“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Dünya gençliği iş, eğitim, gelecek ve özgürlük için mücadele ediyor!

Dünya kapitalizminin kalbi olan ABD’de başlayan kriz, dalga dalga bir çok ülkeyi sarmış ve geride milyonlarca genç işsiz bırakmıştır. Kriz ve krizden çıkmak için izlenen politikalar sonucunda bugün dünya genelinde milyonlarca genç daha kötü koşullarda yaşamaya ve çalışmaya mahkûm edilmiştir. Yeni Dünya Düzeni denilen sömürü ve savaş düzeni dünya gençliğine karanlık bir gelecekten başka bir şey vaat etmiyor.

Serbest piyasacı, liberal kapitalistler dün, “Devlet piyasadan elini çekmelidir” diyorlardı. Bugün ise “devlet batan şirketleri ve bankaları kurtarmalıdır” diyorlar. Genç yaşlı, kadın erkek bütün işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkaların emeğini, alın terini, zenginliklerini uluslararası tekellerin ve işbirlikçilerinin sermaye havuzuna akıtıyorlar.

Elbette dünya gençliği bu politikalar karşısında sessiz kalmıyor. Geride bıraktığımız birkaç yıl, dünya gençliğinin, eğitim ve sağlığın ticarileştirilmesine, işsizliğe ve dayatılan geleceksizliğe karşı alanlara çıktığı, boykotlar örgütlediği ve mücadeleyi yükselttiği yıllar oldu. Kapitalist kriz emperyalizmin merkezlerini vururken, Amerika’daki gençler işsizliğe ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe karşı aylarca Wall Street'i işgal etti. İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yankı bulan eylemler, kent kent yayılarak, gençliğin kapitalizme karşı öfkesini sokağa yansıttı. Dünya kapitalizmi durgunluk içerisinde yeni krizlere doğru yelken açarken, işçi, işsiz, öğrenci bütün gençlik yığınlarına birleşmek ve mücadele etmekten başka bir seçenek bırakmamıştır.

Eğitimin ve sağlığın bütünüyle özelleştirilip paralı hale getirilmesine karşı ilk tepkiyi gösteren kesimlerin başında gençler geliyor. İspanya’da Puerto Del Sol ve Yunanistan’da Omonia Meydanı’nda, İtalya sokaklarında genç kardeşlerimiz daha güzel ve onurlu bir yaşam için, gelecek için büyük gösteriler yaptılar. Almanya ve Fransa'da lise ve üniversite öğrencileri işçi ve emekçilerle birleşerek güçlü boykotlar gerçekleştirdiler. Şili'de gençlerin mücadelesi iki eğitim bakanını istifaya mecbur etti. Sömürü ve barbarlığın hükümranı bir avuç zenginin tahakkümünde yaşamak istemediklerini haykıran gençler, iş, eğitim ve gelecek için, eşit, adil ve özgür bir dünya için mücadelesini sürdürüyor.

 

Arap Halkları “İş, Ekmek ve Özgürlük” İstiyor!

Arap halklarının özgürlük mücadelesinin fitilini gençler yakarken, işçi sınıfı ve emekçilerin eylemleri ve grevlerinden güç alan gençlik, eylemlerin en aktif ve dinamik kitlesini oluşturdu. Tunuslu bir genç olan Buazizi'nin kendini yakmasıyla başlayan isyanlar, gençlerin Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım ağlarını da kullanarak eylem çağrıları yapmasıyla büyüdü, kitleselleşti ve yayıldı. Eylemler kısa sürede Tunus ve Mısır’ın ardından tüm Kuzey Afrika, Güney Asya ve Ortadoğu ülkelerine sıçradı. Halkların diktatörlere karşı “iş, ekmek, özgürlük”, “demokrasi ve onurlu bir gelecek” taleplerinin yükseldiği mücadele bitmedi, sürüyor.

Avrupa’da ve Ortadoğu’da kitleselleşerek devam eden bu eylemler, işçi ve emekçilerin örgütleriyle ve dolayısıyla işçi sınıfıyla birleştikçe daha da güçlenecek ve sonunda kazananlar bizler olacağız. Dünya gençliği savaşa, yoksulluğa ve sömürüye karşı, kapitalizmin mezar kazıcısı olan işçi sınıfıyla birleşip, mücadele ettikçe sosyalizme ve özgürlüğe ulaşacaktır.

