Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Demokratik Bir Ülke İçin Emekçlerin Demokrasi Cephesi

Ankara’da düzenlenen ve çok sayıda kitle örgütü, siyasal parti, sendika temsilcileriyle bilim insanı, aydın, yazar ve sanatçıların (yaklaşık 400 kişi) katılımıyla düzenlenenTürkiye Barışını Arıyor Konferansı*, çeşitli “barış inisiyatifleri” tarafından daha önce “barışçıl çözüm”, “operasyonların sona erdirilmesi ve silahların susması” talebiyle sürdürülen “barış toplantıları”nın daha ileriden ve daha geniş katılımlı bir “üst birleşimi” olarak gerçekleşti. Bu durum, konferansın, Kürt sorunu, “barış” ya da “barışçıl çözüm” üzerine geliştirilmiş öneri ve düşüncelerin tartışma platformu olarak kalmayıp, tüm emekçi ve ezilenlerin bağımsızlık ve demokrasi; sosyal, iktisadi ve politik haklarda iyileştirme mücadelesine bağlanan bir “eylem kılavuzu” olarak da değerlendirilebilecek bir “sonuç bildirgesi”nin ortaya çıkmasını da sağladı.

Kısa sayılamayacak bir süreden beri devam eden ve özellikle de son aylarda –ülke gündemine sermaye güçleri tarafından provokatif biçimlerle sokulan hedef saptırıcı tartışmalar saklı tutulursa– giderek yoğunluk kazanan “barış” çabalarının ve Türkiye’nin demokratik hak ve özgürlüklerin kazanıldığı ve kullanıldığı bir ülkeye dönüştürülmesi için yürütülen mücadelelerin ürünü olarak gerçekleşen Ankara Konferansı, uzun süredir Kürtler ve Türk kökenli ileri emekçilerle aydınlar tarafından gündemde tutulan “barış”, “barışçıl çözüm” taleplerinin daha geniş kesimler tarafından da kabul edildiğini ortaya koydu. Gerek ele aldığı konuların tüm milliyetlerden Türkiye işçi ve emekçilerinin sosyal-iktisadi, politik ve kültürel ilgi alanı içinde ve bugünkü ve gelecekteki durumlarıyla dolaysız bağlantılı olması; gerekse Türkiye’nin ilerici demokrat güçlerinin bağımsız-demokratik bir Türkiye; “demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik çözümü” talebiyle bugüne kadar yürüttükleri mücadelenin bir “unsuru” olarak Konferans platformu, işbirlikçi gericilik ve politik-askeri temsilcisi çeşitli kurum ve partilerin sermaye “medya”sıyla birlikte yürüttükleri “bölücülük ve terörizm” propagandasına ve bu propaganda eşliğinde ve onun da hazırlayıcılığında sürdürülen saldırılara yanıt olma özelliği de taşımaktadır. Bu özelliği, konferansın çeşitli “belagatlı konuşmaların yapıldığı” ve bitimiyle de sonuçlanan bir platform olarak kalmamasını sağlamış; katılımcılarının ve temsil ettikleri kesimlerin büyük çoğunluğunun, Kürt sorununun çözümüne hizmet edecek; Türk-Kürt ve öteki tüm milliyetlerden işçi, emekçi, genç ve aydınların düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, bağımsızlık, sosyal haklar ve insanca yaşanabilir gelir, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi vb. taleplerinin savunulması hedefiyle etrafında birleşebilecekleri bir “acil mücadele programı”na bağlanabilecek bir sonuç bildirgesinin yayınlanmasını olanaklı kılmıştır.

Bu “metin” ya da “Sonuç Bildirgesi”ne göre; Kürt sorununun “şiddet ve terörizm sorunu” olarak adlandırılmasından “vazgeçilmeli”; tüm Türkiye’nin sorunu olduğu “görülmeli”; “silahlı çatışmaların karşılıklı olarak acilen durdurulması”yla “Ateşkes’in kalıcılaşması, şiddetsizlik ortamının sürekli hale getirilmesi” için “barış çalışmalarının başarı kazanması”na olanak tanınmalıydı. Bunun için “ötekileştirici, yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı tüm söylemler terk edilmeli”; siyaset “şiddete yol açan ayrımcılıktan ve milliyetçilikten arınmalı”; “Kürtlerin siyasal alanın aktif özneleri olabilmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalı”; “siyasi partilerin faaliyetlerini kısıtlayıcı ve yasaklayıcı tüm yasal engeller kaldırılmalı”; “yüksek seçim barajı, adil temsilin önünde bir engel olmaktan çıkarılmalı” ve yeni bir siyasal partiler yasası çıkarılmalıydı.

