Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Anadolu Nükleer Cehennemine Dönüştürülmek İsteniyor

EMPERYALİZM VE UŞAKLARININ NÜKLEER OYUNU

Bu oyunu anlamak için Şek. 1’e bakmak yeterlidir. (1) ABD’de 1978’den bugüne tek santral kurulmadı. (2) 1963 yılından bugüne 23 santral kapatılmak için başvurmuş ve sadece 4’ü kapatılabilmiş. 19 tanesi yıllardır kapatılabilmek için (decommissioning) projeler üretiyorlar ancak, kabul edilmiyor. (3) Bir santralı zararsız olarak kapatabilmek kurmanın 8-12 katı daha pahalı.

Şekil 1. ABD’nin elinde gömülmeyi bekleyen 70 bin ton nükleer atık var

Şek. 1, ABD’nin en saygın süreli yayınlarından olup Mayıs-Haziran 2006 tarihli sayısının kapak sayfasıdır. En son çözüm olarak, 2002 yılında Yucca dağının tepesi seçildi. Ancak, kamuoyunun ve parlamenterlerin baskısıyla Yucca’ya da izin verilmedi. Şimdi köle bir ülke aranıyor. “Sinop ve Akkuyu bu amaçla mı kullanılacak” sorusu gündemdedir. Ancak, izin vermeyeceğiz.....!

Emperyalizmin uşağı bazı profesörler radyasyonlu fındığı halka yedirebilmek için türlü cambazlıklar yapan profesörler gibi davranmaktadırlar. Bunlar engerek ve çıyanlar olup insanımızın canına göz koyanlardır. Bunlar uşaklıklarını iki yolla yerine getirmeye çalışmaktadırlar. (1) Nükleer silah da yaparız diyorlar. Özürleri kabahatlerinden büyük. (2) Nükleer santral kurarsak nükleer teknolojiyi geliştiririz diyor. Yalan. Bin kere yalan. Çünkü nükleer teknolojiye geliştirmek için kurulmuş kurum ve kuruluşlarımız başta İstanbul ve Ankara’da olmak üzere yıllardır çalışmaktadır. İşleri sadece nükleer teknolojiyi geliştirmektir. (3) Kimisi de bu yolla yaşamını sürdürmek için aşağılık davranmayı meslek edinmiştir. Onun için de türlü yalanlara başvurmaktadırlar. Örneğin, eğer kurmazsak sanayiimiz durup karanlıkta kalacağız diyorlar. Bakalım öyle mi?

Anadolu, konumu gereği; Almanya’nın en az 4 katı daha fazla rüzgar enerjisi taşımaktadır. Ancak rüzgar kurulu gücümüz Almanya’nınkinin iki yüzde biri bile değil. Emperyalizmin sözcüsü uşak profesörlere duyurulur. Başka bir anlatımla; Almanya’nın rüzgar kurulu gücü 20000 MW’ı aşmışken Türkiye’ninki 100 MW’ın altındadır. Bizi bu kadar geri bırakan yöneticilerden, özellikle de 12 Eylül 1980 sonrası gelenlerden dolayı utanç duyuyoruz.

Şimdi oyunun daha iyi anlaşılabilmesi için Çiz. 1’e bakalım. İzin verirsek Sinop’a kuracakları nükleer santral (NR) ile bizim önerdiğimiz üç rüzgar çiftliği (RÇ I-III) karşılaştırılmıştır (Şek. 2-5). Tüm mühendislik projeleri; Maliyet, Emniyet, Zaman ve Estetik-Çevre (MEZE) açısından karşılaştırılır. Bu yapılmadığı sürece mühendislik projesi yapılabilir değildir.

Bu karşılaştırmada ulaşılan sonuç: Nükleer santralın yapılabilirliği rüzgar çiftliğine göre sıfırdır. Hatta sıfırın altındadır.

Bu bağlamda, mühendislik ekonomisi denklikleri kullanılarak, iki sistem Çiz 2 ve Çiz 3’te karşılaştırılmıştır.