 

Türkiye gençliği dünya gençliğinin mücadelesinden güç alarak ilerlemelidir

Sermaye ve AKP hükümetinin “ekonomi büyüyor, Türkiye gelişiyor” propagandası altında büyüyen, gerçekte Türkiye'de genç işsizlik oranı olmuştur. Türkiye’de genç işsizlik oranı % 30’larla ifade edilmektedir. Kentlerde bu oran daha da büyüktür. Gençlere iş alanı yaratılması bir yana, kamu kuruluşları, devlete ait fabrikalar satılarak ve kapatılarak, tamamen dışa bağımlı bir ekonomik düzen kurulmuştur. Gençlerin payına düşen ise, daha kötü koşullarda, sigortasız, sendikasız, eğitim ve sağlık hakkından yoksun, belirsiz ve geleceksiz bir yaşam olmuştur. Çalışan gençler ise, eğitimlerini gördükleri, yetenekleri olan alanlarda değil, yaşamlarını sürdürebilmek için iş bulabildikleri herhangi bir alanda ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) uygulamalarıyla emeklilik yaşı 65'e çıkarken, kaldırılmak istenen kıdem tazminatları ile kazanılmış haklar tamamen yok edilmek isteniyor. AKP hükümeti torba yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile düzeni restore ettikçe, büyük patronlar, zenginler seviniyor, Türk ve Kürt gençliği ise yokluğa ve geleceksizliğe mahkûm ediliyor.

Sermaye ve AKP hükümetinin ekonomik ve sosyal saldırıları karşısında gençlik olarak, dünya gençliğinin mücadelesinden güç alarak, birleşmeli ve haklarımız için örgütlenmeliyiz. Emek Gençliği’nin 6. Konferansı bu yolda somut bir adımdır. Bütün genç kardeşlerimizi, kendi geleceğimiz için bu adımı güçlendirmeye çağırıyoruz.

 

İçeride ve Dışarıda Savaşa Hayır

Ölmek ve Öldürmek İstemiyoruz!

Türkiye Avrupa’daki en büyük genç nüfusa sahip ülke olarak, yerli ve yabancı sermayenin sömürü cenneti olmuştur. “Gençlik geleceğimizdir” nutuklarının arkasından, savaş projeleri, profesyonel ordular çıkmıştır.

AKP hükümeti, Malatya-Kürecik’teki Füze Kalkanıyla ABD’nin savaş üssü olmada bir adım daha atmıştır. Türkiye ve Ortadoğu halklarının çıkarına olmayan yıkım ve savaş politikalarının bir parçasıdır bu. ABD’nin ve işbirlikçilerinin çıkarları doğrultusunda savaş düğmesine basıldığında Türk ve Kürt gençliğinin mahkûm edildiği ölmek ve öldürmek kıskacı daha da büyüyecektir. Buna karşı Türk ve Kürt gençliği olarak, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için birleşmek ve mücadele etmekten başka yolumuz yoktur.

AKP önce “Komşularla Sıfır Sorun” deyip, “Bölgesel Güç ve Lider Ülke” hayalleri pompalayarak, ikiyüzlü politikalarıyla savaş çığırtkanlığı yapıyor. Suriye’de Beşer Esad’ın diktatörlüğüne karşı Suriye halklarını desteklediğini söyleyenler, içeride Kürt halkına karşı düşmanlığı ve ırkçılığı kışkırtıyor. “Kadın da çocuk da olsa gerekeni yapacağız” diyerek tutuklamalara ve Uludere’de olduğu gibi katliamlara imza atıyor. Kürt halkıyla barışmayan, çözümsüzlükte ısrar eden AKP, dışarıda demokrasi havarisi kesilerek, diktatörlere defalarca kez seslenerek “halka rağmen iktidarınızı sürdüremezsiniz” diyor. O da yetmiyor, işçilere, emekçilere, çevreyi ve yaşam alanlarını savunanlara, kadınlara ve gençlere karşı baskı ve polis terörünü artırarak, yalan üzerine kurduğu iktidarını sürdürebileceğini düşünüyor.

