“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

1 EYLÜL BARIŞ GÜNÜ

1 Eylül 1939, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi. Hitler faşizminin Polonya'yı işgaliyle başlayan bu tarihten sonra 6 yıl süren ve 2 Eylül 1945'te sona eren II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda 22 milyonu Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği vatandaşı olmak üzere, 54 milyon insan hayatını kaybetti. Yine milyonlarca insan sakat, yaralı, aç ve sefil yaşamak zorunda kaldı. Kızıl Ordu’nun direnişi ve Sovyet halkının mücadelesi savaşa son verdi. Kapitalist dünyanın etkisiz kılınarak savaş karşıtı bir bloka çekilmesi ve dünya halklarının dayanışmasıyla 1945’te Moskova önlerinde durdurulmasından ve Hitler ordularının yenilmesinden sonra, insanlığa büyük acılar yaşatan savaşların bir daha yaşanmaması dileğiyle savaşın başladığı tarih olan 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak ilan edildi.

Ancak başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler kana doymadılar. Daha II. Dünya Savaşı’nın fiilen bittiği günlerde ABD’nin Hroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarıyla Japonya’da 250 bin kişi hayatını kaybetti. Yüz binlerce insan sakat kaldı. ABD, SSCB’nin dünya halkları nezdinde kazandığı büyük saygınlığı hazmedemeyeceğini ve önümüzdeki yıllarda başlatılacak yeni bir rekabet ve çatışmanın ilanı olmak üzere Japonya’ya attığı bombayla birlikte “soğuk savaşı” da ilan etmiş oldu.

Kapitalist Dünyanın tetikçisi Hitler ve yenilgi yılları

Kapitalist dünya ağır sömürü ve baskı koşullarından, yumuşama dönemine yönelmek zorunda kaldı. Sosyalist SB’nin yanı başındaki Avrupa’da “sosyal devlet” olgusu gecikmeden dereye sokuldu. Sosyal demokrasi desteklenerek sosyalizmin önün kesmek üzere atağa geçirildi. İşçi sınıfının hak ve özgürlük talepleri, çalışma koşulları, çalışma süreleri, sendika ve sigorta haklarında genişlemeler gerçekleşti. Kadın haklarında gelişmeler oldu. Gençliğin taleplerinin karşılanmasında ilerlemeler oldu. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere ileri adımlar atıldı. Sosyal hayatın, kültürel yaşamın zenginleşmesi sağlandı. Diller, kültürler, inançlar üzerindeki baskının azaltılması, yerel yönetimlerin, yerel parlamentoların güç kazanması yönlü istekler karşılanmaya başlandı. Böylece “sosyalizme gerek bıraktırmayacak bir gelişme” için adımlar atılırken, diğer yanda emperyalist kapitalist dünyanın güç kazanması, silahlanması, Stalin’in Hitler ile aynı kefeye konularak hedefe konulması ve SSCB’nin içeriden ve dışarıdan kuşatılması süreci de işletiliyordu.

ABD II. Dünya Savaşı’nın sonuçlarını terse çevirmek istiyor.

ABD II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve hiçbir zaman hazmedemediği tabloyu değiştirmek için sürdürdüğü mücadelede atağa geçmiş bulunuyor.

O, bu gün de dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Bir dönemim Nazi Almanyasının rolünü de üstlenmiş olan Bush yönetimi, kapitalizmin doğasında bulunan savaşları, işgalleri ve dünya egemenliği için silahlanmayı hızla sürdürüyor. SSCB’nin kapitalist dünyaya tesliminden sonraki süreç ABD ve müttefiklerinin gemi azıya aldığı yıllar olarak tarihe geçti. Başta SSCB ülkeleri ve halkları olmak üzere Kafkaslar, Balkanlar savaş ve çatışma alanları oldu. İşgaller ardı ardına sürüyor. Adını renklerden alan turuncu vb. “devrimler” peş peşe devreye sokuldu. İç karışıklıklar çıkarmak için provokasyon ve kışkırtmalar devam ediyor. Bölge ülkelerinin bir birine karşı kışkırtılması ve savaşa sokulması son olarak Gürcistan’ın G. Osetya’ya saldırısıyla gündeme geldi. Yeni savaş ve çatışma alanları yaratmak üzere kışkırtmalar devam ediyor. Afganistan ve Irak işgalleri devam ediyor. İran hala hedefte duruyor. Suriye’nin etkisizleştirilmesi yönlü çabalar sürüyor. İsrail’in başta Filistin halkı olmak üzere tüm Ortadoğu’da bir koçbaşı olarak işlev görmesi sürüyor. Türkiye’nin BOP kapsamında öncü rol üstlenmesi ve ABD’nin bölge karakolu işlevi görmesi çabaları hızla sürüyor. Ortadoğu ve Kafkaslar önümüzdeki dönemin yeni savaş ve çatışma alanları olarak ABD’nin hedefinde bulunuyor. Rusya’nın Osetya ve Abhazya üzerinden başlattığı süreç ve Gürcistan’a yönelik saldırgan tutumuyla birlikte ABD ve Rusya’da cisimleşen çatışmanın tüm bölge halklarını bir kapışmanın içine çekecek potansiyel taşıdığını kaydetmek gerekiyor.

Barışı savunmak ve Kürt sorunu

Bu gün barışı savunanların Kürt sorununu atlamamaları gerek. Türkiye söz konusu olunca ve barıştan söz ediliyorsa öncelikle Kürt sorunu ve çözüm yolu ele alınmalıdır. Bir çok yerde gerçekleştirilen barış festivallerinde de bu sorun atlanmadan ele alınmalıdır.

Türkiye Kürt sorunundan kaynaklı olarak bir çatışma süreci içinde bulunuyor ve egemenler cephesinde bunu durdurmaya yönelik bir gelişme görünmüyor. Kürt halkının eşit haklara dayalı barış içinde demokratik bir ülkede yaşa özlemi, ABD güdümündeki yönetim tarafından karşılanmak bir yana, şiddeti ve çatışmaları derinleştirerek sürdürülmek isteniyor.

Ancak gelinen yerde Türk ve Kürt halkının bu çatışma sürecine, her gün önümüze sürülen cenazelere tahammülü kalmamıştır. Sömürü ve baskıyı derinleştirmek, halklar arasındaki kardeşlik duygularını tahrip etmek, silahlanmayı arttırarak, Bölge’yi kan gölüne dönüştürmek isteyen hükümete ve Türkiye egemen güçlerinin silahlı çözümüne karşı mücadeleyi yükseltmekten başka çıkar yol görünmemektedir.

Türkiye Barış Meclisi etrafında daha da güçlendirilmiş bir mücadele ile AKP’den ve egemen güç odaklarından hiçbir beklenti içine girmeden, barışın ancak mücadele ile, iki halkın birlikte örgütlenmesiyle gelebileceğini bilerek ilerlemek gerekiyor. Sosyalistler barışı, barış mücadelesinin tarihini unutmadan, kapitalizme, işgallere ve savaşlara karşı mücadele perspektifiyle, özgürlük ve demokrasi için barış mücadelesinde ısrarcı olmaya devam edeceklerdir.