Sonuç: Rüzgar çiftliklerinin faydalı ömrü sonrası kârı iken nükleerin zararı 74 milyar dolardır. Çevreye yapacağı kıyım ise parayla ölçülemez. Kazım Koyuncu’nun değerini parayla ölçecek olan bir insan yoktur. Sadece gözü dönmüş emperyalizmin uşağı profesörler bir değeri biçebilir.

Çizelge 1. Sinop’a kurmak istedikleri nükleer reaktör (NR) ve rüzgar çiftliğinin (RÇ) maliyet, emniyet, zaman ve estetik-çevre (MEZE) açısından karşılaştırılması

 

Şekil 2. Sinop nükleer santral ve öneri rüzgar çiftlikleri yerleşkesi

Şekil 3. Karaburun yarımadası ve ön adacığı rüzgar çiftliği

Şekil 4. Sinop yarımadasının anakara uzantısı rüzgar çiftliği.

Şekil 5. İnceburun yarımadası rüzgar çiftliği

Çizelge 2. Sinop’a nükleer santralın 8’i yapım aşaması olmak üzere 38 yıllık Gelir-Gideri

Çizelge 3. Sinop’a kurulmasını önerdiğimiz üç rüzgar çiftliğinin 38 yıllık Gelir-Gideri

 

Emperyalizmin uşağı yetkililer ülkemizi nükleer cehennemine çevirebilmek için ölümü gösterip hastalığa razı etme yolundalar. Bunun için hemen 12 milyon yıllık Hasankeyf’i katletmek için Ilısu barajının temelini atmadılar mı? Oysa bu dönekler iktidara gelirken Hasankeyf’i kurtaracağız dememişler miydi?

Yukarı Mezopotamya’ya yaşam kaynağı olmuş olan Dicle ve Fırat’ın suları altında boğulmaları uzak değil. Bu bağlamda konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Ek I’de sunulan yazı hazırlanmıştır.

Ülkemizin enerji sorununu iki yıl gibi kısa bir sürede yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızla çözmek olasıdır. Bunlarda bir tanesi EK II’de verilmiştir.

EK I

“HEM HASANKEYF, HEM DE DAHA FAZLA ENERJİ”

EDU ulusal çalışma grubumuz için son derece önemli bir uğraş alanı olan 12 bin yıllık Hasankeyf uygarlığını koruma ve kollama işleri onurlu dik duruşu gerektirmektedir. Bu bağlamda, tüm kapılar çalınmış ve çalınmaktadır. Çünkü, Hasankeyf’i katledecek Ilısu barajının %10 maliyetine 2 kat daha fazla hidrolik enerjiyi Dicle havzasından barajsız olarak sunabiliyoruz. Ayrıntı kim isterse sunulabilmektedir.

Ülkemizdeki birinci sınıf ovaları katleden, dünyada eşine ve benzerine rastlanmayan Zeugma gibi uluslararası miraslarımızı sonsuza dek katleden ve bunlara bağlı sosyal felaketleri ulusumuza dayatan DSİ, 1949 - 1953 yılları arasında ABD tarafından kurulmuştur.

Değerli aydınlık dostlar; hepiniz biliyorsunuz ki; birbirinden değerli yurtsever aydın insanlarımız bu kurumda çalışıyor. Onlar bizim canlarımız ve yoldaşlarımızdır. Ancak, sistem öyle kurulmuş ki; kararı Washington ve Londra veriyor. Başbakan ve genel müdür aracılığıyla da uygulamaya sokuluyor. İşte Hasankeyf katliamı da (izin verirsek) böyle bir gelişmenin ürünüdür.