Ama unutulmasın ki, Türk ve Kürt gençliğinin bağımsız, demokratik ve barış içinde bir ülke ve dünya özlemi, emperyalistler ve işbirlikçilerinin yalanlarıyla bastırılıp yok edilemeyecek kadar güçlüdür. Bu inançla işçi, işsiz, öğrenci bütün genç kardeşlerimizi, “İçeride ve Dışarıda Savaşa Hayır! Ölmek ve Öldürmek İstemiyoruz” diyerek, Emek Gençliği’nin 6. Konferans çalışmalarına katılmaya, birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz.

 

Eşitlik ve Özgürlük İçin Birleşelim

Cumhuriyetin kurulmasının üzerinden neredeyse 90 yıl geçti. On yıllar boyunca gençliği potansiyel tehlike ve suçlu olarak görenler bugün de aynı yolda yürümeye devam ediyorlar. Egemen sınıfların ve AKP hükümetinin politikalarına itiraz eden gençler, 12 Eylül darbesini ve darbecilerini aratmayacak bir anlayışla kovuşturuluyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. 700'ün üzerinde öğrenci arkadaşımız hukuksuzluklar çemberi içinde cezaevlerine dolduruldu. Tutuklamaları protesto etmek için saç kestirmek, parasız ve anadilde eğitim istemek, puşi takmak, Deniz Gezmiş' in kitaplarını okumak suç delili sayılıyor. Parasız eğitim, parasız sağlık, eşitlik, kardeşlik, insanca bir yaşam ve gelecek istemek soruşturma ve gözaltı terörüyle bastırılıyor.

AKP hükümeti, 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın, Ceylan Önkol’un, Şerzan Kurt’un acılarının yanına, Uludere Katliamını ekledi. Çoğu çocuk 34 kişi F-16 savaş uçaklarının bombalarıyla Roboski’de katledildi. Eğitim masraflarını karşılamak için “kaçakçılık” yapan çocuklar ve gençler artık yaşamıyor.

Onların eğitimi için harcanması gereken milyonlarca, milyarlarca dolar savaşa harcanırken, eğitim hakkından mahrum kalan biz gençler savaşın kurbanı oluyoruz.

Gençliğin örgütlenme özgürlüğü, siyaset yapma hakkı elinden alınırken, sendika ve sigorta hakkı için, emeğinin, alın terinin karşılığını almak için mücadele eden, parasız, bilimsel, demokratik, anadilde eğitim isteyen binlerce, on binlerce genç sindirilmek isteniyor. Hrant Dink’i vuranları çocuk sayanlar, hakkını arayan gençleri utanmadan, sıkılmadan “terörist” ilan ediyorlar.

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde Türkiye'de gençler olarak tüm bu saldırılar karşısında eylemler örgütledik. Formasyon hakkı için yapılan eylemler, rektörlerin geri adım atmasını sağlarken, lise ve dershane öğrencilerinin “şifre skandalı”yla birlikte başlattıkları “Parasız Eğitim, Sınavsız Üniversite” eylemleri bütün toplumun desteğini kazandı. Kriz vurgunculuğuna, hak gasplarına karşı onlarca grevin örgütleyicisi genç işçiler oldu. Van depremi ve Uludere katliamının medya ve AKP tarafından ırkçı-gerici bir propagandayla gizlenmeye ve maniple edilmesine karşı Türk kökenli gençler olarak Van'a giderek, kardeşlik elimizi uzattık. Uludere katliamına karşı Türkiye'nin her yerinde sokağa çıkarak, katliamın aydınlatılmasını ve onurlu bir barışı haykırdık.

AKP, CHP ve MHP gibi sermaye ve düzen partilerinin ekonomik, sosyal ve siyasal programları, sistemi yenileyip ve güçlendirmenin yanı sıra gençliği de yedeklemenin hesaplarından ibarettir. Türkiye gençliği bu hesaplarla olan bağlarını koparıp, işçi sınıfı ve emekçilerle birlikte kendi geleceği için mücadele etmek zorundadır.

