Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Eğitimde “4+4+4” ne getiriyor, neleri götürüyor?

AKP hükümeti, toplumsal yaşamı, dayandığı uluslararası ve yerli egemen güçlerin ekonomik, siyasal, kültürel ihtiyaçları doğrultusunda yeniden ve köklü bir değişime tabi tutuyor. Hükümet ülkemizi sömürü ve talanın dikensiz gül bahçesi yapma atılımının son halkası olarak, “eğitimde 4+4+4 modelini” gündeme getirdi.

4+4+4 tartışmasız bir şekilde ideolojiktir. Öngörülen bu düzenlemeyle, başlıca, sermayeye, eğitimi kesintiye uğratılarak yönlendirileceği teknik eğitimden geçirilerek “vasıflı” kılınmış ucuz işgücü sağlanması yanında “dindar gençlik yetiştirme” amacının nesnesi varsayılan yeni kuşaklar, AKP tarafından ideolojik ve siyasal yaklaşım ve çıkarlarına uygun biçimde şekillendirmek istenmektedir. Ayrıca, 4+4+4 düzenlemesinin anaforunda, sendikal hayata müdahalelerin, kıdem tazminatını yok etme hesaplarının, işçi ve kamu emekçileri sendikalarını düzenleyen yasanın mevcut yetersiz halinden daha kötü, emekçi karşıtı, örgütsüzleştirmeyi dayatan bir değişikliğe tabi tutulduğu gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor.

AKP hükümeti, “reform”, “yenilik”, “demokratik tartışma” gibi kulağa hoş gelen söylemlerle, TV kanalları, yazılı basında propaganda yapmaları için, bakanları ve üst düzey yöneticilerini seferber ederek, toplumu ikna etmeye çalışıyor. MEB Bakanı kanal kanal dolaşıp, bu yıkım düzenlemesinin “öyle değil, şöyle olduğunu”(!) anlatıyor, oranlar veriyor, düzenlemeye almadığı vaatlerde bulunuyor. Kendisinden önceki bütün burjuva,  liberal, milliyetçi-muhafazakar, hatta sosyal demokrat ortaklı hükümetler gibi, toplumsal gereksinmeleri, geniş emekçi yığınların isteklerini, eğitimin gerek duyulan, halk için değişimi isteklerini takmıyor. Kürtlerin, Alevilerin, gençlerin, kadınların, eğitimcilerin, üniversitelerin talep ve uyarılarını görmezden gelerek, bir dayatmayla, sömürülen ve ezilen kesimlerin ifade, basın, örgütlenme, gösteri vb. demokratik haklarını kullanmalarının önüne kale gibi dikilirken “sandık”tan çıkardığı ve vekil sayısına tahvil ettiği rakama dayanarak uyguladığı “çoğunluk zorbalığı”yla, bütün bir toplumu karşısına alıp, Meclis’te muhalefet milletvekillerini döverek komisyondan geçiriyor 4+4+4 =12 yıllık kesintili eğitim düzenlemesini.

4+4+4 düzenlemesi ile başlatılan süreç, “eğitim nedir?”, “eğitim hangi işlevlere sahiptir?”sorularını, tartışılır kıldı toplumda. Değişik toplum kesimleri, sözcüleri aracılığıyla, sorunu değişik bakış açısı ve sınıf çıkarları düzleminde ortaya koydu.

Üniversiteler, eğitim alanının örgütlü gücü olarak sendikalar (Eğitim-Sen) 4+4+4 düzenlemesinin; bilimsel olmadığını, ideolojik yaklaşımla hazırlandığını, piyasacı bir düzenleme olduğunu, bilimsel dünyevi eğitim aleyhine ve uhrevi (teolojik-dinsel) eğitim lehine atılmakta olan adımların, eğitimin mevcut olumsuz niteliklerini derinleştireceğini, eğitim hakkının yurttaşlık hakkı olmaktan çıkarak, ticari bir emtia, bir “pazar malı” konumuna geleceğini vurguladılar. Başta gelen özelliği olarak sermayeye ucuz vasıflı işçi ve teknik eleman yetiştirmeyi garanti ederek, eğitim alanını “Ulusal İstihdam Stratejisine” uyarlamak isteyen düzenlemenin maddeleri incelendiğinde, itirazların yerinde olduğu anlaşılıyor. Ancak üniversitelerimizin, eğitim sendikalarının böylesi yaşamsal bir saldırıya karşı çıkardıkları ses, bu düzenlemeyi geri püskürtecek bir örgütlülük gücünde değil! Yeni düzenlemenin amacı; mevcut üretimi sürdürecek, üretimi “kalitelendirip” “nitelikli” kılarak azami kârı elde etmeyi sağlayacak kalifiye iş gücünü oluşturmak, bir yurttaşlık hakkı olan eğitimin kamusal niteliğini ticari bir yaklaşımla yeniden biçimlendirmek ve yanı sıra AKP’nin emperyalizm işbirlikçiliği ve tekelci neoliberalizminin fonuna rengini veren siyasal İslam’ı, Yeni Osmanlıcılığın “ümmetçi büyük devlet olma” ideolojisini, İslamcı yanı koyulaşmış Türk–İslam sentezini yeni kuşaklara enjekte etmektir!

