibi, her zaman istenilen ve öngörülen pürüzsüz bir düzlemde ilerleme şansımız yoktur. Sendikalaşma biçiminde tezahür eden işçi hareketinin özgünlüklerine göre mevzilenmek; mevcut sendikalara genç işçilerin kitleler halinde gelmesinin yaratacağı şu avantajları şimdiden görmek ve tarif etmek gerekirse:
Birinci olarak; on binlerce genç işçinin mevcut sendikal merkezlere birbirini izleyerek üye olması, üyelik ve yetki süreci içinde yaşanan direniş, mücadele istek ve azmi; uzun süredir moral bozukluğu, bölünmüşlük, yılgınlık içinde bekleyen yüz binlerce sendikalı işçiyi dürtükleyerek ayağa kaldıracaktır. Bunun anlamı; genç işçilerin enerji ve cesaretinin oluşturduğu atmosferin sınıf ve sendikal mücadeleyi sorgulatarak, genç ve yaşlı işçinin, kendi talepleri uğruna sendikalarında yeniden, içerden örgütlü hale gelmenin yol ve yöntemlerini arayacağıdır.
İkinci olarak; on binlerce işçinin bir arada çalıştığı organize sanayi bölgeleri ve sanayii havzalarında bazı fabrikaların sendikalaşması, o bölgede hükmünü sürdüren ve kölece çalışma koşullarını kadermişçesine dayatan patron örgütlerinin çözülmesini de beraberinde getirecektir. Pratik olarak örgütlenmiş, çalışma ve yaşam koşullarını değiştirmiş sendikalı fabrikalar, diğer işyerleri için örnek teşkil edecek, patronların, birlik halinde, eski koşulları dayatmaları zorlaşacaktır.
Üçüncü olarak; hükümet ve sermaye güçlerinin yoğunlaşan saldırılarına karşı birleşik bir güç olarak hareket etmenin daha da acilleştiği şu günlerde, fabrika ve işletmelerde birliğin temellerini örgütlemenin taze dinamikleri olarak görev almada tereddüt göstermeyecek genç işçi kitlesi; bir yandan, üyesi olduğu sendikanın, diğer sendika ve konfederasyonlar karşısında beslediği rekabetçi düşmanlıkların panzehiri, diğer yandan, işçi emekçi kamuoyunda itibarını yitirmiş sendikaların, yeniden canlanmaları ve ayağa kalkmalarında “can simidi” rolü görecektir.
Dördüncü olarak; partinin örgütlenmesinin ve öncü güç olarak görevini layıkıyla yerine getirmesinin temel dayanaklarından olan sendikal örgütlülüğün, genç işçiler eliyle yeniden inşasının oluşturduğu avantajları anlamak ve kavramak gerekir; partinin çeşitli organlarının, fabrikalarda çalışan genç proleterlerle beslenmesinin önünü de açan bu gelişme, işçiler içinde yürütülen devrimci parti çalışmasının meyvelerinin toplanmasında da sağlam bir zemin oluşturacaktır.

SONUÇ OLARAK
Sınıf partisi ve onun işçi kitleleri içinde çalışma yürüten kadroları açısından, gelişmelerin, zengin bir malzeme sunduğu kuşkusuzdur. Sendikalaşma biçiminde şekillenen ve pek çok özgünlükler barındıran dönemsel işçi hareketi, sınıfı anlama, onun başlıca özelliklerini tanımada, partili militanın devrimci eğitimi açısından da, çok önemli dersler barındırmaktadır. 
Bilmeliyiz ki, hiçbir sendikalaşma girişimi, aslında, işletme ve fabrikada başlayıp biten basitlikte değildir; üretim alanında, “güler yüzlü” patron ve vekillerinin, ustabaşıların, işçi aristokrasisinin gerçek yüzü daha net görünür, “tarafsız” hükümet görevlilerinin, polis ve jandarmanın, mahkemelerin uygulamaları, sade işçinin sistemle ilgili yanılgılarını açığa çıkarır ve gözündeki perdeyi aralar. Fabrikada, atılan ve atılmayan işçiler arasında “sağlamlar ve çürükler” ayrıştırılır.
Hele bu süreçte, aynı işkolundaki işçilerle, aynı sanayi bölgesindeki diğer işçi ve emekçilerle maddi-manevi dayanışmalar örgütlenmiş, fabrikaları-işyerlerini saran yoksul emekçi mahallelerinin desteği alınmışsa, bu, burada, çalışmaya katılan devrimci parti örgütçülerinin işçi ve halk hareketinin sağlam köklerine tutunduğunu gösterir.
Patronların baskısına, sendika bürokrasisinin ihanetçi tutumuna rağmen gelişen “sendikalaşma eylemlerinden”, her kesim kendi sınıfsal konumuna göre yararlanmaya çalışmaktadır. Bu yeni durumdan, her türden bürokrat sendikacı kliği, çürüyen ve dağılan mevcut sendikal sistemin ömrünü uzatmanın bir dayanağı olarak yararlanmayı umarken; bazı sınıf dışı küçük burjuva “sol” akımlar, işçi yığınlarının talep ve istemlerinden, mücadelenin birliği ve geleceğinden ziyade, kendi gruplarının reklamını esas alan istismarcı bir yol tutmuştur.
Devrimci sınıf partisinin örgütçüleri ve her kademedeki partili sendikacılar*, önder ve genç işçilerin ateşli coşkusuyla birleştikleri, sendikalaşma taleplerini ara vermeksizin yaygılaştırdıkları, gelişmelerin ve mücadelenin çeşitli aşamalarında “hareketin önderlerine” yön vermede ustalaştıkları oranda, her türlü akımın bozgunculuğuna, sendika bürokratlarının gelişen hareketi denetleyip yozlaştırma çabalarına ve ihanetlerine engel olabileceklerdir. 
En önemlisi de; “sendikalaşma hareketi” ve genç önderleri ile kurulacak böylesi bir ilişki, hareketin ileri kesimlerinin bilincini, sosyalist bilinç düzeyine ilerletmeyi; öne çıkardığı genç işçi önderlerini, bölünüp dağılmadan partide örgütlemeyi de mümkün kılacaktır.
___________________
* Sendikalaşma hareketi, belki de herkesten çok, partili sendikacıların dikkatini çekmelidir; partili sendikacılar, sınıfın genç kuşağının bu girişimini, kendi konum ve tutumlarını yeniden sorgulamak için fırsat bilmelidir. Harekete daha ileriden ve sorunlarını aşmış olarak katılabilmek, bunu gerektirmektedir.