Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Tarım işçileri ve devrimci çalışma üzerine

Tarım işçilerinin yaşadığı problemler ve örgütlenme sorunları bir süredir sınıfın partisinin gündeminde yer almaktadır. Bu yazı; tarım işçilerinin karşılaştığı başlıca sınıf çelişkilerine dikkat çekmek, sınıf olduğunun farkına varmaya başlayan ve bir sınıf olarak mücadeleye yönelen tarım işçilerinin örgütlenmelerine yardımcı olmak, tarım proletaryası içinde yürütülen devrimci çalışmanın kimi önemli deneylerini sunmak için hazırlanmıştır.

KIR PROLETER HAREKETİNİN BELLEĞİNİ GÜÇLENDİRMEK
İşçi sınıfının bir parçası olan tarım işçilerinin, gerek ulusal ve gerekse uluslararası ölçekteki mücadele deneyimlerinin derlenip bilince çıkartılmasına ihtiyaç vardır. Sanayi sektöründeki işçilerin mücadelesi, dönem dönem sekteye uğrasa da, ciddi kurumsal yapılar yaratmıştır. Bu nedenle sanayi işçisinin mücadele deneyimi ve hafızası, kır proletaryasına göre daha zengin bir birikime sahiptir. Bunun yanı sıra tarım işçilerinin “çilesi” ve mücadelesi pek çok sinema ve edebiyat eserine de konu olmuştur. Bu sanat eserleri, tarım işçilerinin zengin mücadele tarihinin ürünü ve tanığıdır. Tarım proletaryasının tarihsel birikimini bütün yönleriyle ele almak, çeşitli ülkelerdeki örgütlenme gelenek ve türlerini incelemek bugünün önemli bir görevi olmalıdır. Yine Türkiye’deki tarım işçilerinin tarihten gelen mücadele ve örgütlenme örneklerini araştırmak bugünkü örgütlenme çalışmalarına yardımcı olacaktır. Başta Adana olmak üzere, tarım işçileri içerisinde yürütülen parti çalışmalarının güçlendirilmesi gereken bir yönü de, böylesi bir araştırma ve incelemenin devrimci çalışmanın bir parçası olarak görülüp ciddiyet ve titizlikle yapılmasıdır.

İŞ KANUNUNDA YER EDİNEBİLMEK
Tarım işçileri, gezici, geçici ve mevsimlik olarak istihdam edilmektedir. Önceki iş kanunlarında olduğu gibi, en son çıkan 4857 sayılı yeni İş Kanunu’nda da tarım işçileri, kanunun kapsamı dışında tutulmuştur. Yıllardan beri ayrı bir tarım iş kanunu düzenleneceği söylenmesine, bu, pek çok burjuva siyasi partisinin seçim programının değişmez maddesi olmasına rağmen, tarım iş yasası çıkarılmamaktadır. Tarım işçilerinin, kendine has bazı özellikleri olmakla birlikte, onların iş kanunu kapsamında işçi sayılmamalarının bir anlamı yoktur. Bunun izah edilebilir tek sebebi, tarım işçileri alanının örgütsüz olması ve çalışma koşullarına ilişkin yasal düzenlemeler yapılırken, alanın tümüyle kölelik şartlarında bırakılmak istenmesidir. Tarım işçilerinin iş kanunu kapsamı dışında tutulmuş olması, iş kanununda düzenlenmiş bulunan çalışma şartları, ücretleri, tatil ve izinleri, işçi sağlığı-iş güvenliği ve işçi denetimi gibi hükümlerden tarım işçilerinin yararlanamayacağı anlamına gelmektedir. İş kanununda düzenlenen işçi sağlığı ve iş güvencesine ilişkin hükümlerden tarım işçisinin faydalanamayacak olması, sistemin tarım işçilerine bakış açısını göstermektedir. Bunun yanı sıra, tarım işçisi, İK md. 33 ve İK md. 83’deki asgari ücret ve iş bulmaya ilişkin hükümlerin tarım işçilerine uygulanmasının pratik bir faydasını görememektedir.