Kapitalist barbarlığa, savaşı kışkırtan emperyalist sömürgeciliğe, ırkçılığa ve gericiliğe karşı durmalıyız. İnsanlığın ve bilimin bütün ilerici ve devrimci birikimine sahip çıkmalıyız. Demokratik halk temsiline dayanan, halkın kendi geleceğine sahip çıktığı bir halk demokrasisi için, eşitlik ve özgürlük için mücadele etmeliyiz. Emek Gençliği’nin 6. Konferansı’na katılarak bu yolda somut ve ileri bir adım daha atmalıyız.

 

İş ve Onurlu bir Gelecek İstiyoruz!

Daha çocuk yaşta ailesinin ve kendisinin temel ihtiyaçlarını, eğitim ve sağlık masraflarını karşılamak üzere gençler iş yaşamına atılıyor. Sanayi sitelerinde, atölyelerde güvencesiz ve esnek çalışma şartları altında, düşük ücretlerle işsizlikle koyun koyuna milyonlarca genç arkadaşımız yaşam mücadelesi veriyor. Sayıları milyonlarla ifade edilen genç işsizler ordusuna her gün yenileri ekleniyor.

Asgari ücret açlık sınırının altındayken hükümet, Türkiye ekonomisinin dünyanın sayılı devletleri arasına gireceğiyle övünüyor. Bankalar, holdingler, dev tekeller kâr rekorları açıklarken, binlerce genç işten atılıyor. Az işçiyle çok üretmenin sefasını sürüyorlar. Meslek liselerine kadar uzanan iş cinayetleri, yüzlerce genç işçi arkadaşımızın ölümüne neden oluyor. “Dikkatsizlik ve kader” edebiyatıyla geçiştirilmeye çalışılan iş cinayetleri, elektrik akımını iletmeyen eldivenler ya da baretler gibi küçük önlemlerle bile azaltılabilecekken, daha fazla kâr hırsının altında yine işçi kardeşlerimiz kalıyor. Kürt sorunundaki çözümsüzlük ortamını patronlar, işçi ve emekçileri bölmek, mücadelelerini parçalamak için kullanıyorlar.

SSGSS’nin yeni düzenlemeleriyle paran kadar sağlık politikalarına mahkûm ediliyoruz. Sağlık sistemi tümüyle ticarileştirilerek, sigorta hakkımız, sosyal bir güvence olmaktan çıkartılarak, parası olanın, parası kadar sağlık hizmeti aldığı bir rant alanına dönüştürülüyor. Yoksul emekçi mahallelerinde, uyuşturucu ve çeteleşmeye göz yuman, teşvik eden sistem, bizleri uyuşturarak teslim almak istiyor.

Sistemin ve AKP'nin dayattığı yıkım ve rantsal dönüşüme, uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı, gençlerin kültürel ve sosyal tesislere sahip olduğu, modern ve yaşanılabilir kentler için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Sınırsız örgütlenme özgürlüğü ve sendikalaşma hakkı için, spor tesisleri ve kültür merkezleri gibi alanların kurulması için örgütlenmeliyiz.

İşçi ve işsiz gençler olarak, iş, güvenli bir gelecek ve onurlu bir yaşam için güçlerimizi birleştirilmeliyiz. Sendikalarımıza sahip çıkarak, işçi-işsiz gençlik birlikleri, dernekleri kurarak, mücadele ve örgütlülüğümüzü büyütmeliyiz.

Bunun için bütün işçi, işsiz, emekçi genç kardeşlerimizi Emek Gençliği 6. Konferansı’na katılmaya çağırıyoruz.

Ezberci, eleyici, rekabet ve yarışa dayalı bir ortaöğretim istemiyoruz!

Eğitimin sınav sistemleriyle dershanelere hapsedilmesi, katkı payı ve dershane ücretleriyle eğitimin ticarileştirilmesi, zorunlu din dersleri ve müfredattaki hurafeci gerici içeriğin bilimsel öğretiler gibi dayatılmasına karşı parasız, bilimsel, demokratik, anadilde eğitim hakkını savunuyoruz.

