Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Yaşasın uluslararası dayanışma!

Ne krizin yükünü, ne de borçları ödeyeceğiz!

Merkel- Sarkozy bütçe anlaşmasına hayır!

Yaşasın uluslararası dayanışma!

Kapitalist sistemin krizi AB ülkelerini şiddetle etkiliyor. Resesyona girmiş olsun veya henüz bir miktar büyüme gerçekleştiriyor olsun, hükümetler tarafından dayatılan politikalar hep aynı: Yükü işçilerin, emekçi kitlelerin ve halkın sırtına bindiren kemer sıkma politikalarıdır bunlar.

Bu politikanın etkileri, AB’nin sınırlarının ötesinde hissediliyor. Afrika’nın bağımlı ülkeleri ve halklar, maddi ve insan kaynaklarının emperyalist yağması yoluyla bu politikaya muhatap oluyorlar. Tekeller ve onların hizmetindeki devletler, uluslararası planda keskinleşen rekabet ortamında emekçileri birbirine düşürme ve kapitalist sömürüyü sağlamlaştırma peşindedirler.

Devletlerin ağır borç yükü bahanesiyle sağcı, sosyal liberal veya ikisinin koalisyonu olan hükümetler, krizi, işçi sınıfına, emekçi köylülüğe, küçük esnafa, gençliğe, emekçi kadınlara, şehrin ve kırın geniş emekçi kitlelerine ödettirmek istiyorlar.

Kemer sıkma planları, her yerde, ücretlerin düşürülmesini, başta emekçi kitleleri ezen dolaysız vergiler olmak üzere, vergilerin arttırılmasını dayatmaktadır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik başta olmak üzere, kamu hizmetleri tasfiye edilmekte, özelleştirmeler artarak devam etmektedir.

Her yerde emeklilik yaşının daha geriye itilmesi, emekli ödentilerinin kısıtlanması ve çalışma sürelerinin uzatılması doğrultusunda değişiklikler yapıldı, yapılıyor. Gençler işsiz ve en iyi durumda güvencesiz düşük ücretli işlere mahkumken, daha yaşlı olanlar ise düşük ücretle, zor işlerde, daha uzun süre çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Bu karşı reformlardan en çok etkilenenlerin başında, düşük ücretli mesleklere ve güvencesiz sözleşmelere zorlanan emekçi kadınlar geliyor.

Öte yandan bu toplumsal gerileme, resmi yoksulluk sınırı altında yaşayan emeklilerin ve çocuklu ailelerin sağlık koşullarındaki ağır tahribatla da paralel gidiyor.

Tekeller daha çok üretkenlik ve daha çok kâr için, kitlesel işten atma ve yeniden düzenleme planlarına hiç ara vermiyorlar. Özellikle gençleri vuran işsizlik, her ay yeni rekorlar kırıyor. Kemer sıkma önlemlerinin yanı sıra işçi sınıfının grev, sendikalar kurma, örgütlenme gibi temel hakları da tehdit ve saldırı altındadır. İşten atmaları kolaylaştırmak için, iş yasaları toptan değiştiriliyor.

Bu anti-sosyal politikalar, Avrupa çapında koordine ediliyor ve değişik hükümetler tarafından uygulamaya sokuluyor. “Euro-plus” paktı, “istikrar ve kalkınma paktı” ve Merkel ile Sarkozy tarafından hazırlanan son Avrupa paktı, işçi sınıfı hareketine, sendikal harekete ve emekçi halka karşı savaş ilanlarıdır. Öteki AB anlaşmalarında olduğu gibi, mali oligarşi tarafından dikte edilen politikaları “anayasal” bir seviyeye çıkartarak, tüm AB ülkelerinde uygulanmasını zorunlu kılmak istiyorlar.

Devletler her yerde baskı ve polisiye takip mekanizmalarını tahkim ettiler. Toplumsal muhalefeti kriminalize etme girişimleri devam ediyor. Buna karşın büyük gösteriler, meydan işgalleri, oligarşinin sembollerini hedef alan hareketler de gelişiyor. Büyük patronlar, burjuvazi ve gericiliğin buna yanıtı ise, toplumsal muhalefeti kriminalize etmek oluyor.

