“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Demokratik Eğitim: Birleşik Bir Mücadele Alanı

GİRİŞ

 

İnsan ve eğitim, kopmaz bağlarla birbirlerine bağlı kavramlardır. Çünkü eğitim, insanın tarihiyle başlar. Eğitimin ilkel dönemi, sözel ve davranış ilişkilerinin yaşam içindeki örgütsüz halidir. Sınıflı toplumların başlangıcı ile eğitim, bir üstyapı kurumu olarak şekillenmiş ve devlet örgütlenmesinin en temel organlarından birisi olmuştur. Eğitimin tarih boyunca devlet örgütlenmesi altındaki temel işlevi, egemen sınıfın iktisadi egemenliğini ve devlet yönetimindeki devamlılığını güçlendirmek olmuştur. Eğitim, okul içi ve okul dışı faaliyetlerini egemen sınıfın ihtiyaçlarına göre planlar, uygular ve kurumsallaşmasını bu ihtiyaca bağlı olarak tamamlar. Şekillenmesi ise, sosyo-ekonomik yapıya göredir.

Sanayi Devrimi öncesinde seçkin azınlığın kullandığı bir “lüks” olan eğitim, devrim sonrasında, üretimin ihtiyaçları çerçevesinde kitleselleşmiştir. Kitleselleşen eğitimin bir hak olarak kabul edilmesi Fransız Devrimi’nin ertesinde, bu hakkın fiilen yaşam bulması ise Ekim Devrimi’nin yarattığı koşullarda gerçekleşmiştir.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bilimsel sıçramalar ile birlikte eğitim, tarih boyunca hiç olmadığı kadar önemli bir konuma yükselmiştir. Günümüzde de eğitimin bu önemi artarak devam etmektedir.

 

DEMOKRASİ VE EĞİTİM

Demokrasi, başta tanımlayanın sınıfsal konumu ve siyasi anlayışı olmak üzere, zamana, mekâna ve koşullara göre farklı biçimlerde algılanan bir kavramdır[1]. Bu, aynı zamanda, demokrasinin, hem kendisine çok fazla işlev yüklenen ve çeşitli biçimlerde yüceltilen hem de en fazla çekiştirilen kavramlardan olduğu anlamındadır.

Oysa tüm kavram ve ifadelendirdiği olgu ya da şeyler gibi, demokrasi de, tarihseldir ve belirli bir sınıf içeriğine sahiptir. Tarih, sınıflar ve devletin ilk oluşma dönemlerinde, henüz ilkel komünal toplum tamamıyla çözülmemişken askeri demokrasiye ve ardından, köleci eski Yunan ve Roma’da köle sahiplerinin demokrasisine tanıklık etmiş, sonra feodal toplumun aristokratik demokrasisi de görünmüştür. Komünal toplumun tüm üyelerini kapsayan demokrasisi bir yana bırakılırsa, diğerleri, köle sahipleri ve feodal egemenler için demokrasi olmuş ve kölelerle serfler için zorbalıktan başka bir anlam taşımamıştır.

