Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

devrim ve kültür*

 

Devrim, toplumsal düzen değişikliği demektir. İktidarı, kendisini tüketmiş olan bir sınıfın elinden çeker alır, yükselmekte olan diğer bir sınıfın eline geçirir. Ayaklanma anı, iki sınıfın iktidar mücadelesindeki en keskin ve kritik anı oluşturur. Ayaklanma, ancak halkın ezici çoğunluğunu etrafında toplayabilecek ilerici bir sınıfa dayanıyorsa, devrimi gerçek zafere ve yeni bir düzenin kurulmasına götürebilir.

 

DEVRİM SÜRECİ NASIL İŞLER

Doğanın işleyişinden farklı olarak, devrim, insanlar tarafından ve insanlar aracılığıyla yapılır. Fakat devrim sürecinde de, insanlar, kendilerinin özgürce seçmediği, tersine geçmişten gelen ve onlara tutacağı yolu dikte eden toplumsal koşulların etkisi altında hareket ederler. İşte tam da bu yüzden, devrim belirli yasaları takip etmek zorundadır.

Fakat insan bilinci, içinde bulunduğu nesnel koşulları yalnızca pasif bir biçimde yansıtmaz. Bunlara aktif bir şekilde tepki göstermeye de alışkındır. Bazı dönemlerde bu tepki, yoğun, şiddetli, kitlesel bir nitelik kazanır. Hakkın ve gücün engelleri alaşağı edilir. Aslında kitlelerin tarihsel olaylara aktif müdahalesi bir devrimin olmazsa olmaz unsurudur.

 

SULARIN YÜKSELDİĞİ AN

Ancak en fırtınalı hareket dahi, devrim düzeyine erişemeden, gösteri veya ayaklanma aşamasında kalabilir. Kitlelerin ayaklanması, bir sınıfın egemenliğini yıkmaya ve bir diğer sınıfın egemenliğini kurmaya yol açmalıdır; ancak o zaman bir devrim yapılmış demektir. Kitle ayaklanması, kişinin canı istediğinde başlatabileceği yalıtık bir girişim değildir. Devrimin toplumun gelişiminde nesnel olarak koşullanan bir süreci ifade etmesi gibi, kitle ayaklanması da, devrimin gelişiminin nesnel olarak koşullanmış bir unsurunu ifade eder. Ama ayaklanma için gerekli koşullar mevcutsa, kimse ağzını açıp pasif bir şekilde beklememelidir. Shakespeare’in de dediği gibi: “ İnsan hayatta suların yükseldiği anı iyi kollamalı: o an geldiğinde davranıp denize açılırsan, yolun sonunda emeline erişirsin.

 

DEVRİMCİ PARTİNİN GÖREVİ

İlerici sınıf, ömrünü tüketmiş bir toplumsal düzeni süpürüp atmak için zamanın geldiğinin farkına varmalı ve iktidarı ele geçirme görevini önüne koymalıdır. İşte burada, öngörü ve hesaplamanın irade ve cesaretle birleştiği bilinçli devrimci eylem alanı başlar. Bir diğer deyişle, partinin eylem alanı başlar.

Devrimci parti, ilerici sınıfın en iyi unsurlarını birleştirir. Koşullara uyum sağlayabilen, olayların akışını ve ritmini değerlendirebilen ve daha baştan kitlelerin güvenini kazanabilen bir parti olmaksızın, proleter devrimin başarıya ulaşması olanaksızdır. Bunlar, ayaklanmanın ve devrimin nesnel ve öznel faktörleri arasındaki karşılıklı ilişkilerdir.

 

EKİM DEVRİMİ KÜLTÜR DEVRİMİDİR

Vahşi kapitalizmin azgın kudurganlığının tüm yeryüzünü açlığa, işsizliğe ve barbarlığa mahkum ettiği şu günlerde, Ekim Devrimi'nin 90. Yıldönümünü kutlarken, o büyük tarihsel hamlenin değerini bugün çok daha iyi anlıyoruz. Başta proletarya olmak üzere, tüm emekçi yığınları ayağa kaldıran ve dünyanın çehresini değiştiren büyük Ekim Devrimi, aynı zamanda büyük bir kültür devrimidir.

Ekim Devrimi'yle birlikte kapitalizmin bencil, rekabetçi, bireyci ve tüketici kültürüne karşı paylaşımcı, dayanışmacı ve üretici sosyalist kültürün temelleri de atılmış oldu. İnsanlık tarihinde ilk kez, Rus proletaryası şahsında, köhnemiş kapitalist düzene meydan okuyarak, onunla hesaplaşma ve kendi bulunduğu coğrafyadan söküp atma cüreti gösterildi.