GAP’ın barajları yapıldığında Türkiye’nin elektriğinin iki katı elde edilecek derlerken, %1500’ün üzerinde yalan söylediklerinin bilincindeydiler. Oysa, bu barajların birkaç on sene sonra ülke gereksiniminin %1’ini bile karşılamayacağı açıktır. Ülkemizin ömrü ise 40 yıl değil, “halkların kardeşliğinin halkların birliğinden geçtiği” ilkesine dayanarak sonsuz diye tanımlanabilir. Ülkemizi enerji açısından %90 bağımlı kılan uşaklar yönetimde her zaman yer almayı emperyalist efendileri sayesinde becerdiler. Almanya son on yılda ülkemizin gereksinimi olan elektriğin yarısından fazlasını rüzgar, güneş, deniz dalgası ve benzeri yöntemlerle elde ederken %15 de tasarruf sağlamıştır. Bizimkiler ise, 4 sente sattığı elektriği 11-15 sente dışarıdan satın aldıkları fosil yakıtla çalışan santrallere ödüyor. Utanç verici ve tiksindirici bir durumla karşı karşıyız. Çözüm, bilimin kılavuz edilmesinden geçmektedir.

Bu bağlamda, öneri projelerimiz daha düşük maliyette olup ömürleri de sonsuza dek uzanmaktadır. Daha da önemlisi, çevre dostu projeler olup doğayı ve kültürü kollayıp geliştiren projelerdir.

8 türbinli Keban’ı kurarken “doğunun Paris’i Keban’a zenginlik sağlayacağı” çığırtkanlığı uşaklar tarafından yapılıyordu. Oysa, faydalı ömrü, öngörüldüğü gibi 100 yılda değil, 20 yılda tamamladı.

1986 yılında sadece 2 türbini çalışıyordu. Şimdi durum daha da bir felaket. Ülkemizde elektrik parasını ödeyemedi diye ceza alan ilk belediye başkanı Keban belediye başkanıdır. Keban ilçesi de bir köye dönüşmüştür. Çünkü Keban’ı doğunun Paris’i yapan ve onu binlerce yıldır besleyen Fırat ovaları ve Keban ormanlarıydı.

Artık Keban ormanı da yok, dünyanın gözbebeği Fırat ovaları da yok...! Yazıklar olsun onlara....! Ayrıca Keban barajının maliyeti gelirinin birkaç kati olmuştur. Bunun bir felaket olacağını ileri süren yurtsever aydınlar ise sürgünlere gönderilmiştir.

Genel müdürler genellikle profesör olup bilimi ve tekniği kolayca ayaklar altına alacak birisi olmalıdır. Tayinler böyle yapılıyor. Bu müdürleri DSİ’nin çalışanları seçmiyor. Bunları lütfen tanıyalım.

Konumuz olan Hasankeyf’e geçmeden önce, barajların dünyada 1980 yılında neden yenilenebilir enerji kaynağı olmaktan çıkarıldığına göz atalım.

Barajların yapılması durumunda;

(1) Öncelikle su kaynaklarının önemli bir bölümü baraj gölü altında kalır.

(2) En verimli topraklar akarsu yataklarında ve yamaç eteklerinde olduğundan tamamı sular altında kalır.

(3) Çevre dostu olan projemizin faydalı ömrü sonsuza uzanırken, barajların ömrü 30-60 yıl gibi kısa bir süreyle sinirlıdır. Daha sonra da küresel ısınmayı artıracak şekilse sera gazı (ch ) üretirler. Kyoto sözleşmesine göre küresel ısınmaya neden olan bu gazların 4 vergisi ödenecek. Kim..? Şüphesiz ki Anadolu’muzun emekçileri ödeyecek.

(4) Nemli bir iklimin egemen olmasıyla birlikte yere özgü hayvan ve bitki toplulukları yaşam ortamlarını yitirirler. Virüs ve bakteriler nemli ortamlarda kolayca çeşitlenerek ürerler.

(5) Çevredeki dağlara yükselemeyen ağır bulutlar yamaçlara, yağmur olarak düşüp, aşın-taşını (erosion) arttırır. Böylece, bitki tohumlarının çimlenmesi için gerekli olan ve döşek görevi gören fizyolojik (canlı yetiştiren) toprak yıkanıp uzaklaştırılır.

