Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Sunu

Yine Denizlerle birlikte olduğumuz bir Mayıs ayını geride bıraktık. Antiemperyalizmleri ve bağımsızlık mücadeleleri, demokratik talepleri ve demokrasi mücadeleleriyle, ama ille ki, halka bağlılıkları ve halka kan kusturan iktisadi, siyasal vb. tüm haksızlıklarla uzlaşmazlıkları, sosyalizm özlem ve tutkularıyla Denizleri bir kez daha andık.

Geçen yıl “Hatırla Sevgili” dizisi vardı ve Denizlerin çağrısıyla toplanan kalabalıkların diziye ve etkisine bağlanma eğilimi yaygındı. Hiç etkisi yok değildi kuşkusuz. Ama ya bu yılki, geçen yılı aşan kalabalığa ne demeli? Denizlerin, hele kapitalizmin tahammülü zorlaşan krizi koşullarında giderek daha geniş kesimlerin, ama en önce ve ağırlıklı olarak gençlerin aklına düşmesinde şaşılacak şey olabilir mi? Sınavıyla, dershanesiyle, demokratik olmayan müfredatı, yönetimi ve üstelik bir de paralı olan eğitimiyle lise ve üniversitelerde öğrencileri, sanayide ilk elde topun ağzına sürülen işçi ve yoksul mahallelerini dolduran işsiz gençleri Denizlerin çağrılarının hareketlendirmesinden doğalı var mı?

Ve öğrenci gençlerin, kriz koşullarında daha bir ağırlık kazanmadan edemeyecek yüzlerini emeğe dönmek ve emekçilerle birleşme eğilimleriyle, tıpkı Denizler gibi davranmaya yönelmekten, öyleyse onları daha fazla hatırlamaktan başka çareleri kalmıyor. Evet, Denizleri Denizler yapan, bağımsızlıkçılıkları ve demokrasi kavgası yürütüyor oluşlarıydı da; ama hepsinden çok ve önemli olarak işçi ve emekçilerle birleşme eğilimleri ve sosyalizm özlemleriydi. Mücadelelerinden gerekli dersler çıkarılmıştır. En başta, son sözleriyle Deniz Gezmiş, bu derslerle yoğrulmuş, Türkiye Devrimi’nin programı niteliğindeki çağrısında dile getirmiştir. Bunlardan ikisi, “Yaşasın işçiler ve köylüler” ve “Yaşasın Marksizm-Leninizmin Yüce İdeolojisi” sloganları, Marksizmin kılavuzluğuna ve devrimin kitlelerin eseri olduğuna dairdir.

Öyleyse krizin yüklerine karşı, işsizliğe karşı, sefaletin derinleşmesine karşı, ücretlerin düşürülmesine karşı ve başka hangi somut karşıtlıktan başlarsa başlasın güncel mücadelenin, kapitalizmin devrilmesi için mücadelesine bağlanmadan edemeyecek olması gibi, Denizleri akıllara getirmemesi de olanaksızdır. Üstelik bir de IMF tartışması yaşanırken.. Üstelik bir de Kürt sorunu çözüm dayatırken.. Üstelik giderek demokratik talepler daha can yakıcı hale gelirken.. Yani bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi de aciliyet kazanırken…

Mayıs’ın ardından yeni bir yaz dönemine giriyoruz. Özellikle gençlerin, eğitsel yönüyle de bu dönemi en verimli biçimde değerlendirmeleri önemli. Bu, 2009 Kampı’nın önemini de artırıyor. Ama krizin yüklerine karşı mücadelenin yazı iyice ısıtacağı da görülüyor.