“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

MGSB'nin yenilenmesi ve siyasetin yeniden yapılandırılması

Haziran ayındaki MGK toplantısının gündemi olmasına rağmen, uzlaşma sağlanamadığı için gürüşülmeden ertelenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), 24 Ekim günü yapılan MGK toplantısında onaylandı.
Türkiye'de siyaseti etkileyen ve birçok bakımdan da şekillendiren en önemli belgelerden birinin “Kırmızı Kitap” ya da “Gizli Anayasa” diye de anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olduğu biliniyor. Gizli tutulan bu belge, iç ve dış koşullar bakımından, ülkeyi, uzun ya da kısa vadede ilgilendirdiği düşünülen değişimlere bağlı olarak güncelleniyor. Her ne kadar Anayasa gibi hukuksal bağlayıcılığı olan bir metin olmasa da, Anayasa'nın darbelerle değiştirildiği ya da uygulamada gerek duyulduğu oranda geçersizleştirildiği siyasal tarihimizde, onun daha etkin, daha ötesinde, kararlaştırıcı bir yaptırım gücüne sahip olduğunu biliyoruz. “Gizli Anayasa” gibi tanımlamalar da buradan geliyor.
“Gizli Anayasa”da yapılan son güncelleme, hemen bir gün sonra basına sızdırıldı ve Türkiye'nin en büyük medya grubu tarafından manşete taşındı.