Konferans katılımcılarının üzerinde “genellikle” birleştikleri bu bildirgede, Kürtlerin siyasal temsilci ve partilerinin “meşru ve gerçek muhataplar olarak” alınmaları; “yerinden yönetim” yolunun açılması; “toplumun tüm unsurları”nın “müzakerelere” katılabilmeleri için “özgürlükçü ve barışçıl siyasal iklimin” oluşturulması; “yurttaşların hukuksal eşitliği ve özgürlüğünü güvence altına alan ve onları eşit haklar ve sorumluluklar ile donatan” yeni bir Anayasa hazırlanması; kadınların “her düzeyde sivil, resmi ve siyasi kurum ve kurullarda yer almaları” önündeki engellerin kaldırılması; “bir siyasi af veya demokratik katılım programı”nın yürürlüğe konması istenmekte; Olağanüstü hal rejiminin “tüm izlerinin silinmesi” için “faili meçhul cinayetler”in aydınlatılması ve suçlu resmi görevlilerin yargılanıp cezalandırılmaları, koruculuk sisteminin kaldırılması, “zorunlu göç”ün yol açtığı yıkımların etkilerini giderecek önlemlerin alınması ve “bölge”nin mayınlardan temizlenmesi acil talepler olarak öne çıkarılmaktadır.

Konferans katılımcılarının üzerinde “genellikle birleştikleri”ni açıkladıkları ekonomik, sosyal, kültürel alanlara ilişkin talepler arasında, “bölge”de öncelikleri olan “kalkınma plan ve projeleri”nin gerçekleştirilmesi; “doğal kaynaklardan ve enerji işletmelerinden sağlanan üretim değerlerinin bir bölümü”nün bölge kalkınması ve yoksullukla mücadeleye ayrılması; tarım arazilerinin verimli hale getirilmesi için acil yatırımlar yapılması; “inkarın ve yasakların yol açtığı kültür yıkımına son verilmesi”; Kürtçe’nin “kamusal alanda serbestçe kullanılabilmesi için” yasal-hukuki düzenlemelere gidilmesi, “Kürt dili ve edebiyatının araştırılması, geliştirilmesi ve eğitimi önündeki engeller”in kaldırılması ve “çok dilli resmi hizmet ve siyasi faaliyet”in serbest hale getirilmesi vb. yer almaktadır.

Bu “ortak platform” üzerinden hareketle, halka, halk gençliğine ve halkın çıkarlarına bağlı aydınlara yönelik saldırıları gerçekleştiren suç örgütlerinin –özellikle Kontrgerilla, Jitem, korucular– dağıtılması, sorumlularının halka açık biçimde sorgulanmaları ve cezalandırılmaları; işsizlik, yoksulluk ve açlığa karşı önlemlerin alınması, istihdamın artırılması, işçi ücretleri ve “memur” maaşlarının yükseltilmesi, tarımsal alanda yol açılan tahribatın giderilmesi için üreticiye faizsiz ve düşük faizli krediler verilmesi, küçük üreticinin bankalara borcunun silinmesi vb. talepler için mücadelenin yükseltilmesi, artık daha fazla olanaklı hale gelmiştir. “Türkiye Barışını Arıyor Konferansı”nın öncelikli ve ana konu olarak ele aldığı Kürt sorununun çözümüne ilişkin taleplerin sonuç bildirgesinin ‘ruhu’nu oluşturması; bu taleplerin bağımsız-demokratik bir Türkiye için mücadele eden kitle örgütü, sendika, parti, örgüt ve çevrelerin üzerinde birleşecekleri bir demokrasi ve bağımsızlık için dönemsel mücadele programına genişletilmesini olanaklı kılmaktadır. Kürt sorununun sadece Kürtlerin özgürleşmesi sorunu olmayıp, Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu olarak da görülmesi gereği, sosyal-siyasal gelişmeler sonucu, artık daha geniş kesimler tarafından kabul edilmektedir.

