“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Kuş gribi, Türkiye’nin acı sınavı ve çözüm

“Küreselleşmenin geleceği yok!.. Sosyal dengeleri ve çevreyi yok eden, yoksulları ezen,
insan haklarını reddeden bir küreselleşmenin geleceği yoktur!” (Fransa Cumhurbaşkanı J. Chirac)

ARKA PLANDA NE VAR?
Tüm dünyada çevre sağlığını etkin biçimde koruyan, toplumun bilinçlenmesini ve katılımını sağlayan politikalar uygulanması gerekirken; çevre, halkın yararına değil, uluslararası tekellerin çıkarına terk edildi.
Güney Amerika’da ve Afrika’da ağaçlar acımasızca biçildi. Bergama’da insanı ve çevresini korumaya
yönelik bilinçli toplum tepkisi, yasalar ve mahkeme kararları çiğnenerek, engellenmeye çalışıldı.
Irak’ın işgali sırasında Körfez’e akan petrol, dünyanın en büyük deniz kirliliğini yarattı. Günlerce denize salınan petrol, Körfez bölgesinde önemli derecede deniz ekolojisinin bozunumuna neden olmuştur. Biyologlar, bölgedeki karides ve balık çeşitlerinin yanında öbür su canlılarının kirlilikten payını aldığını belirtmektedirler. Bu arada çevresel yıkım yalnızca Irak’la sınırlı kalmayacaktır; çünkü yayılmacı güçlerin giriş yaptığı Körfez bölgesi, bugün dünyada balıkçıl gibi uzun bacaklı su kuşlarının yaşadığı beş bölgeden biridir. Ayrıca milyonlarca göçmen kuş, burada mola verip yoluna devam etmektedir.
Irak’ın 2/5’i çöllerle kaplı olduğu için, BM Çevre Programı’na (UNEP) göre, Irak’taki 33 sulak bölge, dünyanın en önemli doğal zenginlikleri arasında sayılıyor. Çevre örgütlerine göre, silahlar ve petrol kuyularına yapılan sabotajlar, bu sulak bölgeler ve  bölge canlıları üzerinde olumsuz etki edecektir.
Savaşı kazanmak için, bazen doğa, aracı olarak kullanılmaktadır. Basına yansıyan bilgilere göre, Amerikan ordusunun, çok sayıda yunus, foks balığı, tavuk ve güvercinin değişik amaçlar için Ortadoğu’ya ve Hint Okyanusu’na getirdiği yazılmaktadır. Yine örnek olarak; Körfez Savaşı sırasında çevreci güçleri Irak yönetiminin üzerine sürmek ve kendilerine destekçi bulmak için, Kaliforniya kıyılarında bir tankerden sızan petrol artıkları ile cebelleşmiş ve artık yürüyemeyecek düzeyde yorgun düşen bir karabatak kuşu, Körfez’de Irak yönetimin petrolü kuyulardan denize akıtmasının bir kurbanı olarak bütün dünya medyasına sunuldu. Ne yazık ki, çoğumuz buna inandık ve üzüldük. Ancak sonradan anlaşıldı ki, bu da, kirli savaşın oyunlarından biriymiş.
Hava saldırılarında kuş sürülerinin bombardıman uçaklarını olumsuz etkilememeleri için (!), yüksek teknoloji ile bu hayvanların uçuş rotalarının değiştirildiğini biliyoruz artık..
ABD, Kyoto Protokolü’nü imzalayarak küresel ısınmanın sorumlusu sera gazlarının ortama salınımını sınırlamaya yanaşmıyor. Oysa en büyük emisyon kaynağı kendisi. Küresel ısınma, ekoloji dengeyi altüst ederek, göçmen kuşların doğal yaşam döngüsünü ve göç yollarını da etkiliyor. En somut olumsuz sonuç, sulak alanların azalması ve giderek artan çölleşme.. Bu yüzdendir ki, AB, Türkiye’den Fırat ve Dicle’yi isteyebiliyor.. Hem de AB’ye ucu ve sonu açık sözde alınma görüşmelerinin açılmasına koşul olarak:
“Bölgede önemi bulunan konulardan biri, kalkınma ve sulama için gerekli suya erişimdir. Ortadoğu’da su konusunun stratejik önemi, önümüzdeki yıllarda artacaktır. Türkiye’nin katılımıyla birlikte su kaynaklarının ve altyapı projelerinin uluslararası yönetimi (?!) (Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki barajlar ve sulama projeleri, İsrail ve komşuları arasında su alanında sınırötesi işbirliği) AB açısından önemli bir konu haline gelebilecektir.” [Kaynak: Avrupa Topluluğu Komisyonu’nun Brüksel’de 6 Ekim 2004’te yayımladığı 3 rapordan (İlerleme Raporu, Meseleler Raporu ve Etkinlik Raporu).. Raporun 1.3. maddesinin 6. paragrafı..]