 

PROLETARYANIN SAHİP ÇIKMASI GEREKEN

Kültür, insanlığın bugüne dek üretmiş olduğu bütün yaşam araç ve alanlarını kapsayan ve her toplumun ekonomik ve toplumsal yapısından süzülerek oluşan düşünüş, davranış ve eserlerin toplamıdır. Proletarya, tarihsel olarak oluşan bu kültürün ilerici yanlarına sahip çıkarken, onun gerici karakteriyle savaşır. Toplumsal olan, sınıfsal karakter de içerir. Günümüzde kapitalist-emperyalizmin yol açtığı yıkımların listesi oldukça kabarıktır. Bu yıkım listesinin ön sıralarında ise, kültürel yıkım gelmektedir. Kapitalizmin kâr amaçlı üretim yapmasından dolayı maddi nesnelerin yanı sıra manevi ürünler de bir tüketim unsurudur. Dolayısıyla kültüre konu olan alanlar da, bir süre sonra kaçınılmaz olarak, üretim ilişkisine tabi hale gelerek metalaşır. Emperyalist kapitalizm ise, kültürü içeren ürün ve nitelikleri, salt meta haline getirmekle kalmaz, onu aynı zamanda sıradanlaştırarak, değersizleştirir. Çünkü, o artık bir tüketim nesnesidir. Diğer metalarda olduğu gibi, tüketip atılması gereken bir nesnedir.

 

KÜLTÜR, TOPLUMSAL KARAKTER İÇERİR

Günümüzde burjuva aydınların dahi bir kültürsüzleşme sürecinden söz ediyor olmaları, bir bakıma bu gerçeğin itiraf edilmesidir. Bu itiraf, aynı zamanda burjuvazinin kendi sınıf ürünü olan kültüre nasıl da düşmanlaştığını ve sınıf olarak ne denli asalaklaştığını, çürüdüğünü ve barbarlaştığını kanıtlıyor. Bu kanıt, birçok gerçeğin yanı sıra nispeten ileri yanlar taşıyan bir kültürün yaratılmasının ve yaşatılmasının dahi sınıf mücadelesinin sorunu olduğu gerçeğini anlatır. Çünkü kültür nasıl ve hangi tarzda üretilirse üretilsin, sonuçta toplumsal karakter içerir. Yani bir sınıfın çıkar ve ihtiyaçlarını yansıtır ya da ona denk düşer. Bu teorik gerçeklerin pratik bir doğrulanması olan son yirmi yıllık deneyim de göstermektedir ki, proleter yığınlar ancak, bir sınıf olarak örgütlenip mücadele edebildiği koşullarda, ileri bir kültür varlığını koruyabilir ve sosyalist bir kültürün temelleri atılabilir.

 

BAY BİLEN’İN BİLE BİLEBİLDİĞİ

İşte size yalın bir kanıt; Sovyetler Birliği'ndeki çözülme ve çöküşe karşın, başta Rusya olmak üzere, tüm diğer cumhuriyetlerdeki işçi ve emekçilerin eğitimli ve vasıflı oldukları gerçeği ortaya çıkmıştır. Emperyalist kapitalizm, on yıllarca bin bir yalan ve demagojiyle sosyalizmi karalamaya ve kötülemeye çalışmıştır. Oysa, orada yaşananlar, her bakımdan bunun tersidir.

Anımsayacaksınız, burjuvazi adına yıllarca hükümetlerde yer almış, cumhurbaşkanı olmuş Demirel dahi, “Türki Cumhuriyetleri”ni ziyaret ederken, ilk kez gördükleri karşısında kafasının karıştığını itiraf etmiştir.

 

GEREKSİNİLEN KESİNTİSİZ KÜLTÜR DEVRİMLERİDİR

Sovyetler Birliği'nde bütün nitelikler, özünde Ekim Devrimi'nin tarihsel ve kültürel kazanımlarının bir sonucudur. Ekim Devrimi sonrasında yaşanan yozlaşma ve çöküşte ortaya çıkan bir başka gerçek ise, kültür devriminin tek bir hamlede gerçekleşen bir değişim sürecinden ibaret olmadığını, tam tersine kesintisiz bir kültür devrimleri sürecini içermesi gerektiğini çok açık olarak göstermektedir. Zira söz konusu olan, bir yanıyla yüzlerce yıllık alışkanlık, gelenek ve yaşam tarzlarının insanların beyinlerinden kazınması sürecidir. Başka bir deyişle, sınıf mücadelesinin diğer alanlarda olduğu gibi, kültür alanında da en çetin ve en karmaşık tarzda savaşın yoğunlaşıp sürmesi gerçeğinden dolayı, kesintisiz kültür devrimlerine gereksinim vardır. Bu tarihsel gerçeklikten dolayı, proletarya, sınıf egemenliğine, kendisini ve diğer sınıfları ortadan kaldırmak için başvurur. Böylelikle proleterler özgürleşir, mülkiyet toplumsallaşır.