Bu Konferans’ın değişik kesimlerden ve farklı politik görüşlere sahip parti, örgüt ve kişilerden meydana gelen “bileşimi”, sonuç bildirgesinde “genellikle” üzerinde birleşilen görüş ve önerilerin yer almasını kaçınılmaz kılmış; Bildirge metninin içeriğinden kolayca anlaşılabileceği gibi, talep ve önerilerin kapsam ve içerik bakımından önemli eksiklikleri buradan kaynaklanmıştır. Ancak bu anlaşılır bir durumdur. “İslamcı olanı”ndan ‘liberal-solcu’ olarak adlandırılanlara; hümanist aydınlardan Marksist devrimcilere kadar geniş bir kesimin görüşlerinin bir tür “uzlaşı belgesi” olarak, bu metin, dönemsel bir mücadele platformuna yine de dönüştürülebilecek özelliktedir ve bunun yapılması, mücadelenin ve hareketin geliştirilmesi için zorunludur. Bu ‘belge’de yer alan taleplerin gerçekleştirilmesi için yürütülecek mücadelenin başarıyla sonuçlanması, bugün hâlâ emekçilerin önemli bir kesiminin endişeyle yaklaştığı sorunların daha açık, daha doğrudan ele alınmalarını sağlayabilecek; sonuç bildirgesinde dile getirilen talepler için mücadelenin siyasal demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık, ulusal tam hak eşitliği, işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve insanca yaşanabilir ekonomik-sosyal koşulların hazırlanması için mücadeleyle birleştirilmesiyle, sermaye ve gericiliğe karşı önemli mevziler kazanılabilecektir.

KONFERANSI VE TALEPLERİ ‘İLERİYE TAŞIMAK’

“Türkiye Barışını Arıyor” Konferansı, onlarca yıldır ağır baskı ve saldırı koşullarında tutulan emekçilerin ileri kesimleriyle şoven milliyetçi-ırkçı faşist politikalardan rahatsızlık duyan aydın sanatçı, bilim insanı ve politik kesimlerin mevcut antidemokratik siyasal sistem ve çözümsüzlük durumuna, değiştirilmesi isteğiyle müdahalelerinin biçimlerinden biriydi. Bu konferansı gerçekleştirenler, Türkiye’nin demokratik bir ülke haline getirilmesiyle Kürt sorununun çözümü arasındaki bağa, bir kez daha ve daha ileriden işaret ettiler. “Barış”ı Kürt sorunun çözümü ile bağlantısı içinde ele alırken, bu konferans, katılımcılarının daha geniş ve farklı kesimlerden gelmeleri, katılımın sayısal artışı, tartışmaların kapsam ve içeriği, gördüğü ilgi ve yarattığı beklentiyle, ele aldığı sorun üzerine daha önce düzenlenmiş toplantılarla çeşitli girişimlerden önemli farklılıklara sahipti.

Konferans’ın gerçekleştiği sürecin bölgesel-uluslararası gelişmelerle bağlantılı olarak en önemli özelliklerinden biri, ülkede şoven milliyetçiliğin ve demokratik haklar karşıtlığının yoğunluk kazanmasıydı. ABD’nin bölgede sürdürdüğü saldırı, işgal ve yayılmacı politikası kapsamında Türkiye yöneticilerinin üstlendikleri taşeroncu rol, Irak Kürdistanı’ndaki “devletleşme”nin Kürtlerin ulusal kendi kaderlerini tayin mücadelesinde “sınır aşan teşvik edici tehdit” olarak algılanmasıyla Kerkük-Musul üzerinde (toprak, enerji ve su kaynakları kavgası) hak iddialarıyla izlenen politikanın ve “bölünme” üzerine kesintisiz propagandanın şovenizme güç vermesi ve seçim yılına girilmesiyle birlikte burjuva kurum ve partilerinin geliştirdikleri “milliyetçilik” yarışının neden olduğu gerginlik artışı, kontra bağlantılı saldırıların açık provokasyonlarla birlikte artış göstermesi, bu özelliklerden biriydi.

Buna karşılık olarak ise, henüz içine itildiği/çekildiği dağınıklık, örgütsüzlük ve geri düşüş durumunu aşamasa da, hakim sınıf ve hükümetinin uluslararası sermaye yedeğinde sürdürdüğü iktisadi-sosyal ve politik saldırılara karşı ezilenlerin tepkisindeki artış; bunun çeşitli biçimlerde dışa vuruluşu ve bunun da bir yanı olarak ülkenin içine çekildiği tehlikeleri fark eden ilerici aydınlarla bilim insanları ve sanatçı-yazar kesimlerinin demokrasi ve bağımsızlık mücadelesiyle bağını kurarak, Kürt sorununun çözümü için “barış” talebini daha fazla seslendirmeleri söz konusuydu.