***
Evet değerli okuyucu.. Kuş gribi ya da tavuk vebası öylesine birdenbire gökten inmedi. Her olgu, doğada bir nedensellik kurgusu içinde olaylanıyor. Pek yaman bir diyalektiği var doğanın.. İnsanoğlunun onu egemenliği altına alma çabaları hep geri tepiyor. Oysa yapılması gereken, doğaya üstün olmak değil, onun yasalarını bilimsel yöntemlerle çözmek ve barış içinde birlikte varolmak (peacefull co-existence).
Çevresel risklerin tür ve boyutlarına bir bakalım:
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), BMÇP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı, UNEP) ve DB (Dünya Bankası) verilerine göre, dünyadaki hastalık yükünün % 40’ı çevresel kökenlidir! Kanserlerin % 80’i ÇEVRESEL ETMENLERE BAĞLIDIR..
Her yıl 5 milyon çocuk, içinde yaşadıkları ve oynadıkları çevreden kaynaklanan hastalık ve koşullardan ölmektedir. Her yıl 5 yaş altında 2 milyon dolayında çocuk, akut solunum yolu enfeksiyonlarından (ASYE) ölmektedir. ASYE, çocukların en büyük ölüm nedenidir. Bu enfeksiyonlar, örneğin, kapalı ortam hava kirliliği gibi çevresel zararlı etmenlerce ağırlaştırılmaktadır.
En çok karşılaşılan çocuk ölüm nedenleri arasında 2. sırayı ishaller almaktadır ki, gelişmekte olan ülkelerde, yılda 1.3 milyona varan 5 yaş altı çocuk ölümlerinin % 12’sinden sorumlu olduğu kestirilmektedir. Diyare, pek çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Sıklıkla, kirlenmiş sular ve gıdaların çocuklarca tüketilmesi, kirli ellerle kimi patojenlerin ve toksinlerin alınması sorumludur.
- Ozon katmanının delinmesi
- Küresel ısınma: FAO, küresel ısınmanın çok sayıda ülkede gıda üretimini azaltabileceği ve dünyadaki açlığı oldukça artıracağını bildirdi. (26 Mayıs 2005, AA)
- Nüfusun hızlı artışı ve dengesiz dağılımı
- Temiz su kaynaklarının azalması
- Toprak erozyonu
- Asit yağmurları
- Nükleer atıklar ve kirlenme
- Zehirli kimyasal madde atıkları
- Biyoçeşitlilikte / balık popülasyonunda azalma
- E K O L O J İ K   G E R İ L E M E ! + T e r ö r  (Biyolojik, kimyasal..)!
Son 50 yıl boyunca, 80 binden çok kimyasal geliştirilmiş, kullanılmış, dağıtılmış ve çevreye atılmıştır. Bunların çoğu, insanda ve yabanıl yaşamda olası toksik etkileri bakımından test edilmemiştir. Bu kimyasalların kimisi sıklıkla havada, suda, evde, işyerinde ve topluluklardadır.
Çevresel yıkımın önlenmesine ilişkin küresel bir uzlaşı olmamakla birlikte, pek çok kişi, insanoğlunun sürdürülemez bir yolda olduğu gerçeğini benimsemektedir. Nedeni, doğal kaynaklar üzerindeki doymaz kapitalist hırsın doğurduğu kirlenme ve iklim değişikliğidir. Emperyalizmin öncülerinden Fransa Cumhurbaşkanı J. Chirac’ı bile isyana iten, sürdürülemez bir kısır döngü gelinen nokta..
Hintli düşünür Jiddu Krishnamurti’nin vurguladığı üzere;
“Dünyayı sevmiyoruz ondan yalnızca yararlanıyoruz.”
Türkiye’nin, çevresel varlıklarını ve değerlerini sürdürülebilir kalkınma bağlamında koruyucu, öngelen (pro-aktif) çevresel politika ve stratejilerine gereksinimi vardır. Fakat taraf olunan ikili ya da çok yanlı pek çok antlaşma ülkenin elini kolunu bağlamaktadır.
Çok Taraflı Yatırım Anlaşmaları (ÇTYA-MAI) bunların başında gelmektedir:
MAI Anlaşmaları; kalkınmanın sürdürülebilirliği amacıyla bile olsa, doğal kaynakların tüketiminde toplumsal çıkarların gözetilmesi koşulunu kaldırması, emeğin mal oluşunun düşürülmesi için her türlü sosyal güvenlik ve yardımın yanı sıra örgütlenmesinin önüne geçilmesi; üretimde kullanılacak hammadde ve ara malda birincil önceliğin üretimin yapıldığı ülke olması ya da belli bir oranın bu ülkeden karşılanması ilkesinin yerine, fiyatının düşük olduğu yerden dışalımına (ithaline) bıraktırması.. gibi temel konuları içerir.
DİKKAT: Anlaşmayı imzalayan devletler, 5 yıl süre ile anlaşmadan çıkamayacak ve çıktıktan sonra da, 15 yıl süre ile, tüm anlaşma kurallarını uygulamak zorunda bırakılacaklardır. (Katolik nikahından beter!)
Ulus devlet, uluslararası emperyalizmin baskısıyla, akıl almaz oyunlarıyla, her zaman kolaylıkla bulabildiği yerli işbirlikçileri eliyle sürekli küçültülmekte, meydan yerli ve yabancı sermayeye bırakılmaktadır.
En kutsal değer kazançtır, paradır, kârdır..
En dokunulmaz ve tartışılmaz tabulardır, bu kavramlar.
Serbest piyasa kutsal bir dogmadır. Eleştiri dışıdır. Ağzını açan, çağlar öncesinin dinozorudur.
Manisa’daki Tarım Bakanlığı’na bağlı araştırma çiftik ve laboratuvarları, “kâr” getirmedikleri için devlete yüktür ve kapatılmalıdır.. Öyle de yapılmıştır.. Türkiye AR-GE’yi unutmuş, sömürgeleşmeyi seçmiştir. Bir traktör römorku kasası dolusu domates ile, ancak 1 kg dolayında yıllık ya da tek kezlik tohum alabilmektedir. Ancak bu tohumdan üretilmiş domatesi satın alacaklarını dayatanlar ise, Manisa örneğinde olduğu gibi, araştırma laboratuvarlarını devlet desteği ile geliştiren emperyalist ülkelerdir.
Konuyla özellikle ilgili olmak üzere; ülkenin onbinlerce veteriner hekimi ve tarım mühendisi işsizdir..
Böylece işgal ve sömürü nitelik değiştirerek, sözde post-modern bir görünüm ve içerik kazanmıştır..

***
2006 YILI OCAK AYI SONUNDA GELDİĞİMİZ YER
30 Ocak 2006 akşamı, Türkiye, birbuçuk milyonu aşkın kümes hayvanını ilkel biçimde yok etmiştir.
30 Ocak 2006 akşamı, Türkiye’nin 31 ilinde kuş gribi odakları vardır.
30 Ocak 2006 akşamı, Türkiye, Ekim 2005’te Manyas’ta başlayan yangını hâlâ söndürememiştir..
İşte Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) açıklamsı ve uyarıları:
TTB 2. Başkanı Metin Bakkalcı, kuş gribinden insan ölümünün kesinleştiği 4 Ocak 2006 öncesi yapılması gereken birçok şeyin yapılmadığını savundu.
Kuş gribi konusunda, TTB Merkez Konseyi adına, genel merkezde basın açıklaması yapan Bakkalcı, bugüne dek konunun hassasiyeti ve ivediliği nedeniyle, hükümetin kuş gribine karşı zamanında önlem alıp almadığına ilişkin kamuoyunda yürütülen tartışmalara katılmaktan kaçındıklarını belirtti. Kuş gribinden insan ölümünün kesinleştiği 4 Ocak 2006’ya dek konuyla ilgili gerekli ve yeterli önlemlerin alınmaması ve o tarihten sonra da soruna yaklaşımdaki anlayışın değişmemesi üzerine, Bakkalcı, şunları kaydetti:
“Ülkemizde, son olarak, kuş gribi, 4 Ocak 2006 tarihinde başlayan insan ölümleri ile gündemin 1. sırasına oturdu. Oysa tıp biliminin beklentisi, özellikle kanatlı hayvanların hastalık ve ölümünden sonra insanlarda görülmesi idi. Demek ki, insan ölümlerinden önce yaygın hayvan hastalığı söz konusuydu. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) raporuna göre, bugüne dek 81 ilin 12’sinde kanatlı hayvanlar arasında yüksek derecede patojenik H5N1 influenza (kuş gribi) virüsü saptanmıştır, ek olarak 19 ildeki salgın bildirimlerinin incelenmesi devam etmektedir. Bir günde bu denli yayılmayacağı için, bu durum, ülkemizde olasılıkla uzunca bir süredir kuş gribi ile birlikte yaşadığımızı, insan ölümlerine değin amaca uygun izlem yapılmadığını gösterir.”