Meslek liselerinde binlerce genç arkadaşımız, sermeyenin ihtiyaçlarına göre yönlendirilip yetiştirilmekte ve yine gençler staj sömürüsü altında kölece koşullarda çalıştırılmaktadır. Şifreci/elemeci sınav sistemleriyle milyonlarca gencin geleceği ipotek altına alınmaktadır. Ezberci, eleyici, rekabete dayalı, yarışın ve bireyciliğin öne çıkartıldığı eğitim anlayışıyla, kendi çıkarlarını toplumsal çıkarlardan koparmış, insana, çevresine, ülkesine ve dünyaya duyarsız bir gençlik yaratılmak isteniyor.

Yeni Osmanlıcılık hayalleri savaş politikalarıyla birleşen bir hat izlerken, tek tip giyinen, tek tip düşünen öğrencilerin yaratılmaya çalışıldığı eğitim modeliyle tüm tercihlerimiz baskılanıyor. Liselerdeki sanatsal, kültürel ve sportif faaliyetler yerini YGS etütlerine bırakıyor. Gençlerin tüm yaşamlarını etkileyecek sınavlardaki skandallar ise AKP kadrolaşmasını ve eğitim sisteminin içinde bulunduğu bataklığı derinleştiriyor. Elenmek ve yarışmak istemiyoruz. Sınavlar kalksın, hayat bize kalsın. Rekabet değil, özgür düşüncenin hâkim olduğu bilimsel bir eğitim istiyoruz.

AKP ve onun temsil ettiği güçler, gençliği bilinmezciliğin, kaderciliğin kucağına atarak, manevi değerlerle teslim almaya çalışmaktadır. Gençlere kendilerini kurtarmayı, bireysel kurtuluşu öğütleyen AKP, bunun yolunun yandaşlıktan, teslimiyetçilikten geçtiğini dayatmaktadır. Tarikatlara biat eden bir gençlik tipi yaratılmaya çalışılıyor. Biz biat eden, cemaatlere el pençe divan duran gençler olmayacağız. İnançlara saygı ve özgürlüğü savunuyoruz. Biat kültürünü ve sadakacılığı kabul etmiyoruz. Bizler bize dayatılanın “arkadaşlarının üstüne basarak yüksel” anlayışının tersine paylaşmak istiyoruz. Piyasacılık gençliğin doğasına düşmandır. Bizler, birlikte ürettiğimiz, paylaştığımız, dayanışma içinde yaşadığımız bir eğitim sistemi ve dünya özlemindeyiz.

Geçtiğimiz yıl binlerce, on binlerce liseli arkadaşımız “şifre skandalına” karşı mücadele ettiler. Bu mücadeleden edindiğimiz deneyim bize taleplerimiz etrafında birleştiğimizde kazanabileceğimizi göstermiştir.

Geleceğimizi üç saatlik sınavlara, rekabetçi/elemeci dershane ve eğitim sistemine teslim edemeyiz. Bunun için yeteneklerimize göre eğitim gördüğümüz, iş ve gelecek kaygımızın olmadığı, parasız ve sınavsız bir eğitim ve bir üniversite için birleşmeli ve örgütlenmeliyiz. Öğrenci temsilcilikleri (ÖTK) başta olmak üzere, öğrencilerin talepleri için çalışan temsilcilik, komite, kulüp vb. öğrenci örgütlerini işler hale getirmeli ve öğrenci-öğretmen-veli dayanışmasını sağlayarak birliğimizi güçlendirmeliyiz.

Bunun için bütün lise ve dershane öğrencisi arkadaşlarımızı, Emek Gençliği olarak, 6. Konferansımıza katılmaya çağırıyoruz.

 

YÖK Sistemine Karşı, Parasız, Özerk, Demokratik, Bilimsel Üniversite İstiyoruz!

Üniversiteler, YÖK sistemi altında sermayenin ırkçı, gerici, savaş politikalarına ideolojik zemin yaratmak için kullanılıyor. Bilinmezciliğin ve liberalizmin pompalandığı kürsüler olarak işlev görüyor. Sistemin ihtiyacı olan eleman/işçi ve gençlik tipinin yaratılması için öğretim üyeleri, YÖK eliyle ustabaşı haline getirilip, bilimin sermaye için üretildiği, gençlerin ise polis ve soruşturmalarla baskı altına alındığı bir üniversite anlayışı hüküm sürüyor.