Ankara’daki “Türkiye Barışını Arıyor” Konferansı, bu politik-sosyal “ortam”da ve öncesindeki gelişmeler üzerinden toplandı. Bu konferans; Mersin, Bozüyük provokasyonları üzerinden geliştirilmek istenen şovenist linçci politikaya karşı aydınlar ve emekçilerin ileri kesimleri içinde geliştiren tepkilerin bir aydın bildirgesinin ortaya çıkmasını sağlaması, 324 aydının bunu bir deklarasyon olarak açıklamaları ve çeşitli yerel platformlarda sorunun ele alınması gibi girişim ve gelişmelerin ardından gerçekleşti. Konferans’a katılımın değişik politik kesimlerle yazar, aydın, sanatçı ve bilim çevreleri bakımından önceki toplantılara göre daha yoğun olması; tartışmalara ilginin artması ve konferans sonrası çeşitli çevrelerden yapılan açıklamaların bu ilgi artışını ortaya koymasında, ülkede son yirmi-otuz yıldır yaşanan gelişmelerde Kürt sorununun tuttuğu yer ya da çözümsüzlüğüyle yol açtığı sonuçların daha geniş emekçi ve aydın çevreleri tarafından görülmesinin rolü vardı. Uzun süredir her tür demokratik talebin “bölücülük” gerekçeli reddedişle karşılandığını gören ileri emekçilerle aydın-bilim insanı çevreleri, demokratik bir ülkenin kuruluşu ile Kürt sorununun çözümü arasındaki ilişkiyi daha iyi görüyor ve şoven-ırkçılığın yükseltilmesine, CHP-MHP başta olmak üzere, sermaye partileri yönetimlerinin şoven milliyetçi yarışa girişerek sorunu istismarı sürdürmelerine, sermayenin emrindeki yazar-bilimci ve sosyologların işbirlikçi gericiliğe daha güçlü bağlarla bağlanarak ırkçı-şoven propagandayı yoğunlaştırmaları ve bütün bunların kaynağı ve nedeni olarak Kürt sorununu –“terör ve bölücülük sorunu” söylemi sürdürülüyor– göstermelerine ve özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinin ihanetle eş sayıldığı bir anlayışın egemen kılınmasına karşı mücadele ihtiyacı duyuyorlardı. Bu konferans, ısrarla sürdürülen şoven milliyetçiliğin ve inkarcı baskı politikasının emperyalist istismarla birlikte taşlarını döşediği bir Kürt-Türk çatışması tehlikesine; halkların birbirlerine kırdırılması olasılığına karşı, hak eşitliği ve demokratik bir siyasal sistem isteğiyle verilmiş “halkçı” bir yanıt özelliği de taşımaktadır. “Türkiye Barışını Arıyor” Konferansı’na, öncesinde ve değişik illerde yapılan toplantı, panel vb. etkinliklere göre daha büyük bir ilginin gösterilmesi; bu konferansın ve sonuç bildirgesinin daha geniş kesimler tarafından önemsenmesi, bu gelişmelerle doğrudan bağlantılıdır.

Konferans katılımcılarının gerçekleşmeleri için mücadele etmek üzere anlaştıkları talepler, açıktır ki, daha da geliştirilebilir/genişletilebilir özelliktedirler. Eksiklik ve zayıflıklarından hareketle böyle bir ihtiyaçtan da söz edilmelidir. Ama yapılması gereken, öncelikle bu taleplerin sahiplenilmesi üzerinden bir demokratik mücadele platformu etrafında tüm işçi, emekçi örgütleriyle ilerici-halktan yana aydın bilim insanı, yazar ve politik çevrelerin mücadele ve eylem birliğini sağlamak; bu birliği, bağımsızlık ve demokrasi cephesi olarak örgütlenmeye genişletmeyi başarmaktır. Bu özellikteki bir mücadele cephesinin fabrika, işyeri, okul ve birim, kurum ve yerleşim alanı, semt, mahalle ve kentlerde en geniş katılımla örgütlenmesi emekçi hareketini ileriye götürecektir.