“VETERİNER HEKİMLİĞİ HİZMETLERİ ÇÖKMÜŞTÜR”
Bu denli yoğunluğun etkin olarak izlenmemesinin, Türkiye’deki veterinerlik hizmetlerinin, koruyucu hizmetlerin önemli ölçüde yıkıma uğratılmasının sonucu olduğunu öne süren Bakkalcı, “Türkiye’de veteriner hekimliği hizmetleri çökmüştür. Hükümetin geçici özel veterinerlik hizmeti alarak soruna çözüm bulma girişimleri bu iflasın ifadesidir” diye konuştu. DSÖ’nün önerileriyle çok sayıda bilim adamınca, Ekim ayında “Ulusal Faaliyet Planı” hazırlandığını hatırlatan Bakkalcı, birkaç husus dışında, Bakanlığın bu planın gereğini uygulamadığını savundu.
Dr. Bakkalcı, buna karşın, DSÖ’nün Avrupa Bölge Başkanı Marc Danzon’un, 11 Ocak’ta “Türkiye’deki kriz yönetimi, olması gerekeni yapmış ve uygun girişimde bulunmuştur.” açıklamasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Hastalığın Türkiye’de daha farklı ve özgün seyirler gösterebileceğinin altını çizen Bakkalcı, “Türkiye’de görülmeden önce öldürücülük oranı %50’lerdeydi. Türkiye’de ise %20. Öbür yandan, dünyada bildirilen olguların %10’unun Türkiye’de olması, konunun ülkemiz için ne denli önemli olduğunun göstergesidir. Enfeksiyonun ülkemiz koşullarında özelliklerinin saptanabilmesi için çeşitli çalışmalara gerek vardır. Bunun için konunun uzmanı meslektaşlarımız tarafından sistemli çalışmalar yapılması gerekmektedir” diye konuştu.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ ÇAĞRISI
Dr.Bakkalcı, bütün bu gelişmeler göz önüne alındığında, hazırlanmış Ulusal Faaliyet Planı’na karşın, konunun gereğinin yapılmamasının sorumlusu olarak, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile hükümet hakkında, ilgili birimlerin derhal araştırma ve soruşturma başlatması gerektiğini ileri sürdü. Bakkalcı, bundan sonra yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:
“Üretilmiş Ulusal Faaliyet Planı doğrultusunda içtenlikli bir kriz yönetimi sağlanmalıdır. Bilimsel ve yönetsel eşgüdümün amaca uygun etkinleştirilmesi sağlanmalıdır. Başta ilgili uzmanlıklar olmak üzere multidisipliner çalışma esas alınmalıdır. İlgililerin ve kamuoyunun düzenli bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Etkin bir insan gücü planlaması yapılmalıdır. Gerek sağlık çalışanları, gerekse halka yönelik doğrudan ve dolaylı etkin eğitim programları uygulamaya sokulmalıdır. Çocukların önemli bir hedef kitle olduğu ve okulların yakında açılacağı bilgisi göz önüne alındığında, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, eşgüdümlü çalışmalar yürütülmelidir. Laboratuvar hizmetleri dahil olmak üzere, çeşitli senaryolara denk düşen altyapı tamamlanmalıdır. Gerek insan sağlığı gerekse hayvan sağlığı alanında bilimsel ve etik ilkelere hürmet eden, iyi yapılandırılmış, planlı bilimsel çalışmalar için ortam sağlanmalıdır.”