Tarım işçileri, diğer işçi ve emekçilerin faydalanmakta olduğu sosyal güvenlik haklarından da yararlanmamaktadır. Tarım işçileri, İş Kanunu’nun olduğu gibi, sosyal güvenlik mevzuatının da kapsamı dışına itilmiştir. Bu durum, tarım işçiliğine kölelik değeri biçildiğinin göstergesidir. 506 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu, özel sektörde çalışan geçici tarım işçilerini bu kanun kapsamı dışına itmiştir. 2925 sayılı Tarım İşçilerinin Sosyal Sigortalar Kanunu ile 1983 yılında bir düzenleme yapılmışsa da, pratikte hiçbir sosyal güvence sağlanamamıştır. Bu kanuna göre, diğer sosyal güvenlik kurumlarından faydalanmayan ve de süreksiz olarak tarım işinde hizmet akdiyle çalışanlar, 18 yaşını doldurmuş olmak şartıyla, bu kanuna göre sigortalı sayılır denmektedir. Fakat burada, isteğe bağlı bir sigorta sistemi mevcuttur. Düşük ücretlerle kölelik koşullarında çalışan tarım işçisinden, bir de, isteğe bağlı olarak sigorta yatırması istenmektedir. Pratik olarak bu, nerede ise imkansızdır. Bugün tarım işçisi, en acil insani ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Tarım işçisinin emeklilik ve sağlık sigortasından mahrum kalması önemli bir sorundur. Tarım alanında yaşanan kuralsız çalışma koşulları pek çok sorunun esasını oluşturmaktadır.
Kuralsız çalıştırmanın engellenmesi için, tarım işçilerinin iş kanununda yer edinmesi ve Türkiye’de demokratik bir tarım-iş yasasının çıkarılması gerekmektedir. Bunun bir talep olarak formüle edilmesi ve devrimci propagandanın parçası haline gelmesi gerekir. Aydınlar, hukukçular ve sendikacılardan bu yönde yardımların ve katkıların alınması önümüzde durmaktadır. Sendika, sigorta, sekiz saatlik işgünü, iş sağlığı gibi taleplerin iş kanununa bağlanarak öne sürülmesi gerekmektedir.

KENDİ ÖZGÜNLÜĞÜNDE ÖRGÜTLENMEK
İşçi sınıfının mücadelesine tarihsel olarak sanayi işçileri öncülük etmiştir. Fakat işçi sınıfının bugüne dek elde etmiş olduğu sendika, sosyal güvenlik, işçi sağlığı, iş güvenliği, iş güvencesi gibi pek çok hak, tarım alanındaki işçilere yansımamış, tarım işçileri pek çok yasal düzenlemenin de kapsamı dışına itilmiştir.
Tarımdaki istihdamın tamamıyla kayıt dışı olması ve bu konuda kapsamlı ve ciddi bir bilimsel araştırmanın olmaması nedeniyle, ne kadar işçinin, hangi bölgede, ne tür işlerde çalıştığına ilişkin bilgiler, bireysel gözlem ve tahminlerden ibarettir.
Tarım alanındaki işin düzensiz, süreksiz ve mevsimlik oluşu ve işçilerin gezici-geçici olarak istihdam edilmeleri nedeniyle; tarım işçilerinin örgütlenmesine dair güvensizlikler gerek tarım işçileri gerekse örgütlenmeyi tartışan kesimler tarafından çokça dile getirilmektedir. Düzenli bir işyeri ve sürekli bir işi olmayan işçilerin örgütlenemeyeceği ya da sendikalaşamayacağı yönündeki önyargının kırılması gerektir. Bu alana özgü bir model geliştirilemediği takdirde, işçi sınıfının bir bölümünün bugüne kadar yaşadığı örgütsüzlük geleneği devam edecektir.
Ekonomik gereksinimin bir parçası olarak ülkeyi dolaşan tarım işçilerinin yanı sıra, siyasi nedenlerle boşaltılan köylerinden göç ederek şehirlerin varoşlarına sığınmış bir tarım işçileri kitlesinden de söz etmek gerekir. Tarım kentlerinin kenar mahallelerine yığılan Kürt yoksulları tarım işçileri kitlesinin bir parçası olmuştur.