Demokrasi üzerine çok konuşulmasıysa kapitalizmle birlikte olmuştur. Kapitalizmin doğup gelişmesiyle birlikte feodal ayrıcalıklar ve zorbalığa karşı oluşan tepki, bir yandan rasyonalizmin yükselişiyle Aydınlanmaya, diğer yanıyla ise eşitlikçi, demokratik, özgürlükçü fikirlerin yayılmasına zemin oluşturmuştur. Demokrasi, kuşkusuz burjuva demokrasisi olarak, bu zeminde şekillenmiş ve kapitalizmin gelişmesi için en elverişli koşulları sunmuştur. Eşitlik eşit değerler değişimi, özgürlük de ticaret özgürlüğü içeriğine sahip olmasına, bu nedenle güdüklüğüne ve sömürülen yığınları dışlamasına rağmen, feodal zorbalık karşısında modern demokrasi, tarihsel bakımdan ilerici, devrimci bir rol oynamıştır. Burjuvazinin kendi çıkarlarını bütün halkın çıkarları olarak ileri sürmesi ve kendi sınıf egemenliğini, demokrasiyi tanımlarken kullandığı “halkın egemenliği” olarak göstermesi, sorunun bir yanıdır ve demokrasinin sosyal temelleri ve gerçekleşme olanaklarını kapsayarak derinleştirilmesi ihtiyacına işaret eder. Ancak bu durum, toprağa ve kişiye bağımlılık ilişkileri ve imtiyazlarıyla birlikte feodal zorbalık karşıtlığının salt siyasal (biçimsel) içerik taşısa da eşitlikçilik ve özgürlükçülüğünün, aynı biçimsel içeriğiyle burjuva demokratik hakların ve siyasal demokrasinin tarihsel öneminden kaybettirmez. Hele öncesinde bile feodallerle uzlaşmaya ve gericiliğe eğilim gösteren burjuvazinin tekellerin egemenliği ve emperyalizmle birlikte tamamen gericileşmesi, demokratik hak ve özgürlükleri çiğneme ve demokrasi karşıtlığının asıl gücü haline gelmesi, demokratikleşmesini tamamlamamış emperyalizmin baskısı altındaki ülkeler bakımından özellikle geçerli olmak üzere, burjuva içerikli demokratik hakların ve siyasal demokrasinin değerinden kaybetmek bir yana, bugün hala anahtar rolü oynamak üzere önemini korumasının temel nedeni ve dayanağı durumundadır. Buradan, burjuva içeriğine karşın, demokratik hak ve özgürlükleriyle siyasal demokrasinin savunulmasının artık emekçi halka düştüğü sonucu çıkar. Demokratikleşme sürecini tamamlamamış ülkeler bakımından halkın demokrasi mücadelesi, artık Ortaçağ karanlığını da hizmetine koşan tekelci, yasakçı burjuva gericiliği karşısında burjuva demokratik hak ve özgürlüklerin savunulması mücadelesidir, bütün toplumsal mücadele alanlarını kucaklamaktadır ve toplumsal ilerlemenin zorunlu acil ihtiyacı durumundadır.

Bu, eğitim alanını da kapsamaktadır. Eğitimde demokrasi, günümüzün temel eğitim, bilim ve siyaset sorunları arasında yerini almıştır.

Eğitimde demokrasi iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi, eğitimin amaçlarıyla ve içeriğiyle ilgili olarak “demokratik eğitim”, ikincisi de eğitimin işleyişi açısından ele alınabilen “eğitimde (okulda) demokrasi”dir. Eğitimde demokrasi, demokratik eğitimin hem sonucu hem de ön koşullarından birisidir.

Eğitim, en basit tanımıyla bireyde davranış değiştirme sürecidir. Bireyde davranış değişikliğinin dayanacağı temeller ya da referans noktaları, bireyin içinde yaşadığı toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıdır. Çünkü eğitim, davranış değiştirme süreci sonucunda bireyi toplumun uyumlu bir üyesi haline getirmeyi hedeflemektedir. Böylece, bir yandan birey toplumun değerlerini benimsemek suretiyle toplumda kendine bir yer edinebilmekte, öbür yandan da yetişen her bireyin topluma uyumu sonucunda mevcut toplumsal ilişkilerin devamı garanti altına alınabilmektedir. Bu bağlamda ele alındığında, eğitim, toplumdaki hâkim anlayışa göre şekillenmekte ve işlemektedir.

Bir toplumdaki eğitimin demokratik olup olmaması da o toplumun demokratik bir yönetim altında olup olmamasıyla doğrudan ilgilidir. Her ne kadar demokrasi “halkın egemenliği temeline dayalı bir yönetim biçimi” olarak tanımlansa da, halk egemenliğinin fiilen yaşam bulduğuna ilişkin kabuller açısından, sermaye ve emek kesimlerinin uzlaşması olanaklı değildir. Ve bu nedenle, demokrasiden söz edildiğinde, asgari olarak hukuk karşısında eşitlik ve burjuva içerikli düşünce, ifade, örgütlenme vb. siyasal özgürlükleri belirten demokratik haklar ve geçerlilikleri anlaşılmak gerektir.