***
BM GIDA ve TARIM ÖRGÜTÜ (FAO) İYİMSER DEĞİL
‘Salgına dönüşebilir!’
FAO, Türkiye’de görülen H5N1 kuş gribi virüsünün hayvanlar arasında bir salgına yol açabileceği uyarısında bulundu. FAO sözcüsü Erwin Northoff, kurumun Roma’daki merkezinde yaptığı açıklamada, kuş gribi virüsünün Türkiye’deki hayvanlar arasında yayılabileceğini ve bu durumun komşu ülkelere karşı da bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Bu uyarının hayvanlara ilişkin olduğunu vurgulayan Northoff, “Hayvanlar arasında yayılan virüsten söz ediyoruz, insanlardaki durumdan değil” dedi.
FAO’nun üst düzey yetkilisi J. Lubroth, yayımladığı bildiride, “Alınan önlemlere karşın virüs yayılabilir. Sıkı ayırma (tecrit) kuralları uygulanmadıkça virüse sunuk (maruz) kalan insan ve hayvan sayısı artar.” dedi. FAO bildirisinde, Türkiye’nin komşularının da tehdit altında olduğu belirtilerek, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Irak ve Suriye’nin gözetim ve denetime yönelik önlemler almaları istendi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Doğu Asya’nın ölümcül kuş gribi virüsü H5N1 için hâlâ en riskli bölge olduğunu bildirdi. DSÖ’nün Batı Pasifik bölgesi sorumlusu Şigeru Omi, Türkiye’de görülen yeni gelişmelere karşın, Asya’daki durumun, dünyanın öbür bölgelerine göre, çok daha ciddi olduğunu söyledi. Bu arada Sırbistan, Türkiye’den gelen yolcu ve araçlar üzerindeki denetimlerini arttırdı. Karadağ’da ise, Sağlık Bakanı Miograd Pavliviç, gerekmedikçe Türkiye’ye gidilmemesini salık verdi. (www.cumhuriyet.com.tr, 12.01.06)
Durum böyle ciddi iken, 59. Cumhuriyet hükümetinin başı R. T. Erdoğan, uygarlık tarihine altın harflerle kazınacak değerlendirmelerde bulunuyor ve Cumhuriyet’in usta yazarı İlhan Selçuk şunları yazıyordu:
“Nazar değmesin.. Tuh.. tuh.. 41 kere maşallah.
İmam Başbakanımız RTE kuş gribinin çaresini buldu... Dedi ki:
‘- Bu bir bilinç sorunudur; cuma hutbelerinde kuş gribi ele alınacak...’
Aferin!..
Yalnız cuma hutbelerinde mi kuş gribi konuşulacak?.. Cumada hutbe farz ise, bayram namazlarında sünnettir... Kurban Bayramı’nın da eli kulağında değil mi?..
*
“Başbakan Erdoğan’ın talimatı hemen hayata geçirildi.. Van Müftüsü, Ulu Cami’de okuduğu hutbede kuş gribine karşı ilk uyarıyı yaptı...
Cemaate dedi ki: ‘- Markasız kanatlı hayvan tüketmeyin!..’
Sen şu Allah’ın işine bak!.. Demek ki tavuklar da artık ikiye ayrılıyorlar:
Markalı.. Markasız..
Van’da Üniversite Rektörünü içeri atan kafa, tavuğun markalısını kullanırsa, çağdaşlaşacak mı?..
Dünyada Van.. Ahrette iman!..
Laik Cumhuriyet’te, internetli ve televizyonlu dünyada, kuş gribine karşı cuma hutbeleriyle bilinçlenecek bir toplumda Başbakanlık yapan RTE’nin yapısındaki çelişki, mantığının çaprazına yansımış bir çağdışı istavroza çivilenmiş...
*
Kuş gribine karşı önlem diye ileri sürdüğü yöntemi dile getirişindeki mantık, Recep Tayyip’in bilinçaltındaki özlemin dışavurumudur... Başbakan diyor ki:
‘- Bu bir bilinç sorunudur; cuma hutbelerinde kuş gribi ele alınacak...’
Radyo atlanıyor, televizyon sollanıyor, internete boş veriliyor; devlet örgütleriyle okullar, öğretmenler,
sağlık görevlileri var imiş, ya da yok imişler...
Ülke ve toplum, imamların cuma hutbelerinde kuş gribine karşı uyarılacak...
RTE’ye nazar değmesin... Tuh.. tuh.. 41 kere maşallah..
Camilerdeki cuma hutbelerinde kuş gribine karşı uyarılan erkekler eve gelince imamın anlattıklarını hanımlarına da aktarırlar...
Sonra ortalıkta ne hastalık kalır, ne de mastalık...” (www.cumhuriyet.com.tr, 08.01.06)

***
Bu arada Batılı dostlarımız da kesenin ağzını açtılar ve dost ve müttefikleri ülkemize yardım yağdırmaya başladılar:
Türkiye’ye Kuş gribi yardımı: Dünya Bankası’ndan 35 milyon $, AB’den 4 milyon €!
Oysa Türkiye’nin bu sorun yüzünden zararı, doğrudan ve dolaylı olarak, milyarlarca doları aşıyor..
Nitekim, sorun henüz denetim altına alınabilmiş değil.. 30 Ocak 2006 günü, 31 ilde, en az 50 odakta enfeksiyon varlığını sürdürüyor. Aşağıdaki haritalar hastalığın gidişinin somut belgeleri:
Hal böyleyken ve Başbakan Erdoğan HUTBE ile camilerde cemaatı eğiterek çare araken, Türkiye’den bir başka fotoğrafı aşağıya çıkarıyoruz:



Başbakan’ın cemaatından bir kesim, kuran kurslarında eğitiliyor.. Dikkat;

Yerde oturuyorlar..
Erkeler ve kızlar haremlik-selamlık ayrı ayrı..
Çatal kaşık yok, elleriyle yiyiorlar..
Tabakları ayrı değil, ortak.
Tarih, Ağustos 2005 Türkiye’si..

(Kaynak : Cumhuriyet Strateji eki, 01.08.05)



DÜNYADA KUŞ GRİBİ

YIL    ÜLKE    VİRÜS TİPİ    İTLAF ve ENFEKSİYON SAYISI
1959    İskoçya    H5N1    2 kuş sürüsü
1961    Güney Afrika C.    H5N3    1 300 tavuk
1963    İngiltere    H7N3    29 000 hindi
1966    Kanada    H5N9    8 100 hindi
1969    Avustralya    H7N7    25 000 civciv, 17 000 tavuk, 16 000 ördek
1979    Almanya    H7N7    Sayı verilmemiştir.
1979    İngiltere    H7N7    3 hindi çiftliği
1983    ABD    H5N2    452 çiftlikte 17 milyon tavuk
1983    İrlanda    H5N8    8 640 hindi, 28 020 tavuk, 270 000 ördek
1985    Avustralya    H7N7    24 000 damızlık, 27 000 civciv, 17 000 et tavuğu, 118 518 civcivi
1991    İngiltere    H5N1    8 000 hindi
1992    Avustralya    H7N3    12 700 damızlık, 5 700 ördek
1995    Avustralya    H7N3    22 000 civciv
1995    Meksika    H5N2    360 çiftlik
1995    Pakistan    H7N3    3.2 milyon tavuk
1997    Avustralya    H7N4    158 000 tavuk
1997    Hong Kong    H5N1    1.8 milyon tavuk, 18 insana bulaştı ve 6 kişi öldü
1997    İtalya    H5N2    2 166 tavuk, 1 500 hindi, 2 332 ördek
1999    İtalya    H7N1    413 çiftlik, 8 milyon civciv, 2.7 et tavuğu, 1.6 milyon damızlık tavuk, 247 000 bıldırcın, 387 deve kuşu
2002    Hong Kong    H5N1    Sayı verilmemiştir, 2 insana bulaştı
2002    Çin    H9N2    Sayı verilmemiştir, 5 insana bulaştı
2002    Hollanda    H7N7    Sayı verilmemiştir.
2003    Hong Kong    H5N1    Sayı verilmemiştir, 2 insana bulaştı
2003    Hollanda, BelçikaAlmanya    H7N7    48 milyon tavuk, 82 insana bulaştı, 1 kişi öldü
2003    Güney Kore    H5N1    3 milyon tavuk
2003    Tayvan    H5N2    Sayı verilmemiştir.
2003    Hong Kong    H9N2    100 000 civciv, 1 insana bulaştı
2004-2005    Vietnam    H5N1    42 Milyon tavuk, 91 insana bulaştı, 41 kişi öldü
2004    Japonya    H5N1    2 milyon tavuk
2004-2005    Tayland    H5N1    63 milyon tavuk, 17 insana bulaştı, 13 kişi öldü
2004    Kamboçya    H5N1    Sayı verilmemiştir.
2004    Endonezya    H5N1    10 milyon tavuk
2004    Pakistan    H7N9    Sayı verilmemiştir.
2004    Laos    H5N1    Sayı verilmemiştir.
2004    Çin    H5N2    15 000 tavuk ve ördek
2005    Türkiye    H5N1    1 milyondan fazla tavuk, ördek, hindi, kaz