Tarım işçileri, fabrika işçileri gibi sabit bir işyerine sahip değildir ve işyerlerindeki çalışanlar da sabit değildir. Bu nedenle fabrika işçisi gibi örgütlenemezler. Başta yoksul Kürt mahalleleri olmak üzere, geniş tarımsal arazilere yayılan “çadır kentler”, on yılardır irili ufaklı oluşmuş tarım işçisi köyleri, örgütlenmenin pilot merkezleri durumuna getirilmek zorundadır.

TARIM İŞÇİLERİ VE BÖLGE ÇALIŞMASI
Doksanlı yıllarda köylerinden göç etmek zorunda kalan Kürt emekçiler, tarım işçileri arasında büyük bir kesimi oluşturmaktadır. Tarım işçilerinin sorunları, bir yönüyle Kürt sorunu ile de bağlantılıdır. Bu durumdaki işçilerin önemli bir kesimi, köye dönüş koşullarının temin edilmesini istemektedir. Ulusal demokratik mücadele içerisinde pişmiş, deneyim kazanmış yoksul Kürt emekçileri; tarım işçilerinin mücadelesine elbette kendi rengiyle katılacaktır. Kürt halkının yürüttüğü mücadele açısından, tarım işçileri önemli bir yerde durmaktadır. Kürt illerindeki işçilerin mücadelesinin gelişmesi, işçi sınıfının Kürt demokratik hareketi içerisinde daha ileri bir yer tutmasını ve daha tutarlı bir mücadelenin gelişmesini sağlayacaktır.
Son yıllarda, Kürt illerindeki işçiler arasında bir mücadele ve örgütlenme çabası görülmektedir. Bugün ülkemizde tarım alanındaki işgücü ihtiyacı, büyük oranda Kürt yoksullarından karşılanmaktadır. Kürt halkının ulusal demokratik talepler uğruna vermiş olduğu bu mücadelede işçi sınıfının oynayacağı politik rolün güçlenmesi için kır proleterlerinin de örgütlenmesi gerekmektedir. Üretimden gelen gücünü kullanarak sınıfsal ve ulusal talepleri için mücadele edecek Kürt işçileri, bir sınıf olarak, Kürt halkının özgürlük mücadelesine de yeni alanlar açacaktır.
Bölge illerinde yürütülen çalışmada tarım işçilerinin örgütlenmesini gözetmek gerekmektedir. Çalışmanın iki yönü bulunmaktadır. Başta Urfa olmak üzere, GAP’ın yeniden canlandırılmasına paralel olarak, muazzam bir tarım işçisi kitlesi bölgede yer edinmektedir. Örneğin önceki yıllarda Adana (Çukurova) “beyaz altın” kenti olarak ifade edilirken, pamukta üretim büyük oranda GAP’a kaymıştır. Pamuk işçileri, Çukurova’da değil, ama ağırlıklı olarak GAP’ta toplanmaktadır. Dolayısıyla bölgedeki devrimci işçi çalışmasının temellerinden birisini; GAP’ta ve geniş tarım bölgelerindeki tarım proletaryası oluşturmalıdır. Çalışmanın ikinci yönünü ise; mevsimlik işçilerin Batı illerine göçü oluşturmaktadır. Özellikle yaz aylarında on binlerce tarım işçisi tren katarları ve kamyon kasalarında, aileleriyle birlikte Batı’daki tarım arazilerine çileli bir göç yapmaktadır. Devrimci sınıf partisinin bölge örgütleri, bu göç dönemlerini devrimci bir çalışmanın alanı olarak değerlendirmelidir. Göçün yapılacağı illerde ise, sınıf partisinin Batı örgütleri, bölge örgütleriyle koordine halinde, faaliyete yönelmelidir. Batı’da, hak ve talepleri için örgütlenen Kürt tarım işçileri, bir süre sonra, Mardin, Urfa, Adıyaman ve Diyarbakır’a geri dönmektedir. Örgütlenme buralarda da devam ettirilmelidir.

ACİL TALEPLER İÇİN MÜCADELE
Tarım işçilerinin acil talepleri devrimci çalışmanın gündemi haline gelmelidir. Bu sorun ve taleplerin başlıca göze çarpanları şöyledir:
Çukurova’da, 10 yıldır, köyleri boşaltıldığı için çadırlarda yaşamını sürdüren işçi aileleri vardır. Çadırlarda yaşamını sürdüren bu işçiler, elektrik, su, tuvalet, banyo gibi zorunlu altyapı ihtiyaçlarından yoksun bir yaşantı sürmektir. Bu barınma koşulları, birçok sağlık sorununun kaynağını oluşturmaktadır.