“AŞIRI SAĞ”A GÖREV BİÇEN BİR BELGE
Konuyla ilgili haberde, “aşırı sağ”ın artık tehdit sayılmadığı, bununla birlikte, “dini motifler kullanan terör örgütleri” ifadesiyle El Kaide'nin belgeye girdiği belirtiliyor. Yine aynı habere göre, “bölücü terör” ile “aşırı sol”un Türkiye'de eşit düzeyde iç tehit unsurları olduğu vurgulanıyor. Belgede, Yunanistan'ın kara sularını 12 mile çıkarmasının “Casus belli” (Savaş nedeni) olarak kaldığı, bunun da, Yunanistan Parlamentosu'nun daha önce aldığı Türkiye karşıtı üç soykırım (Ermeni, Pontus, Küçükasya) kararından kaynaklandığı vurgulanıyor. (Hürriyet, 26 Ekim 2005)
“İç güvenlik tehditlerine karşı ordunun kullanılması, gerekli görüldüğü zamanlarda tehditlerin ortadan kaldırılması için idareyi de ele alması” ile ilgili bölüm de yeni belgede yer aldı. Ayrıca, Fırat ve Dicle'nin suları da “stratejik bir unsur” olarak şu ifadelerle yer buldu: “AB ile tam üyelik olmadan Fırat ve Dicle ile sınır aşan akarsular üzerinde eşit egemenlik ve eşit paylaşım kabul edilemez.”
Haberin yeraldığı gazetenin başyazarı Oktay Ekşi, aynı gün köşesinde, 8 AB ülkesinde de MGK gibi organların yeraldığını ve onların da MGSB türü karar aldığını yazdı. Ekşi, bunun yanında, bu belgenin “Gizli Anayasa” gibi ifadelerle anılmasının ise doğru olmadığını öne sürdü. Ekşi'nin yazısı, gazetesinin manşetini AB standartları bakımından meşrulaştırmaya çalışan, hem kendileri aracılığıyla sızdırılan belge ile gerekli mesajı veren, hem de onu belirli bir dengeye oturtmaya çalışan içerikteydi.
MGSB ile ilgili aydınlatıcı bir kurumsal açıklama ise yapılmadı. MGK'nın internet sitesinde, 15 Temmuz 1974 tarihinden bu yana yapılan bütün MGK toplantılarının sonuç bildirgeleri yer alıyor, ancak “Gizli Anayasa” diye anılan bu belge bulunmuyor. 24 Ekim 2005 tarihli toplantının sonuç bildirgesinde konuyla ilgili sadece şu cümle var: “C. Ayrıca, yeni milli güvenlik siyaseti belgesi uygun bulunarak bu konudaki tavsiye kararının bakanlar kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir.” (www.mgk.gov.tr)
İçeriğine yer verilmeyen yeni belge ile ilgili ipucu sayılabilecek ifadeler ise, daha önceki A ve B maddeleri altında yer alıyor:
“A. Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlama tarihi olan 03 ekim 2005' e uzanan süreç ile sonraki gelişmelerin bir değerlendirmesi yapılmış; yeni bir aşamaya girilmiş olan bu dönemde, ülkemizin ab' ye üyelik istenç ve kararlılığı yinelenerek, görüşmelerde ulusal yararlarımızın gözetilmesinin önemi vurgulanmış;
B. Su kaynaklarımızın etkin kullanılması amacıyla; tarım alanlarının sulanması, şehirlerin ve sanayinin su gereksiniminin karşılanması, hidroelektrik üretiminde teknik ve ekonomik potansiyelin tümünün 2023 yılına kadar kullanılması için alınması gereken önlemlerle sınır aşan sular üzerindeki barajların bir an önce tamamlanması üzerinde durulmuş;...”
MGK'nın kendi sitesindeki haliyle aktardığımız bölümde yer alan, AB üyeliğinin “ulusal çıkarlara zarar vermeyen” bir savunulması ile Türkiye'nin su potansiyeli konusundaki stratejik vurgu, “iç ve dış tehdit”lerle mücadele bakımından iplerin gerildiği bir döneme girildiğinin işaretlerini oluşturuyor.
MGK'nın sitesinde bu belgeyi ülkenin çıkarları gereği açıklamanın mümkün olmadığı savunuluyor ve “Gizli Anayasa” gibi vurgularla basında yer almasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğu savunuluyor.
MGK'nın internet sitesinde “Sıkça sorulan sorular” başlığıyla yeralan bölümdeki sorular ve yanıtlar, ulusal ve uluslararası kamuoyunun bilgisi dahilinde toplanan bir kurumun, verili Anayasal düzenle çelişen teammülleri savunur pozisyonda olmasının yaratacağı sıkıntılar da hesaba katılarak oluşturulduğu için, bu gerçek bilinerek okunmalıdır. Ancak, verili Anayasal düzenin tank sesiyle uyanılarak değiştirildiği bir ülkede, MGK gibi kurumlar lağvedilmedikleri sürece, yasa ile gerçek arasındaki mesafenin güçler dengesi ile doldurulduğunu unutmamak gerekiyor.
28 Şubat sürecinde MGK toplantılarının etkin üyelerinden biri olan Oramiral Güven Erkaya'nın, asker, diplomat ve emekli büyükelçi Taner Boytak'a, Batı Çalışma Grubu ile ilgili söylediği şu sözler, MGSB'nin devlet idaresi içinde tuttuğu yer bakımından da fikir verir nitelikte: “28 Şubat sürecinde irtica hareketleri çok artmıştı. Bunun için güvenilir bir istihbarat çalışmasına ihtiyaç vardı. MİT'in vereceği bilgilerle yetinemezdik.” TSK'ya yetki veren kanunlar içinde böyle bir kuruluşun adı geçmiyordu, yani BÇG yasadışı bir oluşumdu, ama dava açacak adamın aklından zoru olmalıydı. (Aktaran Yaşar Gören, Oyun Bitti, Demirellerin Doğuşu, Yükselişi ve Çöküşü, Ozan Yayıncılık, Nisan 2005, sayfa 173)
Kaldı ki, BÇG, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi bakımından, dönemsel bir politik organizasyon olmaktan öte bir değer taşımıyor. MGSB, onun gibi bir dizi kurumu içinde barındıran hakim politikaları belirliyor ve ona kaynaklık ediyor.
Yasal kurumlar tarafından kamuoyuna hiçbir dönem açıklanmayan bu belgenin neleri içerdiğine ilişkin detaylı bilgi ise, www.yesil.org isimli sitede yer alıyor. Adını Susurluk sürecinde kontrgerilla örgütlenmesi içinde en çok öne çıkan simalardan birinden alan ve kendisini “Anadolu evladı Yeşil kadar diri ve gerçek” biçiminde tanımlayan bu sitede, “Kırmızı Kitap” şu beş başlık altında ince ayrıntalarına kadar yer alıyor:
“Birinci Bölüm: Genel Esaslar
İkinci Bölüm: İç Tehdit Unsurları ve İç Güvenlîği Etkileyen Diğer Faktörlerin Değerlendirilmesi
Üçüncü Bölüm : İç Güvenlik Stratejisi 
Dördüncü Bölüm : İç Güvenlik Yönetiminin Etkinleştirilmesi ve Teşkilatlanma 
Beşinci Bölüm: Diğer Hususlar”
MGSB'nin yeni hali henüz bu sitede yer almasa da, sitede, yeni belgede değiştiği değil, korunduğu biçiminde yeralan bölümlerle ilgili ayrıntılar, Mersin'deki bayrak krizinden birçok ilde yaşanan linç girişimlerine, Ermeni Konferansı girişimine karşı gelişitirilen yasakçı yaklaşımdan AB görüşmeleri sırasında “stratejik” ilan edilen konularda takınılan tutumlara kadar ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.
Ayrıca ordunun iç güvenlikte kullanılmasına yönelik yeni düzenlemenin izlerini, bir önceki MGSB'de, iç güvenliğin etkinleştirilmesi ile ilgili bölümde görmek mümkün. “Terör örgütü”nün siyasallaşmasına karşı önlem bahanesiyle iç güvenlik tedbirlerinin artırılmasına ilişkin vurgular; Eskişehir'de görülen Uğur Kaymaz davasında polislerin terör estirmelerinin, örgütlü bir biçimde mahkeme önüne getirilen kitlenin provokasyon girişiminde bulunmasına rağmen polisten himaye görmesinin, söz konusu ildeki yerel amirlerin kişisel keyfiyeti olmadığını da açıklar niteliktedir. Ordu'da çocuklara işkenceden başlayarak, Hrant Dink'e açılan davaya, Orhan Pamuk olayında gösterilen tepkiye kadar bir dizi gelişmede, devletin kritik merkezlerini ve medyadaki meşrulaştırıcıları harekete geçirici olan motifler, yine bu belgenin içeriğinde kendisini hissettirmektedir.
Bunun yanında, MERNİS projesi gibi, Türkiye'de yaşayan herkesin kimlik bilgilerini içeren düzenlemeler de, yine “iç güvenlik”le ilgili düzenlemeler kapsamında, “Kırmızı kitap”ta yansımaktadır.
Dolayısıyla aslında, yasal bir yaptırım gücü taşımadığı, ancak “tavsiye” niteliğinde sayılabileceği öne sürülen MGSB; devlet uygulamalarını, devlet ile halk arasındaki ilişkileri düzenleyen bir etkiye ve güce sahiptir.
Önümüzdeki dönem açısından “ordunun da iç güvenlikte kullanılması” ve “aşırı sağın” tehdit olmaktan çıkarılmasının anlamı da, faşist militanların kullanıldığı provokasyonlara yol verilmesinden, onların tıkandığı noktada askeri güçle desteklenmelerine kadar uzanmaktadır.
Politikada, “tehdit” olarak görülen güçlerle görülmeyen güçler arasında yapılan bir sınıflandırma, tehdit olarak görülmeyen güce dayanarak, “tehdit”i bertaraf etme esasına dayanır. MGSB, yeni haliyle, “dinci ve bölücü terör” ile “aşırı sol”u hedefe koyarken, kendisini, MHP'nin fikriyatına uygun bir mevziye oturtmuştur.
Bu tercih, hem Türkiye'nin Ortadoğu'da dahil edildiği “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”ni hesaba katan, hem de onun içinde Türkiye burjuvazisinin en gerici kanadının “güvenlik” endişelerini yansıtan bir içeriktedir. ABD politikalarına bağlı hareket etme esasına dayalı olan bu anlayış, kendi pozisyonunu bölgesel rakipleri karşısında zayıflatmayan, onun duyarlılıklarını da dikkate alan bir AB'ye üye olmaya açıktır. Dolayısıyla Türkiye'deki “güvenlik” ve “demokrasi” terazisini de bu esasa oturtmaktadır.
Son birkaç aydır ülke içinde yaşanan şoven kışkırtmalar, linç girişimleriyle birlikte değerlendirildiğinde, özellikle Kürt sorunu üzerinden yaratılan kutuplaşma, geleneksel bürokrasi ve asker merkezli siyaset bakımından, devlet erkinin yeniden yapılandırılmasında temel oluşturmaktadır.
Kürtlerin Irak'ta kazandıkları yeni pozisyon ve devletleşme süreci, Türkiye'de generaller başta olmak üzere, siyasetinin merkezine güvenliği alan burjuvazi açısından, yeni bir sürecin işaretidir. Artık kendisinin “terör” olarak adlandırıp mücadele ettiği güç, kendisinin de bağlı olduğu emperyalist merkezler tarafından devletleşebilecek kadar “meşrulaştırılınca”, daha ciddi bir “tehdit” haline almaktadır.
Kürt sorununu hiçbir dönem demokratikleşerek çözmeye açık olmamış olan Türkiye egemenleri bakımından, bu yeni süreç, “terörle” silahlı mücadele yöntemini aşıp, doğrudan siyasal alanın “güvenlik” politikaları tarafından düzenlenmesini gündeme getirmektedir.
11 Eylül sonrası ABD'nin başını çektiği ve AB'nin de bir ucundan dahil olduğu “güvenlik” politikaları, Türkiye gericiliğine büyük bir dayanak sunmaktadır. Burjuvazinin geleneksel işbirlikçi kesiminin temel stratejileri ve politikalarını yansıtan MGSB, yeni haliyle, başını AKP Hükümeti'nin çektiği diğer işbirlikçi kesimi de kendi politikalarına doğru dizginlemektedir.
Şu an MGK'da yansıyan askeri ve siyasi iradenin her iki kesimi de dışa bağımlı politikalara dayanmakta, öyle bir gelenekten gelmekte ve Türkiye'ye de öyle bir gelecek öngörmektedir, ancak aralarındaki çelişki noktaları, devletin yönünü tayin etmek bakımından bir çatışmaya da yol açmaktadır.
Erdoğan'ın başını çektiği AKP, Turgut Özal liderliğindeki ANAP kadar olmasa da, Genelkurmay merkezli siyaset karşısında, ABD'nin Kürt siyasetine daha açık durabilmekte, bu da, içerideki hakim kanatlar arasında bir çatışmaya yol açmaktadır. 3 Ekim'de gerçekleşen AB sürecini ele alışta da, Genelkurmay merkezli siyasetin benzer kaygıları dizginleyici ve belirleyici olmuştur.