Kaynak ve ayrıntılı bilgi için: Uluslararası Salgın Hastalıklar Örgütü (OIE)  (http://www.oie.int/downld/AVIAN%20INFLUENZA/A_AI-Asia.htm, erişim, 24.01.06)

ETEN VİRÜSÜ TANIYALIM




Şekil 1: Kuş Gribi virüsü.

Avian influenza (AI) evcil ve yabanıl kanatlılar ile memeli hayvanların çoğunda solunum ve sindirim sistemine ait belirtilerle birlikte yüksek hastalanma hızı (morbidite) ve ölüm (mortalite) ile giden, insanlardaki grip benzeri bir hastalıktır.

NEDENİ
Hastalık etkeni, Orthomyxoviridae familyasından Influenza gurubuna ait, tek sarmallı, RNA karakterinde genetik madde taşıyan Influenza A virusudur.
Influenza viruslarının 3 tipi tanımlıdır. Bunlar, Influenza A, B ve C tipleridir. B ve C tipleri yalnız insanlarda hastalık oluşturur. A tipi ise insan, at, balina, domuz, Amerikan vizonu ve kanatlılarda hastalık oluşturur. Influenza virüsünün patojenitesi alt tiplere göre değişiklik gösterir. Avian influenza, yıkım gücü yüksek bir hastalıktır. Günümüzde patojenik (hastalık yapan) türleri, influenza A viruslarının H5 ve H7 alt tipleri olarak belirlenmiştir. Bu suşlar % 100’lere varan düzeyde ölüme neden olabilirler ve evcil türlerde oldukça büyük ekonomik yitikler oluştururlar. Öbür suşlar ya çok az hastalık belirtisine neden olurlar ya da hiç farkedilmezler. Fakat bununla birlikte, bu ailede yer alan Influenza viruslarının antijenik yapılarının hızla değişim eğilimleri vardır. Düşük patojeniteye sahip suşlar değişime uğrayarak, hızla gerçek öldürücü suşlar haline dönüşebilir. Kanatlı hayvanlarda 80’den çok farklı özellikte inluenza virusu üretilmiştir. Bunlar arasında en çok patojenik olanları, Tavuk Vebası virusu (H7N7), Hindi İnfluenza virusu (H6N2, H8N4), Tavuk Scot/59 (H5N1), Tern/Güney Afrika (H5N3) viruslarıdır.
İnfluenza virüsleri, ılıman ve kutuplara yakın bölgelerdeki insan, domuz ve at populasyonlarında belirli zamanlarda, özellikle kış mevsiminde, tropikal ve subtropikal bölgelerde ise, bütün yıl boyunca görülmektedir. Bununla birlikte kanatlı ve deniz memelilerinde herhangi bir zamanda influenza salgınları çıkabilir. Öldürücü bir hastalık olan Avian influenza’nın etkeni birçok ülkede izole edilmiştir. Hastalık son on yılda Meksika, Avustralya, Hong Kong ve İtalya’da görülmüştür. 8 Ocak - 9 Şubat 2004’te Asya ülkelerinde (Kore, Vietnam, Japonya, Çin, Tayland, Kamboçya, Hong Kong, Pakistan ve Endonezya) A tipi virüsün H5N1 serotipi büyük salgınlar yapmaktadır. Son olarak da, ABD’de, 9 Şubat 2004’te görülmüştür. ABD ve Pakistan’da izole edilen, A tipi viruşun H7 serotipidir. Kıtalar arası çıkan salgınlarda, virusun alttiplerinde bir benzerlik yoktur. Bu da, şunun önemini vurgular: Yatay enfeksiyonların yanında, genetik mutasyonlar da hastalığın etkisi ve şiddeti üzerinde büyük bir rol oynamaktadır.

BULAŞMA
Virus daha çok ördeklerden izole edilmekle birlikte, tavuk, sülün, hindi, kaz, bıldırcın, tavus kuşu, muhabbet kuşu, güvercin, martı, bataklık kuşları, keklik, deniz kuşları, beç tavuğu ve papağan cinslerinden izole edilmiştir.
Göçmen kuşlar influenza virusunun ana taşıyıcısı olarak bilinirler ve bulaşmada önemli rol oynamaktadırlar. Bu kuşlar, solunum yolu, konjuktivadan ve dışkıları ile büyük miktarlarda virüsü saçarlar ve göç etmeleri nedeniyle, virüsü, bir bölgeye, ülkeye ya da kıtaya hızla yayarlar. Evcil kanatlıların aksine, doğada serbest olarak yaşayan kuşlarda influenza virusundan dolayı belirgin ve tipik bir hastalık tablosu şimdiye dek bildirilmemiştir. Salgınlar, genellikle kuşların göç yollarına yakın yerlerde olmaktadır. Uzun mesafe kateden kuşlar çok yorgun ve stresli olduklarından, bunların virüs saçımı artar, bunlar, acıktıkları zaman,  kendilerine ticari kanatlı alanlarının yakınlarındaki yem kaynaklarında yem ararlar. Bu durum, ticari stokların yabani kuşlarca enfekte olmaları riskini arttırır.
- Enfekte hayvanlarla doğrudan temasta salgılarıyla, çoğunlukla dışkıdan,
- Kontamine (bulaşmış) yem, su, araç-gereç
ve elbiselerle,
- İnsanlar ve etkinlikleri virüsün kanatlı yetiştirilen alanlar içerisinde en etkili yayılma aracıdır.
Dikey (Vertikal) bulaşma, yani yumurta yolu ile anneden civcive bulaşma ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, enfekte hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı saptanmıştır.
Rüzgârla yayılma, olasılıkla çok yakın kümesler arasında olur; çünkü virüsün hava yolu ile taşınması birkaç kilometre ile sınırlıdır.