Kapsayıcı ve işlevsel bir sosyal güvenlik hakkı önde gelen bir taleptir. Tarım işçisinin sosyal güvenlik sorununun yasal güvence altına alınarak çözülmesini içeren bir propaganda yürütülmelidir. Devlet, vatandaşının bir sosyal güvenceye sahip olması için gerekli altyapıyı oluşturmalıdır. Bunun için gerekli olan kaynak, işverenlerden ya da genel bütçeden sağlanmalıdır.
Ücret tespiti konusunda komisyonlar her ilde çalıştırılmalı ve bu komisyonlarda işçiler temsil edilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde, işçiler, işverenlerin ve elçilerin insafına terkedilmiş olmaktadır. Tarım işçileri, uzun saatler çalışmış olmalarına rağmen, bunun karşılığı ek bir ücret alamamaktadır.
Arazide çalışan tarım işçileri pek çok sağlık sorunu ile karşılaşmaktadır. Bu sorunun çözümü için gezici sağlık ekipleri kurulmalıdır.
Tarım işçisinin çocuklarının eğitim olanaklarından faydalanabilmesi için gerekli koşular temin edilmelidir. Çocukların eğitimlerinin yarıda kalmasını engelleyecek önlemler alınmalı, yatılı ve taşımalı eğitim etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Toprak sahipleri tarafından, ucuz olduğu için kadın ve çocuk emeği tercih edilmektedir. Tarlalarda 12 yaşında çocuklar günde 12-15 saat çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu çocuklar, aynı zamanda, eğitim hakkını kullanamamaktadır. Tarım işçisi, çocuklarının çalışmasına ihtiyaç duymayacak bir gelire kavuşmalıdır. Göç mağduru ve geçimini temin edemeyen tarım işçisinin çocukları, sokaklarda kağıt toplayarak ya da başka işlerde çalışarak, aile bütçesine katkıda bulunmak zorunda kalmaktadır. Sokaklarda çalışan bu çocuklar küçük yaşta suça itilmekte ve uyuşturucu ile tanışmaktadır. Bu durum, büyük bir ahlaki çöküntü ve yozlaşmayı da beraberinde getirmektedir.
“Haydi kızlar okula” kampanyasından feyiz alınarak Adana’nın Karataş ilçesindeki çadır havzalarına dönük bir kampanya yürütüldü. Valilik ve Unisef’in ortak yürüttüğü bu kampanya, çocuk işçilerin çalışmalarını engellemeyi hedefliyordu. Kampanya çerçevesinde “Sosyal Destek Merkezi” kuruldu. 6000 civarında olduğu açıklanan tarım işçisi çocuğa yapılan çağrıya, güya sadece 25 öğrenci olumlu yanıt vermiş! Yetkililer ise bunu bir “fiyasko” olarak tanımlayıp, tarım işçisi aileleri, çocuklarını bu merkeze göndermedikleri için suçluyor ve cahillikle itham ediyorlar. Radikal gazetesi de bunu “fiyasko” başlığı ile duyurdu. Oysa ki, bu çalışma aileler tarafından bilinmiyordu. Tarım işçileri içerisinde çalışma yürüten arkadaşların yaptığı inceleme de bunu gösterdi ve bu çarpıtma işçi basınında eleştirildi.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, tarım işçilerinin acil taleplerinin sömürenler tarafından suistimal edilmemesi, rant sağlanılmaması ve işçilere karşı propagandaya dönüştürülmesine izin verilmemesi için, bu alanda çalışma yürüten parti örgütlerinin daha etkin bir mücadele yürütmesi gerekmektedir. Zira oldukça “masumane” girişimlerin arkasına sığınan birçok üniversite öğretim üyesi, bakanlık yetkilileri, oda temsilcisi ya da yerel devlet birimleri, AB fonlarıyla bu alanlarda “hizmet ve araştırma” çalışması yapmaktadır. Bu kampanyalar, tarım işçilerinin yaşadığı temel çelişkilerin üzerine cila çekmektedir. Yine bu çalışmalar, işçileri ve ailelerini “dilenen” bir duruma itmekte, hakların alınabilmesi için mücadeleye başvurulmasını anlamsızlaştırmaya hizmet etmektedir.