“TÜRK SOLU” İSTENİYOR
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde “aşırı sol”un tehdit oluşturduğuna dair vurgu da, yine söz konusu belgeye rengini veren generallerin diğer kaygılarıyla birlikte ele alınmalıdır. Bugün açısından en “aşırı sol”, “bölücü teröre destek veren” soldur. Devlet dilindeki ifadesi böyle olan bu politikayı, Kürt sorununda resmi çizgi ile mücadele eden “sol” olarak tanımlayabiliriz. “Sol”, bugün, büyük oranda, Kürt sorununa gösterdiği yakınlık oranında “aşırıya” kaçmış sayılmakta ve buradan hareketle, aslında “Türk solu” dayatması yapılmaktadır.
Bugün marjinal bir noktadan Genelkurmay'ı göreve çağırma üzerine kurulu provokatif bir politikayı savunan ve aslında politik bir çevre olarak anılmayı hak edecek bir sosyal tabana bile dayanmayan “Kızıl Elma”cı “Türk solu”, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin yeni haline en uygun “sol”dur.
MGSB'nin yeni hali, dönem dönem sokağa yansıyan kutuplaşmaları tetikleyecek özellikler taşımakta, “aşırı sağ”ı tehdit hanesinden çıkararak, provokasyonlara da kol kanat germektedir.
“Milli” yanı Türkiye'nin önünü açacak bir içerikte değil, siyasal tarihimizde yaşanmış olan bir dizi örnekten de anlaşılacağı gibi, faşizan karekterde olan bu anlayış, “güvenliği” de, bu gerici politikanın bir parçası olarak öngörmektedir.
Belgeden anlaşılmaktadır ki, işçi sınıfı ve emekçiler, sistemi ve patronları zor durumda bırakan direniş ve grevlerinde, MGSB'ye dayanan “önlemleri” karşılarında bulacaklardır. Bu gerici politikanın üniversitelere kadar uzanan etkiler göstermesi de muhtemel, hatta kaçınılmazdır. Yanı sıra, kitle örgütleri de, bu politikayla çeliştikleri noktada hışma uğrayacaklar, İHD'ye yönelik operasyonda görüldüğü gibi, hedefe konulacaklardır.
Sistemin çelik çekirdeğinin anayasası olan MGSB'nin tamamen tarih olması, ancak onun gerici sınıf karakteri görülerek ve ona karşı işçi ve emekçi sınıfların birliği örülerek mümkün olabilir. Merkezinde işçi sınıfının bulunduğu bir demokrasi hakim kılındığında, böylesi yasadışı belgeler de tarih olacaktır. İşçi ve emekçilerin, Kürt ezilenlerinin çıkarlarını esas alan, onlara dayanan bir demokrasiye doğru atılan her adım, MGSB politikalarını da gerileten bir adımdır.