VİRÜSÜN DIŞ ORTAMDA YAŞAM SÜRESİ

Çevrede: Influenza virüsleri, çevresel ortamda ve özellikle serin ve nemli koşullarda, uzun zaman sürelerinde canlılıklarını korurlar. Dışkıda bulaştırıcılık 4 0C’de 30-35 gün, 20 0C’de 7 gün süre ile korunma olduğu, ayrıca Influenza virüsleri çok fazla su kuşlarının bulunduğu göllerden ve havuz sularından izole edilmiştir.
Karkaslarda: AI virüsü, karkaslarda ortam sıcaklıklarında yalnızca birkaç gün canlılığını koruyabilirken; buzdolabı sıcaklıklarında 23 güne dek canlı kalır. Kana virüsün karıştığı aşamada işlenen kuşlar, virüs içeren kanları veya dışkı ile öbür karkasları bulaştırırlar. Paketleme ve depolama sırasında oluşabilen damlama da, enfekte karkaslardan kontamine olmuş olmaları olasılığından dolayı önemlidir.
Et ürünlerinde: Merkez iç sıcaklığın 70°C ye ulaştığı işlemde 1 saniyelik süre, tavuk vebası (kuş gribi, avian influenza, HPNAI) virüsünün kanatlı etinde inaktivasyonu için uygundur. (OIE)

A1 VİRUSUNUN KİMYASAL VE FİZİKSEL ETKENLERE KARŞI DAYANIKLILIĞI
Isı: 560C/3 saat, 600C/30 dak., 700C/1 sn., inaktive olmaktadır.
Dezenfeksiyon: Formalin ve iyot bileşikleri ile inaktive olmaktadır.
pH: Asidik pH’larda inaktive olmaktadır.


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Kimyasallar: Oxidising agents, sodium dodecyl sulphate, lipid solvents, ß-propiolactone inaktive olmaktadır.
(Kaynak : Tarım Bakanlığı web sitesi, erişim : 20.01.06)

KULUÇKA (İNKÜBASYON) SÜRESİ
Hastalığın kuluçka süresi 3-5 gündür. Genellikle 24-36 saatte hastalık kendini gösterir. Hastalar 1-7 gün içinde ölürler.
(Kaynak : Kuş Gribi, pdf dosyası, Sağlık Bakanlığı web sayfası, 28.01.06)


KORUNMA VE DENETİM
Kanatlı hayvanlarda hastalığın belirlenmesi durumunda, yetkili kurum ve kuruluşlarca gerekli önlemler alınmalı ve ilgili mevzuatı gereği, karantina, itlaf, bertaraf ve dezenfeksiyon gibi işlemler eksiksiz olarak yerine getirilmelidir. Ülkemizde bu alandaki hizmetler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca yürütülmektedir.
Eldeki bilgiler, olguların genellikle kanatlı hayvanlarla yakın değinimle (temas) ilgili olduğunu gösterdiğinden, kanatlı kümeslerinde çalısanların korunma önlemlerini uygulamaları (eldiven, maske, gözlük, kişisel hijyen vb.) sağlanmalı, bu kişiler hastalıkla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir.
Hastalığın görüldüğü ülkelere veya bölgelere gidecekler, enfekte tavuk çiftliklerinden uzak durmalı; iyi piştiğinden emin oldukları kanatlı hayvan etlerini (etler, iç ısıları 70 °C olacak biçimde pişirilmeli veya etteki pembe bölümler yitinceye dek pişirmeyi sürdürmelidir) tüketmelidirler.
Yumurtalar en az 5 dakika 70 °C’de pişirildikten sonra yenmelidir. Yumurtalar ılık sabunlu su ile yıkanabilir.
Etlerin pişirme öncesi hazırlığı sırasında, temastan önce ve sonra bol su ve sabunla iyice yıkanması da oldukça önemlidir. Hatta, etlerin hazırlanması için kullanılan bıçak ve kesme tahtası gibi gereçler de, işlemler bittikten sonra deterjanla yıkanmalıdır.
Genel olarak kişisel hijyene gerekli önem verilmeli, kanatlı hayvanlarla değinimden (temastan) sonra eller sık sık bol su ve sabun ile iyice yıkanmalıdır. Ayrıca, riskli bir temas söz konusu olursa, etkili antiviral ilaçlarla korunma (profilaksi) yoluna gidilebileceği de bilinmektedir. Bu amaçla, oseltamivir günlük 75 mg dozunda 7 gün süreyle kullanılmalıdır. İlâcın güvenle kullanılabileceği süre, en çok 6 haftadır. Korunma amaçlı ilaç verilmesi, hastalanma (morbidite) ve ölümün (mortalitenin) engellenmesi açısından önemlidir.
Dünyanın, olası bir kıtalararası salgın (pandemi) tetikleyicisi olabileceğini düşündüğü H5N1 serotipiyle ilgili bir aşı henüz yoktur. Ancak, insandan insana bulaşabilen influenza A serotiplerinden biriyle enfekte kişi, H5N1 ile de enfekte olursa, H5N1’in öbür serotipe ilişkin insandan insana bulaşma özelliğini mutasyonla kazanabileceği, bu etkileşimle yeni bir patojen alt tipin oluşabileceği bildirilmektedir.
Yeni oluşan alt tipe karşı insanlarda koruyucu antikorlar da bulunmadığından, bu tablo bir pandemi nedeni olabilecektir. Çünkü belirtilen durum, dünya kamuoyunu da kaygılandıran en önemli beklenen (potansiyel) tehlikedir. Bu yüzden, eşlik eden bir enfeksiyonu (koenfeksiyonu) önlemek amacıyla, kanatlı hayvan yetiştiriciliği yapan kişilerin eldeki grip aşılarıyla aşılanmaları önemlidir.