Bu koşullar altında demokratik eğitimi, günümüzde Türkiye halklarının ihtiyaç ve talepleri üzerinden tanımlamak, özellikle sermaye kesiminin, emekçilerin kafasını bulandıran yıkıcı propagandalarından korunmak açısından zorunludur.

 

DEMOKRATİK EĞİTİMİN NİTELİKLERİ

Demokratik eğitim, öncelikle demokratik bir toplum yapısının varlığına bağlıdır. Ancak bu koşulun gerçekleşmediği durumlarda da demokratik eğitim, sınıflar arası mücadelenin sürdürüldüğü alanlardan birisi olmaktadır. Bu mücadelenin boyutları ise, “demokratik eğitim nedir? Ya da nasıl olmalıdır?” sorusuna verilecek yanıta göre şekillenmelidir.

Eğitime yön veren temel belge, eğitim programıdır (müfredat). Program, bir eğitim etkinliği sonucunda eğitilenlerde nasıl bir değişim yapılacağını ortaya koyan bir tür plandır. Programda, eğitimin amaçları, bu amaçları gerçekleştirecek içerik, içeriğin hangi araçlarla (ders kitabı vb.) sunulacağı ve içeriğin sunulma yöntemi yer almaktadır. Öncelikle eğitim programının amaçları, demokratiklik konusunda önemli ipuçları vermektedir. Demokratik bir eğitim programının amaçları; insan hak ve özgürlüklerine saygılı, laik, bilimsel, düşünce ve ifade özgürlüğüne dayalı, barışçıl, eşitlikçi, evrensel, ulusal ve toplumsal sorunlara duyarlı, emekten yana, kadın haklarına ve çevre sorunlarına duyarlı, değişime açık ve yerel ihtiyaçlara göre esneyebilen bir nitelikte olmalıdır.

Amaçların demokratik bir nitelikte olması tek başına yeterli değildir. Programın amaçlarına ulaşılabilmesi için, seçilen derslere ilişkin kitaplar ve diğer yardımcı ders araç gereçleri de önemlidir. Ders kitapları, fiziksel olarak (kâğıt kalitesi, resimler, yazı karakteri vb.) sahip olması gereken özelliklerden önce, içerik olarak programın amaçlarında sayılan nitelikleri karşılayabilmelidir.

Program açısından belki de en fazla göz ardı edilen nokta, yöntemdir. Programın amaçlarına ulaşılmasında izlenecek yöntemin demokratik olmasının ön koşullarından bir tanesi, eğitim bilimlerinin ortaya koyduğu bilimsel gerçeklere uygun olmasıdır. Burada esas alınması gereken temel nokta, başarıdır. Başarı, hangi sosyal çevreden gelirse gelsin, tüm öğrenciler açısından, programın amaçlarına ulaşılması anlamına gelmektedir. Bir diğer deyişle, öğrenmenin gerçekleşmesidir. Eğitim bilimlerinin yöntem üzerine yaptığı çalışmalar göstermektedir ki, bir çocuğun kendi dilinde (ana dilinde) eğitim alması, başarılı olma olasılığını oldukça yükseltmektedir. Günümüzde politik bir sorun olarak tartışılan anadilde eğitim, gerçekte bir yöntem sorunudur ve demokratik eğitimin olmazsa olmazlarındandır[2]. Yönteme ilişkin diğer değişkenler ise, eğitim sürecinin planlı olması, öğrenciyi ve ihtiyaçlarını merkeze alması, her türlü şiddet ve ceza uygulamalarından arındırılmış olması şeklinde sıralanabilir.