Başbakan tam da bu iki işleve işaret ediyor; belki de ilk defa gerçeği eğmeden bükmeden dosdoğru söylüyor: “Sanayi üretiminin ihtiyaç duyduğu kalifiye ara elemanları, bu boyun eymiş, mütevekkil gençlerden karşılayacağız”; ”Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz”! Halkın indinde parayla oynayan sermayedarların görüntüsünün hoş olmadığını ve haktan, halktan ve milletten yana görünmenin işe yaradığını bilen Başbakanı’nın ağzından “Biz sermayenin değil milletin partisiyiz” diyen AKP TÜSİAD ile bir ağız dalaşı yapıyorken, gerçeğin; yaptığı düzenlemeyle egemen sınıfların iktidarlarını sürdürmeleri ve kârlarına kâr katmaları için, çocuk ve mesleki eğitim sürecindeki gençlerin eğitimden geçirilecek emeklerine dayalı bir işgücü oluşturmak istediği gerçeğinin üstünü kapatıyor. Başbakan’ın İHL aşkının ve TÜSİAD’ın “çağdaş eğitim”den yana kaygılarının bu kayıkçı dövüşü karakteri de gösteriyor ki, “4+4+4 eğitim”, bilimsel bir yaklaşımın ürünü değildir. Bu tasarı, eğitim sisteminin var olan olumsuzluklarını gidererek, eğitimi herkes için, ulaşılabilir, nitelikli, parasız, anadilde edinilebilir kılma kaygısı ile ele alınmış bir düzenleme değil, tersine dinci bir fon rengine sahip gerici burjuva bir ideolojik yaklaşımın, eğitimdeki büyük pastayı, sermaye güçlerine altın tepside sunmanın düzenlemesidir.

TÜSİAD vb. ile çekişmesi aracılığıyla AKP’nin halkın yararına olduğunu ileri sürerek tersyüz edip karartmaya çalıştığı bu gerçeğin geniş işçi-emekçi yoksul halk kitlelerince anlaşılması ve bunun için elden gelenin yapılması zorunludur.

AKP’nin bu düzenlemedeki ısrarlı tutumunu, her şeyi “kaç para eder?” piyasacı tüccar zihniyetiyle ele alış tarzının ulaştığı yağmacı aşama olarak değerlendirmek gerekir. Yapılan düzenleme karşısında, o nedenle; iyileştirilmesini öngörerek, maddelerinin değiştirilip kamu yararına düzeltilmesi yaklaşımı göstererek uzlaşmacı bir pozisyon almak gerçekçi değildir. Bu açıdan, bir yanıyla sınıf niteliğinin ürünü olan, bir yanıyla da AKP karşısındaki ezikliğinden kaynaklanan uzlaşmacı eğilimiyle CHP’nin “elimizi uzattık, gelin beraber yapalım, iyileştirelim” tutumu benimsenebilir değildir. Bu tutum, siyasal İslam’la problemli olsa da kendisi de bir burjuva partisi olan CHP’nin, asıl yönü eğitimin sermaye lehine yeniden düzenlenmesi olan bu eğitimin kesintili kılınması girişiminin özüne karşı olmadığını, bu düzenlemeyle esasta uyuşabileceğini ve AKP’nin, aralarındaki belli başlı uyuşmazlık noktası olan eğitimin dincileştirilmesi ve İHL’ler lehine olan yönlerini geri çekmesi halinde, yasayı birlikte geçirebileceklerini belirtmektedir. Oysa bu yasa eğitimde bir yıkım yasasıdır ve yırtılıp çöpe atılmalıdır.

ZORUNLU EĞİTİM NEDİR? 4+4+4 KESİNTİLİ EĞİTİM NE GETİRİYOR?

