“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Daha Güzel Bir Dünya Kurulması İçin Çaba

1- Dünyanın savaş sonrası hali o kadar onursuz, çürük ve berbat ki, onu yıkmak için sarf edilen her çaba kutsaldır.

Bu nedenle, toplumsal yaşamda adalet, özgürlük ve aydınlanma isteyen her şerefli insan, bu çürümüş, alçak ve tükenmiş dünyayı yıkmayı en önde gelen görevi olarak görmektedir.

2- Her namuslu dürüst insanın ikinci görevi ise, aydınlanmanın, ilerlemenin ve insanca yaşamanın egemen olduğu daha güzel bir dünyanın kurulması için çaba sarf etmektir. Bu onurlu ve kahraman mücadeleyi –ki korkunç tarihsel bir görevdir bu–, Sovyetler Birliği üstlendi. İlerlemenin merkezi, her anlamda üreten bir rüzgar ve toparlayıp şekil veren bir güç, yani insanların yeni ve daha güzel bir dünya için biricik umudu artık odur. Ve hepimiz ondan etkilenip etrafında toplanıyoruz.

3- Bu nedenle, kokuşmuş sistemde arayış içinde ya da burjuvazinin dünyasında haksızlıklarla karşı karşıya olan her insan yaşamını ve kurtuluşunu Sovyetler Birliği ile birlikte düşünmektedir.

Bu nedenle, oraya ilişkin öğrendiğimiz her şey, her başarı, bilimsel buluş, askeri zafer ve yaşam düzeyinin yükselişi bizi derinden etkilemekte ve mutlu etmektedir. Çünkü geleceğin dünyasının inşası devam etmekte ve dünya genelinde umut yükselmektedir.

4- Sovyetler Birliği’nin bu atılımları karşısında birçokları şaşırmakta ve inanmak istememektedirler. “Bu mucizeler nasıl oluyor?”, “Nedir Rusya’nιn sırrı?” diye soruyorlar. Soruyorlar, çünkü inançsızlar. Çünkü onlar bu inancı hiç yaşamadılar ve inancın büyük mucizevi gücünü bilmiyorlar.

Bir ulusta ya da bir insanda inanç egemen olunca, esneyip uyumaya başlayan yaşam silkinerek ayağa kalkar ve tüm gücünü toparlar. Mucize, işte bu an önüne geçilemez olan sabırsızlığın ve isteğin, yaşamın ihtiyaçları karşısında verdiği direktifler olarak ortaya çıkar. İnançsız, tıka basa yemezse acıkır. İnançsız, kışın kalın ve yünlü giymemişse üşür. İnançsız, kendinden daha güçlü düşmanı önünde görünce korkar ve kaçar. İnançlı olan acıkmaz, üşümez ve kaçmaz. Kendinden emindir.

Birileri kendi içinde ya da nasıl adlandırırsanız adlandırın, küçük mantıklı mutlaklıkları aşarak, bugün günümüzün gerçeği denen ve daha dün çağlayarak akan sellerin doruğuna çıkıyor. Sovyetler Birliği’nin sırrı budur işte.

5- Kararlılık içinde çağlayarak akmak, Rusya’nın bugünkü ritmidir. Stahanov, bu inşa ruhunun sadece bir alanında bütünleştiği bir kişiliktir. Bu ruh, bugünkü dünyanın yıkıldığını –Tarihsel bir kaçınılmazlık diyelim– ve insanın daha iyi yaşayacak bir ortamdan mağdur kalmaması gerektiğini, kalamayacağını hissetmektedir. Manevi olarak geniş, maddi ve zihinsel üretimi adaletlice paylaşan ve yüksek bir umudu içinde taşıyan bir toplum kurmanın sevinç ve inancı,, ruhu büyüyen insanın içinin içine sığmamasını sağlar.

Bu nedenle, Rusya’nın sorumlu önderleri, bu kadar aceleyle ve büyük bir çalışkanlık örneğiyle, kitleleri aydınlatma savaşı vermektedirler. Çünkü kurtuluşun yalnızca halkın aydınlanmasına bağlı olduğunu biliyorlar. Her fabrikada, kışlada, hastanede, gemide, okulda, köyde sönmeyen bir ateş, bir kuruluş, eğitim yuvası, kitaplardan, dergiler ve gazetelerden oluşan kızıl bir köşe, sık sık gidilen bir sinema, orkestra ve tiyatro bulunuyor. Dinlenme zamanlarında oralarda toplanıp okuyor tüm yoldaşlar. Bir yoldaş okuyup anlatıyor ya da tartışıyorlar, işçi ve köylülerin kendilerinin yazıp kendilerinin oynadığı tiyatro oyunlarını seyrediyorlar veya konserlere gidiyorlar. Veya okuma yazması olmayanlar okumayı öğreniyor. Politik toplumsal ve sanatsal eğitim evleri var. Kadınlar, erkekler orada haklarının ve yükümlülüklerinin ne olduğunu öğreniyorlar. Körler bile, kitlelerin yenilmez  patlayıcı gücünün saçtığı ışığı seziyor. İstesen de, istemesen de, bu güç patladığında, senin evini de, komşunun evini de aydınlatıyor. Bu nedenle, Sovyetler Birliği’nde seni en çok etkileyen ve umutlandıran nedir diye sorsalardı, hiç düşünmeden: önderlerin kitleleri aydınlatmak için verdikleri kutsal ve kararlı çaba derdim. Aydınlanma. Aydınlanma. Sovyetler Birliği’nin en büyük silahı budur işte. Pastör Karl fogkl Sovyetler Birliği’ne yaptığı yolculuktan döndüğünde, gördüklerini haklı olarak şöyle ifade etmişti: Sovyetler Birliği’nde gördüklerim ve yaşadıklarım, benim için, yitik olan insanlara yeniden güven duymamı sağladı.