Özetlenecek olursa, demokratik eğitim; demokratik amaçlara ulaşmak için seçilmiş içeriğin, bu amaçlara uyumlu ders araç gereçlerini kullanarak, amaçlara götüren bir yöntemin varlığı sonucunda oluşmaktadır. Ancak böylesine bir sonucun gerçekleşmesi, öncelikle, “eğitimde demokrasi”nin işletilmesi ile olanaklıdır.

Daha önce de söylendiği gibi, eğitimde demokrasi, demokratik eğitimin hem sonucu, hem de ön koşuludur. Sonucudur, çünkü eğitimde demokrasi olabilmesi için, eğitimin, yukarıda açıklanmaya çalışıldığı şekilde, demokratik bir program çerçevesine oturtulması gerekmektedir. Öte yandan eğitimde demokrasi, demokratik bir programın işlemesini sağlaması açısından, demokratik eğitimin ön koşuludur.

Eğitimde demokrasi, eğitim sisteminin işleyişi ile ilgili boyutları kapsamaktadır. Öğrencilerin okula kayıtlarından mezuniyetlerine kadar geçen süreçte karşılaştıkları her türlü uygulama, eğitim programının hazırlanmasından uygulama sonuçlarının değerlendirilmesine kadar geçen süreçler, yetiştirme ve istihdam süreçlerinde eğitim ve bilim emekçilerinin karşılaştıkları uygulamalar ve daha birçok yönetim süreci, eğitimde demokrasinin işletilebileceği alanlardır. Bu çerçevede eğitimde demokrasinin kapsamı ya da hangi durumlarda eğitimde demokrasiden bahsedilebileceğine ilişkin açıklamalar, bu yazının sınırlarını aşacak bir ayrıntı ve genişliğe sahiptir.

Ancak yine de eğitimde demokrasinin işletilebilmesi açısından gerekli olan birkaç temel nokta olduğu söylenebilir:

Öncelikle eğitim hizmeti herkese açık olmalıdır. Hiç kimse ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasi ya da başka bir nedenle eğitim hizmetinden mahrum kalmamalıdır. Bunun için, ülkedeki yasalar herkesin eğitim almasını güvence altına alacak şekilde düzenlenmeli ve devlet, dezavantajlı (yoksul, sokakta yaşayan, engelli, kırsal kesimde yaşayan, gecekonduda yaşayan, kız vb.) çocuklara olumlu ayrımcı uygulamalarla destek olmalıdır. Elbetteki herkes için eğitim olanaklarının oluşturulması, halkın bu konudaki talebini yüksek sesle dile getirmesine ve devletin gerekli olan kaynakları sağlama konusunda zorlanmasına bağlıdır.

İkincisi, eğitim bir kamu görevi olarak, devlet tarafından sunulmalı ve gerekli olan finansman kaynakları devlet bütçesinden karşılanmalıdır. Bir diğer deyişle, eğitim, herkes için parasız olmalıdır. Eğitimin parasız olması, bir yandan okulların öğrenciden kayıt veya başka adlar altında ücret almamasını, öbür yandan bir öğrencinin beslenme ve sağlık giderlerini de kapsayacak şekilde eğitime devam edebilmesi için gerekli giderlerin karşılanmasını, bir diğer yandan da özel sektör tarafından eğitim kurumu işletilmesinin engellenmesini içermektedir. Yani eğitimde demokrasiden bahsedilebilmesi için, eğitimin kamu tarafından finanse edilmesi ve özel sektörün bu alana “girişmesinin” engellenmesi gerekmektedir.

Eğitimde demokrasinin işleyebilmesinin koşullarından birisi de, yönetim süreçlerine ilişkin uygulamalardır. Eğitimde demokrasi, eğitim ile doğrudan ilgili tarafların (öğrenciler, eğitim ve bilim emekçileri, veliler ve onları temsil eden örgütler) yönetime katılabilmelerine, yönetimi denetleyebilmelerini, yöneticileri seçebilmelerine ve gerektiğinde değiştirebilmelerine olanak tanınmasını gereksinir. Başka türlü demokrasi laf düzeyinde kalacak ve ancak dayatmalardan söz edilebilecektir.