(6) Bitki tohumlarının çimlenmesi için gerekli olan ve yorgan görevi gören kar örtüsü Keban ormanlarında olduğu gibi bir daha oluşmayacaktır. Hava sıcaklığının -50° olduğu bir yerde 40 cm kalınlığındaki bir kar örtüsünün altındaki sıcaklık 0° dolaylarındır. Bu da tohumların dondan korunması için yaşamsal önem taşımaktadır. İşte onun için kar örtüsü yorgandır. DSİ tam 53 senedir bu kıyımını sürdürmektedir. Anadolu’da yapılan bu bağlamdaki kıyımlar S. Demirel ile doruğa ulaşmıştır.

(7) Yer altı suyunu besleyen kar yağışıdır. Çünkü kar örtüsü alttan erime yapar. Buharlaşmayla kaybı yok denecek kadar azdır. Oysa; yağmur yağışları yamaçlarında yüzey akışına dönüşerek fizyolojik toprağı, yukarda değinildiği gibi, yıkayıp götürür. Böylece fırın sorunlarına da ortam hazırlanmış olur.

(8) Tarlasını, teveğini, bağını bahçesini ve yaşam ortamını kaybedenler zorunlu olarak göç ederler. Büyük kentler kısa sürede canlarını alırken, “aç kedi fırın yıkar” ilkesi gereği çevrelerinde istem dışı sosyal sorunlar yaratırlar.

(9) Son fakat en önemlisi, 30 yıllığına ülkenin %1 elektriğini sağlayacak diye 12 bin yıllık Hasankeyf, Zeugma ve benzeri uygarlıklar ile uluslararası kültürel miraslarımızı katleder. Hem de yatırım maliyeti gelirinin birkaç katı olduğu halde bu kıyımlara neden olunur.

Oysa ülkemizin elektrik gereksinimi, hiç baraj yapmadan ve düşük kalorili kömürle çalışan dev santraller kurmadan, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanabilir.

12 BİN YILLIK UYGARLIĞIN BEŞİĞİ HASANKEYF’E DOKUNULAMAZ ....!

Bu kıyımcı uşaklar aşağıdaki noktaları bilemezler ki...! Bunun için; yurt sevgisi, insan sevgi ve saygısı, bilim aşkı, halkların kardeşliğine inanma, ümmet toplumunun değil çağdaş cumhuriyetin bireyi olma ve benzeri özellikleri içine sindirmek gerekir.

(1) Katliamlarını yaşama geçirmeyi sürdürmek üzere izin verirsek kuracakları Ilısu barajını besleyen akarsuların ortalama düşüsünün 2000 m olduğunu nereden bilebilirler ki...!

Hakkari, Siirt, Van, Muş, Bingöl, Elazığ, Diyarbakır ve Batman illeri sınırları içerisinde kalan başı karlı bu yüce dağlardan doğudan batıya birkaç örnek sunalım. Narlı dağı (3267 m), Mevzi dağı (3446), Kepçe dağı (3634), Yassı dağ (2280), İhtiyar Şahap dağları (>3000), Sinidağ (>2800), Bulak dağı (2633), Aydınlık dağları (2973), Muş dağları (>2500), Bingöl Genç dağları (>2500), Akdağ (>2000) ve Maden dağları (>2000) bu sıradağların başında yer alır.

(2) Yeraltı depolama sisteminin dünyada yaygın olarak kullanıldığını bilemez ki...! Bunun için 5 temel bilime inanmak gerekir. Emperyalistlerin buyruklarına evet diyen kafalar bu aydınlığı göremez. Sadece Çatak, Bitlis çayı, Sason çayı, Batman çayı ve kolları, barajının iki katı elektrik sunabilecektir. Hem de çevre Garzan çayı ve kolları, Ilısu dostu yöntemle, birkaç on yıllığına değil, sonsuza dek bu enerji arttırılarak elde edilebilecektir (Çiz. 1).