Kutu-1
MGK'nın sitesinde “Sıkça Sorulan Sorular” başlıklı bölümden

Türkiye Cumhuriyeti'nin milli güvenlik siyasetinin yazılı olduğu bir belge var mıdır? İçeriği nasıldır? Nasıl hazırlanır?
Türkiye Cumhuriyeti'nin milli güvenlik siyaseti Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'nde yer almaktadır. Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi; Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatleri ve milli hedefleri, milli hedeflere ulaşılması için takip edilecek iç ve dış güvenlik ile savunma siyasetlerine ilişkin esasları kapsayan bir Bakanlar Kurulu dokümanıdır. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından ilgili bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile koordineli olarak hazırlanır ve taslak olarak Milli Güvenlik Kurulu'na sunulur. Milli Güvenlik Kurulu tarafından uygun görüldüğünde onay için Bakanlar Kurulu'na gönderilir. Bakanlar Kurulu onayladığı takdirde taslak belge “Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi” ismini alır ve yürürlüğe girer. Milli Güvenlik Siyaseti Belgesinin uygulanmasından Bakanlar Kurulu sorumludur.

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ni incelemek veya Belgenin içeriği hakkında bilgi edinmek mümkün müdür?
Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, GİZLİ gizlilik derecesine sahip olduğundan Belge'nin incelenmesi veya içeriği hakkında bilgi edinilmesi 4982 sayılı Kanun'un 16. maddesi gereği mümkün olmamaktadır.

Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi basında iddia edildiği gibi “Devletin Gizli Anayasası” veya “Derin Anayasa” mıdır?
(1) Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, Anayasa'nın 118. maddesine göre hükümetler tarafından
belirlenen, Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası ve güvenliği ile Türk Milleti'nin refahına ilişkin izlenecek milli güvenlik siyasetinin esaslarını içeren en üst düzeydeki bir çerçeve dokümanıdır. Dolayısıyla, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, bir Bakanlar Kurulu dokümanıdır.
(2) Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve mevcut yasalara uygun olarak hazırlandığından, iddia edildiği gibi devletin ikinci bir anayasası olması veya mevcut Anayasa'ya aykırı olması düşünülemez.
Diğer taraftan, Anayasa normlar hiyerarşisinin en üstündedir ve kanunlar anayasaya, tüzük ve yönetmelikler de kanuna aykırı olamaz. Bakanlar Kurulu kararları, yönetmelik düzeyinde bir idari işlem olarak kabul edilmektedir. O halde, MGK'nın Bakanlar Kurulu'na tavsiyesi sonucu Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan MGSB'nin, diğer Bakanlar Kurulu kararları gibi normlar hiyerarşisine uygun bir doküman olması da tartışma götürmez bir gerçekliktir. Bu nedenle, MGSB'ye anayasa benzeri bir üstünlük ve değişmezlik atfedilmesi şeklinde basında yer alan değerlendirmelerin hukuki temeli bulunmamaktadır.

Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi niçin GİZLİ gizlilik derecelidir? Diğer ülkelerde de güvenliğe ilişkin belgeler GİZLİ gizlilik dereceli midir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası ve güvenliği ile milletin refahına yönelik tehditlere karşı izlenecek siyasetin açık olmasının, gerek iç gerekse dış kamuoyunda yaratacağı sakıncalar nedeniyle, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'nin GİZLİ gizlilik dereceli olması gereklidir.
Diğer ülkelerde de (ABD hariç) güvenliğe ilişkin siyaset ve strateji belgeleri GİZLİ gizlilik dereceli olup benzeri nedenlerle kamuoyuna açıklanmamaktadır.

Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'nin güncelleştirmesi için belirlenmiş bir süre var mıdır? Belge'nin güncelleştirilmesi ihtiyacı kimin tarafından tespit edilir?
Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin güncelleştirilmesi için belirlenmiş bir süre yoktur. Milli Güvenlik Kurulu tarafından ulusal, bölgesel ve küresel güvenlik ortamındaki değişiklikler ile milli güvenlik siyasetinin uygulama sonuçları çerçevesinde Türkiye'nin milli güvenlik ihtiyaçları değerlendirilerek Belge'nin güncelleştirilmesine ihtiyaç olduğu hükümete tavsiye edilmektedir.