Böylesine bir mücadele platformu, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler yılına girmiş olmasıyla bağlantılı olarak bir “seçim ittifakı”na indirgenemez ve onunla sınırlı tutulamaz. Seçimlerde işçi sınıfı, emekçiler ve tüm ezilenlerin talep ve tutumlarının en ileriden ve gerçek temsiline hizmet edecek, Kürtlerin siyasal iradesine ambargo konmasını önlemeyi hedeflerinden biri olarak alacak bir güç birliğine gereksinim olduğu kuşkusuzdur. Ankara “Barış Konferansı”nda bir araya gelen kitle örgütü, parti temsilcileriyle aydın-bilim insanı çevrelerini ve bunların temsil ettikleri kesimleri de kapsayan daha geniş bir “seçim bloğu”nun oluşturulması dahil, emekçilerin ve ilerici güçlerin demokratik-bağımsız bir ülkenin kuruluşuna hizmet eden daha ileri birliğine ihtiyaç elbette artmıştır. İşçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, kent ve kır yoksullarının, işsizlerin, gençlerin ve aydınların ilerici-demokratik, anti-emperyalist hareketinin bir toplumsal devrimci değişim yönünde geliştirilmesi, önümüzdeki zorunlu görevdir. Mevcut siyasal-sosyal ve iktisadi sistemde, işçi ve emekçiler başta olmak üzere ezilenlerin yararına hak kazanımı, haklarda iyileştirme ve durum değişikliği, çünkü, ancak güçlü birlikler aracıyla sağlanabilecektir. Demokratik bir platform üzerinde ve dönemsel taktik bir mücadele programı etrafında bir araya gelme başarılamazsa eğer, “güç, zaman ve maddiyat”ın “çar çur edilmesi” kaçınılmazlaşacak; “ayrı ayrı kulvarlarda” yürüyenlerin eylem ve mücadelelerinin “toplamı”, sermaye ve hükümetiyle öteki kurumları üzerinde, onları geri püskürtecek etkiyi sağlayamayacaktır. Sınıflı ve çok uluslu toplumlarda “ayrı ayrı kulvarlarda” yürüyen parti, örgüt, kuruluş, çevre ve kişilerin varlığı “işin doğası gereği” olmakla birlikte, “ayrı ayrılar”ın her birinin önemsediği ve kazanılması için mücadele ettiği talep ve hakların önemli bir kesiminin aynı oluşu, birlikte hareket etmeyi hem zorunlu hem de olanaklı kılmaktadır.

Türkiye Barışını Arıyor Konferansı”nda bir araya gelenlerin çok büyük çoğunluğunun “ortak iradesi”nin, bir “çekim merkezi” arayışındaki emekçilerin isteklerine uygun olarak yararlı sonuçlar doğurması da, ancak ezilenlerin bu güçlü cephe birliğine hizmet edecek bir çalışmanın örgütlenmesiyle mümkün olacaktır. Halk kitleleri, sermaye partileri ve kurumları, güçleri karşısında, “umut olarak görebilecekleri” ilerici-demokrat-devrimci parti, örgüt, sendika ve öteki kitle örgütleriyle gençlik ve aydın kesimlerinin oluşturacağı “gözle görülür-elle tutulur” bir “güç merkezi”ni önemseyecekler; bu “merkez”i, etrafında bir araya gelmeye değer göreceklerdir. Halkın ve ülkenin çıkarlarına karşı sorumluluk, bir mücadele cephesinde bir araya gelme “fikri”nin ötesine geçip, bunu gerçekleştirme eylem ve çalışmasını öne almayı gerektirmektedir. Ülkenin durumu ve emekçi hareketinin ihtiyaçları bunu zorunlu kılmaktadır. İleri işçi ve emekçilerin, ilerici aydınların, bilim insanlarının ve emekçi örgütlerinin daha aktif bir rol üstlenmeleri zorunludur. Kürt sorununun aslında bir Türk sorunu, Türkiye sorunu olduğu gerçeğini tüm ezilenlerin daha iyi kavramalarına yardım edecek aydınlatma faaliyeti genişletilmeli, bu amaçla düzenlenecek panel, toplantı, sempozyum vb. gibi çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır.