İşçi sınıfının baş belası olan esnek çalışma, en sert şekilde tarım işçileri alanında uygulanmaktadır. Öyle ki, yarın işe gidip gitmeyeceklerini, işçiler, gece evlerine gelen telefonla öğrenmektedir.
Tarımdaki işçilerin büyük kısmının kadın olması, tarım işçilerinin örgütlenme çalışmasına ayrı bir önem katmaktadır. Çadırda hayatını sürdüren bir tarım işçisi kadının, gerçekte, bir günlük mesaisi 18–20 saati bulmaktadır. Çünkü sabahın dördünde başlayan çalışma temposu, gün batımına kadar sürer. Çadırların ve çevrenin temizliği, çocukların bakımı ve beslenmesi ile birlikte çalışma, gecenin 12’sine dek sürmektedir. Bu ağır çalışma ve yaşam koşulları içinde, tarım işçisi kadınların büyük bir sabrı ve direnci vardır. Bütün tarım işçilerinin taleplerine paralel olarak, kadın işçilerin, sağlık, beslenme, çocuk ve ev işçiliği gibi sorunlarını da içeren bir kadın çalışması, bu alanın temel görevleri arasındadır.
Gezici tarım işçilerinin kamyonlarla değil, daha insani koşullarda bir yerden bir yere nakli sağlanmalıdır.

ÇUKUROVA ÇALIŞMASININ GÖSTERDİKLERİ
Adana’da gerçekleşen Tarım İşçileri Kurultayı ayrıntılarıyla işçi basınında yer buldu. Kurultayın ortaya çıkardığı deneyimler ve kurultay hazırlığı için yapılan çalışmalar devrimci bir işçi çalışması için önemli veriler sundu.
Kurultay hazırlık çalışmaları sırasında, geçmişte var olan ilişkilerle yetinmek yerine, işçilerin ana gövdesine seslenen bir çalışma esas alındı. Bu alanın birikmiş sorunları ve tarım işçilerinin mücadele isteği, çalışmanın cesaret ve özgüvenle ilerlemesini sağladı. Çıkartılan bildiriler sabahın dördünde işe giden işçilere dağıtıldı. Dağıtım esnasında tanışılan işçilerle kurulan ilişkiler üzerinden toplantılar organize edildi. Kurultay çalışmaları esnasında tanışılan işçiler, bu faaliyetin kendi yaşamı için taşıdığı önemin farkına vardıkları oranda, çalışmalara aktif olarak katıldılar. Adana’nın 40–50 km dışındaki çadırlarda yaşamını sürdüren işçiler arasında ısrarlı bir faaliyet yürütüldü. Kurultay’a en iyi katılım da yine bu çadırlardan sağlandı. Kurultay’da işçilerin kendi dilleri ile konuşma şansına sahip olması, işçilerin konuşma ve kendini ifade etme isteğini artırdı. Tarım işçisi bir kadının “Ben Türkçe de biliyorum iyice, ama yine de kendi dilimi kullanmak istiyorum” diyerek konuşmasına Kürtçe devam etmesi, düşüncelerini anadilinde ifade etmek isteğinin göstergesiydi. Tarım işçilerinin mücadelesinde, işçilerin uğruna büyük bedeller ödediği ulusal demokratik talepler göz ardı edilmemelidir.
Kurultay’da en çok öne çıkan talepler, sigorta hakkı ve ücretlerin iyileştirilmesi oldu. Düzenli bir işte İş Kanunu’na tabi olarak çalışan işçilerin bile büyük oranda sigortasız çalıştırıldığı ülkemizde, tarım işçisinin, bu talebi elde edilebilir bir hak olarak görmesi ve acilen talep etmesi, önemli bir bilinç sıçraması olarak değerlendirilebilir. Kurultay öncesi yapılan ev toplantılarında ya da görüşmelerde, genellikle umutsuz olan, birlik olunamayacağını düşünen işçiler, Kurultay’ın olumlu atmosferi içinde, birlik olmaktan, sendikadan umutla ve inançla bahsettiler.