Oligarşinin ilk saldırı hedefleri arasında Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkeler var. Buralara dayatılan planlar, bu ülkeleri onlarca sene geriye götürdü. Avrupa inşa tarihinde ilk kez IMF, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Birliği gibi uluslarüstü kurumlar; seçilmiş hükümetleri görevden alarak, yerlerine, sözde teknisyenlerden kurulu, gerçekte ise ulusal ve uluslararası oligarşinin adamlarından, bankerlerden oluşan ve reformist, oportünist güçler tarafından da desteklenen hükümetler kurdular. Troyka, Yunanistan’da aşırı sağcı bir partiden bakanların tayin edilmesini bile dayattı.

Bu durum Avrupa inşasının, oligarşinin ve Almanya, Fransa gibi büyük emperyalist güçlerin hizmetinde, anti-demokratik karakterini ortaya koymaktadır.

Bankalar, mali kriz sırasında devletlerin desteğini talep ederek bizzat artmasına sebep oldukları kamu borçlarının faturasını halka çıkarmak istiyorlar. Devletlere “temin ettikleri” kredilere tefeciler seviyesinde faiz oranı talep ederek, bu borçları şişirmeye devam ediyorlar.

Yunanistan işçi sınıfı ve emekçi kitleleri, sırtlarındaki ağır borç yükünün sorumlusu değiller. Üstelik bu borcu, aşırı sömürü, ülkenin doğal kaynaklarının yağmalanması, zenginliklerinin bankalara, spekülatörlere, Yunan büyük burjuvazisine ve uluslararası mali oligarşiye peşkeş çekilmesi yoluyla, misliyle ödemiş bulunuyorlar.

Kemer sıkma önlemlerini ve borç yükünü ödemeyi reddetme, kendisine dayatılan “memoranduma” boyun eğmeme mücadelesinde Yunan halkı ile dayanışma içerisinde olduğumuzu ilan ediyoruz. Yunan halkı seçimlerdeki tutumuyla, troyka (AB, IMF, AMB) diktalarına boyun eğme yanlısı partileri reddettiğini, açıkça gösterdi.

Alman emperyalizmi, AB’de rakibi olan müttefiklerinden daha avantajlı konumda bulunuyor. Ama “Alman mucizesi”, saldırgan bir ücret politikasına, büyük çaplı esnekliğe ve bizzat Almanya’da çok yoğun güvencesiz iş politikasına yaslanmaktadır. Kamuda ve özel sektörde ortaya çıkan büyük hoşnutsuzluk ve grev hazırlığı karşısında patronlar ve hükümet, sendika yöneticileriyle masaya oturmayı ve ücret artışını kabul etmeyi tercih ettiler. İşçi sınıfının önemli bir kesimi, daha ileri gitmek ve patronlarla mücadeleye girişmekten yanaydı. Her halükarda bu hareket, Alman işçi sınıfının Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz, Fransa… işçi sınıfı tarafından başlatılmış olan, krizin yükünü ve kapitalist sistemin borçlarını ödemeyi reddetme mücadelesine katılımı anlamına gelir.

Halklar, Alman emperyalizminin temsilcisi Merkel’in küstahlığına ve krizin yükünü emekçilerin sırtına bindirme ısrarına, başka ülkelerin içişlerine kabaca müdahale etmesine tepki duyuyorlar. Müttefiki Sarkozy’nin, başta işçi ve sendikal hareketin çabalarıyla iktidardan kovulmuş olması, kendisini de daha fazla tecrit etmiştir.

“Merkel-Sarkozy” paktı denen Avrupa anlaşmasına, şimdi her zamankinden daha çok karşı çıkmak, halkları birbirine düşürmeye çalışan ırkçı, milliyetçi kampanyalara karşı halkların dostluğunu öne çıkarmak gerekiyor.

Aşırı sağ partiler, bu gerici fikirlerin yayılmasında aktif bir rol oynuyorlar. Göçmenlere ve “yabancılara” karşı kin kusarken, sağcı ve sosyal demokrat geleneksel partilere karşı artan güvensizlikten faydalanarak, popülist, milliyetçi ve sahte sosyal bir söylem tutturuyorlar. Aşırı sağ, oligarşinin elinde işçi ve emekçileri bölmek ve kendi politikasını hakim kılmak için kullandığı bir kozdur. Ona karşı mücadele, geniş işçi ve halk kitlelerinin kapitalist sistemin krizinin faturasını reddetme yönündeki mücadeleleriyle yerine gelir.

ARTAN TOPLUMSAL VE POLİTİK MUHALEFET

Hemen bütün ülkelerde kemer sıkma önlemlerine karşı direniş yaşandı. Aniden gelişen grev hareketlerinin yanı sıra, milyonlarca kadın ve erkek emekçinin, gençlerin katıldığı çok geniş çaplı genel grevlere tanık olundu.