Düzenlemenin ayrıntılarına göz atarsak…

* 4+4+4 kesintili eğitim düzenlemesi ile yakından incelenmesi gereken eğitim basamağı, zorunlu eğitimdir. Belirli yaş aralığındaki (6-14) çocuk ve genç yurttaşlara uygulanan temel eğitimdir. Zorunlu olarak yapılması, işçi sınıfının ve bağlaşıklarının tarihsel süreçlerdeki savaşımları sonucu elde edilmiş bir kazanımdır. 12 Eylül Anayasası bile bu kazanılmış hakkı kayda geçirmekten kaçınamamıştır. Ve bu anayasanın 42. maddesine göre, “İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasız yapılır.” Kesintili eğitim düzenlemesini gündeme getiren hükümet, yaptığı düzenlemeyle anayasal bir hakkı “zorunlu olmak”tan, “parasız ve devlet okullarında” yapılıyor olmaktan çıkartarak, kazanılmış hakkı, zorunlu eğitim hakkını ortadan kaldırmak istemektedir.* Kesintili eğitim düzenlemesiyle, esasen neoliberal uygulamalarla, paralı, pahalı, özel hale getirilerek kamusal özellikleri büyük ölçüde törpülenmiş olan eğitim sistemi, AKP’nin öngördüğü anayasa değişikliğiyle neleri hedeflediğini de göstererek, tekellerin çıkarlarına uygun olarak tümüyle dönüştürülmektedir. Düzenlemedeki tanımlama şöyledir: “Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonundan başlar,13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılının sonunda biter.” Görüldüğü üzere, ne “parasızdır” ibaresi vardır, ne de “devlet okullarında yapılır” ibaresi! Kesintili eğitim, ilköğretim döneminde de eğitimi yerelleştirip özelleştirmenin güçlü ve temel bir adımıdır.

 

* Kesintili eğitim düzenlemesi, eğitimbilim açısından hiçbir değer taşımıyor. Düzenleme bir toplumsal gereksinimden doğmuyor. Üniversitelerin, eğitim fakültelerinin bir çalışması, eğitimcilerin önerisi değil. Hiçbir ön çalışma ya da planlama yapılmadan gündeme dayatıldı. Düzenleme ile ilgili bir ön uygulama planlanmadı. Pilot okullarda düzenlemenin getireceği değişiklikler hayata geçirilip, bu ön uygulamaların dönütleri alınıp sonuçlar çıkarılmadı. Bu düzenleme, on yıllardır çalışması yapılan, zorunlu eğitim kadar önemli olduğu somutlaşan “okul öncesi eğitim” örgün eğitim kapsamı dışına çıkartılarak, çocukların gelişim sürecine yok edici bir darbe vuruyor. Eğitim bilimsel bir olgudur ve 0-6 yaş, çocukların zihinsel, duygusal, bilişsel gelişimlerini tamamlama sürecidir. Bütün uygulamalar okul öncesi eğitim alan çocukların, bu eğitimi almayanlardan daha başarılı olduğunu kanıtladığı halde, okul öncesi eğitim, örgün eğitimde yok. İlköğretime başlama yaşı bir yaş öne çekilerek, çocukların küçük ve büyük psikomotor becerileri gelişimini tamamlamadan, onlardan okumaları ve yazmaları isteniyor. Eğitim kademelendirilerek, ancak somut olay ve nesnelerle algılayan 10 yaş çocuklarının, ikinci dörtlük basamakta soyutlama yapmaları, soyut kavramları yapılandırmaları isteniyor. Yeni kesintili düzenlemeyle seçmeli derslerle ve branş öğretmenleriyle on yaşında tanışacak çocuklar büyük bir zihinsel, duygusal kaosa sürüklenecek; zaten ezbere, aktarmaya (dikte etmeye) dayalı eğitimle sıkılmış öğrenciler, bunalarak, okuldan uzaklaşacaklar.Türkiye nüfusunun ortalama okula gitme süresinin 3,5 yıl olduğu düşünüldüğünde, kesintili eğitimin genel eğitime katkı sağlamaktan çok zarar vereceği söz götürmez bir gerçektir.

 

* İkinci 4’lük dilimde “mesleğe yönlendirme”, anti demokratik içeriklidir. Ailenin isteklerini, beklentilerini, çocuğun kendine özgü konumunu önemsemeyip dikkate almıyor. Çocuğa, özellikle kız çocuğuna seçimini yap diyor; “İmam hatip mi? Meslek lisesi mi? Çocuk gelinlik mi?” Kademeli eğitim, eğitim piramidinin basamaklarını yukarı geçişlerde, mevcut adaletsizliğini derinleştirerek, “akademik eğitimi” sekteye uğratıyor. Bu bakımından da bilimsel eğitim karşıtı bir özellik taşıyor. Adeta “üniversite eğitimi olsa da olur, olmasa da” denilmiş oluyor!