TÜRKİYE NE YAPMALI?
Türkiye genel gidişinde köklü değişiklikler yapmak zorunda..
Kuş gribi salgınıyla ilgili yapabileceği çok farklı girişimler var:
İtlaf konusunda ölçüyü elden kaçırmamalı. Bu amaçla tel örgülerle kapalı kümeslerde kırsal kesimde kümes hayvancılığı engellenmemeli.
Dağınık ve yoksul köylüye, küçük-orta ölçekli kümes hayvancılığı amacıyla, uygun koşullarda kredi desteği ile kooperatif KOBİler kurdurmalı.
Sorunun salt kendisinden kaynaklanmadığını dünyaya anlatmalı. Bu küresel bir sorun. Nedeni de, büyük ölçüde emperyalizmin doğaya saygısız saldırısı ve buna ikincil gelişmeler. Örneğin, somut olarak, bölgesel savaşlar,
küresel ısınma ile doğal dengenin bozulması. Sulak alanların yok edilmesi, göç zamanları ve rotalarının değişmesi.. Küresel toplum, Türkiye’ye bu bağlamda daha çok yardım vermeli. Bu süreç, küreselleştirmecilerin bir içtenlik sınavı aynı zamanda..
Kapatılan veteriner kontrol ve araştırma merkezleri hızla açılmalı ve başta aşı üretimi olmak üzere, AR-GE desteği verilmeli.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı veteriner hekimlik örgütü merkezde ve taşrada yeniden canlandırılmalı, personel, teknik donanım ve ödenek sağlanmalı. Bunlardan kaçınmanın maddi ve manevi bedelinin ne denli ağır olduğu gözler önünde.. Dışsatımda, turizmde, ilgili sektörlerde çökme, işsizlik, vergi yitiği, üretimin düşmesi ile dışalım zorunluğu, toplum beslenmsinin bozulması....
Aşağıdaki çizimden rahatlıka izlenebileceği üzere, Türkiye koruyucu sağlık hizmetlerine ayırdığı komik payı artırmak zorunda.. 2005 içinde hastane enfeksiyonları üniversite hastanelerinde çok sayıda (onlarca) bebeğin ölümüne yol açtı..


(www.chp.org.tr, Sağlık Raporu, 26.01.06)

2005 sonlarında Malatya’da, yazında Ankara’da bağırsak enfeksiyonları, saklanan kolera, tifo vb. su-besin kaynaklı salgınlar..
Malatya ve Urfa’da SHÇEK Çocuk Yuvaları’nda yaşanan rezaletler.. 1 milyon aç, 20 milyon yoksul!
Kuş gribi yüzünden yitirilen çocuklarımız..
Bütün bunlar, kamusal sağlık hizmetlerinin azaltılmasından ve piyasaya devredilerek özelleştirilmesinden kaynaklanıyor. Aşağıdaki veriler, ülkenin acı gerçeklerini çıplaklıkla sergiliyor. 1965-80 arası 15 yıllık dönemde, IMF-DB ile henüz çok fazla içiçe değilken, nüfus artış hızı (NAH) % 3’ler gibi korkunç bir rakam iken, net kalkınma % 2.
Borçlar son derece sınırlı, yok gibi.
24 Ocak 1980’de, Türkiye küresel ekonomiye sözde eklemlenerek borçlandırarak sömürgeleşme sürecine sokuluyor. Bu tarihte iç borç yok, dış borç 9 milyar $ dolayında (kişi başına 214 $). 1980-90 arası 10 yıllık dönemde hızla artan dış ve iç borç.. Azalan NAH avantajına karşın, büyüme % 2’nin altında.
1990 sonrası Türkiye, artık tümüyle IMF-DB ve AB üçlüsünün, deyim yerinde ise, “kucağında”! Krizlerden kurtulma olanağı yok. 1 Ocak 1996’da, AB düşleriyle Gümrük Birliği’ne imza atıyor. Tıpkı 1838 İngiliz Ticaret Anlaşması (Balta Limanı) gibi. 10 yılda AB ile dış ticaret açığı toplamı 184 milyar $! 2005 sonunda, 182 milyar $ iç ve 165 milyar $ dış olmak üzere, toplam 347 milyar $ borç! Kişi başına 4819 $.. 25 yıl öncesinin tam 22.5 katı!
TÜRKİYE KÜRESELLEŞTİRİLİYOR!

(Saltık, A. Sağlık Ekonomisi. Ankara Üniv. Tıp Fak.
Halk Sağlığı AbD Ders notları, 2006)

2006 bütçe yasası ile Hükümet’in kamu sağlık kuruluşlarına borcu olan 3.5 katrilyon TL (3.5 milyar YTL), Maliye Bakanlığı’nın istemi ile bir çırpıda siliniyor.. Devlet hastaneleri perişan.. Devlet sözünde durmuyor, borcunu ödemiyor.. Tam bir güven bunalımı. İşletmeleştirilmiş kamu hastaneleri mali bunalımda. Piyasaya borçlarını ödeyemiyor, tıbbi malzeme alamıyor, elektrik-ısınma-su giderlerini karşılayamıyor ve işletme personelinin aylıklarını ödeyemiyor.. Çünkü 46 milyar $ borç ve faizi bu yıl ödenecek. IMF bağışlamaz ki.. Arjantin, Rusya, Brezilya.. gibi pek çok ülke borç ertelemesi yaptı.
Türkiye de bir soluk almalı.. Bu kuş gribi salgını gerekçe yapılabilir. Çünkü ekonomiye yükü milyarlarca doları buluyor. Orta ve uzun erimde de yükü çok ağır. Henüz öngörülemiyor tümüyle..
Türkiye kamusal sağlık giderlerini, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerine dönük olarak artırmak zorunda.. Bunlara veteriner koruyucu sağlık hizmetleri, gıda hijyeni, besin güvenliği de elbette dahil..
Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü ve Halk Sağlığı Okulu’nu hızla çağdaş standartlara ulaştırmak zorundayız. Türkiye, insan ve hayvan aşılarını mutlaka üretmeli. Aşı stratejik bir ürün çünkü..
Türkiye, sağlık ve eğitim başta olmak üzere özelleştirmeden vazgeçmek zorunda..
IMF buyruğuyla TBMM’ye gelen sözde Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı geri çekilmeli. Bu yasa çıkarsa, ülkeyi tam bir sosyal yıkımın beklediği artık anlaşılmalı. Sorunun çözümü için kayıtdışı sektör denetlenmeli ve işsizlik sorunu çözülmeli. Böylece prim havuzu büyür. Devlet, sosyal güvenlik sistemine, salt devlet olmaktan kaynaklanan sorumlulukla destek vermek zorunda. Bu katkıyı KARA DELİK olarak topluma dayatamaz! Tek bir yurttaş bile sağlık ve sosyal güvencesiz bırakılamaz!
Yüce ATATÜRK’ün 1838 İngiliz Ticaret Anlaşması hakkında söylediklerinden ders almalı:
“Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi, bir de kapitülasyon zincirine bağladı. Yabancılar kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı, istedikleri koşullarda memleketimize sokuyorlardı... Bu sayede mutlak egemen olmuşlardı. Rekabet gerçekten çok
gayri meşru, hakikaten çok kahredici idi. Rakiplerimiz, bu yolla, gelişmeye uygun sanayimizi de mahvettiler. Ziraatimizi de rehin aldılar...” (1 Mart 1922, TBMM açış konuşmasıdan)
Emperyalizmin güdümünde uydu politikalar her bakımdan ülkeyi çökme sınırına taşıdı. Türkiye tam bağımsız, onurlu bir dış politika izlemeli. Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimi sağlıklı insanla yaşayacak.