 

DEMOKRATİK EĞİTİM ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN TEMELİ

Eğitimde demokrasinin koşullarına ilişkin olarak sıralanan bu üç nokta (herkese eğitim, parasız eğitim, yönetime katılma), tersinden bakıldığında, günümüzde demokratik eğitim ya da eğitimde demokrasinin önündeki en önemli engeller olarak görünmektedir. Türkiye’de yüz binlerce çocuk ve genç, en temel haklarından biri olan zorunlu eğitime dahi devam edememektedir. Çeşitli adlar altında devlet okullarında ailelerden yüklü miktarlarda ödeme yapmaları istenmekte, artan devlet teşvikleriyle birlikte her gün yeni bir özel okul ortaya çıkmaktadır. Merkezden en ücra birime kadar yönetim kademeleri, anti demokratik uygulamalarla ön plana çıkmakta ve iktidarın kadrolaşma açgözlülüğü içinde, kamu görevleri, yetersiz ellere teslim edilmektedir.

Gerçekte bu sorunlar, yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Kapitalizmin piyasa ilişkileri içinde, emperyalizmin sömürüsü altında ezilen tüm azgelişmiş ve geri kalmış ülkeler bu sorunlarla karşı karşıyadırlar. Çünkü IMF, DB, DTÖ, BM gibi uluslararası örgütler tarafından dünyaya dayatılan yeni liberal ekonomi politikaları; özelleştirme, yerelleşme, yönetişim, TKY vb. uygulamalarla eğitimin demokratikleşmesi önünde tüm dünyada engeller oluşturmaktadırlar.

İnsanın temel gereksinimlerini karşılamaktan uzak, insan emeği üzerinden verimliliği artırmasına rağmen üretkenlik ve yaratıcılığı kapitalizmin hizmetine sunan bugünün eğitim sisteminde insan kişiliği;

- sisteme hizmet

- çıkar kaygısı güden bireycilik

- yabancılaşma

-          “değişim”e uyum eksenine oturtulmaktadır.

Bir diğer deyişle, eğitimde ayrıcalıklı-eşitsiz yapılanma, sınıflı toplumlar açısından kaçınılmaz bir durumdur. Günümüz kapitalist-emperyalist sistemde idealist felsefi düşünceden beslenen eğitim, eşitsizliği alabildiğine sistemleştirmiş ve bürokratik merkeziyetçi bir yapıya ulaşmıştır. Kapitalist emperyalist sistemde eğitim ayrıcalıklıdır; işçilere, emekçilere, dünya halklarının ihtiyaçlarına, halkların daha mutlu bir yaşam kurmalarına yönelik gelişmelere kapalıdır. Azami kâr yasasına hizmet etmeyen hiçbir eğitim değişikliğine olanak tanımaz. Ancak bu durum, mücadele edilerek bir kısım hak ve özgürlüklerin kazanılması ve kullanılmasının, eğitimde de sağlanamayacağı anlamına gelmez. Ve demokratik eğitim, bu nedenle, -bileşenleri, öğrenciler, eğitimciler ve veliler, yani bütün halk olan- demokrasi mücadelesinin belli başlı taleplerinden biri durumundadır.

 

DEMOKRATİK EĞİTİM TALEBİ BİRLEŞİK BİR MÜCADELE OLANAĞI YARATMAKTADIR

Demokratik eğitim taleplerinin bir hak olarak elde edilmesi, eğitimin doğrudan ilgili tarafları ile eğitim hizmetini sağlamakla görevli olan devlet arasındaki ilişki (işbirliği ya da mücadele) sonucunda şekillenecektir ki, sözü edilen ilişkinin bugünkü somut şekillenişi, ciddi bir mücadeleye işaret etmektedir.