 

* Bu değişiklik büyük bir emek düşmanlığı taşıyor: Değişiklik yürürlüğe girdikten sonra, 5. sınıf okutan bütün öğretmenler “norm fazlası” haline gelecek ve bakanlık tarafından başka alanlarda görevlendirilebilecektir. Başlangıçta 4. sınıf sonrası için öngörülen “açık öğretim” sistemi, tepkiler üzerine 8. sınıf sonrası için getirildi. “Çocuk gelinler”in ağırlıklı olarak 13, 14, 15 yaşlarında oldukları düşünüldüğünde, yapılan düzenleme ile “çocuk gelinler” uygulamasına resmen onay veriliyor. Görülüyor ki, 8. sınıftan sonra önü açılmakla kalınmayıp amaçlanan “açık öğretim” sistemi ile, zorunlu eğitimin “esnekleştirilmesi” arasında doğrudan bağ kuruluyor. Bu şekilde, eğitim sisteminin piyasa ile ilişkilendirilmesi ve özellikle mesleki eğitim ile sermayeye ucuz işgücü sağlanmak isteniyor. Bu bağlamda patronlar mesleki okullar açabilecekler, meslek okulu açan patronlara kamu kaynaklarından öğrenci başına para ödenecek ve devlet mesleki eğitimden kademeli olarak çekilecek.

* 4+4+4 sisteminde ilk 4 yıldan sonra gelen 4 yıl (10-14 yaş dilimi), “yönlendirme ve ortaöğretime hazırlık” olarak planlanmaktadır. Öğrencilerin ergenlik ve ilk gençlik başında henüz her alanda gelişimini sürdürdüğü, ilgi ve yeteneklerinin belirgin ve tutarlı hale gelmediği bir dönemde meslek seçimine zorlanmaları, bilimsel ilkelere uygun olmadığı gibi, gerçekçi de değildir. Dünyanın belirli bir gelişme düzeyindeki kapitalist ülkelerinde mesleğe yöneltme, gencin ilgi ve yeteneklerinin belirgin ve tutarlı hale geldiği, “kariyer” kararları için gerekli olgunluğa tam anlamıyla olmasa da kısmen ulaştığı dönem olan, 17 -18 yaş döneminde yapılagelmektedir.

* 4+4+4 kesintili eğitim düzenlemesi ile bir taraftan uzun vadede seçme sınavlarının kaldırılacağı iddia edilirken, diğer taraftan bu düzenlemenin, çocukların daha erken yaşta dershane ile tanışmasına neden olacağı ortada. Yıllardır eğitimin bütün kademelerini “sınav odaklı” hale getirenler, dershaneye gitme yaşını 8’e indirerek çocuklara en büyük kötülüğü yapıyorlar.

* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay’ın zorunlu din derslerinin kaldırılması kararlarına karşın bu konuda her hangi bir düzenleme yapmayanlar, zorunlu din derslerinin yanına bir de seçmeli din derslerini ekleyerek “dindar gençlik” projelerini güçlendirmek istiyorlar. Aslında, suskun, hak, hukuk, adalet, eşitlik, eleştiri kavramlarını bilmeyen, itaatkar, “büyükleri”ne, yani kendilerini sömüren ve yönetenlere sorun olmayan/çıkarmayan kuşaklar yetiştirmek istiyorlar. AKP’nin dayandığı zengin İslamcılar çok dert etmese de, inanan geniş yoksul kesimleri afyonlamak üzere bu düzenleme hayata geçirilerek, politik rant elde edilmek amaçlanmaktadır. Bütün okulların ikinci kademesine seçmeli Arapça, Fıkıh ve Kur’an dersleri konularak, eğitimde fiilen imam hatip modelinin oluşturulması hedeflenmekte; bununla, teknik eğitimden geçirilerek sermayeye sunulacak vasıflı işgücünün aynı zamanda dincileştirilerek, patronu karşısında suskun, itaatkar ve hak aramaz nitelikte olmasının sağlanması istenmektedir. Başbakan’ın 2023 projesinin yaygın kitle tabanı hazırlanmaktadır.

