Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

HAZİRAN SAYISI ÇIKTI!

Mayısın bu yılki konusu, 6, 18 ya da 31 Mayıs değil, ama Soma’ydı. 301 madencinin yaşamına mal olan katliam! İş cinayeti!
Tarihlerden 13 Mayıs’tı.
Mayıs’ın bilindik tarihleri tabii ki önemli. Ne Denizler unutulacak ne de bir gençlik hareketi olarak başlayan ’68 halk hareketi. Ama bu kez tümü Soma’da madendeydiler. Kendi başlarına, yapayalnız ve tecrit edilmiş değillerdi. Hiç olmamışlardı, ama bu kez başkaydı. Yalnızca coşkularının çocukları da değillerdi. Olanca halka adanmışlıkları, dertlerini dert, acılarını acı bilmeleriyle, orada, ocakların taa içindeydiler. Sungurlarsız, Kavelsiz, 15-16 Haziransız edememişlerdi. İşçi evlerinde yatar kalkarlardı. Sendikaların temsilci odalarında, grev boylarında, fabrika işgallerdindeydiler. Somasız da edemediler. Onların Soma’ya, Soma’nın onlara ihtiyacı vardı.
Tam bir katliamdı Soma! Dile kolay, tam 301 madenci kâr hırsına kurban edilmişti. Devlet ve patron el eleydi. Bakmayın tüm suçun Soma Madencilik Holding’in sırtına yıkılmasına. Yasaya açık aykırılık oluşturarak, devlet, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı devlet işletmesi TTK eliyle, Soma ocaklarını Soma Madencilik’e taşerona vermişti. “Hizmet alımı” yoluyla! Yasaktı, “asıl iş” taşerona verilemezdi; ama vermişler, üstüne, müfettişlerine, denetlemeden, yarım saat içinde “olumlu” raporu da verdirtmişlerdi! Müfettiş, şirketin bir müdürünün eniştesiydi. Olmasa da fark etmezdi!
Oysa kömür neredeyse bir aydır yanıyordu. Belliydi ki, patlama geliyordu! Kârların tatlılığıyla aldırılmadı. Ne olurdu ki? En çok birkaç işçi ölürdü! Bir kez ağzından kaçırsa ve sonra yutsa da, Başbakana göre “işin fıtratından”dı! “Kader”di! Zaten Çalışma Bakanı’nın ikrar ettiği gibi, “köle” değil miydiler?

Başta taşeronluk, esnek çalışmanın kıskacında tahammül edilmez çalışma ve yaşam koşullarına mahkum edilmişliklerinden kimse haberdar değilmiş gibi, timsah gözyaşları döküldü. Ne esnek çalışma yasalarını çıkaran ve madeni taşeron şirkete devreden, neoliberal politikaların uygulayıcısı Hükümet.. Ne eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın küfürbaz kardeşinin şube başkanı olduğu Kızılay gibi sair kurumlarıyla burjuva devlet.. Hatta ne şirket haberdardı maden işçisinin durumundan! Her konuya maydanoz anlı şanlı telovole iktisatçıları duymamışlardı! “Elvada proletarya”cı çokbilmişler, E. Özkök ve eski TKP propagandisti O. Baydar gibileri de hem duymamış hem ilgilenmemişlerdi! Sahte günah çıkarmalar sökün etti.

Ama Soma maden işçisi sadece acılarıyla değil, ağır mı ağır gövdesiyle şöyle hafiften de olsa kımıldayışıyla.. Önce “fıtratında olan” Mafya Babası gibi ağırdan “volta atışı”, ardından yumruk ve tokatıyla üzerlerine yürüyen “tek adam”a yönelik yuhlu, eylemli protestoları.. Ardından konuşmaya başlaması.. Üstelik birlikte konuşmaya ve eyleme geçişi.. Sarı sendikayı basıp satılık bürokrat sendikacıları istifaya zorlayışıyla.. Ülke çapında yarattığı hareketlenme ve proletaryanın dört bir yanda iş bırakıp sokağa dökülmesiyle.. Ucundan ve henüz hafiften gelip ülke gündemine oturdu. Bunca kafa karışıklığı ve örgütsüzlüğüne rağmen! “Uyuyan dev” derinden ses vermekteydi. Duyuldu.
Ve Denizler yalnız acılarında değil, hareketlenişinde de birlikteydiler onlarla. “Sonsöz” boşuna “Yaşasın işçiler, köylüler” değildi!
Sadece Denizler değil, en temel yönü özgüveniyle Gezi de hareketlenme belirtileri gösteren proletarya ile birlikteydi. Üst üste birikmekteydi. Gezi’de sınıf olarak olmayan proletarya, şimdi katılmaktaydı. Bundan böyle.. Nasıl “Gezi yaşanmamış sayılamaz”sa, nasıl “Gezi’den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”sa.. Soma da yaşanmamış sayılamaz. Zaten olmazdı, ama artık pratik geçerliliğe de sahiptir: proletaryasız hiç hesap yapılamaz!
Soma’dan iki sonuç çıkarılabilir: “Elveda” Türkiye toprağında da pratik olarak tarih olmuştur: “Yeniden hoşgeldin proletarya”! Bir; artık başka herkesin reddettiği, “eski kafalılık”larıyla bir tek proleter devrimcilerin dönüştürücü tarihsel özne oluşuna vurgu yaptıkları proletaryanın sökün edişiyle moralimiz yükselebilir. İki; ama yeterli değildir. Yüksek moralle sarılınacak artık göreve. Görevse bellidir: Muhafazakarlık, liberalizm, bürokrasi –burjuva gericiliğin tüm biçimlerine karşı uzlaşmaz mücadele içinde proletaryanın sosyalist bir sınıf olarak örgütlemesi için elden geleni arda koymamak.. “Sonsözü”nde Deniz’in çağrı yaptığı “Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi”nin gösterdiği doğrultuda politik mücadeleye hız vermek.

İÇİNDEKİLER

Soma katliamı, suç ortakları ve işçi sınfı mücadelesi
Fatih Polat


Taşerona Karşı Birleşik Sınıf Mücadelesi!
Sinan Alçın


Taşeronluk hâkim istihdam biçimine dönerken soma’nın hatırlattıkları*
Dr. F. Serkan ÖNGEL


Bir yılın ardından gezi direnişi
Ümit Selçuk


Antisosyal, antidemokratik ve militarist AB’ye hayır
CIPOML Bölge Konferansı

İkinci seçim...
Cumhurbaşkanı kim olacak?

Kadir Yalçın

Wallerstein eleştirisi - 1
Söylemden gerçeğe wallersteincı analiz ve açmazları

Y. Yılmaz KARATAŞ

Bugünün ihtiyaç olan nedir?
Ali YAŞAR

Hukuk ve hukuksuzluk üzerine...
Av. Hicran Danışman