Bologna süreci adı verilen sermaye odaklı eğitim anlayışı ile birlikte üniversitelerin yönetimleri şirketlere terk ediliyor. Harçlarla başlayan eğitimin ticarileştirilmesi süreci, öğretim üyelerinin YÖK'ün verdiği müfredatı sunan bürokratlar, öğrencilerin ise müşteri haline getirilmesiyle tamamlanıyor. Barınma, ulaşım, beslenme giderleri devlet tarafından karşılanması gerekirken, özel şirketlere devredilerek, öğrencilerin yaşamları ve gelecekleri üzerinden ticari anlaşmalar imzalanıyor.

Devlet yurtlarının kapasiteleri ihtiyacı karşılamaktan ve nitelikli bir yaşam olanağı sunmaktan uzaktır. Yemekhaneler ise, birçok devlet üniversitesinde, şirket lokantalarıyla yarışmaktadır. Rektörler şirketlere devredilmiş yemekhane ve kantinlerle, döner sermayeye daha fazla kâr getirmek için anlaşmalar yaparak, öğrenci odaklı değil kâr odaklı olarak üniversiteyi yönetmektedirler.

AKP'nin YÖK'ü ele geçirmesi ve üniversitelerde kadrolaşması, eğitimin niteliğinin ve gençliğin özgürlük alanının genişlemesine katkı sunmamıştır. Tersine gençliğin daha fazla baskı altına alınmasına ve bilimsel üretim özgürlüğünün daha fazla kısıtlanmasına neden olmuştur. Üniversite gençliğini, işsizlik, sosyal haklardan yoksun bir hayat, belirsiz bir yaşam beklemektedir.

Eğitim bir haktır. Ve bu hak cebimizdeki paradan bağımsız olarak sağlanmalıdır. Bunun için her kademede eğitim parasız olmalı ve giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır. Bizler, bilimin halk için yapılmasından yanayız. Üniversitelerin toplum için, halk için bilim üretmesini savunuyoruz. Oysa bize dayatılan, AKP'ye ve sermaye odaklarına biat eden öğrenciler olmamızdır. Üniversite gençliği olarak, böyle bir geleceği kabul edemeyiz.

AKP'nin ve ona karşı mücadele ettiğini söyleyen ulusalcı güçlerin ortaya koyduğu çözüm Türkiye gençliğinin geleceği olamaz. Parasız, özerk, demokratik ve bilimsel bir eğitim için üniversite gençliği olarak başta akademik örgütlerimiz olan ÖTK’lara sahip çıkmalıyız. Kol kulüp ve öğrenci kongreleri aracılığıyla bilgimizi ve donanımımızı artırmalı, geleceğimiz için mücadele etmeliyiz. Ancak o zaman bilim özgürlüğünün egemen olduğu, demokratik bir üniversiteye kavuşabiliriz.

Üniversiteli genç arkadaşlarımızı Gençlik Konferansımıza katılmaya, kendisine ve topluma karşı genç aydın sorumluluğunu yerine getirmeye çağırıyoruz.

 

Türk ve Kürt Gençliğinin Kaderi Ortaktır!

Türk ve Kürt gençliği, egemenlerinin dilleri, dinleri, kültürleri yok sayan, sınırsız sömürü özgürlüğü isteyen, işsizlik ve geleceksizliği dayatan politikaları karşısında birleşmelidir.

Türk kökenli gençler, ırkçı, şoven, düşmanlığı körükleyen politikalara karşı çıkmalıdır. Onlarca yıldır sürdürülen bu politikaların kendi geleceklerini kararttığını görmelidir. Kürt gençliğinin demokratik taleplerini yok sayanlar, tüm Türkiye gençliğinin de taleplerini, özlemlerini, umutlarını da yok saymaktadır.

Yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik ve anti-demokratik uygulamalar tüm gençlik kesimlerini aynı kaderde birleştirmektedir. Dili, kültürü ve kimliği yok sayılan, işsizliğe ve geleceksizliğe mahkûm edilen Kürt gençlerinin kaderiyle, iyi bir gelecek isteyen Türk gençlerinin kaderi aynıdır.