(3) Kamuoyuna 400 milyon dolarlık elektrik alacağız diye, hiçbir bilimsel dayanağı olmadan, gerine gerine yalan söylüyorlar (Çiz. 2). Keban’da olduğu gibi; ilk yıldan başlayarak her yıl sıfıra doğru azalan bir enerji elde edilecektir. 30 yıl faydalı ömrü olan bu baraja 60 yıl diye direniyorlar. 100 yıl olsa ne olacak. Ülkemizin ömrünü yoksa 60 yıl diye mi düşünüyorlar? Bu ülkenin ömrünü belirlemek emperyalistlere ve uşaklarına kalmadı. Erinde geçinde, ulusal kurtuluş savaşı vermiş bu ulusun çocukları; içeriden ve dışarıdan gelen bu saldırıları püskürtecektir.

Çizelge 1. Sadece Hakkari – Van - Muş sınırından doğan ve karla beslenen akarsulardan barajsız olarak elde edilecek elektrik Ilısu barajınınkinden daha fazladır

Zapsuyu, Dicle, Keban havzalarında; seki, seldağınaklık, yeraltı depolama, tünel/boru hattı ve ilgili bileşenlerden oluşan çevre dostu projelerimizle 40 yıllığına değil, sonsuza dek elektrik sunmaya hazırız. Hem de onda bir maliyetine. Ayrıca ülkemizin gereksiniminin 5 katı enerjiyi barajsız hidrolik, rüzgar, güneş – ısı, güneş – FV, yerısı, biyodizel, güneş – hidrojen – bor ve benzeri yöntemlerle vermeye hazırız. Bunlarla ilgili konan gerici yasa ve tüzüklerin kaldırılması öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Çeşitli meslek dallarından bilgili ve deneyimli uzmanlardan oluşan tek daire bu ulusal enerji kaynaklarımızın kullanımı için gerekli tüm imzaları atabilecek ve 20 günden daha kısa bir sürede ruhsatla ilgili görüşlerini sunabilecek bir yapılanmaya gidilecektir. Devletin 4 sente sattığı elektriği doğal gazla üretenden 11-15 sente aldığını biliyor muydunuz? Bu ilkelliğe hemen son verilmelidir. Tam tersine ulusal kaynaklarımızdan enerji üretenler ödüllendirilmelidir.

Çizelge 2. Ilısu barajının gelir - gider inceleme veri ve sonuçları

Bu hesaplamalar, karar vericilerin dürüst olduğu varsayımıyla yapılmıştır. Oysa açıklanan %8 faizin %20’lere ulaştığı, ülkemizdeki diğer uluslararası projelerde görülebilmektedir. Ayrıca imzalanan keşif bedelleri, otoyollarda olduğu gibi %1000 artırılırken, burada, açıklanan 1,2 milyar avro kullanılmıştır. Bunun katlanacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Çünkü, Hasankeyf’i RTE’nin emriyle katledecek olan bu firma, Karadeniz’i de katleden firma olup, Hopa – Sarp arasında aldığı artış %600’ü aşmıştır. Kamulaştırma bedelleri de hesaba katılmamıştır.

Ilısu barajı maliyetinin 40 yıl sonraki değeri: 40 milyar dolardır. Buna karşın, elektrik gelirinin 40 yıl sonraki değeri: 23 milyar dolardır.

Bu mühendislik hesaplamalarında, katledilen ovaların ve uluslararası miraslarımızın ederi hesaba alınmamıştır. Çünkü; bunların ederi sonsuz olup hiçbir karşılaştırmada hesaba katılamaz. Katacak olana da, uluslararası ölçütlere göre, insan denemez.