Kurultay’da seçilen temsil heyeti ve katılan işçilerle oldukça geniş bir işçi ilişkisi ağı oluşturuldu. Sonraki çalışmaların örgütleyicisi, büyük ölçüde işçiler oldu.
Kurultay sonrasında, Kurultay’daki kamera çekimi ile hazırlanan 40 dakikalık propaganda CD’si ile toplantılar yapılmaya devam edildi. Kurultay’a katılamayan pek çok işçi de, bu sayede o havayı hissetme olanağını buldu.
Kurultay’da alınan kararlar arasında bir tarım işçisi gazetesi çıkarılması da vardı. “Tarım İşçisinin Sesi” adını alan gazetenin ilk sayısı, 1 Mayıs çalışmaları sırasında çıkarıldı. Gazetede daha çok Kurultay haberleri yer aldı ve 1 Mayıs’a çağrı yapıldı. Gazetenin dağıtılmasını işçiler üstlendi. İlk sayının tepkilerine de bakarak, ikinci sayının daha da zenginleştirilmesi için çalışma yürütülüyor.
Tarım işçilerinin 1 Mayıs’a kendi talepleri ve pankartları ile katılması yönünde bir çalışma yürütüldü. Kurultay kararlarından biri de, bir tarım işçileri mitingi yapılması idi. Tarım işçisi ilk defa kendi pankartı ile 1 Mayıs’a katıldı. Tarım işçileri 120 kişilik bir kortejle büyük bir coşku ve inançla alandan ayrıldılar. Kürt siyasal hareketiyle öteden beri yakın bağları olan tarım işçilerinin, Çukurova’da kendi talepleri ile alanlarda yerini alması önemli bir gelişme kabul edilmelidir. Sendikaların katılımının düşük olduğu bu 1 Mayıs’ta, tarım işçilerinin pek çok sendikadan daha iyi bir katılım sağlamış olması, Adanalı tüm emekçiler için moral kaynağı oldu.
Çukurova’da kimi yanlarına vurgu yapmaya çalıştığımız bu faaliyet örnekleri ele alınarak, diğer tarım bölgelerinde de çalışmaya dönüştürülmelidir. Birkaç ay içerisinde yoğunlaşan çalışmanın 1000 civarında işçiye nüfuz eder bir noktaya gelmesi, doğru ve cesaretli adımlar atıldığında nasıl ilerlenebileceğini göstermektedir. Fakat çalışma, her zamankinden çok özen, ilgi ve fedakarlığa ihtiyaç duymaktadır. Çukurova’daki çalışmanın kesintiye uğramaması gerekmektedir. İşçilerin bilinç ve örgütlenme düzeyinde vardıkları nokta ve devrimci işçi partisinin yürüttüğü çalışmada varılan yer gözetilerek, sınıf partisinin 4. Kongresi’ne doğru çalışmanın bütün yönleri yeniden ele alınmalı ve bir hamle içerisine girilmelidir.

TARIM İŞÇİLERİNİ SENDİKALAŞTIRMAK
Bugün tarım işçilerinin küçük bir kesimi sendikalıdır. Örgütlü olan kesimin tamamı, kamuda çalışan tarım işçileridir. Tarım-İş Sendikası, devlet işletmeleri dışındaki işçileri örgütleme perspektifine sahip değildir. Bu sendika, daha çok devlet üretme çiftlikleri, haralar ve TİGEM gibi kamu kurumlarında örgütlüdür.
Mevcut haliyle tarım işçileri, sınıfın en yoksul, hiçbir sosyal hakka sahip olmayan ve örgütsüz kesimidir. Tarım işçisinin yaşam ve çalışma alanlarının kentlerin dışında olması; pek çok dramın ya da mücadele deneyiminin “kamuoyundan” uzak yaşanmasına neden olmaktadır. Ağır çalışma koşulları karşısında işçilerin gösterdiği tepkiler, bölgesel ve kısmi grevler, daha gelişemeden sönüp gitmektedir.
Otel salonlarında iş güvenliği seminerleri düzenleyen Çalışma Bakanlığı ve sendikalar, tarım işçisinin kamyonlarla ülkenin dört bir yanına taşınmasını görmezden gelmektedir. Her yıl pek çok işçi bu yolculuklar esnasında hayatını kaybederken, yetkililer hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir.