Milli Menfaat nedir ?
Devletin bekası ve güvenliği ile milletin refahını sağlamak için ulaşılması ve korunması gereken amaçlardır.

Beka nedir ?
Bir devletin toprak bütünlüğünü, ahdi hukukunu ve anayasal düzenini iç ve dış tehditlere karşı koruması suretiyle hayatiyetini devam ettirmesidir.

Milli Hedef nedir ?
Elde edilmesi halinde milli menfaatlere ulaşmayı sağlayan sonuçlardır.

Milli Güç nedir?
Bir devletin milli menfaatlerini sağlamak ve milli hedeflerini elde etmek için kullanabileceği ekonomik, askeri, siyasi, insan gücü, coğrafi, sosyo-kültürel, psiko-sosyal ve bilimsel-teknolojik gibi güçlerden oluşan maddi ve manevi unsurların toplamıdır.

İç Tehdit nedir?
Kökü ve kışkırtıcı kaynakları içeride ve/veya dışarıda olan, yurt içinde açık veya gizli olarak yürütülen Devletin anayasal düzeni, ülkenin bölünmez bütünlüğü ile milletin refahına yönelik örgütlü suç ve şiddet hareketlerini de kapsayan bir tehlike algılamasıdır.

Dış Tehdit nedir?
Diğer bir ülkenin veya uluslararası terör örgütlerinin niyetlerinin, olanak ve yetenekleri ile
hareketlerinin, asimetrik tehdidi de kapsayan değerlendirilmesine dayanan tehlike algılamasıdır.

Potansiyel Tehdit nedir?
Olanak ve yetenekleri mevcut olup, halihazırda düşmanca niyeti olmayan veya düşmanca niyete sahip olmakla birlikte olanak ve yeteneklerini henüz geliştirmekte olan ülkeler ve uluslararası terör örgütleri ile yurt içindeki iç tehdit unsurları için tanımlanan, tehdide göre daha düşük dereceli tehlike algılamasıdır.

Siyasi Tehdit nedir?
Bir devletin, belirli bir amaca ulaşmak için sahip olduğu siyasi avantajlardan faydalanarak; diğer bir devletin zayıf noktalarından veya iki devlet arasındaki sorunlardan istifade ile anlaşmazlıkları kendi lehine çözme niyetidir.

Risk nedir?
Bir ülkenin milli menfaatlerinin veya milli stratejilerinin maruz kaldığı değerlendirilen tehlikelerdir. Devletin güvenliğine ve istikrarına karşı yaratılabilecek bu riskler, muhatabı olan ülkeler içinde veya çevresinde olabileceği gibi dışında/uzağında da oluşabilir.

Asimetrik Tehdit nedir?
Yarattığı ani ve hazırlıksız durum nedeni ile ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerinde istikrarsızlıklarına neden olan, düşük seviyede kuvvet ve teknoloji kullanarak etkin olmayı amaçlayan tehdit algılamasıdır.

Milli Strateji nedir?
Milli güvenlik siyasetinin uygulanması ve milli hedeflere ulaşılması maksadıyla; milli güç unsurlarının hazırlanması, yönlendirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasına ait hareket tarzları ve alınacak tedbirleri kapsar.
Milli stratejiye ilişkin belgeler; Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları tarafından kendi görev alanlarına yönelik olarak hazırlanır. (Dış Güvenlik Stratejisi, İç Güvenlik Stratejisi, Milli Askeri Strateji, Milli Eğitim Stratejisi vb.)