Gençlik işçilerin, emekçilerin, politik örgütlerin yanında mücadeleye giriyor. Genç işçiler dinamizmleri ve mücadeleci ruh haliyle, sınıf işbirlikçi ve uzlaşmacı reformist politika ve pratikleri zorluyorlar.

Somut mücadeleler içerisinde, birlik istemi oldukça gelişkindir. Bu istem, partileri, sendika üyelerini, çeşitli derneklerin militanlarını bir araya getiren platformların inşasında ifadesini buluyor.

Marksist Leninist parti ve örgütlerimiz, var olan tüm güçleriyle bu direniş barikatının örülmesine katkıda bulunuyorlar. Kitlelerin acil taleplerini ifade eden talepler platformuyla ve politik önerilerle gerçekleştiriyorlar bunu.

Bugün cephe politikası acil ve ertelenemez bir görevdir. Zira oligarşinin politikalarından zarar gören herkesin ve emekçilerin birliğini sağlamak, kapitalist sistemin krizinin yükünü sırtımıza bindirmek isteyen politikalara karşı çıkabilmek bakımından bir zorunluluktur.

Mücadeleci kesimler içerisinde, oligarşinin bugünkü neoliberal ve sosyal liberal politikalarına karşı, global bir alternatif politika ihtiyacı daha çok hissediliyor.

Bu politikalara ve kapitalist sisteme karşı, toplumda devrimci bir değişim için mücadele edenlerin birliğine özlem artıyor. Kapitalist sistemden kopuşu hedefleyen bir alternatifin inşasında biz, bu istek ve özleme yaslanıyoruz.

Birçok ülkede, sağcılarla nöbetleşerek hükümet olan sosyal demokrat, sosyalist partilerle arasına çizgi çeken politik cepheler oluştu son dönemlerde. Bazı durumlarda sadece bir seçim ittifakı olan bu politik cephelerin, gerçekten kitleler içerisinde kök salması ve halk cephesinin nüvesini oluşturabilmesi için çaba sarf ediyoruz.

Marksist Leninist partiler bu mücadele içerisinde kendi bayraklarını gizlemiyorlar. Emperyalizme, onun hakimiyet politikasına, emekçilerin sömürülmesine, hammadde kaynaklarının denetimi için yürütülen savaşlara karşı mücadeleye devam ediyorlar. Toplumun devrimci bir dönüşümü için mücadele ediyor ve tabanda birliğin sağlanması için, her alanda sınıf işbirlikçi ve oportünist politikalara karşı çıkıyorlar.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM İÇİN ORTAK MÜCADELE ALANLARI VE HEDEFLERİ:

- Kemer sıkma politikalarının genelleştirilmesinde bir bahane olan “kamu borçlarının azaltılması” gibi neoliberal bir dogmayı her ülkeye bir anayasa hükmü olarak dayatan Merkel-Sarkozy paktına, Avrupa anlaşmasına karşı çıkmak ve teşhir etmek.

- Yunanistan başta olmak üzere, her yerde borçların ödenmesine karşı çıkışı desteklemek ve yaygınlaştırmak. Troyka’nın, emperyalist güçlerin müdahalelerine karşı çıkmak. Yunan halkı politik tercihlerinde serbest olmalıdır.

- Başka ülkelerin, emperyalist güçlerin ve onların denetimindeki uluslarüstü kurumların baskıları, şantajları ve müdahaleleri olmaksızın her halkın, Euro bölgesinde kalıp kalmama hakkını desteklemek.

- Aynı politik saldırılarla karşı karşıya bulunan Avrupa halklarıyla ve dünyanın diğer kıtalarındaki halklarla, emekçilerle, sendikal ve politik örgütleriyle dayanışmayı geliştirmek.

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) üyesi

Avrupa Parti ve Örgütleri Konferansı

Mayıs 2012- Paris

Almanya İşçileri Komünist Partisi’ni İnşa Örgütü

Arnavutluk Komünist Partisi (PCA)

Danimarka İşçileri Komünist Partisi (APK)

Fransa İşçileri Komünist Partisi (PCOF)

İspanya Komünist Partisi - Marksist Leninist (PCE-ML)

İtalya - Komünist Platform

Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP)

Yunanistan Komünist Partisi (1918-1955) Yeniden İnşa örgütü