Bu alana ilişkin örgütlenme modelinin sendika değil de, dernek olması gerektiği fikrinin görünürde bazı “haklı” nedenleri var gibidir. İşçilerin geçici ve gezici olarak istihdam ediliyor olması, işyeri ve işverenin sanayide olduğu gibi belirgin olmaması, dernek türü bir örgütlenmeyi haklı gösterebilir. Ancak tarım işçilerinin birleşik bir hareketinin yaratılması için sendika etrafında örgütlenmesi gerekmektedir. Valilikler bünyesinde oluşması öngörülen tarım işçileri ücret tespit komisyonunda da sendikanın temsiliyetine yer verilmiştir. Ücret ve diğer çalışma koşulları belirlenirken, işçiler karşısında, çiftçi birlikleri ve valilikler, sendikanın muhatabı kabul edilecektir. Ücret ve çalışma koşulları konusunda büyük çiftçiler ve tüccarlar belirleyici olmaktadır. Aracı konumundaki elcilere ise, işverenlerin belirlediği şartlarda işçi temin etme görevi düşmektedir. Feodal ve aşiretsel hiyerarşik bağları kullanarak elcilik görevini üstlenen işçi simsarları, dayatılan koşullara işçiyi razı etmektedir. Elcilik ve aracılık konusunda tekel oluşturmak isteyen elcilerin, dernekleşip oda statüsüne kavuşması için bir süredir girişimleri vardır. Daha çok kendi rant paylarını teminat altına almak isteyen elciler, işçilerin yaşam düzeylerinin de bu şekilde düzeleceğini iddia edip, işçilerin kendi örgütlerini kurmalarını engellemeye çalışmaktadır. Bir sendika etrafında örgütlenen tarım işçileri arasında sınıf bilinci daha belirginleşecektir. Elcilerle birlikte bir dizi akraba kümeleri halinde hareket eden tarım işçilerinin, sendika ile birlikte, “marabalık”tan işçiliğe geçişi hızlanacaktır. Tarım işçisinin mücadelesinde şu aşamada ihtiyaç duyulan sıçramayı ve birleştiriciliği ancak bir sendika sağlayabilir. Önümüzdeki dönemde, işçi sınıfının devrimci partisinin örgütlerinin ve kadrolarının tarım işçisinin örgütlenme mücadelesine daha yakın bir ilgi göstermesi, bulunduğu bölgeden gerekli katkıyı sunması gerekmektedir. Böylesine geniş bir alana yayılmış tarım işçilerinin mücadelesinin birleştiricisi olmak, daha fazla enerji ve sabırla çalışmayı gerektirmektedir. Bu görevin üstesinden gelindiği oranda, işçi sınıfının devrimci partisinin yoksul Kürt emekçiler arasındaki bağları da gelişecek ve perçinlenecektir.
Devrimci işçi partisinin uzun bir dönemdir içerisinde çalışma yürüttüğü üretici köylüler, sendikalarını kurmuştur. Proletaryanın bir bölüğü olan tarım işçilerinin örgütlenmesine de ilgi gösterilmek durumundadır. İktidarın son yıllarda emperyalistlere verdiği taahhütler, tarım alanındaki istihdamın azaltılmasını öngörüyor. Bu nedenle tarımda çalışmakta olan pek çok kişi ve aile önümüzdeki dönemde işsiz kalacaktır. Tarım sektörü, uluslararası sermayenin saldırıları düşünüldüğünde önümüzdeki dönem başlıca mücadele alanı olmaya adaydır.  Mücadeleye yönelen tarım işçileri, kendilerinin işçi sınıfının bir parçasını oluşturduklarının farkına varıp (burjuvaziden) bağımsız örgütlenmelerini gerçekleştirdikçe, –aralarında sınıfsal çıkar farklılıkları olsa da– ülke tarımını bitirmeyi hedefleyen politikalar karşısında üretici köylülükle ortak bir mücadele zemini bulacaktır. Bu nedenle üretici köylülük ile tarım işçilerinin; emperyalist politikalar karşısında mücadele birliğinde buluşması için, aydınlatma ve örgütlenme çalışması yürütülmelidir.