Okulların ikinci kademesinde Kürtçenin de seçmeli ders olacağı söylenmesine karşın, düzenleme metnine bu ifade konmamıştır. Kürtçe konuşmak için yıllardır hapiste yatmayı göze alan, anadilleriyle eğitim yapmak için dilekçe verdiği gerekçesiyle üniversitelerinden atılan, hapis yatan, Kürt siyasetçileriyle gençlerinin üzerine karabasan gibi çullanıp savaşta ısrar edenlerin, milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçeyi –zengin bir kültürü, yazarları, edebiyatçıları, sinemacıları, özerk bölgesel hükümeti bulunan Kürt halkının dilini– “kültür dili” saymayanların,  bu düzenleme ile “Kürtçe seçmeli” olacak demeleri, demagojiden başka bir şey olmasa gerektir. TRT Şeş’le kendilerinin ve “devletlularının” bekası için 24 saat yayın yaptıranlar, Kürtçe konuşan 15-16 milyon yurttaşın dilini örgün eğitime almayarak “inkarda” ısrar edenler, yaptıkları ucube düzenlemeye destek bulmak amacıyla yalan-dolana baş vurarak, “Kürtçe eğitim” olanağı sağlanmakta olduğunu ileri sürüp tepkileri yumuşatarak rant elde etmek istiyorlar.

4+4+4 Kesintili Eğitim düzenlemesinin içinden henüz “cin” çıkarılmadı. Aslında düzenleme çok daha büyük yıkımlara gebe. Bizlerse, bu “cin”in şişesinden çıkartılmasını engellemeye mecburuz. Çünkü hedeflenen en az 2-3 kuşağın bu düzenlemenin ideolojik ve politik hedefleri doğrultusunda biçimlendirilmesidir.

Oysa emekçi halkın, gençlerin, eğitimcilerin de talepleri var. Bu taleplerin toplumsal bilince dönüştürülüp maddi bir güç olması, halkın çıkarı gereğidir. Ebette bunun için bu taleplerin doğru kavranması, anlatılması ve en başta eğitim sendikaları ve geniş gençlik yığınları olmak üzere birleşebilecek bütün güçlerin birleştirilerek, yasa Meclis’ten geçse bile bu düzenlemeyi uygulatmamayı ve geri aldırmayı hedefleyen bir mücadele hattına girilmesi zorunludur.

Eğitimle ilgili halkın talepleri nelerdir, eğitim emekçileri, gençler, emekçi halk ne istiyor?

* Eğitim temel bir insan hakkıdır. Eğitim hakkından her yurttaşın eşit, parasız ve kendi anadilinde yararlanmasının sağlanmasını, “okulların ticarethane, öğretmenlerin tahsildar” olma konumuna son verilmelidir.

* Eğitim politikaları iktidarın siyasal hedefleri ve piyasa gereksinmelerine göre değil, bilimsel veriler, toplumsal ihtiyaçlar gözetilerek sunulmalı ve planlanmalıdır.

* Eğitimde müşteri bilinci değil, yurttaşlık bilinci geliştirilmeli, “gemisini kurtaran kaptan”, “devlet kapısı deniz yemeyen domuz”, “önce kendini, sonra başkalarını kurtar” bireyciliği ve çıkarcı yaklaşımı terk edilmelidir.

* Eğitim hizmetlerinin sunumunda proje temelli, piyasacı stratejik planlama değil, eğitimin bütün bileşenlerinin katıldığı demokratik bir planlama yapılmalıdır.

* Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Farklılıklara karşı ön yargıları kışkırtan uygulamalara son verilmelidir.

* İHL modeli bir okul, laik demokratik bir toplumda kabul edilemez. Bütün dünyada olduğu gibi, bizde de bu tür okullar özel olmalı; mezunları, kamu alanında görev verilmeden sadece din ile ilgili hizmetlerde çalışmalı, dini eğitim örgün eğitimden tümüyle çıkarılmalıdır. Din işleriyle eğitim ve devlet işleri birbirinden net ve kesin olarak ayrılmalıdır.

* Eğitim, demokratik laik, bilimsel, ana dilinde kamusal ve nitelikli olarak yapılmalıdır.

Parasız nitelikli bilimsel eğitim için 4+4+4 kesintili eğitime karşı mücadeleye!

 

 


* AKP, görünüşte 12 Eylül’ü suçlar ve 12 Eylül Anayasasını “bireye değil devlete öncelik vermesi” ve “devlet karşısında bireyi gözetmemesi” nedeniyle sözde demokratik bir gerekçeye dayanmaya çalışarak değiştireceğini açıklarken, kazanılmış parasız, kesintisiz ve zorunlu ilköğretim hakkını gasp etmek üzere gündeme getirdiği yeni kesintili eğitim düzenlemesiyle 12 Eylül Anayasasına bile rahmet okutmaktadır. Sadece buradan bile, Anayasa değişikliği istemekte olan AKP, bu isteğinin ardında yatan gerici amaçlarını ele vermektedir: AKP, uluslararası ve yerli tekellerin çıkarları doğrultusunda daha da gericileştirilmiş neoliberal bir anayasa istemektedir.