www.yesil.org'da yayımlanan “Kırmızı Kitap”tan bölümler

2. İÇ TEHDİT UNSURLARI
a. Bölücü Faaliyetler
Ülkemizin maruz kaldığı Bölücü-Kürtçü faaliyetler (200) yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu süreç; aşiret isyanları, Meşrutiyet Dönemi dernekleşme, Cumhuriyet Dönemi isyanları, 1970 Sonrası terörist faaliyetler olarak tasnif etmek mümkündür.
Kendi dinamiklerinin yanında, ağırlıklı olarak bölgemizde çıkarı olan çeşitli dış güçlerin destek ve tahriklerinin önemli rol oynadığı Kürtçülük, desteğini aldığı dış güçlerin bölgesel politikalarında bir taktik malzeme olarak kullanılmış ve kullanılmaya devam edilmektedir.
İdeolojileri farklı olmakla birlikte, bölücü örgütlerin amacı; öncelikle ülkemiz toprakları içerisinde, bilahare Irak, İran ve Suriye'deki Kürt nüfusun yoğun olarak bulunduğu bölgelerde sözde Bağımsız Birleşik Kürdistan'ı kurmaktır.
Günümüz itibariyle, ülkemiz bütünlüğü aleyhine aktif olarak faaliyet göstermeye çalışan terör örgütü PKK haricindeki diğer bölücü-bölgeci örgütler, bugün için ülkemizi bölme anlamında bir tehdit gücü olmamakla birlikte, zaman zaman kendi aralarında oluşturdukları ittifaklar nedeniyle, faaliyetlerinin yakinen izlenmesinde yarar vardır. Bu nedenle bölücü terörle mücadele çalışmaları, bölücü faaliyetlerin odağı haline gelen, iç ve dış kamuoyunda bölücülüğün tek temsilcisi gibi algılanan PKK terör örgütüne yönelmiş durumdadır.....
İçişleri Bakanlığı Merkezi yasal Strateji ve fiziki yapılanmasını tamamlayarak İç Güvenlik Değerlendirme Kurulu'nun sekreterya görevini üstlenmelidir.
İç güvenlik hizmeti bölünmez bir bütündür. Dış güvenlik alanında olduğu gibi iç güvenlik hizmetlerinde de etkinliğin sağlanması için tek elden stratejiler belirlenmesi, plan ve programların yapılması ve uygulamaların da eşgüdüm içinde yürütülmesi bir zorunluluktur. Hizmet alanının niteliğine göre, yine dış güvenlik hizmetlerinde olduğu gibi, farklı örgütsel yapılar kurulabilir. Ancak bu örgütsel yapılar üzerinde ve arasında yeterli ve etkili düzeyde tek elden yönetim ve koordinasyon sağlanması şarttır.
Ancak İç güvenlik alanında parçalı bir yapı söz konusudur. İç güvenlik ile ilgili görev yapan kuruluşların bazıları (MASAK, Gümrük Muhafaza), iç güvenlik hizmetinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı bünyesi dışında yapılanmıştır. Bu farklı örgütsel yapı ve bağlılık ilişkileri, iç güvenlikte birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir.
Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde iç güvenlik mevzuatının ve yapılanmasının, Ulusal Programda öngörülen hedefler doğrultusunda düzenlenmesi amacıyla; İçişleri Bakanlığı Merkez teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği arasında oluşturulacak işbirliği ile mevcut yasalar ve teşkilat yapıları AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmelidir.
Bu sebeple bütüncül ve etkili bir iç güvenlik yönetimi sağlamak üzere, kısa, orta ve uzun vadeli bir takvim çerçevesinde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu hedef doğrultusunda;
- Emniyet ve asayiş hizmetlerinin yönetimi ve koordinasyonundan ülke genelinde İçişleri Bakanlığı, mahalli bazda ise mülki idare amirleri sorumlu olup, aksi yönde düzenlemeler kaldırılmalıdır.
- Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) İçişleri Bakanlığına bağlanmalıdır.
- Mernis projesi (Merkezi Nüfus Sistemi), ülke genelinde ivedilikle hayata geçirilmeli, kimlik bildirme kanununun uygulanması sağlanmalıdır.
- Emniyet teşkilatı bulunmayan ilçe merkezleri ve belediyelerde, kademeli olarak ilçe merkezlerinden başlamak üzere Emniyet Teşkilatı kurulmalıdır....”
(17) PKK'nın son dönemde legalleşme faaliyetlerinin önemli bir bölümünü, müstakil Kürt kültürünün oluşturulması/ispatlanması çalışmaları oluşturmaktadır. Buna karşın Kürt orijinli vatandaşlarımız ile tek ve ortak bir kültürün mensubu olduğumuzu ortaya koyacak pek çok arkeolojik, tarihsel, bilimsel, sosyolojik ve kültürel veriler değerlendirilerek, elde edilecek sonuçlar çeşitli etkinlik ve çalışmalarla uygun bir şekilde kamuoyu bilgisine sunulmalıdır. Başta üniversitelerimiz olmak üzere, araştırma kuruluşlarımız bu konuda gereken duyarlılığı göstermeli, bölge halkının ve tarafsız yabancı bilim adamlarının da desteğiyle etkin ve mevcut kuşkuları giderici çalışmalar yapılmalıdır.”