Konu gelmişken, tarihi eserler için kurtarma projesi yapan profesörler bilsinler ki; müzelere kaldırdıkları her parça yapılan katliamın ve soykırımın birer belgeleridir. Yapmaları gereken, Hasankeyf gönüllüleri gibi katliamcılara karşı onurlu dik duruş sergilemektir. İlgili bilim dallarındaki gelişmelere kulaklarını ve gözlerini kapamasınlar. Bütün bu olumsuzluklara karşın başaracağız.

Değerli kamuoyumuz, lütfen Şek. 1 ve Şek. 2’yi inceleyiniz. Bu kıyımlarda doğrudan yer alan firma Hasankeyf’i katletmek üzere yine devrededir.

Şekil 1. Hasankeyf’i RTE’nin emriyle katledecek olan firmanın Hopa – Sarp arasında aldığı artış %600’ü aşmıştır. Suç bu firmanın değil, buna olanak sağlayan RTE ve ekibinindir.

Şekil 2. RTE’nin emriyle Karadeniz’imizi katleden firmaların kıyımlarına örnek.

Anadolu’nun diğer cennet köşelerindeki otoyol kıyımlarında da aynı oyunlar geçerliydi. Çevreci diye yutturulan TMA’nın başının (sayın Karaca değil) başı çektiği Tarsus – Adana – Gaziantep otoyolunda fiyat artışı %1000’in üzerindeyken, Bolu dağı geçişinde, RTE’nin son iki düğünde onur konuğu Berlusconi için peşkeş çektiği kaynaklarla birlikte %1200’ü aşırılmaktadır. Berlusconi ülkesi için gerekeni yapmıştır. RTE’ye ise ne denebilir?

Bunun yorumu okuyucuya bırakılmıştır. Ancak uluslararası tanımı, burada anımsatmakta yarar olabilir: Mühendisler, insan olmaları nedeniyle, öngörülerinde %20 yanılabilirler. %50 yanılma, ehliyetsizlik ve yeteneksizliktendir. Diploması elinden alınmalıdır. %100 yanılmanın altında çalma - çırpma aranır. %200 yanılmada erdemlilikte çürüme vardır. %300 yanılma, ancak ve ancak, vatana ihanetten kaynaklanabilir. %500 yanılmanın nasıl tanımlanacağı okuyucuya bırakılmıştır. Uluslararası bilimsel etkinliklerimizde de bu soruya yanıt bulamadık. Uygun bir nitelendirme bulursanız, bildiriniz ki yayınlayabilelim.

EK II

GEREKSİNİMİN İKİ KATI RÜZGAR ENERJİMİZ VAR....!

Rüzgar enerji gizilgücümüz 80 bin MW’ın üzerindedir. Başka bir anlatımla, kurulu gücümüzün iki katından daha fazladır. Ne istiyorsunuz uşaklar Sinop’umuzdan ve Hasankeyf’imizden....?

Özellikle rüzgar enerjisi üretimi açısından Almanya ve İspanya’nın sırasıyla ilk iki sırayı paylaştığı ve her ikisinde de aşağıda çerçevesi çizilen yaklaşımı izlediği görülmektedir.

(1) Alım garantisi, hatların dağıtım firması tarafından çekilmesi, lisans almada özendirici kolaylıklar yasal çerçeve içerisine alınmıştır.

(2) Piyasa fiyatının üzerinde birim ücreti ile emisyon (sera gazı) etkisini azaltma ödülünün bu ücretin üzerine yansıtılması ve ilk 10 yıl için vergi indirimi gibi konular özendirici olarak yasalarla tanımlanmıştır. Doğal gaz ve diğer fosil yakıtlar için verilen ayrıcalıklar özellikle bu konu için verilmelidir. Oysa ülkemizde fosil yakıta dayalı enerji için yaklaşık 10 sent/kWs ödenmektedir.

Bağımsız ve bağlantısız enerji kurumunun oluşturulması, enerji sorununu kısa sürede çözeceği gibi, bilim ve sanatın da ödüllendirileceği bir ortam yaratacaktır. Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO)’nun bu bağlamda yürütücü (moderator: içimizdeki İngilizler için) görevini üstlenmesi de doğru bir yaklaşım olabilir.