Kaynaklar:

Saltık A. KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı. Ankara Üniv. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ders notları, 2006, Ankara.
ARDA M, MİNBAY A, AYDIN N, AKAY Ö, İZGÜR M. (1994). Kanatlı Hayvan Hastalıkları. Medisan Yayınevi. Yayın Seri No: 14 Ankara. s.: 133-135
BEIGEL JH, FARRAR C, HAN AM. (2005). Avian Influenza A (H5N1) Infection in Humans. The New England Journal of Medicine 353:1374-85
CDC. Travelers’ Health. Advice for Travelers: Precautions for Travel to Countries Reporting H5N1. http://www.cdc.gov/travel/other/precautions_avian_flu_020604.htm, (Erişim Tarihi: 17.10.2005).
CDC. Avian Influenza A Viruses. http://www.cdc.gov/flu/avian/gen-info/avianinfluenza.htm, (Erişim: 14.10.2005)
Saltık A. Bulaşıcı Hastalıklar Çıkmadan Önce ve Sonra Alınması Gereken Önlemler. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ders notları, 2005, Ankara.
CDC. Avian Influenza Infection in Humans. http://www.cdc.gov/flu/avian/geninfo/avian-flu-humans.htm (Erişim: 10.10.2005)
CDC. Influenza Viruses. http://www.cdc.gov/flu/avian/gen-info/flu-viruses.htm, (Erişim: 10.10.2005)
CDC. Interim Guidance for Protection of Persons Involved in U.S. Avian Influenza Outbreak Disease Control and Eradication Activities.http://www.cdc.gov/flu/avian/protectionguid.htm, (Erisim: 10.10.2005).
CDC. Interim Recommendations for Persons with Possible Exposure to Avian Influenza During Outbreaks Among Poultry in the United State. http://www.cdc.gov/flu/han022404.htm, (Erişim: 10.10.2005).
CDC. Information about Avian Influenza (Bird Flu) and Avian Influenza A (H5N1) Virus. http://www.cdc.gov/flu/avian/gen-info/facts.htm, (Erişim: 07.10.2005).
Saltık A. Besin Zehirlenmeleri. Ankara Üniv. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ders notları, 2005, Ankara.
FAO. Animal Healthspecial Report. Avian Influenza-Related Issues.
http://www.fao.org/ag/againfo/subjects/en/health/diseases-cards/avian_issues.html, (Erişim: 07.10.2005)
FAO. Animal Helathspecial Report. Avian Influenza-Safety Measures.
http://www.fao.org/ag/againfo/subjects/en/health/diseases-cards/avian_safety.html, (Erişim: 07.10.2005)
FAO. Animal Helathspecial Report. Avian Influenza-Questions&Answers.
http://www.fao.org/ag/againfo/subjects/en/health/diseases-cards/avian_qa.html, (Erişim: 07.10.2005)
FAO. Animal Healthspecial Report. Avian Influenza-Disease Card.
http://www.fao.org/ag/againfo/subjects/en/health/diseases-cards/avian.html, (Erişim: 07.10.2005).
GOVORKOVA, E.A., LENEVA, I.A., GOLOUBEVA, O.G., BUSH, K., WEBSTER,G.W. (2001). Comparison of Efficacies of RWJ-270201, Zanamivir, and Oseltamivir against H5N1, H9N2, and Other Avian Influenza Viruses. Antimicrobial Agents and Chemotherapy 45: 2723-2732
Saltık A. Sağlık Ekonomisi. Ankara Üniv. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ders notları, 2006, Ankara.
OIE. Highly pathogenic avian influenza. www.oie.int/eng/AVIANINFLUENZA/Disease%20card.pdf,
(Erişim: 17.10.2005)
ROCHE. Tamiflu® (oseltamivir phosphate) Capsules And For Oral Suspension Complete Product Information. www.rocheusa.com/products/tamiflu.html, (Erişim: 07.10.2005)
UNGCHUSAK, K.,AUEWARAKUL, P., DOWELL, S.F. at all. (2005). Probable Person-to-Person Transmission of Avian Influenza A (H5N1). The New England Journal of Medicin. 352:333-340.
UZUN, R. ve UGURLU, M. (2004) Halk Sağlığına Yeni Tehdit: Avian Influenza (Kus Gribi). Veteriner Hekimler Derneği Dergisi. 75: 41-43
Weekly epidemiological record (2004). Avian influenza frequently asked questions. 8(79): 77-84
Saltık A.KüreselleşTİRme ve Çevre Sağlığı. 2. Çevre Hekimliği Kongresi. 18-21 Ocak 2005.
WHO. Avian influenza. Fact sheet No: 277.http://www.who.int.mediacentre/factsheets/fs277/en/ (Erişim:10.03.04).
WHO. Avian influenza frequently asked questions
http://www.who.int./csr/disease/avian_influenza/avian_faqs/en/  (Erişim: 10.10.2005).
WHO. Cumulative Number of Confirmed Human Cases of Avian Influenza A/(H5N1) Reported to WHO.
http://www.who.int./csr/disease/avian_influenza/country/cases_table_2006_01_14_/en/index.html,
(Erişim: 15.01.06).
WHO. Avian influenza: assessing the pandemic threat. January 2005-WHO/CDS/2005.29
WHO. Advice for people living in areas affected by bird flu or avian influenza.
www.wpro.who.int/NR/rdonlyres/04FA6993-8CD-4B72ACB9-EB0EBD3DOCB1/0/Advice10022004rev08112004.pdf  (Erişim: 17.10.2005).
WHO. Avian influenza (“bird flu”) and tehe significance of its transmission to humans. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/avian_influenza/en.html (Erişim: 10.10.2005)