Türk gençliğinin eşit ve özgür bir yaşama sahip olması için Kürt gençliğinin eşit ve özgür bir yaşama sahip olması şarttır.

İçeride savaş politikaları hüküm sürerken bölgede ve dünyada barışı savunmak mümkün değildir. Tutarlı bir demokrasi, gerçek ve kalıcı bir barış için, içeride ve dışarıda savaşa karşı ortak tutum almalıyız.

Gençler olarak tüm gençliğin ekonomik, kültürel, sosyal hakları için mücadeleyi ortaklaştırmalıyız. Ancak böyle bir ortaklaşma, sermayenin gençliği bölmeye çalıştığı, örgütlerini dağıtmak için operasyonları yoğunlaştırdığı bir dönemde, onların oyununu bozacak ve mücadeleyi büyütecektir. Türkiye gençliği olarak, bugün en önemli görevimiz, sorumluluğumuz budur.

Emek Gençliği Konferansımız bunun bir dayanağı olacaktır.

 

Emek, Demokrasi ve Özgürlük İçin,

Halkların Demokratik Kongresi’nde Birleşelim!

12 Haziran seçimleri sürecinde kurulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu, 36 milletvekili çıkararak önemli bir başarı kazandı. Seçimlerden sonra, halkın temsilcilerinin katıldığı bir kongre toplanarak Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kuruldu. HDK, halkların olduğu gibi, parasız, bilimsel, anadilde, demokratik bir eğitim isteyen, barış talep eden, uyuşturucuya, çeteleşmeye, işsizlik ve geleceksizliğe karşı çıkan gençlerin de mücadele platformudur. HDK’nın büyümesi ve güçlenmesi, Türkiye gençliğinin acil taleplerinin, demokrasi ve barışın kazanılmasına hizmet edecektir. HDK'yı üniversitelerde, işyerleri ve mahallelerde örgütlemeliyiz.

Ya ırkçı, şoven, savaştan ve sömürüden yana olanlar hüküm sürmeye devam edecek; ya da eşitlik, kardeşlik, barış, demokrasi ve özgürlük isteyenler geleceği kazanacak. Bunun için HDK’ya sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır.

 

Türk, Kürt Her Milliyetten Türkiye Gençliğine Çağrımızdır;

6. Konferansını toplayan EMEK GENÇLİĞİ, işçi, işsiz, köylü, üniversiteli, liseli her kesimden gençleri el ele vermeye, birlikte tartışmaya, paylaşmaya ve örgütlülüğünü güçlendirmeye çağırıyor. Barış içinde, eşit ve özgür koşulların sağlandığı bir gelecek için Türk, Kürt her milliyetten ve her inançtan Türkiye gençliğini bir araya gelmeye, üniversitelerde okullarda, mahallelerde atölyelerde çözümü kendi ellerine almaya davet ediyor.

Geleceksizliğe, sınav adaletsizliğine, dershane eşitsizliğine, hak gasplarına, işsizliğe ve güvencesiz çalışmaya karşı olan Emek Gençliği, bu düzenle derdi olan, kapitalist barbarlık son bulsun diyen her gencin örgütüdür. Emek Gençliği, bağımsız, demokratik, sosyalist bir Türkiye için mücadele eden gençlerin birliğidir.

Militarizme, kapitalizme karşı olan her genci Emek Gençliği saflarında birleşmeye ve 6. Konferansımıza katılmaya çağırıyoruz.

Emek Gençliği kitleselleştikçe, Türkiye gençliğinin mücadelesi gelişecek ve yarınlara daha umutla ve güvenle bakabileceğiz.

Konferansımız, işçi, işsiz, köylü, öğrenci bütün gençliğin kürsüsüdür. Sorunlarımızı tartışmak, çözüm aramak, deneyimlerimizden öğrenmek ve yarını birlikte kazanmak için sende sesini sesimize kat.

Gençlerin kendi mücadele örgütünde söz sahibi olduğu, seçme ve seçilme hakkını özgürce kullandığı ve ileriye dönük kararlar aldığı konferansımızda buluşalım.

 

İş ve Eğitim Hakkı, Barış ve Özgürlük İçin Buluşuyoruz !

 

EMEK GENÇLİĞİ

1 ŞUBAT 2012