Demokratik eğitimi tanımlayan mükemmel bir nitelik seti sıralamak tek başına bir şey ifade etmemektedir. Ayrıca bu özellikler, zamanla değişebilen, artan ya da azalan bir nitelik taşımaktadır. Eğitimin doğrudan tarafları ve diğer emekçiler tarafından bugün için talep edilen demokratik eğitim, parasız, bilimsel, laik ve herkesin ana dilinde olmalıdır. Böylesi bir eğitim hizmeti, hak mahrumiyeti yaşayanlar başta olmak üzere, tüm topluma açık olmalıdır. Bunun elde edilmesi ise, bu talep etrafında birleşik bir mücadele ile olanaklıdır.

Öğrenciler, eğitim ve bilim emekçileri ve veliler; iş ve toplumsal yaşamlarında sorunların giderilmesine dönük örgütlülükleriyle, bu birleşik mücadelenin doğrudan tarafı olmalıdırlar. Bir avuç azınlık dışında, toplumun tüm kesimleri bu mücadele ekseninde birleştirilebilir, çünkü demokratik eğitim talebi, nesnel olarak, eğitim süreciyle ilgili tüm halk kesimlerinin ortak talebi durumundadır.

Demokratik eğitim talebi, aynı zamanda emekçi sınıfın geniş kesimlerini birleştirme potansiyeline de sahiptir. Çünkü bugün insanca ve onurlu bir yaşam sürmek isteyen tüm kesimlerin (işçilerin, köylülerin, kadınların, yoksulların, Kürtlerin vb.) acilen demokratik eğitime ihtiyacı vardır.

Bir üst yapı kurumu olarak eğitim, iktidardaki sınıfın egemenliğinin dayanağı üretim ilişkilerinden bağımsız değildir. Ancak bu, burjuvazinin iktidarda olduğu kapitalist-emperyalist dönemde ve kapitalist ülkelerde, işçi ve emekçi sınıfların bu hakka ulaşabilmeleri için sosyalizmin kurulmasını beklemeleri anlamına gelmemelidir. Sosyalist bir iktidarın kurulmasına giden yollardan bir tanesi de, demokratik eğitim için verilecek güçlü ve birleşik bir mücadelenin örgütlenmesi ve kesintisiz olarak sürdürülmesidir.

Demokratik eğitim mücadelesinde yer alması gereken kadroların öncelikle bu mücadelenin kitlelerle buluşmak açısından yarattığı olanakları anlaması ve konuya bu çerçevede gereken önemi vermesi gerekmektedir. Bu kadroların dikkat etmesi gereken bir diğer nokta da, demokratik eğitim mücadelesinin eğitim ve bilim emekçileri, öğrenciler ve veliler yanında, diğer emekçiler tarafından da sahiplenilmesi zorunluluğu kadar, bunun tamamen olanaklı da olduğudur.



* Eğitim Sen Merkez Disiplin Kurulu Üyesi

[1] Demokrasi kavramının tanımlanması ya da bunun da ötesinde, ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın her durumunda demokrasinin bir yönetim ya da davranış biçimi olarak uygulanması, tanımlayan ya da uygulama erkini elinde bulunduran sınıfın çıkarları çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu çerçevede “demokrasi” kavramını kullanan herkes, bu kavrama kendi değerlerini yüklemektedir.

[2] Anadilde eğitim sorununun eğitim bilimlerinin bir yöntem sorunu olarak ele alınması, eğitimde anadil kullanımının önemini azaltan değil, aksine artıran bir yaklaşımdır. Türkiye’de, son yirmi yıldır anadilde eğitim konusunun siyasal zeminde tartışılan bir konu olması, eğitim bilimcilerin bu alana ilişkin bilimsel çalışmaları yapma ve yayınlama konusunda ürkek davranmalarına neden olmuştur. Bu konudaki en cesur bilimsel girişimlerden bir tanesi, Eğitim Sen tarafından 1-5 Aralık 2004 tarihinde düzenlenmiş olan Demokratik Eğitim Kurultayı’nda tartışılmış olan rapordur. Daha fazla bilgi için bkz: Eğitim Sen. 4. Demokratik Eğitim Kurultayı ‘Eğitim Hakkı’, Ankara: Mart 2005, s. 171-272.