İzlenen politikalarla “kangrenleşmiş bir sorun” haline getirilmiş Kürt sorununun, bir konferans platformundaki tartışmalar üzerinden belirlenen talepler listesinin ilanıyla çözülmesinin beklenemeyeceği açık olmakla birlikte, bu talepler için mücadelenin başarıyla sonuçlanması, sorunun çözümü için yolu da açacaktır. Şoven milliyetçilik, bugün özellikle Türk kökenli emekçilerin sermayenin halk düşmanı politikalarına yedeklenmelerini sağlamak için kışkırtılmakta ve esas olarak “Kürtlerin ve ulusal haklarının yok sayılması” düşüncesi üzerinden geliştirilmektedir. Bu politik akım ve hareket, emekçilerin dil, din, milliyet kökeni ayrımı üstünden parçalanıp bölünmesine hizmet etmekte; işçi-emekçi mücadelesinin etkisizleşmesine yol açmaktadır. Şoven milliyetçiliğin güç kazanmasıyla Kürt sorununun çözümüne dair girişimler baskı altına alınmakta; demokratik siyasal hakların kazanılması ve kullanılması için yürütülen mücadele “bölücülük” suçlamasıyla zayıf düşürülmektedir. Bu etkiyi kırmak ve emekçiler yararına demokratik bir değişimin yolunu açmak için her olanağı değerlendirmek zorunludur. Sadece şoven gericilik güç kazanmıyor. Onunla karşıtlık içinde, emekçilerin yurtsever, anti-emperyalist ve demokratik mücadelesi de gelişme ve güçlenme eğilimi gösteriyordu. Büyük sermayenin çeşitli politik-askeri kurumlarıyla tekelci ve burjuva basın-yayın organ ve aygıtlarının sürdürdükleri şovenist Kürt ve Ermeni düşmanı politika ve propagandanın ürünü olan ve “milliyetçi duygularla işlendiği” söylenen cinayetler”in –Hırant Dink’in kontra organizasyonuyla katli– yüz binlerce emekçi, genç ve aydının katılmasıyla protesto edilmesi, bunun göstergelerinden biridir. Bu, daha da ilerletilebilir.

Sonuç bildirgesinde yer alan ve diğer demokratik taleplerin yasal-Anayasal güvenceye bağlanması ve emekçilerin koruyucu-geliştirici gücünün teminatına alınması; bunun bir yanı olarak, işçi ve emekçilerin ve Kürtlerin iradelerini serbestçe ortaya koymalarını sağlayacak yeni bir Anayasa ve seçim-siyasi partiler yasasının çıkarılması için mücadele zorunludur.

“Türkiye Barışı Arıyor” Konferansı sonuç bildirgesiyle açıklanan taleplerin, çeşitli platformlarda, semtlerde ve yerleşim alanlarında, fabrika ve işyerlerinde, okullarda ve kurumlarda geniş emekçi, aydın ve gençlik çevrelerinde tartışılması ve bir mücadele programının talepleri kapsamında değerlendirilmesi, bugün, öncesine göre daha fazla önem kazanmıştır. Sonuç Bildirgesi’nde yer alan taleplerin daha geniş aydın kesimleri, ilerici demokrat çevreler, emekçi örgütleri ve sendikalar içinde daha büyük bir destekle savunulması ve böylece ilerici, demokrat yurtsever aydınlarla bilim insanlarının, yazar ve sanatçıların, yerel düzeydeki sendikacılarla emekçi örgütleri yöneticilerinin “demokrasi mücadelesinin yerel güçlerini oluşturmak” üzere mücadeleye çekilmeleri ve işçilerin, emekçilerin, halk yığınlarının en geniş kesimlerinin bu taleplerin savunulmasıyla birlikte demokrasi ve bağımsızlık programı etrafında birleştirilmesi için yürütülecek çalışma belirleyici öneme sahiptir. İleri işçi ve emekçilerle sınıf partisi ve öteki tüm demokratik güçler, bu taleplerin savunulması için “kürsü”yü doğrudan fabrikalara, hizmet kurumlarına, semtlere, mahallelere, sendikalar ve öteki emekçi örgütlerine kurarak, ezilenlerin yerel ve merkezi düzeylerde birliği için mücadele etmelidirler. Emekçi kitlelerinin birleştirilmesi ve ortak talepler etrafında harekete geçirilmesi için yeni ve uygun örgüt biçimlerinin geliştirilmesine ihtiyaç artmıştır.

------------

(*) “Barış” olarak tarif edilen, Kürt sorunu kaynaklı askeri-polisiye baskı ve saldırılarla operasyonların; bunların neden olduğu çatışmaların durdurulması; asker-polis ve PKK’lı çatışmasının yol açtığı moral-manevi ve maddi tahribatların giderilmesi için gereken koşulların sağlanmasıdır. Bunun halkın talebi olarak şekillenmesi  ve öne çıkmasında, son 20-30 yılın ağır baskı ve saldırı koşularının; sermayenin ve onun yönetici kurumları olarak çalışan politik-askeri vb. güçlerin “bölücü terör” gerekçeli olarak yürüttükleri baskı politikasının yol açtığı “moral-manevi yorgunluk” önemli rol oynamıştır.