1. Enerjide yeni ve yenilenebilir kaynaklara dönüş kaçınılmazdır. Hem ülkemiz hem de insanlık için zorunludur. Fosil yakıtlar fitili ağır ağır çekilen bir bomba olan küresel ısınmaya neden olmaktadır. ABD, dağlar gibi biriken Nükleer atıklarını koyacak yer bulamamaktadır (Bulletin of Nuclear Scientists, May-June 2006; kapak sayfası). Diğer ilgili ülkelerde de durum farklı değildir.

2. Bu onurlu uğraşta en büyük engel ilgili devlet kurumlarıdır. Örneğin EPDK ve TEİAŞ. Çünkü atanmışlar olup, atayanların çıkarlarını korumakla görevli olduklarını sanabiliyorlar. Bu makamlara gelebilmek için kesinlikle bilgi ve deneyimleri ölçüt olmalıdır.

3. Monarşiyle yönetilen bugünkü ortamda bilim ve sanat gelişemez ve insanlığın yararına kullanılamaz. Bu nedenledir ki; yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesindeki en büyük engel, sistemdir. Başka bir anlatımla, yasama, yargı ve yürütme, büyük ölçüde, tek kişinin (başbakanın) elindedir. Milletvekili adaylarının belirlenmesinden bakanlar kuruluna kadar her şey elinin altındadır. Bilim ve sanat ödüllendirilmediği yerden göç eder. Kamuoyu desteği alınarak bu çarpıklığa son verilmelidir. Dolayısıyla enerji sorununu çözmeye yönelik bağlantısız ve bağımsız kurum bilimi ve sanatı rehber ederek kamuoyunun da desteğini kolayca alacaktır.

ÇÖZÜM

Lisans İşleri, ilgili konuların uzmanlarından oluşan Bağımsız Enerji Kurumu tarafından verilir. Bilim kılavuz alınıp, uluslararası kabul gören ölçütler uygulanır. Kurumun adı: Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özendirme Kurulu (YEKÖK). Burada görev alanlar, kesinlikle uzmanlık sınavlarından geçmek zorundadır. Hiçbir şekilde atama yapılamaz. Üretimden de paylandırılarak özerk ve katılımcı bir şekle sokulmalıdır. Sınavlar, hükümetler tarafından değil, ilgili uzmanlık dalının soru bankasını elinde tutan ve sürekli güncelleştiren merkezi bir kurum tarafından yazılı olarak yapılır.

İmar izni konusunda yürürlükte olan maden kanunu geçerli sayılabilir. Yeraltı ve yerüstü devletin olup işletme hakkını devlet kullanır. Mal sahibine bu işletmeden dolayı doğacak zararlar, yüzey hakkı olarak ilgili kurumun ilgili uzmanları tarafından belirlenecek bedel üzerinden her yıl ödenir.

1. Rüzgar konusunda son 10 yılda birinci sıraya oturan Almanya örneği, kamuoyuna gerçek yanlarıyla anlatılarak, enerjide de başbakan krallığı kırılmalıdır.

a) Almanya, ilk iş olarak dağıtım hatları, üretim ilişkileri ve yenilenebilir enerji kullanımını özendirici yasal düzenlemeleri, 1990 yılında yapar.

b) Biz de, bu bağlamda, aşağıda ana hatlarıyla verilen konuları öncelikli olarak ele almalıyız.

i. Bilimsel verilere dayalı ölçümleri hazırlayacak kişi, kurum ve kuruluşlar, istedikleri alanın sınırlarını kurumun vereceği 1/25000 ölçekli harita üzerinde koordinatlarıyla belirler. Bu alana daha önce başvuru yoksa; gerekli ölçüm izni [Araştırma Lisansı (AL)] verilir. Her izin sahası 4002 hektarla (4 km ile) sınırlandırılabilir. İzin alan da; ilgili yerde ölçüm ve gerekli çalışmaları 1.5 yılda tamamlar. Ölçümler; “The International Measuring Network of Wind Energy Institutes (MEASNET)” veya bir benzeri ölçütlere uygun olarak yapılacaktır.

