“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Özgürlük Dünyası Mart 2012 Sayısı (227)

 

İÇİNDEKİLER

Sınıf-iktidar-ideoloji ilişkisi ve ‘indirgemecilik’
Yusuf Akdağ

'Emperyalist ekonomizm'in güncelliği
Aydın Çubukçu

AKP’nin gençlik projesi: Dindar nesil

Nuray Sancar

Dindar ve kindar nesillere doğru
Cevriye Aydın

AKP’nin ‘bahar planı’, bölgesel gelişmeler ve Newroz!
Y. Yılmaz Karataş

Birinci yılında Arap halk ayaklanmaları ve TKP’nin 'devrim' anlayışı
Seyfi Selçuk

Kadınlar ve gerçek eşitlik
Fulya Alikoç

Kaz dağları’nda siyanürlü altın karşıtı mücadele ve sınıf partisi
Özer Akdemir – Filiz Ceylan

 

 

SUNU

Sermaye ve hükümetin har alanda saldırılarını tırmandırdığı ve halkın bütün kesimlerini, kazanılmış hakları ve özlemlerini hedefe koyarak ateş altına aldığı koşullardayız. “Demokrasi”yi “derinleştirme” iddiası ve görünüşte “seçilmişlerin egemenliği”ni gerçekleştirme ve savunma teziyle ülkede “vasi” değişikliği yönünde ciddi adımlar atan AKP, kuşkusuz dayanaklarıyla birlikte, hem içeride hem dışarıda, elinden geleni ardına koymayarak saldırı üstüne saldırı tazelemektedir. Elbette Amerikalı emperyalistlerle el eledir, onların saldırı ve savaş arabasına, hatta “şoför mahalli”ne binmiş, çıkmazlara dolana dolana “ilerlemektedir”.

Suriye’yle ilişkilerde böyledir.. Bir takım köşe yazarına inanılırsa hatta ABD yönetimini bile daha ileri müdahalelere ikna etme pozisyonundadır. Heyhat! Boynuz kulağı geçmemiştir, ama bugünkü durumun böyle süregitmesinin en çok AKP Türkiye’sini etkilemekte olduğu da gerçektir –Hükümet, “sıfır sorun”un ardından Türkiye’yi komşusu ile bir arada durmakta olağanüstü zorlandığı bir noktaya sürüklemiştir. İran’la ilişkilerde, yumuşatılmaya ve nükleer pazarlığın Türkiye’de düzenlenmesi üzerinden ötelenmeye çalışılsa da, hızla bu noktaya sürüklenilmektedir. Irak farklı değildir. PKK’ye karşı dayatmalarda bulunulan Barzani ve Kürt Özerk Bölgesi’yle Irak Sünnileriyle kurulmaya çalışılan yakınlık yetmemektedir. Hem Türkiye Kürtleriyle bunca düşmanlık ortamında Irak Kürtleriyle problem çözülememekte, hem de Şii çoğunluklu Irak hükümetiyle düşmanlaşılmaktadır.

İçeride de artık pratik hal alan açmazlarıyla karakterize olma sürecine girmiş olan hükümet, giderek “mağdur”u oynayamaz hale gelmekte ve “inandırıcılık” sorunu yaşamaya başlamaktadır. Hiçbir şekilde izahı yapılamayan Uludere Katliamı’nın bu açıdan yarattığı “kırılma”, “koalisyon” halindeki iki Amerikancı neoliberal tekelci mihrağın, “Cemaat”le Hükümet’in dalaştığı MİT “olayı”yla mesafe almıştır. Kürt saldırı altındadır. Sendikalar yasası, kıdem tazminatı, GSS dolayısıyla, yalnızca iktisadi bakımdan değil, ama örgütlenme özgürlüğünün hemen tamamen inkarıyla politik olarak demokratik hakları bakımından da işçi ve emekçiler saldırı altındadır. Üstelik özel mahkemeler ve ifade, basın ve toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarına yönelik “özel” saldırganlık tüm halkı ve haklarını hedef almıştır.

Gerekenin, uluslararası sermaye ve gericiliğin saldırısı altındaki tüm halk sınıf ve tabakalarıyla bütün ezilen kategorilerin ve mücadelelerinin birleştirilmesi olduğu tartışmasızdır.

8Mart’la başlayıp Newroz’la sürecek ve 1 Mayıs’la taçlanacak mücadelenin ilerleyişinin özel günleri vesile edilerek, bu yönüyle mesafe alınmak üzere değerlendirilmesi herhalde gereklidir. 8 Mart dolayısıyla “kadın ve eşitlik” sorunuyla Newroz dolayısıyla Kürt sorununun güncelliğini ele aldık. Gerek Kürt sorunu gerekse Arap ayaklanmaları dolayısıyla, her ikisinde de ilerici ve ilerletici hiçbir yön bulamayan TKP’nin “sosyalizmi”nin anlamını işledik. Bu açıdan Arap ayaklanmaları üzerine makalemiz kadar, Aydın arkadaşımızın “sosyalizm”in bir karikatür olmadığını gösteren Lenin’den derlenen “Emperyalist Ekonomizm - Marksizmin bir Karikatürü” isimli üç makalelik broşürüne ilişkin incelemesi dikkatle okunmalı.

Özgürlük Dünyası’nın bu sayısında da, geçen sayımızda başladığımız Foucault eleştirisi sürdürüyoruz. Yusuf arkadaşımız, eleştirisinde, yine Foucault ile birlikte Althusser ve Dellauze gibi iktidar ilişkilerini gizleyip anlaşılmaz hale getiren, sınıf mücadelesinin üzerini örtmeyi iş edinen ve sınıf siyaseti yapması dolayısıyla “indirgemecilik”le suçladıkları Marksizm’in sözde “ikinci kaynakları”nın Türkiye’deki savunucularının görüşlerinden hareket ediyor. “Dindar ve kindar gençlik”, inandırıcılık sorunu yaşamaya başlayan AKP’nin, bir açıdan “kulluk”u benimseyen, ama “kini” için cihada hazır “militanlar”a olan ihtiyacını karşılamak üzere yeni bir “atağı”nın, bir diğer açıdansa Sünni, Türk, erkek dayanaklı “dini” mevziye geri çekilmesinin işareti. Biri kısa, iki makalemiz geçtiğimiz ayın bu tartışma konusuna ilişkin. Kazdağları ve çevre mücadelesine ilişkin makalemizle bitirdik.

Nisan sayısında buluşmak üzere…