Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

“Bu istem [eşitlik], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”

F. Engels, Anti-Dühring'ten

Özgürlük Dünyasının Şubat/250 sayısı çıktı

“Paralel devlet” denen şey!
Kadir Yalçın

Ukrayna’da olan biten ve halkın seçeneği
Mithat Fabian Sözmen

Kapitalizmin “anneliği”
Sevda Karaca

Çin’de “Sosyalizm ve Günümüz Dünyası” Konferansı
Cengiz Mahir

Oportünistlerin tuhaf "diyalektiği"
J.Romero

Weberyan ‘çoklu’ sınıf yaklaşımının eleştirisi
Arif Koşar

Biyolojinin gözünden insanın kökeni ve ırk sorunu

Kenan Ateş

 

 

SUNU

“17 Aralık komplosu”yla hükümete karşı “darbe” düzenleyen “o” savcı ve yargıçlar, elbette görevden alınarak, oradan oraya sürülmeyi ve yeni bir HSYK düzenlemesiyle zapturapt altına alınmayı haketmişlerdi! Siz misiniz bakanların oğullarının ve hele Bilal oğlanın yakasına yapışmaya tevessül eden? Bu ne cesaret! “Hukukun üstünlüğü”ymüş! Olur mu, bu “üstünlerin hukuku”dur; devletin “müesses nizamı”nı değiştirerek, onu “ananas” ya da “yargıçlar devleti” haline getirmeye kalkışanlar ve o meş’um örgütleriyle, “Haşhaşinler”le hiçbir uzlaşma olamaz! “İnlerine kadar” gidilecek, derdest edileceklerdir! Tutum budur, talimat da bu.Elçiler toplanmış, onlara da emir buyrulmuştur; gidecekler, görev mahallerinde, Allah ne verdiyse, sallayacaklardır! İnananın bir yüzü kara, inanmayan “zenci”!Başbakan nasıl da inandırıp ikna etmiştir Avrupa’nın “patronu” yüksek yöneticilerini. “Komplo” ve “darbe”yi ballandıra ballandıra anlatmış ve “olur mu hiç?” diyen çıkmamıştır! Bal gibi inanmışlardır! Elçiler ibret almalıdır Başbakanlarından. Ne ayakkabı kutusu ne de kutulardaki paraların sözünü etmiştir Avrupalılar. Anlamışlar ve korkmuşlardır!Ya Başbakan koruması altındaki MİT’in TIR’larını Avrupa’ya doğru da sürme emri verirse halleri nice olur, düşünmüşlerdir. İyi geçinmek zorunda olduklarını görmüşlerdir, yaman “delikanlılık” karşısında.
Gerçi Başbakan da Gül’le görüşüp HSYK tasarısını geri çekme sinyalleri vermiştir, ama olsun, Avrupalılara ve söylediklerine biraz değer veriyor görünmekten fazla zarar gelmez diye düşünmüştür. Ve dönüp Ergenokoncularla Balyozculara eski kıdemli yargıçlardan olan S. Ertosunlu, A. Yalçınkayalı heyetle yeniden yargılanma olanağı sağlamayı öngörmektedir. Delikanlılığın şanındandır! Sıkışırsan, manevra yapacaksın. “Onda dokuzu kaçmaktır” diye boşuna dememişler! Üstelik daha kaçmamaktadır. Kavgadadır. Amerika.. Avrupa.. En son sesleri fazla üst perdeden çıkan TÜSİAD’la.. Darbeci ananasçılarla fazla gerilmişlerdir. Halkla, Gezi’den bu yana zaten iyice gergindir aralar. Altısını öldürmüş, onlarcasını yaralamışlardır. Üstelik sanki “paralelcilerin komplosu” gibi görünmektedir, ama Roboski’ye sabaha karşı gözaltı için saldırmışlardır! Ve bütün münafıklığın “komplocu” Cemaatçilerden geldiğini, kendilerinin mağdur mu mağdur olduğunu tekrarlayıp durmaktadırlar.
Cenevre-2 Görüşmeleri’nde de yiğitlenmişlerdir. Suriye’ye TIR’larla sevkiyatla kalmamış, Cenevre’de de Suriye rejimiyle hesaplaşmayı sürdürmüşlerdir. Dünya bir tarafa Türkiye bir tarafa, bunu herkese göstermişlerdir. Tecrit olmuşmuşuz, önemli değildir, “nitelikli yalnızlık”tır. Herkes birbirini tartarken, Amerikası Rusyası hesap üstüne hesap tazelerken, “biz”, Davutoğlu’nun atadan kalma fikirleriyle aslanlar gibi diklenmişizdir! “Esad’lı geçiş asla olmaz”mış! Davutoğlu’nun sonunda Kerry’e de söylettiği bu söz, yarın yenecek değildir; daha Cenevre’nin rejimle görüşmeler olarak başlaması kararlaştırıldığında yenilip yutulmuş göstermelik bir yutturmacadır.
Ve delikanlılık Meclis’te de sürdürülmektedir. Önce tekme ve ardından yumruklarla AKP’li vekiller cengtedir! Darbe üstüne darbe vurmaktadırlar muhalefete. Darbe öyle olmaz, böyle olur demiş olmaktadırlar.
Ve “komplo” teorisiyle hükümete yönelik “darbe” düzenlendiği iddiasının inandırıcılığı giderek artmaktadır. “Paralel devlet” teorisyenlerine yenileri katılmakta, “yetmez ama evet”çi yeni yeni bir “zümre” türemektedir. Ee, nasıl olmasın, istediğini istediği yere sürme yeteneği veren siyasi gücün üstüne koyun medya gücünü, ekleyin yanına vergi cezaları kesme olanağını, tekvando ve bokstaki üstünlüğü de katarsanız, ayakkabı kutularındaki paralar konuşulmaz olup unutulacak.. “Paralellikler” üzerine kafa patlatılır olacak.. Yalan yanlış davranışlar.. Kafa karışıklığı ya da kısa günün kârı oportünizmiyle hükümete yakın durmalar yayılacaktır.. yayılmaktadır.Çete, eyvallah, burjuva devletler, çetesiz edemezler; şimdi de ülkenin dört bir yanı çete doludur. TIR eskortu çetelerden tutun, Roboski gözaltıcılarına kadar.. Gezi’de katillikten kaçınmayanlardan alın, Dubai tatilcilerine kadar. Eskiden “derin devlet” denirdi; oysa “derin”i ve “sığ”ıyla hepsi tek bir devletti; kirli paslı işleri gizli kapaklı gören özel örgütler kullanılırdı sadece ve bunlar çete tarzı örgütlenirlerdi. Şimdi de öyledir. İktidar blokunun parçalanmasıyla birden fazla amaca sahip, birbirinden farklı ve farklı merkezilenmiş çetelerden söz etmek farz olmuştur; geçici durumdur.
Ve ne çeteler ne de “paralellik” iddialarıyla iki taraftan birine yakın durulabilir! Hiçbir gerekçeyle biri diğerine tercih edilemez! Ne mağdurdurlar.. Ne demokrasiden milim nasiplerini almışlardır.. Ne de millidirler!