ii. Ön İşletme Lisansı, Araştırma lisansının gereğini yerine getiren kişi ve/veya kuruluşa iki yıl süreyle verilir. Üretici, AL sonunda öngördüğü yıllık üretimin %20’si oranında uygulamaya geçer ve üretir. Bu aşama da, vergi dışı tutulmalıdır. Gerekli ölçüm, tasarım değişikliği ve sorunlu olan konuları da aydınlatarak, gerçeğe daha yakın kurulu güç ve üretim rakamları ortaya çıkarılır ve raporlandırılır. Bu ilk iki aşamada; harcamalar vergi dışı tutulur ve yatırımcı lisansın sonlandırılmasını isteyebilir.

iii. Son aşama İşletme Lisansı’dır. 20+20x yıl alınabilir. x= 0, 1, 2, ........ 10,11, ... İşletme aşamasında, ön işletme lisansı çalışmaları sonunda öngörülen yıllık üretimin en az %60’ını vermelidir. 2 yıl üst üste bu rakamın altına düşülmemelidir. Düşmesi durumunda, söz konusu eksik miktar kadar bölümün ödemesi piyasa ederi üzerinden yapılır. Ödüllendirme yapılmaz.

Doğaldır ki; savaş anında saldırıya uğrayarak ve/veya hiç beklenmedik bir doğal afette zarar görmesi durumunda, uluslararası düzenlemeler göz önünde tutularak hazırlanan yasal düzenlemeler geçerli olacaktır.

Öngörülen yıllık üretimin %20 üzerinde bir fazla üretim kabul edilir. Ancak teknolojik gelişmelere göre güncelleştirilerek ve bu uygulamayı belgeleyerek ucu açık artırıma gidilebilir. Hatta araştırma-geliştirme birimlerinin ürettiği buluşlar ödüllendirilmelidir.

a. Alım garantisi ilk 10 yıl için piyasa ederinin iki katı olarak verilir. İkinci 10 yıl için piyasa ederinin 1.5 katı olarak alınır. Yeni dönemde (lisans uzatma 20’şer yıl) piyasa ederi üzerinden yapılır.

b. Dağıtımda; üretim ve tüketim noktaları arasında öncelik rüzgara verilir ve masraflar dağıtım kurumuna aittir.

Kamuoyuna duyurulması gereken ana noktalar şöyle özetlenebilir.

Kyoto (1997) sözleşmesine göre, başta CO olmak üzere sera gazı etkisi yapan kirlilikleri atmosfere gönderen işetmeler nedeniyle emisyon vergisi ödeyeceğiz. Bu kaynakların başında da fosil yakıtlarla (doğal gaz, kömür ve petrol ürünleriyle) çalışan santrallerdir. Hem de bu işletmelere ödenen ücret, imtiyazlı alımlar da göz önünde bulundurulduğunda; 10 sent/kWs dolaylarındadır. Bu bağlamda yapılan antlaşmaların tutarı 500 milyar dolara ulaşmak üzeredir.

Oysa, rüzgar için kilo.W.saatine 11 sent ödense; ülke gereksiniminin 2 katı yenilenebilir kaynaklardan iki yıl gibi kısa sürede sağlanabilecektir. Böylece, iktidarı ele geçirenin güdümünde ve keyfiyetinde yüksek maliyetli ve dış kaynaklı enerji tüketimine kısa bir sürede son verilebilecektir. Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özendirme Kurulu’nun (YEKÖK) oluşturulması için ileri....! Bu onurlu uğraşta yer alan siz aydınlık dostlara en derin saygılarımızı sunuyoruz.



* Van YYÜ EDU (eğitim-enerji-deprem-ulaşım) Ulusal Çalışma Grupları adına, Başkan.