“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Mart Sayısı Çıktı!

“Ha PKK ha PYD” denmişti ve “ikisi de terör örgütü”ydüler, ama, Amerikan çıkışlı olarak NATO ve BM kararlarıyla “terör örgütü” ilan edilmiş olsa ve Türkiye de mecburen öyle saysa bile, IŞİD’e “terör örgütü” demeye bir türlü diller varmıyordu.
IŞİD’in açıktan tehdit ettiği Süleyman Şah Türbesi ve başında kurulu Saygı Karakolu kaçırırcasına ve arkaya bakmadan alınıp getirilmiş, sınırın hemen dibine konmuştu, ancak devletin başındakiler hala IŞİD’le “terör örgütü” sözcüklerini yan yana getirmiyor, ideolojik kardeşliğe toz kondurmuyorlardı.
PYD ise, Süleyman Şah’ın mekan değişikliğinde yardımı istenmesine rağmen, “terör örgütü” titrini koruyor. Çünkü PKK’nin “uzantısı” varsayılıyor. PKK’ysa; onca görüşmenin ve iki yıla varan saldırmazlık “paktı”nın ardından hala “terör örgütü”!
“Çözüm süreci” deniyor, hatta liderinin durup dururken PKK’ye kongre toplama ve “silah bırakma” çağrısı yapacağı iddia ediliyor; ama herhalde silah bıraktığında bile “terör örgütü” olmaktan kurtulamayacak!
“Çözüm süreci”... “Süreç” adına ileri sürülenler, hükümetin ülkeyi, zorun yanı sıra sadece ama sadece yalana dayalı olarak yönetme uğraşında olduğunun temel bir kanıtı durumunda. Bir süredir bütün bir “yandaş medya” ve kiralık kalemleri, HDP Heyeti’nin tanıklığıyla, İmralı’da konuşulanlar bambaşka olmasına rağmen, “Öcalan silah bırak açıklaması yapacak” diye tutturdular, Öcalan’ı baskılamaya ve yapmamasının “suçu”nu Kandil’e ve arada iletişimi sağlayan HDP Heyeti’ne yıkmaya çalışıyorlar: Öcalan istiyor da Kandil istemiyor.. HDP taraftar değil... Yoksa Öcalan’a kalsaymış çoktan çözülecekmiş!
Ne çözülecekmiş? PKK’nin silah bırakması sorunu çözülecekmiş! Peki, PKK neden silaha sarılmış, bunun da ötesinde neden ortaya çıkmış? Ava çıkan avcılar mıymış? Dağa ot toplamaya mı çıkmış? Spor olsun diye mi? Rivayet muhtelif kalıyor, ancak Türkiye’yi yöneten beyler, PKK’nin ortaya çıkma ve silaha sarılmasını Kürt sorunuyla ilişkisizlendiriyorlar. PKK “Kürt örgütü” değil, ama ne olduğu belirsiz bir “terör örgütü”! Kürt halkına reva görülen eşitsizlikler böylece üstü örtülmüş ve silah sorunu şu kişiyle bu kişinin isteği ya da isteksizliğine havale edilmiş oluyor.
Oysa yandaş basının kiralık kalemleriyle sınırlı kalmayıp hükümet katından da dile getirilen “Öcalan’ın yapacağı silahsızlanma çağrısı”, İmralı’da görüşülüp tartışılmış şarta bağlı bir olgu. Yapılmayacak değil, yapılacağı belirtilmiş, ancak öncelikle 10 maddede ifade edilmiş başlıklarla müzakerelerin başlaması gerekiyor ki, başlıklar doğrudan ülkenin demokratikleşmesiyle ilgili.
Özeti şu ki, ülkenin demokratikleşmesi konusunda adım atılmaya başlanmadan, bu adımlar tartışılıp kararlaştırılarak yasaya bağlanmasının ucu görünmeden PKK’nin silahsızlanması sorunu gündeme giremez ve kimse silahsızlanma çağrısı yapmaz, yapamaz.
Peki, gidişat ülkenin demokratikleşmesi yönünde mi tersi yönde mi?
Hükümet cenahında “PKK silah bıraktı/bırakacak” yalanından fayda umulurken, müzakereleri çoktan yapılmış, maddeleri bile belirlenerek Meclis’in gündemine getirilmiş bir başka hazırlığın kuvveden fiile aktarılışı yaşanıyor. AKP, kavga döğüş, erkek vekillerin kafalarını ve kaburgalarını kırıp birini merdivenden aşağı atarak ve kadın vekilleri de açıktan darp ederek, “İç Güvenlik Paketi” olarak tanımladığı polis yasasını çıkarmaya uğraşıyor.
“Reform” dediği bu polis yasasıyla tek adam/tek parti diktatörlüğünün taşlarını döşüyor: Arama ve dinlemelerde yargıcın yerini mülki amir ve polis alıyor; zehirli gazdan korunma amaçlı olarak bile yüzün örtülmesi suç ve te rör örgütü üyeliği sayılıyor, düşünceyi hele toplu olarak ifade etmek olanaksızlaştırılıyor, sanal iletişim polis marifetiyle yasaklanabiliyor ve bütün bunlar, sanki zaten suç değilmiş gibi, Molotof ve Bonzai kullanmanın “yasaklanması” kaygısının ardına gizleniyor!
Halkın sırtına indirilecek sopalar öncelikle vekillerin sırtında deneniyor, bu “reform” sayılıyor, “özgürlüklerin korunması için” olduğu söyleniyor. Sonra “çözüm sürecine bedenlerin konulduğu” sakızı çiğneniyor!
Yalan hükümet tarzı kılınmış durumdadır!

 

-İç Güvenlik Paketi’ne karşı mücadele hak ve özgürlük mücadelesidir – İhsan Çaralan

 

-Maddelerle İç Güvenlik Paketi – Kamil Tekin Sürek

 

-2015 Newroz’u: mücadelede yeni bir aşamaya doğru –Y.Yılmaz Karataş

 

-Yunanistan seçimleri ve Syriza Hükümeti’nin değerlendirmek – Seyit Aldoğan

 

-Sağ popülizm, AKP’nin söylemi ve emekçilerin mücadelesi – Yusuf Akdağ

 

-Dünya ekonomisinde ayrışan eğilimler – Murat Birdal

 

-Petrol, Ruble ve Rusya nereye? – C.Erman