 

MARKS’IN DEDİĞİ

Herkesten yeteneği kadar alınır, herkes ihtiyacı olduğu kadar tüketir” ilkesinin geçerli olduğu komünizmde, kültür, artık, özgür bireylerin sonsuz yaratıcılığının pınarında sonsuza dek beslenme ve gelişme ortamını bulmuş olacaktır. Böylelikle kültür, artık insanları kör bir şekilde yönlendiren bir güç değil, bilinçli ve özgür yaşamın ışık kaynağı olarak varlık bulacaktır. Oysa kapitalizmde kültür birikimi ve zenginliği burjuva sınıfın elindedir. Çünkü, burjuvazi maddi üretim araçlarına sahip olduğu gibi, manevi üretim araçlarına da sahiptir. Bundan dolayıdır ki, proletaryanın büyük öğretmeni ve Marksizm’in kurucusu Marx: “Maddi sefalet, beraberinde manevi sefaleti de getirir” demiştir. Proleterler nasıl ki, maddi zenginliğin üreticisi olduğu halde, kapitalist sınıf tarafından bu zenginliği gasp ediliyor ve maddi bir sefalete itiliyorsa, aynı şekilde manevi üretim araçlarından da yoksun kaldığından dolayı, burjuva sınıfa bağımlı bir halde manevi sefaletin içine itilir. Günümüzde yaşanan yozlaşma ve çürüme, bu manevi sefaletin en bariz kanıtıdır. Bu da gösteriyor ki, proletaryanın ancak sınıf olarak kurtuluşuyla birlikte, o güne dek burjuva sınıfın elinde ve insanlığa ait olan bilim, felsefe, sanat, edebiyat gibi kültürel zenginliklerden yararlanmasının da önü açılacaktır.

 

PROLETARYA HESAPLAŞMAYA HAZIRLANIYOR

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Ekim Devrimi'nden günümüze dek yaşanan tüm gelişme sürecine bakıldığında görülecektir ki, tarih, insanlığın kurtuluşunu proletaryanın omuzlarına nedensiz ya da keyfi olarak yüklememiştir. Zira bir yandan üretici güçlerde görülen muazzam gelişme ile kapitalizmin hızla barbarlaşması gerçekliği orta yerde duruyor. Bu da gösteriyor ki, tarih, proletaryayı emin adımlarla o büyük hesaplaşmaya hazırlıyor. Şu son yirmi yılda yeryüzünde tüm olup bitenler, büyük Ekim Devrimleri'nin habercisidir. Bu saptama, sınıf hareketinin dünya ölçüsündeki geriliğinden dolayı, ilk bakışta, çelişik gibi görünebilir. Ne var ki, bu, yalnızca görüntüde böyledir. Olayların asıl gücü, görünen yüzde değil, görünmeyen yüzde saklıdır. Günü geldiğinde, tarih, proletaryayı, misyonunu yerine getirmesi için ayağı kaldıracaktır. Kültür cephesinde şimdiden sürdürülen mücadele de, o büyük hesaplaşmanın önemli bir mevzisi olacaktır. Sınıfın sermayeye karşı her kavgası, gerçekte sınıfın mücadele kültürünün ilmek ilmek örülmesidir.

Bu gerçekler ışığında, her devrimci, aynı zamanda bir kültür-sanat neferidir diyorum. Dolayısıyla tüm devrimciler, tarihin bu büyük cüret ve hamlesinden aldığı güç ve ilhamla kültür ve sanat cephesini sağlamlaştırmalıdır. Zira biliyoruz ki, kültür ve sanat cephesi, proleter devriminin en zorlu “mevzi”lerinden biridir.

Bana sorarsanız, Ekim Devrimi'ni bu bilinç ve inançla kutlamalıyız.

 



* Üstün Akmen’in 11 Kasım 2007 tarihinde Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “90. Yılında Ekim Devrimi” konulu sempozyumda sunduğu tebliğdir.